Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Füruat’ın meyveleri
–Metin Karabaşoğlu

[*4.562 yazı içinden]

“Dindar erkeklerin eşleri, onları “her bakımdan” garanti olarak gördüklerinden dolayı onlara insan gibi davranmıyorlar.”

Yazara Mesaj Gönder

YAKIN BİR zamanda, bilmem fazla rijit bir tarzda teorileştirildiğinden midir nedir, duyunca irkildim. Bir düşünce insanı ilginç bir teori geliştirmişti:

“Dindar erkeklerin eşleri, onları “her bakımdan” garanti olarak gördüklerinden dolayı onlara insan gibi davranmıyorlar.”

Geçenlerde Mümine Güneş Hanım’ı bir seminer için Gebze’ye davet etmiştik. Çok hayret ettiği bir konudan bahsetti. Hangi kızımızla konuşsak hep, beylerinden şikayet ediyorlar. Ve geçimsizlik son derece genelleşmiş durumda. Eskiden biz böyle dindarların ayrılıkları diye bir şey bilmezdik. Şimdi pek çok dindar ailenin şiddetli geçimsizlik yaşadıklarına, ayrılmak üzere olduklarına şahit oluyoruz.”

Çok sağlam sandığımız bir ailenin hanımı beyinin işten gelir gelmez yemeğini yiyerek televizyonun başına geçtiğini ve kendileriyle hiç ilgilenmediğini, olsa olsa bazen çocuklarla oynadığından bahsediyor.

Bir erkek ise hanımının hiçbir şeyden lezzet alamadığını, ev işlerini kerhen yaptığını, bir sıcak tebessümü, tatlı bir gülüşü bile kendisinden esirgediğini anlatıp şikayet ediyor. Bu tarz şikayetlerin hem erkeklerin hem de kadınların dünyasında çok yaygın olduğunu görmek doğrusu çok üzücü. Eşlerin kendilerini salıvermiş oldukları, sevgiden, şefkatten eser kalmadığı, ev hayatının bir mücadele arenası haline geldiği, kadınların çok basit şeyleri bile büyüterek kavga çıkarmaları erkekler arasında biraz da fısıltı ile söylenen şikayetler.

İlk teori, eşleri dindar olan kadınların kendilerini daha bir garanti hissetmelerinden dolayı, eşlerini takmamaları, onlara değer vermemeleri şeklindeydi. Bunu dindar olmayan ailelerde çok tartma imkanımız yok. Ama geçenlerde eşi çalışmayan dindar bir arkadaşın yakınması bize bir ölçü olabilir. O arkadaşımız “şayet bekar olsam kesinlikle çalışan bir hanımla evlenirdim” diyordu. Ekonomik durumu pek de kötü olmayan bu arkadaşımıza tercihinin nedenini sorduğumda bana şu cevabı verdi:

“Çalışan hanımlar, kapalı veya açık bir defa kendilerine çok daha iyi bakıyorlar. Çok daha planlı yaşıyorlar. Çok daha beylerine karşı saygılı oluyorlar. Oysa çalışmayanların bir çoğu evde kendilerine bakmadıkları gibi geç saatlere kadar uyuyorlar. İş yerinde pek çok arkadaşımız sabahları ya kahvaltı yapmadan veya eşleri kalkmadığı için kendileri bir şeyler atıştırıp geliyorlar. Çevremdeki dindarlar arasında sabah kalkıp beyine kahvaltılar hazırlayarak gönderen hanım hemen hemen tanımıyorum. Ama çalışan hanımlar öyle değil. Zorunluluktan veya başka sebeple, çok daha programlı yaşıyorlar.”

Şimdi ben bu yazının odak noktasına kadın düşmanlığını oturtmak istemiyorum. Veya genelleme yaparak tüm dindar kadınları aynı kategori içine de almak istemiyorum. Ama aklıma Kastamonu Lahikası’ndaki o soru ve cevap geliyor:

Üçüncü suâl: Bazı mütedeyyin zatların, dünyadâr haremleri yüzünden ziyade sıkıntı çekmeleri nedendir? Bu havalide bu nevi hadiseler çoktur.

Gelen cevap: O mütedeyyin zatlar, diyanetlerin muktezası böyle serbestiyet-i nisvan zamanında öyle serbest kadınların vasıtasıyla dünyaya girişmeleri hatalarından, o kadınların eliyle tokat yemelerine kader müsaade etti.

Bu sorudan anlıyoruz ki erkeklerin haremleri yüzünden sıkıntı çekmesi yeni bir hadise değil. O dönemde de çok miktarda erkek, hanımları yüzünden sıkıntı çekmişlerdir. Hem de bu problemli olan erkekler mütedeyyin insanlardır.

Bediüzzaman cevapta sıkıntının kaynağı olarak iki defa “kadınların serbesiyetleri”nden bahsediyor. Kadınların serbesiyetleri erkekleri dünyaya sevk ediyor ve dünyevileşen erkekler, o serbest kadınların eliyle cezalandırılıp sıkıntı içinde bırakılıyorlar. Ben “serbestiyet-i nisvan” sözünden sadece ehl-i dünya kadınlarını anlamıyorum. Çünkü Risale hizmetleri yapan, dini bilgisi iyi olan kadınların da aile hayatlarında bir “serbestiyet” içinde olduklarını görebiliyoruz. Serbestiyeti ben kafamıza göre hareket etmek, nefsanî davranmak, sünnetten uzak olmak, bir yerden emir almamak olarak anlıyorum.

Oysa Cemil Meriç “Bir din ki, tuvalete girip çıkmanıza, oradaki hareketlerinize kadar vazetmiştir. Böyle bir dinin hayatın hiçbir noktasını boş bırakması mümkün değildir” diyor.

Evde ailenin reisi tartışmasının nihai noktası, Kur’an’dır, sünnettir. Biz ailemizi, evimizi sünnette olduğu şekilde tanzim etme durumundayız. Dışarıda dindar, başörtülü, hatta İslamcı, hatta Nurcu. Ama içeride serbest, kafamıza, hislerimize göre. İşte tüm kavgaların, ayrılıkların, problemlerin odak noktası bu . Onun içindir ki dışarıda kapalı olan pek çok hanımın dünyasında, şahsi ibadetlerin problem oluşunu görmek ilginçtir. Kapalılık çoğu zaman dış dünyaya karşı bir kimliktir, bir kendini ispatlamaktır. Ama evde sünnete göre yaşamak Allah ile nefsimiz arasında bir tercih yapabilmektir. Ve dışarıda imtihanı kazanan pek çok kişi, içerideki bu büyük cihadı kaybedebilmektedir.

En baştaki teori ise bu serbestiyetin âdeta fikri bir put haline dönüşmesidir. Bu ise çok daha vahimdir.

“Dindar erkeklerin eşleri, onları “her bakımdan” garanti olarak gördüklerinden dolayı onlara insan gibi davranmıyorlar.” Bu da serbestiyet fikrinin pratiğe dönüşen son halkasıdır.

Oysa bu serbestiyet içinde kadınlar çok mu mutludurlar. Eşlerini ihmal etmek, sünnete göre bir ev kuramamak çok mu huzurlu yapacaktır hanımları. Hayır. Pek çok aile bu yüzden bir savaş meydanına dönmüştür. Bu durum en çok da çocukları etkilemektedir. Bilhassa kız çocukları bu terbiye ile yetişmekte ve istikbalin birer firavuncukları olmakta, dolayısıyla mutsuzluğa, kocası ile her an cedelleşmeye mahkum edilmektedirler.

Bazı arkadaşlarımız evdeki bu kavgaların, mücadelelerin hiç bitmediğinden, bir müddet sulh olsa bile sık sık meydan muharebesi yaşadıklarından bahsetmektedirler. Evet, bugün dindar aileler için sadece üç yol var.

Ya kadın ve erkekler serbestiyetlerini devam ettirip hayatlarını kendilerine zehir edecekler.

Ya bir an önce ayrılıp evli evine, köylü köyüne diyecekler ki bu şekilde hem kendilerini hem de çocuklarını mutsuz edecekler.

Veya oturup Peygamber, eşleri ile nasıl yaşamış, nasıl beraber olmuşlar, her türlü ihtiyaçlarını nasıl beraber karşılamışlardır araştırıp öğrenecek ve hayatlarına geçirmeye çalışıp mutlu olma yolunu seçeceklerdir.

Tercih bizim. Hem erkeklerin hem de kadınların. Özellikle dindar yaşama iddiasında olan ailelerin. Ama unutmayalım ki atalarımız “Evi dişi kuş yapar” demişler. Bir bildikleri yok mudur sizce?

  25.12.2006

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

36Zamanlama harika...mert dogulu, 11.12.2007, Londra/UK

Yaklasik bir yil once kaleme alinmis harika bir yazi.Basligiyla alakasi var veya yok ama yazinin icerigiyle birlikte,yapilan yorumlari cok faydali buldum.Cunku su aralar tam izdivac icin karar verme durumundayim.Ulku Ozgun'un degindigi"tahammul"noktasi ve Adalet Karatas'in "itaat"mevzuu baslica dikkatimi ceken hususlar.Busra hanimin kadinlarin bagirip cagirma dusuncesini de gercekten benimseyip yerinde buluyorum.bir bayanin fitratinda boyle bir durum olabilir amma bunun surekli nuksetmesi karsi taraftan cok ama cok seyler goturdugu kanaatindeyim.Evlilik arefesinde bu tur yazilara,tavsiyelere cok ihtiyacim oldugunu gordum.

Rabb'im herkese hayirlisini versin.Cunku herkes hem bu dunyasinin hemde otekinin cennet olmasini ister.

Mamafih,yazarin son paragrafina ictenlikle katiliyorum.Yuvayi disi kus yapar sozunde bence de bir bildikleri var demekki buyuklerin.

Hele hele Efendiler Efendisinin de buyurdugu gibi(sav):"İmanı en kâmil olan mu'min, ahlakı en güzel olan ve ailesine en yumuşak davranandır; sizin en iyiniz hanımlarına karşı en iyi olanlarınızdır." (Bihâr-ül Envâr, C.100, S. 224)"

""Mu'min bir kimse Allah'a karşı olan takvadan sonra , sâliha bir eşten daha hayırlı bir şey elde edemez." (Kenz-ül Ummâl, Hadis: 44410)

"Saliha bir eş, erkeğin saadetindendir." (El-Kâfi, C.5, S.327)

Yani sifernin cozumu biraz bayanalarda gibi geliyor bana.

Sunuda belirtmek isterim ki bayanlar istenildiginin ve begenildiginin farkinda olmak isterler.Bunu da elbette ki en basta mustakbel eslerinden isteyebilecekelri icin ,erkegin bence esinin her hareketinin farkinda olmasi ve onu takdir etmesi gerektigi kanaatindeyim.Bu yemek yapip,sofrayi hazirlamasina,utu yapmaktan,esi icin giyinmesine kadar herseyde gerekli.kucuk bir takdir en azindan bir tesekkur ve sicak bir tebessumde erkegin yapmasi gereken diye dusunuyorum.

Yanlis anlasilmasin bir ornek bermek istiyorum,Mesela annem.Kendisi tesetturlu bir insan.Saclarini ben cok yaptirdigina sahit olmadim.Ama araira kuafore gider uclarini duzelttirirdi.Evde bayanin giyinmesi gereken olculere riyayet eder ama tabiki basinida sikica evde ortucek diye bir kural yok bildiginiz gibi.Babam aksam isten gelir.biz farkindayiz annemdeki degisikligin ve derddikki "aa ne guzel olmus,cok yakismis"simdi 25 yasindayim."15 sene once kucucuk bir coccukken bile babamin agzindan tek kelime ciktigna annemi bir kere ne pisirdigi yemeklerde ne de baska bir sekilde takdir ettigini"eline saglik hanim dedigine"sahit olmadim.

Evet konu mevzuundan cikti farkindayim lakin,bizim insanimizin tesekkuru ve takdiri ogrenmesi gerektigi dusuncesindeyim.

Hekimoglu Ismail abinin dedigi gibi "evlilikte kibarlik ve nezaket herseyi cozer"Ben bu konunnda lightlikla felan ilgili oldugunuda dusunmuyorum.

Sanirim erkek ve bayan ne istediklerini en basta iyi bilir,birbirine iyi izah etmeleri gerekir.Cunku iki yabanci birlikte vakit gecirmeden nasil birbirini taniyabilirlerki.Ancak acik yureklilikle anlatarak ve cevreden bilgi alarak.Gerisi Ya Nasip deyip yola cikmakta herhalde.Erkek itaat bekler kanaatindeyim ve bence olmasi gerekde odur cogu noktada,lakin bu itaat ne bayanin erkege koru korune itaati ne de erkegin bayandan bu sekilde bir itaat beklemezsi degil,ikisinin birden Allah'a itaat edecekelrine samimane soz verilmesiyle olursa is biraz daha kolaylasir zannederim.

Konu disina ciktim biliyorum.Ama kalem kalbin tasmasindan yazarmis...

Allah herkese hayat imtihaninda SABIR lutfeylesin...Saygilar....

35ilgi uyandırıcı, hoş ve bir o kadar da boş bir yazı.Mesut C, 09.12.2007, İstanbul

Aile hayatı'na dair büyük bir soruna el atılmış yazı da ama gerek suçun birilerinin işli/işsiz olmasına bırakılmasıyla, gerekse probleme çözüm sunulmadan konunun bitirilmesiyle de talihsiz bir yazı diyebilirim.

Mütedeyyin ailelerden bahsedilirken sorunun Onların islamı yaşamamaları olarak gösterilmesi bir bakıma doğru ama çözüm bu değil ve olamaz. Çözüm de burada aslında ama çözüm olarak sadece bu söyleniyorsa bu yazı bir edebiyat ürünü olmaktan ileri gidemez.

Kusura bakılmasın ama bu yazıyı okuyunca hani ilişkiler üzerine konuşulan konuşmalar olurya son derece ilgi uyandırıcıdırlar. Ama sadece muhabbeti yapılır ve çözüm olarak diğer tarafın rahatsız edici tavırlarından vazgeçmesi gerektiği sanısına varılır. İşte o kadar ilgi uyandırıcı, hoş ve bir o kadar da boş bir yazı.

34olay herkesin baktığı yerden gördüğü kadarnesibe, 08.12.2007, aksaray türkiye

öncelikle yazarın hanımların küçük firavuncuklar yetiştiriyor olduklarını söylemiş olması çok büyük bi yanlış.müslüman bir hanımefendi dinini yaşamayı ve eşinin kendisi üzerinde hakkı olduğu bildiği kişidr.zaman zaman nefs ve şeytan müdahale ettiğinde hatalar yapılabilir ancak sonrasında rabbine tövbe edebilir ve kızını ileride eşine haksız yere kötü davrandığı zaman ahiret te ceza göreceğini bilerek asla bunu empoze etmez. şahsen 2aylık kızı olan dinini aile hayatı olarakta yaşamaya çalışan biri olarak bunu hakaret kabul edebilirim. ayrıca yapılan hataların dindar kadınlara atfediliyor olması çok içler acısı. çünkü yazıdaki tavırlara giden ve kocasını bu şekilde değersiz konuma itebilen imanlı ancak takvasını düşünmeyen cahil bayanlardır. her kapalı dindar değil her dindar bayanda islamda aile hayatı konusunda bilgi sahibi değildir. olsalar zaten ayrılık boyutuna getirecek tartışmalar yaşanmaz. dindar erkeklerin dinin onlara vermiş olduğu hakları kadınları yada karılarını küçümseme hakkına sahip olduklarını düşünmeleri çok acıklı. (öyle olmayanlar müstesna) herkes kendi gözünden yorumluyor olayı. rabbim doğru olanı göstersin bize. demiş ya mevlana hazretleri ne kadar söylersen söyle senin bildiğn karşındakinin anladığı kadardır.. vesselam

33mustafa mahir, 05.12.2007,

saltuk buğra tekbaş nihai sözü söylemiş, meselenin efradına camii, ağyarına mani açıklamayı getirmiş. amenna.

32ATESLE SUYUN BERABERLIGI KOLAYMI DERSINIZ?Arzu ipek, 05.12.2007, USA

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında

sevdalanmış onun deli dalgalarına.

Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,

yüreğindeki duruluğa

Demiş ki suya:

Gel sevdalım ol,

Hayatıma anlam veren mucizem ol...

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa..

Yüreğim sana armağan...

Sarılmış ateşle su birbirlerine

sıkıca, kopmamacasına...

Zamanla su, buhar olmaya,

ateş, kül olmaya başlamış.

Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...

Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de

yüreğindeki kederi de

alıp gitmiş uzak diyarlara su...

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...

Aramış suyu diyarlar boyu,

günler boyu, geceler boyu

Bir gün gelmiş, suya varmış yolu

Bakmış o duru gözlerine suyun,

biraz kırgın, biraz hırçın.

Ve o an anlamış;

aşkın bazen gitmek olduğunu.

Ama gitmenin yitirmek olmadığını....

Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:

Ateş sudan,

su ateşden kaçar olmuş..

Ateşin yüreğini sadece su,

Suyun yüreğini

Sadece ateş alır olmuş...

31Evlenmeli:Adalet Karataş, 05.12.2007, İstanbul

Bekârlık,bîkârların kârıdır.

Bâkire, iki sülüs kadın, bir sülüs erkektir.

Bekâr, iki sülüs erkek, bir sülüs çocuktur. İzdivac; tehzib eder.

Bediüzzaman

Sünuhat Tuluat İşârat

Üstad hazretleri kadın ve erkek fıtratını böyle özetliyor. Yani evlendiğinde kadın o bir erkekliği bırakıp 3 kadın olmazsa, erkek de 1 çocukluğu bırakıp erkek olamaz. Böylece evlilikte olması gereken denge birtürlü oluşmaz. Kısacası hanımlar öncelikle bizler o bekârlıktaki serbestiyeti evlenince erkeğe itaate bırakmalıyız. Bakınız ozaman bütün bu anlatılan sorunlardan eser kalıyormu...Yani acizane benim tesbitim budur... Ssaygılarımla....

30ülkü özgün akkus, 04.12.2007, İSTANBUL

Evlilik zor bir sanat.Yazının başlığı dikkat çekici.Yorumları inceledimherkes meseleye farklı bakış açısıyla yaklaşmış.Bence evlilikte öncelikli sorun olan hatalı eş tercihleri.Bekar olan kisiler hayat tecrübeleri olmadıgı icin çok hayali ve sathi değerlendirmelerle tercih yapıyorlar.idealist söylemler iş uygulamaya gelince duvara bazende karşı tarafa tostluyor.tercihlerimizde dinin öngördüğü eşlerin birbirine denk olmasıseçeneğini birinci plana almalıyız.Önceliklerimizi ve karşımızdakinin önceliklerini iyi değerlendirmeliyiz.kişilik uyumuna dikkat etmeliyiz.Sadece kıyafeti ve hayat görüşü benziyor diye çok farklı iki karakteri bir araya getirmek yanlış olabilir.Eş seçimi döneminde evlilik tecrübesi olan ve fikrine değer verdiğimiz kişilerin tavsiyelerine kulak vermeliyiz.Evlendikten sonraki dönemde kimin haklı olduğundan çok farklılıklara tahammül giriyor devreye.Cisnlerin kadın yada erkek kendilerine göre zaaf yada üstünlükleri var.Evet kadınlar çok konuşuyorr .erkekler kulak tıkayıp anlatılmaya calısılan istekleri duymazdan geliyor.Evet belkide erkekler marstan kadınlar venüsten ama ortak noktada bulusmak lazım.Tahammül etme yeteneğimizi kaybettik.hiçbirşeyi çekemiyoruz hemen ipleri koparma noktasına geliyoruz.Evliligin zorluklarını kabul edip eşlerimizin hassas noktalarını belirleyip dokunmadan BİRAZ katlanmak lazım.hiçbirsey kolay degil.Sevmediğimiz birşey hakkımızda hayırlı kılınmış olabilir.EVET UNUTMAYALIM HERSEY KADER İLE TAKDİR EDİLMİŞTİR. KISMETINE RAZI OLKİ RAHAT EDESİN.UNUTMADAN yazıdaki çalısan bayanlarla ilgili tespitlere katılıyorum.BİRDEdindar erkeklerin eşlerinin onları garanti olarak gördüğünü sanmıyorum.ikinci evlilik endişeri daha çok var sorun mutlaka başka bir yerdedir.SELAM VE DUAYLA

29huzur islamdadır......... ayşe hazan, 04.12.2007, istanbul

selamun aleyküm yazının başlığını görünce ben tersi var diye düşünmüştüm zira çevremde genelde erkekler eşlerini özellikle de ekonomik eşine bağımlı olan hanımlarını amiyane tabirle çantada keklik görüyorlar.........

yazıdaki hadise çok münferit bir olaydır.........

"Evde ailenin reisi tartışmasının nihai noktası, Kur’an’dır, sünnettir. Biz ailemizi, evimizi sünnette olduğu şekilde tanzim etme durumundayız"

Şunu unutmayalım üstadın dediği gibi islam bir ağaçtır.....

kadın ve erkek ona sarılan asma ağacı olmalıdır.......

Aile huzuru kadını ya da erkeği suçlayarak değil........

herkes üzerine düşeni yapmalı ...

bu zamanda maalesef hepimiz birer abdullah olduğumuzu unutuyor.......

nefsimizin avukatlığına soyunuyoruz.......

neticede de güçlü olan zayıf olanı farklı kılıflarda suçluyor........

saygılar......

28Kaygısız Olmaz.GAMZE NUR, 03.12.2007, Türkiye/ istanbul

Afrikadaki en ilkel kabileye gidiniz. Onların bile bir yönetim anlayışı ve kuralları vardır.Evlilik içinde eşlerin sorumluluklarını yerine getirmediğinde ne yazıkki kural yok.Yani yaptırım yok.Benim hem çalışan hemde çalışmayan bayan arkadaşlarım var.Çalışmayan bazı hanımları görüyorum.Akşama kadar orada burada çene çalıyor.Kocasına adam gibi bir kaç kap yemek çıkarmıyor.Utanmadan kahvaltı çıkarıyor.Açık ve net söyleyim. Bunlar kadınlığın yüz karası olan kadınlar. Çünkü erkeğin kendisini bırakamayacağını düşünüyor.Nikah Cüzdanını garanti belgesi gibi görüyor.Evliliğin biçimsel ve kurumsal kısmıyla ilgileniyor.Evde kalmaktan korktuğu kadar evlilikte sınıfta kalmaktan KORKMUYOR.Burada erkekleri eleştiren bayan arkadaşlarıma katılmıyorum.İş yerindeki patronunuz size çok mu güleryüzlü davranıyor? Ama işyerine zamanında gidiyorsunuz, en güzel elbiselerinizi giyiyorsunuz. Arkasından dedi kodu ettiğmiz kadın gezeklerine giderken en güzel elbiseleri giymiyormuyuz? Dışarda cici, eve gelince paspal. Artık kadınlarında kendilerine bir çeki-düzen verme zamanı geldi.Haklı çıkmak başka,haklı olmak başkadır.Burada haklı çıkabilirsiniz.Ama selim bir kalple düşünmek gerekir.

Burada belirleyici olan tek soru şudur:

EĞER EVLİLİKTEKİ SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMEYEN KADIN RESMİ NİKAHI OLMADIĞI HALDE BİRLİKTE YAŞIYOR OLSAYDI YİNE BÖYLE DAVRANABİLİRMİYDİ?

Cevap çok basittir. Türk insanı kuraldan anlar. Bizler ne yazık ki hiç bir değeri içşelleştirmiş değilizdir. Evlenen kadınların çoğu ılık kurbağa gibi hemen gevşiyor.Sevgiyi beslemiyor.Sonrada yok erkek kabaymış da, sevgi sözcükleri sunmuyormuşta bilmem nede...Bunların hepsi hikaye. Aldatmanın en kötüsü kişinin kendisini kandırmasıdır. Hiç bir kör görmek istemeyen kadar kör olamaz.

Herkese saygılarımı sunarım.

27çuvaldızhanifeaydemir, 19.02.2007, pitsburgh USA

Öncelikle yazıdan çok yorumlardan istifade ettiğimi söylemeliyim.Kadına ve evde yaptığı işlere değer verilip saygı duyulmadıkça bu açıkça kendisine hissettirilmedikçe ondan ev işlerini eksiksiz yerine getirmesi beklenmemeli şahsi kanaatimce.Kendisini ve yaptığı işi değerli bulmayan biri o işi ne kadar sadakatle yapabilir ki. Birkaç güzel söz etmeyi, takdir göstermeyi bilmeyen erkeklerin kolaylıkla başlarına gelebilecek şeyler bunlar.Evet önce iyneyi kendinize batırın, çuvaldızı batırmak zaten kolay iş.

26bahadır, 16.02.2007, turgutlu-manisa

cok dogru bir degerlendirme olarak goruyorum Allah razı olsun

25AYNI NAKARATMERİH ATTİLA, 07.02.2007, İstanbul

Bu yazının yazarı kadın erkek ayrımı yapmaktadır.Üstelik o eski sabıka yani müslümanlar kadın haklarına saygı göstermiyorlar savını haklı çıkaracak şekilde.Bir kere evliliklerde kadın yada erkek olsun problemlerin cinsiyetle bir ilişkisi yoktur belki binlerce sebep vardır kavgalara yol açan ama bunlardan hiçbiri cinsiyet farklılığına bağlanamaz.Sabah eşine kahvaltı hazırlamamak bir kadınlık sorunu değil sorumlulukların ihmal edilmesi sorunudur.Buda aile,kültür ve yetiştirilme şartları ile ilgilidir.Türkiyede kaç insan sorumlulukları için bilinçli bir plan içinde yaşamaktadırki yani işyerlerine bir bakın işe tam saatinde gelen insan sayısı oldukça azdır.Bize toplum olarak hayatımızın hiç bir alanında iş yapma teknikleri,planlı davranma,başarıya ulaşma için düşünme,tefekkür etme,merak etme araştırma gibi elzem şeyler öğretilmiyorki.Ev kadınları sabah geç saatlere kadar uyuyor çünkü bir hedefi ve düşünerek gerçekleştireceği bir hayat ideali yok.Bize düşünmek değil ezbere yaşamak öğretiliyor.Ev işlerinin basit olması onları daha az yorucu veya daha az değersiz yapmıyor.Bunları düşünmek ve bilincine varmak için önce biraz insanın tefekkür etmesi lazım.Aslında Levent Bilgide alışıla geldiği gibi bir yerde sorun olduğunda onu en zayıfın sırtına yıkma düşüncesizliğine düşmüş yani evlilikte sorunmu var bu kadından kaynaklanır anlayışı.Oysa Çocuklarımızı eğitirken onlara erken kalkma,bir işe başlayınca bitirme disiplinini verme,kişilik ve kimlik oluşturmada güven duygusu gibi sorunlar bir genelin sorunudur kadın sorunu değil.

24büsra hanimi tebrikadba, 05.02.2007, almanya

aslinda illa birsey yazmam gerekmezdi ama ne yaparsinizki lafizperstlik asrindayiz..tek kelimeyle büsra hanima bin barekallah derim,cok istifade ettim. hem bu yaziyi bir cok kimseye okutacam cünkü kendi fikri yapima,düsüncelerime ait cok benzerlikler yazilmis zaten ismin farki neki... Gözde kusuru olana ehliyet vermiyorlar.peki akil gözü yani bakis acisinda problem olanlara ne yapmali evlilik sertifikasi almalari lazim,evlilige hazirlik kurslari gibi.... sadece bir misal vereyim misal gayet net..1)müthis sekilde kitap okuyan(Risale hastasi)bir erkek arkadasim 1 yil olmadi evleneli ve 1.ayindayken daha,hanimina böyle tanisaydim seni, senlen evlenmezdim diyebiliyor...

23ibadet ve evliliksaltuk buğra Tekbaş, 28.01.2007, İstanbul

evliliği ibadet statüsüne koyduktan sonra tavırlılarımızı da ona göre ayarlamak zorundayız.yapılan şeyi ibadet yerine koyup sonrasında nefsimize büyük bir paye çıkarmak zannımca nefsimize zulümden başka bir şey getirmez. evet evlilik kesinlikler bir ibadettir. semeresi uhrevidir. buradaki tüm ahvaller Esmanın üzerimizde tecellisi içindir. ve hiç bir evliliğin garantisi yoktur. bu insan potansiyelini pasifleştirmekten başka bir şeye yaramaz. Allah her şeyden sınav yaratacak kudrettedir. bazen evliliğinizle...bazende o evliliğin semeresi olan evlatlarınızla sınava tabi olursunuz.bazende konu ile alakası olmayan evlendiğinizin çevresiyle... ne farkeder ki hepsi Esmanın tulu etmesine çıkmıyor mu ki? biz sınav yerimizi seçme lüksümüzün olmadığını bilmekle adam gibi bir başlangıç yapmış oluruz. ve nereden gelirse gelsin hepsine karşı istenen ilahi ahlakla karşılık verme cehdi ve gayreti içerisinde olmamız gerekmektedir. kimin kime problem açtığının inanın hiç bir farkı yok! biz ne almedeyiz? başımıza açılan sınavın farkında mıyız?sınavı def etmeye mi çalışıyoruz yoksa sınavı iyi bir şekilde vermeye mi? biz Allahla alacaklı verecekli münasebeti kuramayız!! Rabbim bundan münezzeh! yani BAk Ya Rabbi ben böyle böyle yaptım ama evlilğim iyi gitmiyor deyip saçma bir beklentiye giremeyiz! tarih en iyi kadınların kötü kocalarla ..en iyi kocaların kötü kadınlarla olan yaşantısına binler şahit getiriyor. hatta peygamberler bile bu sınavdan geçmiş. hiç fark etmez.bazen siz Lut(as) olursunuz karınız iyi çıkmaz...bazende siz Asiye (RA) olursunuz kocanız iyi çıkmaz...biri birinin garantisi değil... yani asiyede olsanız firavun gibi kocanız olabilir.böyle evlilik anlatılmaz! herkes nereden gelirse gelsin sınavını kabul etmede ve onu erdemli bir şekilde cevaplandırmada iman ve itikadını geliştimeli! şımarık şımarık etrafta dolaşıp karı koca aramaya gerek yok! tabi gelirse ne ala baş göz üstüne ama gelmezse de işi alacaklı verecekli münasebetine döküp etrafı ayağa kaldırmanın bir manası yok! şunuda bilelimki; iki anlamsız dan anlam çıkmaz. herkes bireysel yaşam anlamını garantiye almalı...anlamsızların bir araya gelmesi biyolojik bir evlilikten başka bir halt değil..zaten biyoloji bitince evlilikte bitiyor.amma iki anlamlı hayat bir araya gelse ortaya ne anlamlı şeyler çıkar siz o zaman görün! siz kendi anlamınızı garantiye alın! kocanız yada karınız ne çıkarsa çıksın...oda sizden önce saten anlamlı ise ne ala..yok anlamsız ise zaten problem yok siz biraz anlam klonlaması yaparsınız olur biter...ama siz hem anlamsız olup hemde bir anlamsızdan anlam beklerseniz oturun ağlayın halinize o zaman. elhasıl ferdi hayat anlamınızı garanti altına almadan hayat birleştirmekten kaynaklanıyor bütün bu sıkıntılar.varsa evliliği tıkanan otursun anlam tazelesin...bu hayatın hesabı ferd ferd sorulacak siz kendi üzerinize düşen yapın! vazife-i ilahiyeye karışmayın! hadi kolay gelsin!

22Başlık!Akgüne, 26.01.2007,

Kanımca bu yazının başlığı şöyle olmalıydı:

"Dindar erkeklerin eşleri, kocalarını her bakımdan garanti olarak gördüklerinden dolayı onlara layığıyla davranmıyorlar"

"İnsanca davranmama" terimi maksadını aşan bir anlam içeriyor.

Selam.

21abdurrahim, 25.01.2007, türkiye

öncelikle evlilikteki sorunların sadece kadından kaynaklandığını iddia etmeniz bir hayal. bir kaç örnek vererek dindar bayanları günah keçisi gibi göstermenizi doğru bulmuyorum. bu konuda çok uzun şeyler söylemek mümkün. büşra hanımın konuya yaptığı katkılardan ve bir kadın olarak hemen savunma psikolojisine girmeden, evet kadın olarak bizim de hatalarımız var, demesini takdire şayan buluyorum ve bir bekar erkek olarak, erkeklerin daha suçlu ve hatalı olduğunu düşünüyorum. fatıma zehra hanıma da katılıyorum, konuya tersinden girilmiş.

20Olay oyle degilnursena, 21.01.2007,

Üstadin sozunu almis ama ustadin degerlendirdigi tarzda degerlendirmemis yazar abimiz.Olay tamamen ters bencede bir cok arkadasin dedigi gibi.Erkekler cok cabuk elden gidiyor bu zamanda ozellikle,ama bayanlar cocuklarindan ve toplum yargilarindan dolayi evliligi devam ettirmek icin cirpiniyorlar.Yazarin tarifi ise bizim toplumda ancak 5% tir veya dahada azdir.

19deniz, 20.01.2007, bursa

Hz. Ayşe Resulullah'ı Hz. Hafsa ile ortaklaşa hareket edip Hz. Zeynebe karşı dogru olmayan sözlerle soğutmaya calıştığını bilmiyorum işittiniz mi...Muhakkak ki Hz. Ayse ve Hafsa ezvacı_tahiratın en nadideleridir ama burda hata etmiştir...neticede ilahi ikaza muhatab olmuşlardır...Şunu iyi bilmeli ki Hz. Ayse aldanabilir , ismet sıfatı yoktur...sayın büsra hanım.......

18haticenur, 12.01.2007, İstanbul

ben yazarında yorum yapanlarında yzdıklarında haklı olduklarını düşünüyorum.Farklı konudan ele alınca ve empatide yapınca herkese hak veriyorum erkeklerede kadınlarada..Ama risale hizmetinde bulunan kadınlarında aile hayatlarında bir serbestiyet içinde oldukları konusuna gelince şöyle düşünüyorum:hiçbir insan nefsini tam terbiye edememiştir(a.s.m hariç)büyük zatların bile nefsinden şikayet ettiklerini duydum diyor Üstad.hiç kimse hiç kimseden mükemmel davranışlar beklememeli,çünki kimse tam mükemmel değil..hem Üstad ölçy vermiş ne dyr dünyadar haremler diyor rsn dan hakiki hissemend olan her insan dünyanın muvakkat olduğunu ve hakiki sevgiye,emeğe,öneme,fedakarlığa,tavizedeğmediğini,ve elbette birgün ölüm hakikatıyla karşılaşacağımızdan ahiret için harcanması gereken istidat ve hissiyatımızı bu dünyada sarfetmenin büyük bir divanelik olduğunu ve ne olursa olsun herzaman nefsimizi kusurlu bilmemizi,insanların hatalarıyla meşgul olmayıp bilakis toprak gibi örtmemiz gerektiği hakikatlarını az veya çok bilir her hizmet eden insan bunu bilir mi?tabikide hayır blki hizmet eden kadın örneği orada nispetiçinvrilmiş ama ölçü bu değil risale-i nuru sadakat ve sebatla halisane okuyan ve yaşamaya çalışan bir nur talebesi bayan dahi şeklinde olabilirki buda imkaansızdır çünki hizmette bulunan insanın şeriata aykırı davranması risale-i nurun düsturlarına uymaması mümkündür lakin risale-i nur hakikatlarını hakkalyakin yaşamak isteyen,ihlasla okuyan ve sadece rızai iahi için hizmet etme gayesini taşıyan biri için bu mümkün değildir.ailenin bir tahassüngahı olduğunu herzaman eşinin tüm hizmetlerini görmesi gerektiğini v.s bilirşvarki erkeğinde bunu bilmesi şarttır.iki tarafda tek açıdan düşünmemelidir birisi yapmıyosa diğeri yapmak zorundadır ama genelliklede bu görev kadına düşmektedir herkesin bir imtihanı vardır bir gelip geçici olan birde daimi oln. biz sabır vede şükür göstermiyerek o imtihanlarımızı beğenmezsek muzaaf bir imtihanı gze almışız demektir.şeriata görü olan hüküm şu noktada çok önemlidir dini konularda karı koca birbirine küfüv olmalı...ve hayt arkadaşımızı idare etmeli çok sıkılırsak bağırıp çağırmak yerine arka odada onun için ağlayarak dua etmeliyiz tabi bu iki taraf içinde geçerli vesselam

17EVLİLİK SEVGİ,EMEK,FEDAKARLIK İSTER...AYNUR, 12.01.2007, Ankara

Bencede sorun eşin dindar olması değil,olamaz da zaten. Evlilik bir paylaşımdır,sevgide,saygıda,fedakarlıkta bir paylaşım.Hemde bir günlük değil ,bir aylık değil Allah ömür verdikten sonra bir ömür boyu sürecek bir paylaşım.Bizim dinimizde emanet değilmidir Allah indinde eşler biribiri için,ozaman nasıl böyle hoş olmayan davranışları dindarlıkla bağdaştırabiliriz.Asla!Bence bu olsa olsa ailedeki iletişimin ve paylaşımın azalmasıdır. Şunun unutulmaması lazım, hiçbir insan dört dörtlük değildir bu zamanda.Herkesin iyi olduğu kadar kötü yönleri de vardır muhakkak. Bunu idrak eder önce iğneyi kendimize batırıp sonra çuvaldızı istediğimiz gibi olmadığını düşündüğümüz insanlara(eşimize,dostumuza) batırırsak ortada sorun olarak gördüğümüz birçok şeyin kendiliğinden ortadan kalktığını göreceğiz bence.İnsanlar mutlu olmak için evlenirler . Bende evli değilim ama heralde eşimin eline bir iğne batsa benim yüreğime batmış gibi acı hissederim ve bence hemen hemen her insan heleki dindar olduğunu düşünen bütün insanlar için bu böyledir,böyle olmalıdır . Bunun erkeği kadını da olmaz,olamazda.

İnsanlar malesef birbirlerinin kıymetini herzaman bilemiyorlar. Gerçekten bu dünyada enzor kurulan şey aynı düşüncede,aynı felsefede ve hayat tarzında bir insanla yuva kurmak. ve malesef en kolay şeyde nice zorluklarla emeklerle kurulan yuvayı bir anda yıkmak. Evlilik 2 bedende bir ruh olabilmektir. Elbet bu kolay değildir ama imkansız da değildir. Eşiniz sizin hayat arkadaşınız can yoldaşınızdır,emin olun siz eşinize nekadar çok şey vermek isterseniz ve verirseniz eşinizde bunun karşılığını kat ve kat daha fazla verecektir. Yeterki karşınızdan birşeyleR beklerken ,isterken onunda beklentileri istekleri olduğunu unutmayın.İnanın bir insanın hayatında yaptığı yapabileceği enbüyük yatırım ailesine,eşine yaptığı yatırımdır,hiçbir zaman kaybettirmez aksine fazlasıyla size kazandırır.

EşlErinden şikayeti olan abiler ablalar madolyonun bir kendilerinden olan tarafına baksınlar ve kendilerine dürüst olsunlar,evlilik sevgi,saygı,fedakarlık ister bunu kendileri nekadar yerine getirebiliyorlar. Evlilikte ben - sen kavramı kalkar artık çünkü "biz" vardır...

sabahları eşinin kahvaltısını hazırlamayıp uyuduğundan yakınan beyler;yada eşinin yorgun argın eve gelip kendiyle hiç ilgilenmediğinden yakınanlar,yada eşinden farklı şikayetleri olanlar bence artık şikayet etmeyi bırakıp belkide küçük bir iğne alma zamanı gelmiştir elinize ne dersiniz(kendiniz için:)...

Rabbim bütün evlilere ve evleneceklere bu dünyada birbirlerini gerçekten Allah ın emaneti olarak görerrEk, hakkıyla birbirlerinin kıymetini bilebilmeyi,2cihan saadetine erişebilmeyi nasip etsin...

16iki tarafta da hatalar var.enes kara, 09.01.2007, Ankara

Yazı biraz erkekleri kollayıcı kadınları suçlayıcı olsa da, aslında her iki tarafında eksikleri hataları var. Ama mesele bunları görebilmekte. Bazı ailelerde fedakarlık erkekte bazıların da ise kadında oluyor. Biri birini kendisindeki üstün özellikleriyle dengeliyor. fedakarlığın iki taraftan da eşit geldiği pek nadir olsa gerek. Ama hanımların hissiliklerinden kaynaklanan meselelerde ortada. Burada erkek hem aklını hem erkekliğini göstererek idareci olması lazım ama malesef. Bir öğretmen olmak kadar zor olan annelik babalık sadece kendilerine anne, baba diyecek bir evlat bahşedilince hemen olunan bir şey olarak görüldüğünden çözümü bulmak zorlaşıyor. Her halde iki taraf ta rollerini ve mesuliyetlerini ya tam bilmiyor ya da olumsuz çevreye bakarak çoğu zaman nefsi olarak yaptığı tavırları bir takım tevillerle hoş görüyor.

Eşler birbirlerini zamanla tanıyorlar iyi taraflarını ve eksilerini. Ama arada sevgi varsa muhabbet varsa ve ortak paydalar çoksa sıkıntılar aşılıyor. Bence sıkıntının kaynağı sevgi eksikliği.

15Problem eşin dindar olması değilMelikşah TÜRKOĞLU, 08.01.2007, Ankara

Arkadaşlar kusura bakmayın ama ben olaya ilmi olarak yaklaşamadım. Bu başlık yetiyor insana:) Su-i misal misal olamaz düsturuyla herhalde birkaç bayanın bu tarz yaklaşımlarından bu sonuç çıkamaz. Ya hakikaten eşi dindar diye onu garanti gören ve insan gibi davranmayan kadınlar varmı? Yazık bana kalırsa sorun erkeğin dindar olması değil, erkek olamaması:) Ne demek ben sabah işe gidecem kadın bi kahvaltı vermeden horul horul yatacak! Kendine bakmayacak, saygı göstermeyecek, akşama kadar uyuyacak... Problem kadında değil, onu bu noktaya getiren kabiliyetsiz kocasında! Neyse Allah esirgesin bizde daha evlenmedik. Kim çeker böyle kadını! Madem bi kadını bile idare edemeyeceksin niye evlenirsin be adam...

14ilginçAisegül, 08.01.2007, Kocaeli

Bende yazının başlığını okuyunca çok şaşırdım.İnşaAllah Levent bey gibi düşünen beyler azınlıktadır toplumda. Büşra hanım konuya çok güzel (doğru) cevap vermiş.Allah razı olsun kendisinden.

13Evlilik içinde yaşanan mahrumiyetler.ahmet akcicek, 06.01.2007, türkiye

Aşağıda eklediğim yazı konuyla çok alakalıdır.Her müslümanın mutlaka okumasını tavsiye ederim.

http://www.zehirliok.com/konu/evlilikte-cinsel-mahrumiyet.html

12yazık bize...devambüşra karaca, 05.01.2007, İstanbul

(yorumun oncesi var)

Hz. Aişe ile ilgili misallerin devamı:

- Hz. Aişe (ra)’dan : Safiyye (ra) gibi güzel yemek yapanı görmedim. (Bir defasında) Resulullah (sav) benim odamda iken, Safiyye ona yemek yapıp göndermişti. Çok şiddetli bir kıskançlık hissettim. Öyle ki beni bir titreme sardı. (Gidip) kabını kırdım, sonra da pişman oldum ve: "Ey Allah'ın Resulü" dedim, "yaptığım bu hareketin keffareti nedir?" "Tabağa aynıyla tabak, yemeğe misliyle yemek" buyurdular. Ebu Davud, Büyu 91 (3568); Nesai, İşaretu'n-Nisa 4, (7, 71)

Hadis kitaplarında hz. Aişe hakkında daha bir çok misal bulabilirsiniz. Hepsini buraya yazmam mümkün değil.

Hz. Aişe’nin çok hadis rivayet ettiğini, kemalatını çoklar biliyor. Kimsenin bunları öğrenince hz. Aişe’nin kemalatını hiçe sayacağını sanmıyorum. Ama bunları bilmeyince, hz. Aişe’yi insan değil de melek gibi düşünenler maalesef çoğalıyor. Asıl hz. Aişe’nin bu yönlerinden haberdar olmayınca, o mübarek hanımın kıymetini ve kemalatını takdir edemeyiz diye düşünüyorum. Üstün insanları melek gibi zannedince, insanın mahiyetini ve melekten ne kadar üstün olduğunu da anlayamıyoruz.

Sorunumuz ne biliyor musunuz? Sahabelere ve ezvac-ı tahirata insan değiller de meleklermiş gibi bakıyoruz. Onların da büyük hatalar yapabileceğini unutuyoruz. Böyle söyleyenlere de “sen kendini onlarla bir mi tutuyorsun, yoksa onları aşağı mı görüyorsun, biz onların tırnağı olamayız” diyoruz. Ve onları anlamaktan dolayısıyla örnek almaktan iyice uzaklaşıyoruz. İşte bu noktada gerçekten yazık bize…

11kaynaklarbüşra karaca, 05.01.2007, İstanbul

Serdar kardeşim,

1. Hanımlarının Efendimize yüksek sesle karşı çıktıkları ve kafalarında ne varsa söyledikleri:

Bir gün Hz. Ömer'in eşi kendisine sözle karşılık verince Hz. Ömer eşine “Bana karşı mı koyuyorsun” dedi. Eşi de “Peygamberimiz senden daha üstün olduğu halde ona bile eşleri karşılık veriyor” dedi. Hz. Ömer ………… devamında anlatılıyor. ~ Hüccet-ül İslam İmam-ı Gazali / İlahi Nizam / Kadının Kocası Üzerindeki Hakları

Aynı vakıa:

“Bir gün Ömer bir sebep yüzünden karısını azarladı, o da karşı cevap verdi. Ömer onu uyardığında ise karısı Peygamber’in (SAV) hanımları bile kocalarına karşı cevap verdiklerine göre, kendisinin neden veremeyeceğini sordu. Kızlarını kast ederek de………” devamında Hafsa ve diğer hanımların bahsettiğim tutumları ve hz. Ömer’in onlara hesap soruşu anlatılıyor. ~ Hz Muhammed’in Hayatı / Martin Lings / İnsan Yayınları s.382 . Kitapta hadis kaynağı olarak Muhammed İbni Sad, Kitab-et Tabakat el-Kebir VIII, 131, 137

……………………………………………………………………………..

2. Hz. Aişe’nin tavırları:

Peygamber'imiz (SAV) Hz. Aişe ile tartışmıştı, oraya Hz. Ebû Bekir'i hakem koymuşlar. Hz. Ebû Bekr Peygamber'imiz Hz. Aişe’ye “Sen mi konuşacaksın, yoksa ben mi konuşayım” diye sorunca Hz. Aişe O'na “Sen konuş, fakat sadece doğruyu söyle” diye cevap verdi. Bu söze sinirlenen Hz. Ebû Bekr kızına sert bir tokat atarak ağzını kanattı ve ona “Ey nefsinin dostu! O doğrudan başka bir söz söyler mi ki” dedi. Hz. Aişe de Peygamber'imize sığınarak, O'nun arkasına geçti Peygamber'imiz (SAV) de Ebû Bekir'e “Seni bunun için çağırmamıştık ve böyle yapmanı istememiştik” dedi. Hüccet-ül İslam İmam-ı Gazali / İlahi Nizam / Kadının Kocası Üzerindeki Hakları

Bir defasında da Hz.Aişe öfke içinde Peygamber'imize “Sen kendinin peygamber olduğunu da söylüyorsun daha!” dedi. Peygamber'imiz bu söze gülümsedi ve yumuşak huyluluk ile gönül genişliği ile katlandı. ~ Hüccet-ül İslam İmam-ı Gazali / İlahi Nizam / Kadının Kocası Üzerindeki Hakları

…………….

Özellikle 1. maddede geçen hanımlarının peygambere ne isterlerse söylemeleri olayını daha bir çok yerde okuduğumu hatırlıyorum.

Rivayetlerde ilk bakışta itiraz edilecek yanlar var gibi görünüyor ancak dikkat ile düşünürsek işin içinde başka işler olduğunu görürüz. Hz. Aişe “sen kendinin peygamber olduğunu söylüyorsun daha” derken, efendimizin peygamberliğinden şüphe mi etmişti? Bu cümle onun imansızlığına mı alametti? Bunun böyle olmadığını biliyoruz. Muhtemelen kocasına bir konuda kızmış ve beklediği tavrı göremeyince sen peygamber olduğunu söylüyorsun da bunu niye böyle yapmıyorsun demek istemişti. Kullandığı cümle ilk başta itikaden yanlış görünse de, hz. Aişe’nin imanı ile ilişkilendirilecek bir cümle olmadığını, kocasına olan sitemini ifade için kullandığı bir cümle olduğunu insaf sahibi herkes teslim eder. Diğerlerini de aynı şekilde karı-koca ilişkisi bağlamında değerlendirebiliriz. Selametle..

10yazık bize...büşra karaca, 05.01.2007, İstanbul

Eda kardeşim,

Yazdıklarımı okuduğunuzu söylemişsiniz ama nasıl okuduğunuz anlaşılmıyor. Ben “biz kadınlara bağıran çağıran olmak rolünü kabullenmek yakışmaz, bu Allah indinde de insanlar indinde de makbul değildir” yazmamış mıyım?

Beni yanlış anlamanıza üzülmüyorum veya kızmıyorum. Maksadımı anlamadığınıza üzülüyorum. Evlilikler kötü gidince ne oluyor biliyor musunuz? Himayeye muhtaç bir kadın ortada kalıyor, ana babasının nezdinde istenmeyen sahipsiz bir konuma düşüyor. İstemeden ikinci bir adamla evlenebiliyor. Küçücük ve ana babası arasındaki anlaşmazlıktan habersiz çocuklar, yüzüne bakmaya kıyamayacağınız masum çocuklar ortada itilip kakılıyor. Ve habersiz oldukları bir geçimsizliğin faturasını ödercesine, hayatları boyunca acı çekiyorlar. Bazıları bu yüzden şahsiyetsiz yetişiyor. Yazdıklarımı bunlara, bu acı sorunlara çözüm adına yazdım.

Ama siz, kadınları aklamaya çalışmak gibi kadınların kurtulamadıkları bir davanın peşinden gidiyorsunuz.. Kadınlar bağıran çağıran değildir demek konuya hiçbir yapıcı katkı sağlamıyor farkında mısınız? Ayrıca gözümüzün önündeki bir çok vakıaya inat, kestirip atmak tarzında bir yaklaşım oluyor.

Kadın bağıran çağıran olduğu zaman (ki bir çok hanede böyle olmasını ben sağlamıyorum), erkekler erkekçe durumu kabullenseler, Resulullah’ın hz. Aişe’ye gülüp geçtiği gibi gülüp geçebilirler diyorum. Ve böyle geçimsizlik sorunları boşanma nedeni olmaz inşallah diyorum. Resulullah’ın ve hz. Ömer’in tavrını gösterebilmek başta zor olsa da imkan dahilindedir ve daha makul bir tavırdır diyorum. Erkeğe yakışır bir tavırdır diyorum.

Bağırmak çağırmak kadının fıtratından mı getirdiği bir şeydir bilmiyorum. Siz benim öyle dediğimi iddia etmişsiniz. Ben gördüğümü söylüyorum. Gözümün gördüğünü inkar edecek değilim. Ancak kadınların ve erkeklerin farklarından bahseden şöyle bir hadis de biliyorum:

Ali (ra) dan: Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Ahiretin) en hayırlı kadını Meryem Bintu İmran’dır. (Dünyanın) en hayırlı kadını Hatice Bintu Huveylid’dir." Ravi bunu söylerken, eliyle semaya ve arza işaret etti. Rezin bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Erkeklerden pek çokları kemale ermiştir. Kadınlardan ise İmran’ın kızı Meryem, Firavun’un karısı Asiye, Huveylid’in kızı Hatice ve Muhammed’in kızı Fatıma’dan başka kimse kemale ermemiştir. Hz. Aişe’nin kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yiyeceklere üstünlüğü gibidir." Bu rivayet Buhari’de Ebu Musa hadisi olarak gelmiştir. Buhari, Menakıbu’l-Ensar 20, Enbiya 45; Müslim, Fezailu’s-Sahabe 69, 70 (2430, 2431); Tirmizi, Menakıb, (3887), Et’ime 31, (1835)

Bu arada, Hz. Aişe’nin kıvrak zekasına, hazır cevaplığına, sahabeler tarafından övülen belagatına hayranım. Hadis kitaplarında onun taharet hakkında ne önemli bilgiler naklettiğini görünce kendisine minnettar kalmamak mümkün değil. Onun araştırıcı, tahkik edici ve hakperest ruhuna hemcinsi olarak ayrıca hayranım. Efendimiz’in (SAV) “dininizin yarısını bu Hümeyra’dan öğreniniz” dediğini de iyi biliyorum. Buna rağmen, kavgacı olmadığını iddia edecek de değilim. Hz. Aişe’nin her şeye “hay hay” demeyen, sorun çıkaran yanını bilmiyor olmanız benim kabahatim değildir. Önceki yazıdakilere ek misaller isterseniz:

- Hz. Enes (ra)’dan : Resulullah (sav)’ın yanında dokuz hanım vardı. Kadınlara uğrama işini sıraya koyunca, birinci kadına ikinci bir uğrayışı dokuz gün sonra oluyordu. Kadınlar, her akşam, Resulullah’ın o gün geleceği odada toplanıyorlardı. (Bir gün) toplanma akşam, yeri Hz. Aişe’nin odasıydı. Zeyneb gelmişti. Resulullah ona elini uzattı. Hz. Aişe: "Bu Zeyneb’tir, (bilmiyor musun)?" dedi. Resulullah (sav) da elini geri çekti. Derken Hz. Aişe ile Hz. Zeyneb birbirlerine çıkıştılar. Karşılıklı çekişme birbirlerinin yüzüne toprak atmaya kadar gitti. (Bu esnada mescidde) ikamet getirildi. Bu sırada Hz. Ebu Bekir geçiyordu, onların seslerini işitti. "Ey Allah’ın Resulü! Çık ve şunların ağızlarına toprak saç!" dedi. Aleyhissalatu vesselam çıktı. Müslim, Rada 46, (1462)

- Hz. Aişe (ra)’dan : Safiyye (ra) gibi güzel yemek yapanı görmedim. (Bir defasında) Resulullah (sav) benim odamda iken, Safiyye ona yemek yapıp göndermişti. Çok şiddetli bir kıskançlık hissettim. Öyle ki beni bir titreme sardı. (Gidip) kabını kırdım, sonra da pişman oldum ve: "Ey Allah’ın Resulü" dedim, "yaptığım bu hareketin keffareti nedir?" "Tabağa aynıyla tabak, yemeğe misliyle yemek" buyurdular. Ebu Davud, Büyu 91 (3568); Nesai, İşaretu’n-Nisa 4, (7, 71)

Hadis kitaplarında hz. Aişe hakkında daha bir çok misal bulabilirsiniz. Hepsini buraya yazmam mümkün değil.

Hz. Aişe’nin çok hadis rivayet ettiğini, kemalatını çoklar biliyor. Kimsenin bunları öğrenince hz. Aişe’nin kemalatını hiçe sayacağını sanmıyorum. Ama bunları bilmeyince, hz. Aişe’yi insan değil de melek gibi düşünenler maalesef çoğalıyor. Asıl hz. Aişe’nin bu yönlerinden haberdar olmayınca, o mübarek hanımın kıymetini ve kemalatını takdir edemeyiz diye düşünüyorum. Üstün insanları melek gibi zannedince, insanın mahiyetini ve melekten ne kadar üstün olduğunu da anlayamıyoruz.

Sorunumuz ne biliyor musunuz? Sahabelere ve ezvac-ı tahirata insan değiller de meleklermiş gibi bakıyoruz. Onların da büyük hatalar yapabileceğini unutuyoruz. Böyle söyleyenlere de “sen kendini onlarla bir mi tutuyorsun, yoksa onları aşağı mı görüyorsun, biz onların tırnağı olamayız” diyoruz. Ve onları anlamaktan dolayısıyla örnek almaktan iyice uzaklaşıyoruz. İşte bu noktada gerçekten yazık bize…

9çok yazık edaküçükler, 04.01.2007, ank

Evvela Levent beyin bu konudaki tespitlerini tam olgunlaştırmadan kaleme almasının nedeni; yazıya başlık olan, şaşkınlık verici o cümle olsa gerek... Hal böyle olunca bize de uzunca yorumlar yazmak düşüyor :)

Yazılan yorumalrı okudum, özellikle Büşra Hanım ın yorumunu... Büşra hanım diğer yorumcuların aksine konuya çok farklı yaklaşmış bence... Efendimiz in (a.s.m) evliliklerinden özellikler Hz. Aişe ile olan evliliğinden verdiği örnekler çok çarpıcı. Bu örnekleri okuyan biri bu konuda bilgi sahibi olmasa, hz. Aişenin en çok hadis rivayet eden hanım olduğunu bilse hz. Aişeyi kavgacı , bağırıp çağırn kocasını zor durumda bırakan biri olarak tanıyacak bu bir.

İkinci olarak Büşra hanım efendinin kadınların bağırıp çağırıp kocalarına karşı gelmesini kadınların fıtratlarında getirdikleri bir davranış olarak bilinç altınd kabul etmiş olacak ki bunu haklı çıkaracak örnekler veriyor. Levent beyin yazısındaki konu ya çok farklı bir bakış açısı olauşturuyor bu yorum bu haliyle... Sadece bunu paylaşmak istedim.

Ben evli olmadığım için cevap hakkım olduğunu düşünmüyorum.

Dua ve sevgiyle...

8zehra gönen, 04.01.2007, Ankara

fatma zehra hanıma katılıyorum,başlığı okuduğmda ben mi yanlış anlıyorum acaba diye düşündüm önce.

benim gözlemlediğim kadarıyla yazıdakinin tersi yaşanıyo toplumumuzda.yani dindar bayanlar eşleri tarafından garanti gibi görülüp,ciddiye alınmıyolar kimi zaman.

tabiiki dindarlığı lafta bırakmayıp hayata geçiren eşlere sözümüz yok...

7saygıayla erenay , 04.01.2007, ist /türkiye

“Çalışan hanımlar, kapalı veya açık bir defa kendilerine çok daha iyi bakıyorlar. Çok daha planlı yaşıyorlar. Çok daha beylerine karşı saygılı oluyorlar.bu cümle güzel sonuçta saygı duyulan biri var .peki evde çalışan hanıma saygı duyuluyor mu ?bunun üzerine düşünmek lazım........Dindar erkeklerin eşleri, onları “her bakımdan” garanti olarak gördüklerinden dolayı onlara insan gibi davranmıyorlar.” Bu cümlede bence şöyle ,dindar bayanların eşleri.kendilerini her bakımdan garanti altına alınmış olarak görüp eşlerine insan gibi davranmıyorlar.mustesna olanlar vardır tabii.aslında olayların saygı ve sevgi çerçevesınde ılerlemesı gerekır hemde bu şahıslar kendilerini dindar olarak nitelendirdikleri vakitte.kim kendisine ne şekilde davranılmasından hoşlanıyorsa bu karşısındaki ister çocuk olsun ister eş istersenız de başka biri ona göre davranması lazım.

6yorummehmet, 04.01.2007, türkiye

fatımazehra hanıma katılıyorum. yazar rolleri karıştırmış.

5saFatimaZehraSari, 02.01.2007, İstanbul

Levent Bey yazinizin basligini gorunce inanin yanlis okudum herhalde diye iki uc kere okudum. normalde bu basligin tam tersi dogru diye dusunuyorum. evet tam tersi; yani "dindar" dedigimiz beyler evlendikten sonra eslerini garantileri altinda goruyorlar ve cok hor davranabiliyorlar maalesef. yaziniz o kadar garip ya da celiskili geldiki ne basliktaki iddianizi aciklamissiniz ne de yazinizda elle tutulur bisey ifade etmissiniz.bu kadar onemli bir konuda bu kadar dikkiat cekici bir baslik atmissiniz ama uzulerek soylemeliyimki icerik o kadar da doyurucu ya da yon gosterici olmamis. evet basligin tam tersi gibi dusunuyorum ve maalesef garantileri altindaki eslerine hor davranan erkeklerin disaridaki ehli dunyadan bayanlara gayet kibar olmalari yasanan durumlar. universite de bile-isyerlerindede- durumun boyle oldugunu arkadaslarla zaman zaman paylasiyoruz; mutedeyyin bir genc basortulu sinif arkadasina ders notlarini bile verirken konusmanin uygun olmadigini dusunurken, "hizmet" adi altinda diger kiz arkadaslariyla cok rahat konusup, gulusebiliyor. ifrat tefriti doguruyor gercekten.

4vakialarin kaynaklariSerdar Pehlivanoglu, 01.01.2007, Putnam/USA

Busra Hanim, yorumlarinizdaki ezvac-i tahirata dair olan hadiselerin kaynaklarini verebilir misiniz?

Ortalama bir musluman icin itiraz edilecek yanlari barindirdigi icin, bu tur hadiseleri kaynaklariyla sunmakta fayda var diye dusunuyorum...

3bir kac fikirbüşra karaca, 30.12.2006, İstanbul

Böyle bir problemi dile getirdiğiniz için Allah razı olsun. Özellikle biz hanımlara kendini kontrol ve çeki düzen verme anlamında bir mesaj vermiş oluyorsunuz.

Ancak problemin kaynağı olarak gösterdiğiniz şeylerin yerine oturmadığını söylemeliyim. Bir kadının kocasına gösterdiği hoş olmayan davranışların veya çok basit şeyleri bile büyütüp kavga çıkarmasının sebebi, kadının sünnetten uzak olması, bir yerden emir almaması midir? Eğer öyleyse, ezvac-i tahirat neden Rasulullah’a (SAV) yüksek sesle bağırabiliyorlar ve akıllarına ne gelirse söyleme cesaretini gösterebiliyorlardı diye sormamız gerekir.

Veya Hz. Ömer’in hilafeti zamanında halifeye karisini şikayet etmeye gelen bir adam halifenin evinin kapısının önünde içeriden gelen halife hanımının şikayet ve dır dırlarını duyunca, ben halifeye derdimi anlatmaya geldim ama onun başında da aynı sorun var en iyisi geri döneyim deyip geri döndüğünü bilirsiniz. Ertesi gün durumu çok vahim bir durummuş gibi Hz. Ömer’e anlatıp, ben sana derdimi anlatmaya geldim ama sende ayni dertten muzdaripmişsin dediğinde, Hz. Ömer “karim; bütün gün evimi bekliyor, temizliyor, rızkımızı hazırlıyor, çocukları yetiştiriyor, besliyor, misafirimi ağırlıyor, ikram ediyor, bağırır da çağırır da” diyerek olayın vahametine değil kadının durumuna dikkati çekiyor. (Yıllar önce de ayni şekilde hanımının yüksek sesle konuşmasından rahatsız olunca hanımından “ama senin kızın da kocasıyla böyle konuşuyor” sözünü işitip, kızı Hz. Hafsa’ya çok sinirlenen Hz. Ömer, öyle görülüyor ki aradan yıllar geçince fikrini değiştirmiş.)

Simdi bunlardan kadınlar bağırmakta çağırmakta haklıdırlar sonucunu mu çıkarıyorum? Elbette hayır. Ama bir kavgaları esnasında Hz. Peygambere “sen de kendini peygamber mi zannediyorsun” diyebilecek kadar ileri giden Hz. Aise’nin ve bir ikisi hariç ezvac-i tahiratin çoğunun dahi fıtratlarıyla ve davranışlarıyla doğruladıkları, kadınların bazı özelliklerinden bahsediyorum. Erkekler hayal kırıklığına uğramak istemiyorlarsa bilmelidirler ki, kadınlar ekseriya böyledir. Böyle olmayanları da vardır ama çok çok azdır.

Kadınların böyle özellikleri vardır, bu bir yaradılıştır deyip biz kadınlara bağıran çağıran olma rolünü kabul etmek yakışmaz elbette. Çünkü bunun hem Allah hem de insanlar indinde makbul bir durum olmadığı muhakkaktır. Ancak duruma erkeklerin, erkek olarak erkekçe kabullenerek bakmaları gerekiyor. Bunu vurgulamaya çalışıyorum, hikmet nazarından uzak olmayıp kadınlarla ilgili bazı gerçeklerden gaflet etmemeleri kendi yararlarına olur.

Bu kabul çok önemli, çünkü erkekler en çok bu noktadan yıkılıyorlar. Yani kadın çenesi güçlü kadın oldu mu hayatları karardı sanıyorlar. Ancak sizin yazınızda bize örnek gösterdiğiniz sünnetten bir misal verirsek, öyle olmadığını daha rahat görebiliriz.

Resululluha en ziyade iğneli laflar söyleyen, hiçbir lafın altında kalmayan, hatta bir kavgaları üzerine babası Hz. Ebubekir’e danışmak üzere gittiklerinde, Resulullah(SAV)kavganın çıkış sebebini Hz. Ebubekir’e anlatırken Resulullaha “ama yalan söylemeyeceksin doğruyu söyleyeceksin” dediği için babası Hz. Ebubekir’den bir şaplak yiyen Hz. Aise’den Resulullah(SAV) illallah mi etmişti? Veya yaka mi silkiyordu veya hayatinin karardığını mi düşünüyordu?

Hepimiz biliyoruz ki, Resulullah’a değişik zamanlarda değişik kişiler en çok sevdiğin kimdir diye sorduklarında “Aisedir” cevabini almışlar. Benim en net hatırladığım Hudeybiyeden sonra Müslüman olan Amr bin As, Resulullahin rağbetli tavırlarından en çok sevdiğinin kendisi olduğu düşünüp toplum içinde ona en çok sevdiğin kimdir diye sorduğunda “Aişedir” cevabini almıştır.

Bu örnekten çıkarılabilecek pek çok şey olduğu gibi, bizim konumuzla alakalı olan en önemli yan sudur ki kadının küçük şeyleri büyüten, kavga çıkaran vs. özellikleri en çok sevilen olmasına engel olsaydı, hayati fıtratı doğrulamaya örnek olan Resulullah(SAV)Hz Aiseyi severek erkeklerin bu görüşünü boşa çıkartmazdı. Haydi “en çok” olmasa bile, en azından sevmeye engel değildir sonucu çıksın. Fıtratı yanlış anlayan ve kadının bazı özelliklerini dayanılmaz bulanlar oturup bir daha düşünsünler lütfen.

Bunları hem yazınızda yerine oturmayan tespitleri göstermek hem de bazı evlilikler ve iliksiler hakkında gerçekten faydası olur diye yazıyorum. Yoksa erkeklere karşı bir tepki olarak değil. Bir çok evlilik kadınların acık seçik özelliklerini görememek gibi bir öngörüsüzlük yüzünden kotu gidiyor.

………………………………

İkinci olarak, kadınların kendilerini salıvermişlikleri ve kendilerine ve eslerine bakmamaları meselesi var. Böyle bir üzücü bir vakıa varsa elbette üzerinde durulmalı. Ancak üzerinde durmak ve faydalı sonuçlar çıkarmak için tespitlerimiz doğru olmalı.

Ben kendine çok güzel bakan, eşini düğüne gidermiş gibi kıyafetle bekleyen, sabah esine kahvaltı hazırlayan tesettürlü ve ev hanimi kişiler tanıyorum. Bu hallerinin sünnete riayet etmelerinden veya riayet etme kaygılarından kaynaklandığını da düşünmüyorum. Canları istediği zaman istediği yerlere gitme serbestiyetine sahip ve dünyanın bütün rahatlığını yaşayan bu arkadaşların bazıları da nurcular. Ve bu tür hanımların sayısı hiç de az değil.

Yazınızda bahsettiğiniz serbestiyete de dunyaperestlige de sahip olan bu arkadaşlarım, neden eslerine karşı böyle hassas olabiliyorlar dersiniz?

Bu sorumun cevabi da yine erkeklere çıkıyor üzgünüm. Ben eşimden çok memnun bir hanim olmama rağmen bu satırları yazarken üzülüyorum. Çünkü hanımlar arasında mevzu olan konuları biliyorum.

Kadınlar arasında, eslerinin kendilerine hediye almak isteyip istemedikleri mevzusu açıldığında, herkes erkeğin kendisinin düşünerek değil de hanimin hatırlatmasıyla hediye konusunun açıldığını söyleyerek en başta bir eziklik yaşar zaten. Kadının hediye konusunu açması sonucunda erkeklerin verdikleri cevaplar şöyledir : “onlar nişanlılık zamanındaydı, ben light erkek değilim, ne istiyorsun söyle de alayım, parasını vereyim alıver, bir şey istemeden duramazsınız zaten, bu kadınlar hep mi böyle” gibi! Bu cevapları bir çoğu kal diliyle söylediği gibi hal diliyle söyleyenler de var. Kocaları kendilerine düşünerek hediye alanlar ve ince davrananlar yok mudur? Elbette vardır, iste onlar çoğunlukla o yukarıda bahsettiğim esine kahvaltı hazırlayan ve beyaz atlı prensini bekler gibi aksam eslerini bekleyen hanımlardır.

Abartmıyorum, bir kadın sevildiğini hissederse her aksam hiç ülfet etmeden kocasını ayni heyecan içinde bekleyebilir. Kadının fıtratında bu heyecan ve hareketlilik vardır.

Lütfen kadın illa bir karşılık mi istiyor yaptığı hizmete gibi sathi sonuçlara varılmasın. Sene boyunca alınan bir iki hediye kadının hizmetine karşılık zaten olamaz. Hediye olmasa da başka herhangi bir şey, kadına kocasının onu sevdiğini gösteren herhangi bir şey yeter.

İlla romantik konular olması da gerekmiyor. Her gün yasadığımız rutin şeylerle alakalı olarak da hanımlara sevgilerini gösterebilir erkekler. Maalesef, bir kadının yemek yapmasının kadının yürümesi oturması kalkması gibi fiziksel bir işlevi olduğunu kafalarında kodladıkları halde, kadın olmayınca tenceredeki yemeği ısıtıp yemekten aciz olacak kadar kadının hizmetini önemsediklerini anlayamıyorlar. Halbuki kadının hizmetinin önemini erkekçe kabul etseler, ona elbette teşekkür ve minnet hisleri beslerler ve izhar ederler. Bu da kadın için bir hediye gibidir.

Acaba o bir daha evlenecek olsa çalışan hanımla evlenecek olan arkadaşınıza sorar misiniz, nişanlılık ve yeni evlilik donemi hariç karısına kaç defa hediye almış? Veya çiçek almış , veya çiçek koparmış da vermiş? Veya kaç defa sevdiğini söylemiş.

Evet, sevildiğinin söylenmesi de kadın için en büyük hediyedir. Ama zamanımızın dindar erkekleri bize sünneti örnek gösterip, Resulullah’in nasıl herkesin içinde karisini sevdiğini söylemesini örnek alıyorlar mi çok merak ediyorum. Milletin içinde hanımıyla sıcak ilişkisi olduğu fark edilenlerle hanimin emrine girmiş gibi dalga bile geçilebiliyor. Haydi bırakın milletin içinde söylemenizi kimse istemiyor zaten, karınıza söyleyin. Resulullah(SAV) milletin içinde o kadar söylediyse karısına kaç defa söylemiştir hiç düşündünüz mu?

………………………………

Üçüncü olarak da, dindar erkeklerin hanımlarının onları garanti olarak görmesi meselesi var. Hem de “her bakımdan”…..? Yeteri kadar açmamışsınız, kadın neden kocasını garanti olarak görsün neden bu garantiye güvenip kendini bıraksın? Ama yazınızda bunu yanlişlayan başka bir bulgu var. Dindarlar içinde boşanmaların artması.. boşanmalar bu denli arttıysa kadın neden kocasını garanti olarak görsün ki? Tam tersi “kocam benden memnun olmazsa beni bırakırsa” diye düşünüp toparlanıp, hareketlerine ve bakımına dikkat etmesi gerekmez mi?

Üstelik garanti olarak görülemeyecek birileri varsa onların ta kendisi dindar erkekler değil midir? Çünkü bizim dinimizde taaddüt-u zevcat helaldir. Erkek hiç vicdan azabı çekmeden, Allah’ın izni ve Kur’an’in nassiyla, şeran (şart koşulmadıysa) ilk hanımına haber vermesi de gerekmeden ikinci hanım alabilir. Bunu bilen bir kadın kendini garanti altında hissedebilir mi?

Beyleri bilmem ama hanımların ders müzakerelerinde bu taaddud-u zevcat meselesinde çok hararetli tartışmalar çıkar ve normalde derslerde en sessiz ve fikir beyan etmeyen hanımlar bile, ateşli ateşli fikir beyan ederler. Ve bir turlu konunun sonu gelmez ve uzlaşılmaz. Bir dahaki hafta olduğunda geçen haftaki konuda anlaşamadık ama şimdilik geçelim gibi cümleler söylenir. Ben buna kaç kez şahit oldum. Sizce hanımlar kendilerini garanti altında hissettiklerinden mi çıkıyor bu tavırlar, yoksa hissetmemelerinden mi?

Dediğim gibi, üzerinde durduğunuz problemler önemli ve ciddi problemler. Ama sebepleri ne kadınların kocalarını garanti olarak görmeleri ne de sadece sünnetten uzaklık değil diye düşünüyorum. Evet sünnetten uzaklık dindarlar olarak yaramızdır ama sünnetin kari koca iliksilerine temas eden kısmının ihmali sandığınız gibi konunun tek sebebi olmasa gerek. Sebebin bir kısmı sünnetten uzaklık olsa dahi, bu sadece hanımların değil Resulullah’i örnek alamama noktasında erkeklerin de sorunudur.

Bana sorarsanız kadınların bu kendilerini salıvermişliklerinde içinden geldikleri kültürün de etkisi var ama en önemli sebep, kocalarının ilgisini çekmediklerini düşünmeleri. İlgi çektiklerine dair bir şey hissetmeyince, ilgi çekmeye çalışmıyorlar.

Diyebilirsiniz kadın ilgi çekmeye çalışsın o zaman, o başlatsın, erkeğin de ilgilendiğini görecektir. Kadın erkeğin ilgisini çektiği halde, erkek ilgilendiğini kadının anladığı dilden anlatmazsa kadın ilgi çektiğini anlamaz. Çünkü o kadındır erkek değil.

Aslında mutluluğun çok kolay ama çok ince olan sırları var. Erkekler bu sırların kolaylık kısmını nazara alıp küçük görüyorlar, hafife alıyorlar. Ancak o sırların inceliği şu ki, erkek için çok basit iken kadın için DÜNYALAR demek olabiliyor. Erkekler çoğunlukla bu incelikten gaflet ettikleri için mutsuz oluyorlar.

…………………………

Ayrıca yazınızdaki genellemeler ve insanların niyetleri hakkında kesin hüküm içeren cümlelerin çok rahatsız edici olduğunu söylemeliyim. Dışarıda kapalı pek çok hanimin dünyasında şahsi ibadetlerin problem oluşu neden ilginç olsun? Bu kainat yaratıldığından beri herkes için böyle değil midir? İçeridekinin büyük cihad olduğunu kendiniz söylemişsiniz. Efendimiz (asm) savaş bitince “simdi küçük cihad bitti, nefisle olan büyük cihad başlıyor” mealindeki hadisine karsı siz olsanız, “simdi savaş meydanında canları pahasına savaşan sahabelerin böyle kendi nefisleriyle baş başa kaldıklarında zorlanmaları ne ilginçtir” mi diyecektiniz? İnsanların kolay olanı yapabilip, zor olanda zorlanmaları ilginç midir?

Haydi diyelim çok kesin vakalar gördünüz, iddia ettiğiniz şeylerle ilgili. O zaman genelleme yapmak yerine, “herkes böyle, çoğunluk böyle” demek yerine “böyle olanlar da var, böyle olanlar gördüm” demeyi ve üslubunuzu değiştirmeyi deneyin!

Yazınızda ifade ettiğiniz önemli problemlerin sebepleri üzerinde durulmamalı demiyorum, ama bunu farklı ifade etmelisiniz. Tesbitleriniz birbiriyle ve mantıkla çatışıyor.

2iç alemimize dönüşmesut nurver, 26.12.2006, Ankara

suçu çoğu zaman dışarda arıyan bizler nezaman kendimizi eleştireceğiz.acaba her iki insan ne zamana kadar hep ben diyecek.ilişkilerimizde ne kadar şeffafız.acaba hep diğergamlık ben hep karşımdakini düşünüyorum derken içimizdeki narsist bir devemi dönüşüyor.

1Allah razı olsun...Mert İnan, 25.12.2006, Manisa

Öncelikle böyle bir konuya değindiği için Leven Abi'ye teşekkür ederim. Bu devirdeki ahlak anarşisi içinde ilk hedef aile hayatı oluyor. Eğer bu dindar ailelerde de görülürse kökümüze kibrit suyu döküldü demektir. Son zamanlarda mü'mine hanımlar içinde de artan 'feminizm' akımları erkekleri de potansiyel bir kadın düşmanı haline getirdi. Yani evlilik paylaşmaktan çıkıp çatışmaya dönüştü. Halbuki Allah(c.c) iki ayrı cinsiyeti birbirini tamamlamaları için yaratmıştır. Birbirleriyle mücadele etsinler diye değil. Bu yazıda da bahsedildiği gibi ancak iki tarafı da yıpratır mutsuz eder. Allah sıkıntı çeken herkesin yardımcısı olsun...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut