Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kuvveti ihlasta bilmek
–Metin Karabaşoğlu

[*4.669 yazı içinden]

Felaket sendromu veya insan bu dünyaya mutlu olmak için mi gönderilmiştir?

Yazara Mesaj Gönder

BAZI AYET, hadis veya Risale bahislerini cımbızlayarak almak zaman zaman bizi onulmaz bir felaket sendromuna sürükleyebiliyor. Hani o imtihanın çok şiddetli olduğu, âhir zamanda yaşadığımız, kıyametin yaklaştığı ve her şeyin git gide daha da kötü olduğu sendromları… Birçoğumuzun zaman zaman yakasına yapışarak hayatı, kendimizi ve her şeyi kötü gösteren karamsarlık.

Hislerimiz bazen bizi dinlemez olup çıkıyor. Aklımız her ne kadar bize doğru yolu gösterse bile, duygularımız genel gidişata kendisini bırakabiliyor. Çıkmaz sokaklar, ümitsizlikler, “benden bir şey olmaz” düşünceleri kafamıza, tüm vücudumuza hücum edip duruyor. Bütün vücudumuza diyorum, çünkü böyle zamanlarda her şeyimizle kısmi bir felç hali yaşıyoruz. İçimizden hiçbir şey yapmak gelmiyor, kaslarımızı uyuşmuş gibi hissediyoruz. Gözlerimizi kıpırdatacak, elimizi kaldıracak, bir işe başlayacak halimiz kalmıyor. Zaman zaman bu hale girip çıkmanın o kadar da kötü olmadığını, munkabızlık dediğimiz bu durumun yeni oluşumlara hamile olduğunu kabul ediyorum. Bizde yeni açılımlara vesile olan bu durumun bir nevi yeni hamleler için geri çekiliş olduğunu da düşünüyorum.

Ancak problem bu halin uzun sürüp, zamanla kişinin karakteri haline gelmesinde. İşte ben buna Felaket Sendromu diyorum. Bazen bizlerde ve arkadaşlarımızda devamlı bir memnuniyetsizlik hali arız olabiliyor. Ne yapılırsa yapılsın, sürekli şikayet edecek birileri veya bir şeyler buluyor, hayatı kendimize ve başkalarına zindan ediyoruz. Doğrusu bu şikayet ve memnuniyetsizlik hali bazen o kadar yoğun ve yıpratıcı oluyor ki, böyle kendimizin ve arkadaşlarımızın yanına bile yaklaşmak içimizden gelmiyor artık. Devamlı felaket sendromu olan karamsarlık, şikayet ve surat asmalar içinde yaşamak, hem bizim, hem de çevremizin hayatını karartıyor, çekilmez, bir takım zaruriyetlerden dolayı sadece katlanılması gereken bir insan haline geliyoruz.

Oysa başta her konuda rehberimiz olan o güzel Peygamber’in (s.a.v) böyle insanları sıkıcı, korkutucu, ümitsizliğe sevk eden bir ruh haline, o büyük zorluklara rağmen asla düşmediğini görüyoruz. Zira; “Kolaylaştın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin” diyen, her halde yüzünden tebessüm eksik olmayan bir elçi idi O. Hem Rabbimiz Necm Süresinin 43. Ayetinde Güldürenin de ağlatanın da kendisi olduğunu söylüyor. Ra’d Süresinde de “Kalpleri huzura kavuşturacak olanın Rabbimiz olup, kalplerin ancak O’nun zikriyle tatmin olacağı” anlatılıyor.

Zuhruf Süsesinin 70. Ayetinde de “Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete giriniz.” buyuruluyor. Farklı Ayetlerde de iman edenlere bir mutluluk, ferah, genişlik, rahatlık olduğu müjdeleniyor.

İnsan bu dünyaya sadece mutlu olmak için mi gönderilmiştir? Elbette ki hayır. Asıl olan kul olabilmek, Rabbini bilerek, tanıyarak, O’nun rızası dairesinde yaşamaktır. Ancak Bediüzzaman 20 Mektub’un girişinde Allah’a hakiki bir imanın, O’nu tanımak ve bilmek ile süslendiğinde, muhabbetullah’a ve onun da ruhani bir lezzete dönüşeceğini söyler. İmandan, ibadetten ve hayattan lezzet almanın, dolu dolu yaşamın sırrı da bu olsa gerek. Karamsarlık ve ümitsizlik içinde imanı yaşamanın pek mümkün olduğuna inanmıyorum. Onun yerine kendimizle, hayatla, kainatla ve çevremizle iman ubudiyet ilişkisi içinde dostça, kardeşçe yaşamanın; muhataplarımıza tebessümle yaklaşmanın, İmanın müşahhaslaşması olduğunu düşünüyorum.

Hem tacir ve kimyager olan Bediüzzaman Münazarat’ında bu tiryakları satılığa çıkarmış değil mi?

İman, muhabbet, sadakat, hamiyet, fazilet, ümit, meşru dairenin keyfe kafiliği, şevk….. Bütün bu zeminlerin üstüne de Lemeat’ında pratik hayatımızı güzelleştireceğimiz bir formul kuruyor:

Güzel gör, hem güzel bak; ta güzel düşünmeli. Güzel bil, hem güzel düşün; ta leziz hayatı bulmalı…

Hayat içinde hayattır, hüsn-ü zanda emeli. Su-i zanla yeistir, saadet muharibi, hem de hayatın katili.

  19.02.2007

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

2Kısmen doğruMert İnan, 11.03.2007, Manisa

Evet ben de herşeyi güzel görme güzel düşünme güzel yorumlama ve güzel gösterme taraftarıyım FAKAT bu bizim kötüye giden gerçekleri görmemize engel olmamalı. İyiye giden çok şey olduğu gibi kötüye giden de çok... Mesela ahlak erozyonu. Şimdi bunu görmezden gelip hayatımıza toz pembe bir perde çekmek kaçmak olur. Ne yapılabileceğini düşünmeli, atılımlarda bulunmalı ama ümitsizliğe düşmemeli. Yani bir cümleyle ifade etmek gerekirse 'Evet, herşey çok güzel değil, ama çok güzel olabilir.' Allah razı olsun.

Selamlar...

1Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu...zühre, 21.02.2007, İstanbul

"...

Düşünün hocası olmayan bir sınıfı, yarını olmayan bir hapis gibi...

Kemale gidilmezse, yarın bir başka olunmayacaksa, ne anlamı var bu anın...

Bir başka duymak, şahit olmak O’na, yarın...

Bir an sonrası yarın....

Ateşlerde kalmadıkça İbrahim, İbrahim(as) olamazdı..

Nereden bilecekti, ateşin yakan olmadığını...

Kemiğe dayanan hançerin acısını kim kaldırabilir...

Hissetmezsek nerden bileceğiz...

Sahte, kurgulu dünyaların ne güzelliği var...

Yalancılar olmazsa, kandıranlar olmazsa, aldatanlar olmazsa ve bizlerde bu ateşlerde yanmazsak, nasıl olacak hakikatimiz, yürekten duyuşumuz...

Nasıl bileceğiz, bu hayatta yalnızlığı, O’na muhtaç olmanın ne demek olduğunu..

Nerden bileceğiz, Rasulullah(as)ın nasıl bir dost olacağını...

Ona nasıl muhtaç olduğumuzu..

Nasıl bileceğiz....

Yetimliğimizi...

Düşünebiliyor musunuz, en masum olanı, en sadık olanı, en dürüst olanı,

en emin olan El-Emini...

İçten olmayan her an, yani yürek ile hallenmemenin, mide bulandıran sancılarını bilmezsek...

Evet “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”

Düşünün yetimliğin ne demek olduğunu, bir emniyet atmosferi içinde olamamak...

Nasıl bir şefkat yaratılır yetimin yüreğinde...

Yetim olamayan bir yetim gibi duyabilir mi...

Evet daha neler neler...

Acılar kutsaldır der Cemil Meriç, çünkü insana insanlığını en güzel öğretir...

Acılar içinde kalmak, evet ne güzel...

Yaşatana ve yaşayana ve inşallah yarına birer yatırım bunlar....

Hayatı eminlerle paylaşıp El-Emin ile kucaklaşmak duası ile..."




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut