Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

İki tür mahkum
–İsmail Örgen

[*4.676 yazı içinden]

Peygamberle görüşmek

Yazara Mesaj Gönder

GEÇENLERDE, BİR vesileyle, üzerinde düşünmeye değer bir iddiayla karşılaştım. Tasavvuf yolunun bir mensubu Bediüzzaman’ın “Zaman tarikat zamanı değildir” sözünü doğru bulmuyor, ve bunun yanlışlığına delil olarak intisap ettiği halkanın mürşidinin öyle rüyada filan değil, doğrudan ve bizzat Hz. Peygamber’le görüştüğü iddiasını dile getiriyordu. Tasavvuf yolu kendisi yirminci asırda yaşadığı halde Hz. Peygamber’le bizzat görüşen mürşidler yetiştirirken, Bediüzzaman nasıl böyle bir söze cür’et edebilirdi ki?

Tasavvufa asla düşman olmayan, bilakis özündeki safiyeti ifade ile beraber içerdiği vâki ve muhtemel risklere dikkat çekip tadil ve tashih edici bir dil kullanan Bediüzzaman’a getirilen bu itiraz, tam da “Telvihat-ı Tis’a”da dile getirilen hatarları hatırlatır durumdaydı. Bir ehl-i tarikin Bediüzzaman’ın tesbitine katılmama hakkı ve özgürlüğü elbette vardı; ama “Benim mürşidim Hz. Peygamber’le görüşüyor, sen kim oluyor da kalkıp lâf söylüyorsun?” gibi bir savunma, tam da Bediüzzaman’ın dikkat çektiği ‘tehlike’nin kapsama alanındaydı.

Gelin görün ki, böylesi bir tehlikeyle yalnızca tasavvuf ehlinin yüzyüze olduğunu söyleyecek durumda da değildim. Benzer sözler ve iddialar, Risale’yle şu veya bu düzeyde irtibatlı mü’minlerin en azından bir kısmı arasında da revaçtaydı. Bugün bile, serdettiği görüşün doğruluğunu teyid için, ‘Hz. Peygamber’le istişare ettikten sonra bu görüşe vardığı’ söylenen; yani aslında onun dile getirdiği görüşün gerçekte Hz. Peygamber’in görüşü olduğu, o görüşe itaatin gerçekte Hz. Peygamber’in görüşüne itaat anlamına geleceği ima edilen isimler vardı aramızda. Halen hayatta olanlar için değilse bile, Bediüzzaman için bunu söyleyenler de vardı.

Haydi, ‘tahkik’ten ziyade ‘taklid’e, âlem-i şehadetin tefekküründen ziyade âlem-i misalin şuhuduna, ‘objektif gerçeklik’ten ziyade ‘sübjektif gerçeklik’e dayanan tasavvuf yolunda böyle bir söylemin varlığının anlaşılır bir tarafı vardı. Peki, ‘dava değil, dava içinde bürhan’ olan, âlem-i şehadetin tefekküründen hâsıl olan bir tahkiki asıl tutan, subjektif gerçekliğe değil de objektif gerçekliğe dayanan Risale-i Nur mesleğinden şu veya bu şekilde beslenenler içerisinde, böylesi söylemlerin revaç bulması nasıl açıklanabilirdi?

Daha da manidar olanı ise, Hz. Peygamber’le bizzat görüşme iddiasının gölgelediği bir aşikâr vaziyetti. Yemen’e kadı olarak görevlendirildiğinde Muaz b. Cebel’in Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselamın sorularına verdiği cevap, mü’minler arasında en ziyade tekrarlanan hadisler arasındaydı. Bu cevapların Hz. Peygamber’de uyandırdığı memnuniyetten de mü’minler haberdardı.

Önüne bir dava geldiğinde neye dayanarak hüküm vereceğini Hz. Peygamber kendisine sorduğunda, “Allah’ın Kitabına bakarım” demişti Muaz. Allah’ın Kitabında bu hususa dair bir hüküm görmediğinde, böylesi veya benzeri bir durumda Allah’ın Resulünün ne dediğine, ne yaptığına, nasıl hükmettiğine bakacağı cevabını vermişti. Onda da bir hüküm bulamadığında ise, Allah’ın Kitabında ve Resulünün sünnetinde varolan esaslar dahilinde kendi re’yiyle bir hüküm vereceğini belirtmişti.

Bir mü’minin yola koyulurken neye göre yola koyulacağının, karar verirken nasıl karar vereceğinin cevabı, Muaz b. Cebel’in sözlerinde gizliydi. Yola koyulurken yahut yolunda yürürken Peygamber’le görüşmek isteyen, onun elçisi olduğu Kitaba ve onun sünnetine ittiba ederek yapardı bunu. Peygamberle görüşmek isteyen mü’minler için, yirminci asırda bile, kapı hâlâ açıktı; ve bu kapı, Kur’ân’ı ve hadis külliyatlarını açıp okuyan her mü’mine açık durumdaydı.

Diğer bir deyişle, bir mü’minin tuttuğu yolun, verdiği hükmün, ifade ettiği görüşün doğruluğunu tesbit için, onun Hz. Peygamber’le görüştüğü iddiasına sığınmamız gerekmiyor.

Bilakis, böylesi sübjektif iddialar bir yana, ilgili yolu, hükmü ve görüşü Hz. Peygamberin elçisi olduğu Kitabın ve sünnetin mizanlarıyla ‘görüştürmemiz’ gerekiyor.

  21.12.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

10"sahabe-i kirama benzeyen bu cemaat"Zühre, 13.03.2007, İstç.

"Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) istikbale bakan hadisleri arasında günümüze bakanları var mıdır?

Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğini ele aldığımız yerde, O'nun gayba ait verdiği haberler üzerinde de fazlasıyla durmuştuk. [1] Bu mevzuda hadis ve megâzî kitaplarında, Efendimiz'e ait o kadar çok vak'a zikredilmiştir ki, sanki Allah Resûlü gaybbîn nazarıyla televizyon ekranının başında oturmuş da seyrediyor gibi kıyamete kadar meydana gelecek hâdiseleri teker teker müşâhede etmiş ve ümmetine haber vermiştir.

Meselâ, Allah Resûlü hilâfetin otuz sene olacağını –muteber hadis kitaplarında– haber vermiş, haber verdiği gibi çıkmıştır. Kureyş'ten iki çocuğun (Yezid ve Velid gibi) ümmet-i Muhammed'in başına musallat olacaklarını, çok eza ve cefada bulunacaklarını haber vermiş, haber verdiği gibi zuhur etmiştir. Zülhuveysıra'nın şahsında, elmacık kemikleri, burun ve kafa yapıları ve renkleriyle Moğol tipini anlatarak bir kısım kimselerin İslâm medeniyetini zir ü zeber edeceklerini tafsilatıyla haber vermiş ve haber verdiği şekilde Moğol istila ve işgalleri olmuştur.

...

Cömertliği ile meşhur Hâtem-i Tâî'nin oğlu Adiyy ibn Hâtim Hıristiyan idi. Babası Allah Resûlü'nün getirdiği hidayetle tanışamamıştı. O gelip Efendimiz'e hayat-ı seniyyelerinin sonunda teslim olmuştu. Allah Resûlü'nde (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvvet nişaneleri görmüştü; bunlar Ceziretü'l-Arab'da umumî güvenin teessüs edeceği, Müslümanların çok zenginleşeceği türden haberlerdi ve Adiyy'in (radıyallahu anh) itirafıyla hepsi de gerçekleşmişti.

Sonuncusu hariç buraya kadar anlatılan vak'alar hep İslâm dünyasında tedenni ve sukutu haber veren hadislerdir. Vâkıanın bir de olumlu kısmı vardır. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahir zamanda evsaf ve ahvaliyle tıpkı sahabeye benzer bir cemaatin zuhur edeceğini de müjdelemiştir.

O bir hadislerinde, "Ta kıyamet kopuncaya kadar ümmetimden bir cemaat dine omuz verecektir." buyururlar. Hadisin başka bir ilavesinde, hasım olan kimselerin onlara zarar veremeyeceklerinden de bahsedilir. Yani onlara karşı kurulan bütün dolaplar, entrikalar ve hileleri yapanların kendi başlarına çevrileceği ifade edilir. İşte ahir zamanda zuhur edecek evsaf ve ahvaliyle sahabe-i kirama benzeyen bu cemaati Allah Resûlü haber vermiş ve biz Efendimiz'in haber verdiği sair şeyler gibi bunun da çıktığına/çıkacağına inanırız.

..."

9işaret ettiğiniz insanlarFatih Ölmez, 23.02.2007, Ankara

Başka yazılarınızda olduğu gibi bu yazınızda da bazı insanlara atıfta bulunuyorsunuz. Konu bence güzel özetlenmiş. 21. yüzyılda dahi bir konuda Allah'ın(c.c.) ve elçinin(a.s.m) razı olacağı bir karara varmak mümkün. ve de bunun için öyle ilahi bir işaret falan almaya gerek yok. amma yazınızın 3. paragrafında işaret ettiğiniz bazı insanlar var. bence bunları yazmaya gerek yok. Yazılarınız kesinlikle beğeniyorum ama insanları işaret etmeniz açıkçası beni üzüyor. o insanların kim olduklarını da bilmiyorum. ama hakikaten yanlış içinde olduklarını bildiğiniz kişiler varsa söyleyin. tanıyanlar, ona bağlananlar ve de sizin düşüncelerinize değer verenler kendilerini sorgulasın fakat doğrudan imana ilişen bir konuda olmayan ya da doğruluğu kesin olmayan bir kusur işlediklerini düşündüğünüz insanları işaret etmeyin lütfen.

Allah(c.c.) bizleri aldandırmasın. AEO

8kendinize gelir misiniz..!okan zengin, 11.02.2007, antalya

bugünün hayata bakış açısından faydalanarak manevi konularda haklılık peşinde olmayı kendinize gerçekten yakıştırabiliyor musunuz?bir konuyu anlatmak başka bu konuyu İHTİLAFLI KONULAR ARASINA TAŞIMAK BAŞKA..DERGAH ortamında karşılıklı konuşulacak böyle konuların her dereceden,her isteyenin ulaşabileceği sanal sitelerde apaçık şekilde tartışılır olması bilgisizlerin haksız yorum yapmasına ve yanlış düşünmesine sebeb olmaz mı?bir de KAYNAK GÖSTERİLME olayı var..sizlerin yüzünden müslümanların göreceği zerre kadar zararın telafisi nasıl olacaktır?işte ben..merak ettim okudum..bendeki izlenimler böyle..hatalı da olsam yazıyorum.sanal dünyanın böyle boşlukları var..tenkidlerim iyi niyet kaynaklıdır..(cemaat değil) cemiyet ortamlarında gündeme bu şekilde yer almanız MÜTEDEYYİN insanları savunmasız bırakıyor haberiniz olsun..saygılarımla

7malum itirazmuhammed, 10.02.2007, der-saadet

Malûm îtiraz hadisesi îma ediyor ki; ileride, meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgam bazı sofimeşrebler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur'a veşakirtlerine karşı, kendi meşreblerini ve mesleklerinin revacını ve etbadarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle, îtiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hadiselerin vukuunda bizlere, îtidal-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir.

Üstadım tâ o zamandan söylemiş... Bizlere çürütmek düşmez...

Risale-i Nur şakirtleri, bu mezkûr dört esasa binaen, muarızlara hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i bilmisil ile karşılamamalı. Yalnız, kendilerini müdafaa için, musalahakarane, medar-ı îtiraz noktaları izah etmek ve cevap vermek gerektir.

Bu cevablar da veriliyor elhamdulillah...

Bir hakikat daha: Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîyi temsil eden has şakirtlerinin şahs-ı manevîsi "ferîd" makamına mazhar oldukları için, değil husûsi bir memleketin kutbu, belki ekseriyetle Hicaz'da bulunan kutb-u azamın tasarrufundan hariç olduğu gibi onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmuyor. Ben, eskiden Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki; Gavs-ı Azam'da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, "ferdiyet" dahi bulunduğundan, ahirzamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır.

6..............................haticenur, 07.02.2007, İstanbul

Öncelikle risale-i nur müşteri aramaz.Çünki kemiyet değil keyfiyet önemlİ diye buyuruyor Üstad.Tarikat zamanı değil,hakikat zamanı sözü ise hiçbir meşayiha yalan isnad etme gibi bir anlam taşımamakla beraber vebal içeren bir sözde değildir.Aslında risale-i nurun birçok yerinde açıklaması vardır bu sözün.Asrımızda herşeye akli bir açıklama ister insanlar (daha çok genç kesim)çünki akılları felsefeden gelen yaralarla doludur.RN ise haşri bile akla kabul ettirmiştir.Eskiden ise kalbin kabul etmesi yeterlidir insanlar için.Bu ve daha birçok hikmete binaen söylenmiştir bu söz,yoksa telvihat-ı tisada tarikatı anlatırken en ufak bir kötülemede dahi bulunulmamıştır aksine güzelliğinden bahsedilmiştir ne varki bu zamanda insanların en önemli ihtiyacının iman dersleri olduğunu isbat eden ÜSTAD,tarikatın cenneti genişletecek faydalara sahip olduğunu ama insanların öncelikle cennetin var olduğuna inananacakları deliller istemeleri üzerine bu zamanın hakikat zamanı olduğunu savunmuştur.DAHADA BİRÇOK HİKMETİ VARDIR.Ayrıca RNdaki ebced hesaplarına inananlarla kendince çıkarımlarda bulunanlara inananlar arasında büyük fark vardır.Aynı kefeye konulmasınıN mümküniyeti yoktur.bÜYÜK ZATLARI ELEŞTİRMEK HADDİMİZ DEĞİLDİR ASLA...Yazıdaki amacın birilerini eleştirerek kendi mesleğini ön plana çıkarmak olduğunu da sanmıyorum.Sadece herşeyi kitabın ve sünnetin mizanlarına vurarak düşünüp kabul etmemiz vurgalanıyo.Peygamberle görüşmemizin böyle mümkün olucağı söyleniyor.Allahu tealada MUHSİNLERLE(GÖRÜR GİBİ İBADET EDENLERLE) BİRLİKTE OLDUĞUNU SÖYLÜYOR.Bu şekildede Allahla görüşmüş oluyoruz kimileri her an kimileri ömürde bir kez.Ama büyük zatlar peygamberimizle a.s.m yakazaten görüşebilir Bu konuda hüküm vermek kendimiz açısından iyi olmaz sanıyorum biz muhabbet fedaileriyiz ........AMA yorum yapan abinin tarikata bağlı olduğundan bunu herkese kabullendirme gayreti nefsani olduğundan yakıştıramadım.Biz RNda ne geçiyorsa tedkik etmiş vede inanmışız.Bu sitedeki yazarlarında aynı düşüncelerinden ötürü ONLARIDA KABULLENİP BENİMSEMİŞİZ.Madem siz farklı bir açılım oluşturmaya çalışıyorsunuz ve bunuda yolun abilerini eleştirip kendi efendinizi ön plana çıkararaktan yapıyorsunuz sizden ricam niyetinizi gözden geçirmeniz ve sadakatle RİSALELERİ BİR DHA OKUMANIZDIR(eğer gerçekten risalelerden istifade etmek istiyorsanız tabi) VE eleştiri için değil,istifade için okumanız karakalemdeki yazıları... (tabikide eleştirme özgürlüğünüz mevcut)Ama hizmetse niyetiniz eğer tavsiyemdir.....SAYGILARIMLA

5müseylime'yi görüp Hz. Peygambere şaşı bakmak..fatih öz, 04.02.2007, ist/tr

"Zaman tarikat zamanı değildir" sözü doğru olmadığı gibi bugünkü meşayiha yalan isnad etmektir ki çok veballi bir iştir. Kendi yoluna müşteri bulmak adına bu türlü laflarla asıl yol, yok farzetmek isteniliyorsa yolunuz size mübarek olsun.. Said-i Nursi Hz.leri belki bu sözü başka bir maksatla söyledi (O'nu tenzih ederim), lakin yolun abileri müşteri arayışında..

İşin garip kısmı, bir takım ebced hesaplarına, rüyalara, kendince çıkarımlarda bulunanlara inanlar, olmuş bir olaya inanmak istemiyor. Buna meşrep taassubu denmez de ne denir? Üstelik Peygamberle görüşen denilen Zat, Gönenli'nin ifadesi ile bu zamanın en büyüğüdür. Görüştüğünü söyleyen de Ladikli Ahmet Ağa'dır. Şeyh uçmaz mürid uçurur lafı burada görüldüğü gibi doğru olmamaklar beraber, herkesi kendi gibi zannedenlere daha güzel yakışıyor diye düşünüyorum.

4evet amahaticenur, 04.01.2007, İstanbul

yazı çok güzel ama bu bediüzzamanın a.s.m la görüşmediği manasına gelmyr bunu delil göstermek zaten rsn un mizanlarına tam muvafık gelmez mantıklı açıklamalarda ve mukni ifadelerde bulunan üstad bunu tabikide kuranı kerim ve sünnet ölçüleriyle bütünleştirip,onları delil olarak kullanıyor.

3aciklik getirmek lazimismail, 27.12.2006, İstanbul

bence bu konuya daha bi aciklik getirmek gerekir. cuku nurlari okuyanlarda diyor ki Ustada peygamberimiz(sav) demis ki sana ilim verilecektir veya baska sozler de var. Anlamadigim boyle bir olay var mi yani buyuklerin yakaza dedikleri, mana aleminde gorusmeler yaptigi. yani varsa bu denilenler de dogrudur. Metin abini bahsettigi konuda yani adam niye bole bir sey uydursun ki. Hem de seyh konumunda. biliyoruz bole soyleyen cok mubarek temiz zatlar var. buna nasil bakmak gerekiyor.

tesekurler

2nasıl görüşsekŞeyma Gür, 22.12.2006, Çorlu

Evet..Peygamberle (a.s.m.) gizemli ve sisli görüşmelerin, açık, net ve hakikatli görüşmelere engel teşkil edebileceğini düşünebiliriz.

1İbretlik!Hasan Demir, 21.12.2006, İstanbul

Peygamberimizle istişare ettiğini iddia eden nurcu olmadığını umuyorum.Şayet"Şeyh uçmaz,mürid uçurur" kabilinden liderimiz peygamberimizle görüşüyor bahanesi ile islam dışı işleri meşrulaştıranlar varsa bu yazıda onlar için alınması geren önemli bir ders var.

Ama ben yinede böylesi sözlerin üçüncü şahısların uydurması olmasını umuyorum.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut