Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Bitirirken...
–Metin Karabaşoğlu

[*4.668 yazı içinden]

ZENGİN OLMAK İSTER MİSİNİZ?

Yazara Mesaj Gönder

ZENGİNLİK İNSANLIĞIN yaratılışından bu yana şöyle veya böyle ilgisini çekmiş insanoğlunun. Zenginlik için canlar alınıp, canlar verilmiş. Rahatlar kaçmış, hırslar, gıybetler, riyakarlıklar doğmuş. Zenginlik dünyanın en önemli, en vazgeçilmez gayesi olmuş pek çok insan için. Onun uğruna şahsiyetler, dürüstlükler, doğruluklar, hakkaniyetler görülmez olmuş. Gün gelmiş kardeş kardeşini tanımamış, oğul babaya, anne bebeğine sırt çevirmiş.

Asrımızın çarşısında zenginlik Said Nursi’nin tabiriyle “en mergup meta” haline gelmiş. Öyle revaç bulmuş ki bu mal, beşeriyet âleminde tüm rağbetler ona yönelmiş, yüzler, gözler, fikirler ona dönmüş.

Zenginliğin kendisi başlı başına bir put olurken, bizi bu büyük puta götürecek olan vesileler de birer birer küçük putçuklar haline dönüşmüş. Böylelikle zenginliğin kokusunu aldığımız her vesilenin karşısında kendimizden, insanlığımızdan taviz verir hale gelmişiz.

Zenginlik uğruna günlerimizi, vaktimizi, sıhhatimizi, ailemizi her şeyimizi harcamışız. Zenginlik “Kızıl Elma” gibi her an peşinden koşulması gereken hayatımızın en önemli gayesi olan bir uzak hayaller ülkesi olmuş bizim için.

Tam bu noktada şevk ve hikmet insanı Halil Köprücüoğlu’nun 19-20 Kasım 2006’da İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından organize edilen “Risale-i Nur’a Göre Kötülük, Şer Kavramı ve Haşir” konulu Uluslararası Toplantıda konuşan yirmi civarındaki yabancı akademisyenin konuşmalarından çıkardığı bir sonuç ilişti gözüme:

“Said Nursi bizleri, hepimizi zenginleştirdi.”

Bu toplantıdaki konuşmalara baktığımda yabancı bilim adamlarının Risaleleri ve Said Nursi’yi anlatırken “zengin” kelimesini özellikle kullandıklarını fark ettim.

Risale-i Nur’a göre hakiki zengin, Gani-i Alelıtlak ve Gani-i Mutlak olan Rabbimizdir. O her şeye sahip ve zenginliğinin sınırı olmayandır. Hiçbir şeye hiçbir şekilde muhtaç olmayandır.

Bediüzzaman Sözler’de Rabbine şöyle yakarır:

“Sen hazîneleri bitmeyen zenginlik sahibi Ganî’sin, ben ise Senin ihsanına muhtaç fakr-ı mutlak içinde bir fakirim.”

Mesnevi-i Nuriye’de ise Rabbini şöyle tarif eder: “ O sonsuz bir zenginlikle gayr-ı mütenahi hazinelere maliktir.”

İnsan bütün hayatını verircesine peşinden koştuğu zenginliklere rağmen mutlak fakirdir. Aslında bizim olan hiçbir şey yoktur, her şey verilen ve bir gün bizden geriye alınacak olandır. Mal, mülk ve servetimizin ötesinde çocuklarımız, eşimiz, vücudumuz, her şeyden daha çok sevdiğimiz ruhumuz bile elimizde kalmamaktadır. Nerede kaldı fani makamlar, koltuklar, altınlar, şöhretler…

Bediüzzaman Onyedinci Söz’de şöyle feryad eder:

“Bir maksud ki fenada mahvoluyor, o maksudu istemem. Çünkü faniyim. Fani olanı istemem, neyleyim.”

Yine aynı yerde Nursi, grupta batmaya mahkum olanın kalbin alakasına, fikrin merakına değmemesi gerektiğini, amellerimize merci olmadığını söylüyor.

Dünya ehlince pek mergup olan, hayatın gayesi olan dünyevi gayeler, er veya geç ulaşacağımız âhiret menzilinde pek geçersizdir. Halbuki insan cihazatça, kabiliyetleri, algılaması, ruhu, kalbi, aklı ile en mükemmel bir tarzda yaratılmıştır. Sözler’de anlatıldığına göre “ Şu derece cihazâtça zenginlik ve sermâyece kesret, elbette ehemmiyetsiz, muvakkat şu hayat-ı dünyeviyenin tahsili için verilmemiştir.”

Tüm bu güzellikleri sadece fanilikler için kullanan, dünyevi zenginlikleri ne olursa olsun mutlak bir fakirliğe düşer. Bakalım etrafımıza, dünyevi servetleri, şan, şöhret ve itibarları yerinde olan onca insanın ruhu ne kadar zengin, ne kadar anlamlı? Oysa hakiki zenginlik Gani olan Rabbimizi anlamak, O’na yakınlaşmak, O’na abd olmaktadır. Bizi O’na götüren vesilelere sarılmaktadır.

Şualar’da belirtildiği gibi “Nurlardaki zenginlik, dünyevî zenginliğin pek fevkindedir.” Çünkü Nurlar bizi hakiki zengin olan, tüm zenginliklerin kaynağı olan Rabbimize götüren vesilelerdir.

Risale-i Nur “öyle bir saadet hazînesini açar ki, altmış sene hizmetle o açılmamış.”(Sözler)

Batılı dostlarımızın fark ettikleri bu zenginliğe bigane kalmak en büyük fakirlik değil midir? Bu hazinede dünya ve âhiret saadeti saklıdır. Ne mutlu onu keşfetmek için sa’y ve cehd denizine yelken açan kahramanlara…

  11.12.2006

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

3dünyevi sıkıntılara birebiribrahim erdoğan, 17.12.2006, İstanbul

bu yazı benim için sınav okul hengamında gafletten kurtulmam aına çok yardımcı oldu

geçekten aline sağlık levent abi.

2abdülgani, 15.12.2006,

Umduğumuzu ancak ondan sabır ve namazla isteriz. Güzel olmuş Allah razı olsun.

1mihmandar, 11.12.2006,

Allah razi olsun.yüreginize saglik...

ibrahim Ethemle ilgili kissada söyle geciyordu :

"kanaati olmayan insan zengin sayilmaz"




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut