Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

IX. Miracın adımları
–Metin Karabaşoğlu

[*4.670 yazı içinden]

Said Nursi, Risale-i Nur ile Mevlana’nın Mesnevisini neden karşılaştırdı?

Yazara Mesaj Gönder

SAİD NURSİ’NİN her zaman ve zeminde başka bir eseri değil Risale-i Nur’ları yazmayı arzu edeceğine dair düşüncenin pek çok farklı noktaya çekilmiş olmasından doğrusu biraz üzgünüm. Halbuki her yazıya Niye yazılmış, Kime yazılmış, Kim yazmış, Neden yazmış gibi sorularla yaklaşırsak sanırım daha isabetli yorumlara gidebiliriz.

Unutulmasın ki biz her gün veya her hafta bir köşeyi doldurma zorunluluğu olan bir -köşeyazarımahkumu- değiliz. Bu mahkumiyetin ülkemize özgü olduğunu biliyor ve söyleyecek bir şeyleri olanların yazdığı, yoksa yazmadığı bir yerde yazmayı tercih ediyorum. Ve buradaki her yazının, her düşüncenin yoğun tefekkürler sonunda bir hakikati yakalamak ve paylaşmak için ortaya çıktığını düşünüyorum.

Ancak hakikat denilen şey öyle yalın ve çıplak bir şekilde çıkmaz karşımıza. Kendisini gizler, keşfedilmeyi bekler. Layık mısınız, değil misiniz sizi tartar. Risalelerin pek çok hakikati bile öyle hemen herkese teslim olmaz. Bir bedel ister. Bir yazı öylesine veya zaruretten yazılmamışsa; öylesine veya zaruretten okunulmamalıdır. Ben şahsen her okuyacağım yazıyı ve yazarı ciddiyetle okur, okunmaya layıksa okurum. Onun içindir ki bazı yazarları ya hiç okumam, bazılarını da büyük bir ihtimamla, beslenme, hatta sömürme arzusuyla okurum.

Geçen yazımda yaşadığım problemi aslında başka yazılarda da yaşamıştım. DYP’ye Ağar’ın, ANAP’a Mumcu’nun, AKP’ye Erdoğan’ın partisi diyorsam bu siyaset yapma derdimden değil; istibdatın ve tek adam zihniyetinin ne kadar yaygın olduğunun ifadesidir. Bunun siyasi partilerde böyle olması başka, cemaatlerde de aynı olması başka bir şeydir. Bu kompozisyonda giden bir yazımın asıl hedefi her tarafımıza bir veba gibi sirayet eden istibdatın ifşasıdır, tehlikeleridir, çare arayışıdır…

Bir defa benim Mesnevi’yi ve Mevlana’yı küçültme gibi bir meselem yok. Böyle bir anlayıştan da Allah’a sığınırım.

Öte yandan Said Nursi mi daha büyük, Mevlana mı? gibi bir anlayışım da hiç yok. Bunları tokuşturma gibi bir ifadeyi çok yanlış buluyorum.

Ben aslında Mesnevi ve Risale kıyaslaması ile Hz. Mevlana’ yı küçültmeye çalışmıyor; Risale-i Nur’ların benim dünyamdaki yerini ortaya koymak istiyorum. Ki bana göre önemli bir noktadır bu. Zaman zaman Risalelerin hayatımızdaki yerini kaçırdığımıza inanıyorum.

Risale-i Nur nedir bizim için? Hayatımızdaki yeri neresidir? Ve neresi olmalıdır?

“Risale-i Nur Okuma Metotları” adlı kitabımla da tam anlamıyla bu sorgulamayı yapmak istiyorum.

Bana göre Risalelerle muhatap olanlar 3 devreden geçerler:

1. Risaleleri ilk tanıdığı, anlamadığı halde büyük bir iştiyak duyduğu, Risalelerle muhatap olabilmek için yanıp tutuştuğu dönem.

2. Risaleleri anlamaya başladığı, ancak, eski şevk ve heyecanın kalmadığı dönem.

3. Risale anlayışının arttığı, ancak şevk ve heyecanın tamamen küllenip, Risalelerin sıradanlaştığı, ibadet olarak değil, âdet olarak algılandığı, monotonlaştığı dönem.

İsmi geçen kitapla ve Mesnevi yazısı ile yapmaya çalıştığım acaba üçüncü şıkkı değiştirebilir miyiz, yoksa ona mahkum muyuz sorusuna cevap aramaktır.

Bu arada kuru Risale övgülerinin bize bir şey kazandırmadığını da biliyorum. Risale-i Nur bize ne verir? Doğrusu dünya hayatımı tanzim edemeyen bir eserin ahiretimi de tanzim edebileceğine inanmıyorum ben. Risalelerin dünya ve ahiret hayatımı tanzimdeki yansımaları neler olmalıdır? Bunun müşahhas örnekleri nelerdir? Ben şahsen kendi hayatım için üçüncü şıkkı şöyle değiştirmek istiyorum:

3. Risale anlayışımızın, Risale okumalarımızın arttığı, Risale-i Nur yorumlarımızın hayat ile irtibatlandırılarak müşahhas rehberler haline dönüştüğü, hayatımızın her safhasını ibadete çevirdiği, her şeye, her olaya iman ve Kur’an gözüyle baktığımız, bakmaya çalıştığımız olağanüstü heyecanlı, anlamlı, Risale okumalarımızın derinleştiği dönem.

İşte sadece bu üçüncü şıkkı dönüştürebilmek için “Risale-i Nur Okuma Metotları” nı ve Mesnevi kıyaslamalarını yazdım ve bu konuda yazmaya devam ediyorum. Bunun dışında tüm niyet okumalarına uzağım.

Son olarak bu eserleri ve şahısları karşılaştırıp tokuşturmayalım diyenlere Yirmi Sekizinci Lem’a’nın On Dördüncü Nüktesini yorumsuz, ama üzerinde düşünme arzusuyla yazıyorum:

“Kardeşlerim

Kalbime ihtar edildi ki: Nasıl ki Mesnevi-i Şerif şems-i Kur’an’dan tezahür eden yedi hakikatinden bir hakikatin ayinesi olmuş, kutsi bir şerafet almış, Mevlevilerden başka daha çok ehl-i kalbin layemut bir mürşidi olmuş; öyle de Risale-i Nur, şems-i Kur’aniyenin ziyasındaki elvan-ı sebayı ve o güneşteki renk renk çeşit çeşit yedi nuru birden ayinesinde temessül ettirdiğinden, inşallah, yedi cihetle şerif ve kutsi ve yedi Mesnevi kadar ehl-i hakikate baki bir rehber ve bir mürşit olacak.”

Şimdi beni Said Nursi ile Mevlana’yı tokuşturmakla, kehanetle, paronoya ile, hezeyanla suçlayanlar, sen nasıl böyle bir kıyaslama yaparsın diyenler, bu kıyaslamaya ne diyecekler. Şimdi Üstad böyle bir mukayesede bulunurken Hz. Mevlana’yı ve eserlerini küçülterek kendi eserini büyültmeye mi çalışmıştır?

Buyurun, Said Nursi bu mukayeseyi neden yapıyor birlikte düşünelim ve Risalelerin hayatımızdaki mevcut yerini ve olması gereken yeri tekrar tefekkür edelim…

Bu arada beni Said Nursi’nin sözüne karşı söz söylemekle suçlayan dostlarımız, Ergin, Mehmet, Zehra, Arif, Edip, Salih, Abdülhalil, Aydın vs şu meşhur sözün (Mevlana bu zamanda gelseydi Risaleleri, ben o zamanda gelseydim Mesneviyi yazardım!) hangi Risalede yazılı olduğunu bir zahmet yazarlarsa, biz de Said Nursi’ye ait böyle bir sözün olmadığını, bu konuda söylenenlerin sadece rivayet olduğunu, bu sözün Risale-i Nur’un umumi mantığına aykırı olduğunu (ki bunu ilk savunan da ben değilim) iddia etmenin mahcubiyetini yaşarız. Haydi bize Risaleleri ne kadar müdakkikane okuduklarını göstersinler, biz de kendileriyle iftihar edelim ve bir yanlıştan dönelim.

NOT: Belki de yazılmaması gereken, onun için ki haftalardır bilgisayarımda bekleyen bu yazı bir hakikatin ortaya çıkmasına vesile olması duasıyla…

  04.12.2006

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

4Mirat ve Makes olmakEdip, 14.12.2006, İstanbul

Sayın Levent Bilgi'nin genel olarak ne niyetle yazılarının yazdığı elbette kendisini ilgilendirir. Bunu sorgulamak bana düşmez ve niyetini de bilmem imkansız. Fakat yazdığı bir yazı hakkında görüş bildirmek için fırsat verilmişse bunu da kendimce insaf sınırlarını zorlamadan ve hakperestlik çerçevesinde yapmaya çalışırım.

Bir önceki yazısı bence çok zorlama bir tevili yansıtıyordu ve Risale-i Nur'da kader yaklaşımına tamamıyla tersti. Bunu vurgulamak istemiştim. Levent Bey Risale-i Nur'u doğru anladığını söylüyorsa, o söylediklerimi Risale-i Nur'dan kaynak vererek yanlışlaşın.

Bir yazı okuyucularıyla mücadeleye girişir mi? Onu yapan bu sitede bir iki yazar var. Hem de ne için böyle bir mücadeleye girdiğini de yazının son paragrafında pek de anlaşılır değil. Çok hissi yazıldığından olsa gerek, cümleler karışmış.

Ben Şualar'dan bir bölümden bahsetmek istiyordum aslında. Mesnevi gibi Risale-i Nur'un da mahiyetini ve tercümanın hissesini anlatan bir bölüm, o da şu:

"Bunların, Kitabullahın tefsiri ve ahkam-ı diniyenin izahı ve zamanın fehmine ve mertebe-i ilmine göre tarz-ı tevcihi sadedinde yazdıkları eserler, kendi tilka-i nefislerinin ve kariha-i ulviyelerinin mahsülü değildir, kendi zeka ve irfanlarının neticesi değildir. Bunlar, doğrudan doğruya memba-ı vahy olan Zat-ı Pak-i Risaletin (a.s.m.) manevi ilham ve telkinatıdır. Celcelutiye ve Mesnevi-i Şerif ve Fütuhul-Gayb ve emsali asar hep bu nevidendir. Bu asar-ı kudsiyeye o zevat-ı alişan ancak tercüman hükmündedirler. Bu zevat-ı mukaddesenin, o asar-ı bergüzidenin tanziminde ve tarz-ı beyanında, bir hisseleri vardır; yani bu zevat-ı kudsiye, o mananın mazharı, miratı ve makesi hükmündedirler. Şualar, s. 577"

Buna göre madem Mesnevi gibi Risale-i Nur'ların yazılmasında, Mevlana gibi Bediüzzaman'ın da yalnızca tercümanlık görevi var. Hisseleri yalnızca "mirat ve makes" olmak, nasıl söyleyebiliriz Bediüzzaman o zamanda olsaydı Mesneviyi yazardı diye.

Mütehassıs Levent bilgi yapsın bakalım bunun izahını, bizi muhatap almadan, kendi içinde tutarlı proaktif bir üsluplu yazısıyla.

Selamlar.

3Biraz anlayış...Mert İnan, 08.12.2006, Manisa

Ben yazıya değil yorumlara yorum yapmak istiyorum. Bunu yaparken de çok kez düşünüyorum 'Acaba bu yorumları yazanlar hiç okumuyor mu yazılanları' diye...

Bu yazıyla ikisini tokuşturmanın, karşılaştırmanın, kıyaslamanın vs. ne derseniz deyin yapılmasının meşru olduğu falan mı anlatılmak isteniyor? Yoksa Risale-i Nur'dan alıntı yapılarak yazarın aslında bir karşılaştırma değilk Risale-i Nur'daki gibi bir yaklaşım izlediği mi anlatılmak isteniyor? Kısaca 'Eğer benim yaptığım kısyaslamaysa, buyrun Risale-i Nur! Üstad da kıyas yapacak değil ya!' demek istiyor yazar anlayabilene...

Ayrıca Ustad bu yaklaşımı Risale-i Nur'larda ön plana çıkarıyorsa bu nasıl olur da Risale-i Nur'larda yazmaz? Bu eserler eksdik mi, yoksa Üstad ihtiyaç mı duymamış biz anlarız(!) diye? Madem ön plana çıkıyor bunu savunanlar çıksın 'Bak kardeşim şurda şu yazıyor burda bu yazıyor ben bunlardan bu sonuca varıyorum, al Risale-i Nur'dan kaynak!' desin. Ya da bir kez olsun şu yazıları anlamaya çalışsınlar.

Böyle bir açıklamanın yazılması şarttı bence. Çünkü insanların istifadesine açılan yazılarda bunu önleyecek engeller ve yanlış anlaşılmalar varsa bunlar elbette ki düzeltilmelidir. Ayrıcak Levent Abi'den 'Gözyaşı Medeniyeti' için de bir açıklama bekliyorum.

Saygılarımla...

2Bir daha kıyas-i maalfarıkAydın Üneşi, 07.12.2006, Batman-Türkiye

Merhaba.. Pardon şimdi biz Ustada atfedilen o sözü kulliyatta gösteremez isek-ki yoktur- sizin yazdıklarınız doğru bizim itirazlarımız saçma mı olacak. Hani yapılan eleştiriler "omuzun üzerindeki akrebi kovma" gibi bir ameliye idi!

Çok açıktır, Ustad bu yaklaşımı ile Risale-i Nurları ön plana çıkarıyor. Ustad'tan yaptığınız alıntıda 1=7 matığını izaha çalşmanız Risalelerin manidar bir kerameti olmalı!

Makalenizde isimlerini ifşa ettiğiniz bizler mi Babillilerin akibetine uğramışız da, kendi dilimizden gayrisini anlamaz olmuşuz, yoksa bundan önceki yazınızı açilamak üzere yazdığınız bu makalenize yeni bir yorum yazısını mı beklememiz lazım ehl-i insaf karar versin...Wesselamu alekum.

1polemikle beslenmeahmet kara, 06.12.2006,

yazanın yazdığından çok muhatabının neyi anlayabileceği düsturu dikkate alındığında yazanın yazdıklarıyla iki kez sorumlu olduğu bir düzlemdir yazdığı sayfalar.dolayısıyla yazıya düşünceleriyle istikamet veren birisinin yazdiklarından birilerinin yanlış anladığını söyleyebilmesi en hafif tabirle topu taca adıp zamana oynamaktırki buda yazana hiçbirşey kazandırmaz.üsdadın bu noktadaki karşılaştırmasını kendi yazısına kaynak teşkil etmek böyle bir karşılaştırmayı yapmanın meşru bir zemin olduğunu gösterme adına tutarsızlıktır.çünkü ne bu soruyu üstada nede mevlanaya sorma şansımız vardır.kendimize ait bazı vehimlerin eğer insanlara anlatılması yanlış anlamaya müsaitse, ya anlatılmamalı yada daha tutarlı savunulması zorunluluğu vardır. bazı şeyler darbı meseldir ki bunları illede bir yerlerden bulup göstermesi zorunlu değildir.bazı şeyler yazıyla bazı şeyler de sözle nakledilirki üstadın mevlana bu zamanada gelse risaleyi ,ben onun zamanında gelsem mesneviyi yazarım sözü bu bağlamada değerlendirilmelidir.eğer her şeyin yazılmasını gerekli görürsek üstadın yaşantısına ve sair zamanlarda talebelerine söylediklerine kulak asmamamız gerekirir.buda risaleyi yazanın hayatını anlamsızlaştırırki sonuç vefasızlığın daniskası olur.risale okumalarını üstadın yaşadığı zamandaki olaylara gösterdiği tavırlar dikkate alarak yapmak hem sağlıklı bir anlamayı hemde risalelerin günlük hayatımıza nüfuzunu kolaylaştırır.orjinallik adına yapılacak şeyler hem bizi tükedir hemde metinleri anlamaktan çok polemiklere iter.yazınızın sonunda dediğiniz gibi belkide yazmamanız hayırlara vesile olabilirdi.size verilen köşe zorunlu doldurma yeri değilse daha sıkı tefekkürle daha doyurucu yazılar yazmanız dileğiyle iyi günler




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut