Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.676 yazı içinden]

Sörfçü ve dalgakıran

Yazara Mesaj Gönder

İKİSİNİN DE varlık sebebi, dalgalardır.

Öyle kıyıya hafifçe vurup geçen dalgalar değil yalnız. Metrelerce boya erişen dev dalgalar...

Sörfçü ancak dev dalgalar olduğu sürece maharetini izhar edebilir, ve ancak dalgaların yer yer devleşip gemilere geçit vermez hale geldiği kıyıların yakınına dalgakıran inşa edilir.

Sörf ve dalgakıran, insanın dalgalara karşı iki zıt duruşunu ifade eder bir bakıma.

Sörfçü dalgalara biner, dalgakıran dalgaya karşı durur.

Sörfçü dalgalara uyum sağladığı oranda başarılı sayılır, dalgakıran ise dalgalara direndiği ölçüde.

Bu özellikleriyle, ikisi de, insanın tarihin akışı, sosyal hayatın dalgalanmaları, siyasal konjonktürün iniş-çıkışları karşısında iki farklı duruşun misali olur.

Hayat, muttarid bir akış üzere gitmez. Dağdağalıdır hayat. Âlemlerin Rabbinin Kur’ân’ında bildirdiği üzere, günler döndürülür. İmanla küfür, hidayetle dalâlet, iyiyle kötü, hayırla şer arası o amansız mücadelede, inişler ve çıkışlar yaşanır sürekli.

Peygamber aleyhissalâtu vesselamın bildirdiği üzere, ‘her yükselen şeyin bir inişi vardır’ şu yeryüzünde. Çıkışlar ve inişler yaşanır durmaksızın. Bazan iyiler üste çıkar, bazan kötüler. Bazan haklılar galip gelir, bazan haksızlar. Bazan haklılar kuvvet bulur, bazan kuvvetliler hakikat budur diye dayatır. Şu meydan-ı imtihan, şu hakâik-ı nisbiye dünyası, böylesi dalgalanmalar içinde sürdürür akışını.

Ve nasıl dalgalar karşısında iki zıt duruşa sahip olabilmişse insanoğlu, nasıl birilerinin ‘sörf’ü keşfettiği zeminde başka birileri dalgakıran yapmayı akıl etmişse, hayatın dağdağaları ve dalgalanmaları içinde de, bazıları sörf yapar, bazıları dalgakıran. Bazıları dalgalara biner, bazıları dalgaları kırar.

Sörfçü, sahildekilerin, bir büyük seyirci topluluğunun hayranlığını kazanır her seferinde.

Onun dalgaya binip de yaptğı manevralar, televizyon çocuğu yeniyetmelere “Vav!,” eskilere ise “Vay be!” dedirtir her keresinde.

Harika bir seyirdir karşılarındaki.

Ne var ki, yine her seferinde ya dalga kıyıda biter, ya sörfçü dalgaya yenilir.

İkincisi hepten bir felâkettir de, ilkinden de seyirlik bir tadın ve bir miktar adrenalin salgısının ötesinde, elde kalan pek birşey yoktur.

Sörfü az kişi yapar, çokları seyirci kalır; ama kimsenin eline pek birşey geçmez.

Dalgakıran yapmak ise hem zordur, hem de zevkli değildir. Üstelik, risklidir.

Dalgakıran tamamlanasıya kadar, dalgalara karşı muazzam bir efor sarfetmenizi gerektirir. Hem dalgakıran inşası az zaman alan bir iş değildir. Üstelik sahildekiler kızar size; zira, sörfü seyrin zevkine engelsinizdir.

Hayatın şu çağdaki akışına da baktığımda, sörfçü ve dalgakıran misali hayatlara çokça rastlıyorum.

Dalgalara binen yahut dalgalara direnen hayatlara...

‘Trend’i doğru okuyup ‘trendie’ olanlara yahut ‘trend’i doğru okuyup doğru okudukları yanlış trendlere karşı duranlara...

Sörfçüler her dalgada yeni bir manevrayla bir seyir zevki sunuyorlar sahildekilere.

Ama her yeni dalgaya uyum çabası içinde öyle yoruluyor, öyle bitap hale düşürüyorlar ki kendilerini...

Dalgakıranlar ise, irili ufaklı nice gemiye hayat denizinde selametli bir seyr ü sefer imkânı sunuyorlar dalgalara karşı o destansı direnişleri ve dirençleriyle...

Sörfçüler günü kurtarıyorlar en fazla; ama denizde seyr ü sefer halindeki nice değeri ve nice yolcuyu görmeksizin ve geleceği başkaca dalgaların kucağına bırakarak.

Dalgakıranlar ise güne karşı direnmelerine bedel, hayat denizinde seyr ü sefer halindekilere müstakbel dalgalar için de selametli bir gelecek inşa ediyorlar.

Sörfçü ve dalgakıran...

Sörfçüler ve dalgakıranlar...

Dalgalara binenler, dalgalara direnenler...

Günler döndürülüyor, imtihan sürüyor, hayat devam ediyor...

  29.11.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

5DALGALARA KARŞI SEFİNE Mİ? DALGAKIRAN MI?Selahattin Karakök 1, 17.12.2007, ÇAYCUMA

Her can ölümü tadacaktır; ne var ki, hayatın iyi ve kötü tezahürleriyle karşı karşıya getirerek sınıyoruz sizi; ve sonunda hepiniz Bize döneceksiniz.Muhakkak ki ölüm tehlikesiyle ve açlıkla, dünya malının, canın ve alınteri ürünlerinin kaybı ile sizi sınayacağız. Ama zorluklara karşı sabredenlere iyi haberler müjdele;

VE NÛH'A: “Senin kavminden, şimdiye kadar inanmış olanların dışında kimse inanmayacak” diye vahyettik, “Bu yüzden, onların yapabilecekleri şeylerden ötürü sakın tasalanma, Bizim gözetimimizde ve vahyettiğimiz biçimde seni ve seninle beraber olanları kurtaracak olan gemiyi inşa et ve haksızlığa sapanlar için bana başvurma, çünkü onlar boğulacaklar!” Ve böylece Nûh gemiyi yapmaya başladı; o bu işle uğraşırken kavminin ileri gelenleri her ne zaman yanından geçseler onunla alay eder eğlenirlerdi; o da onlara: “Siz bizimle alay ediyorsanız, bilin ki, sizin alay ettiğiniz gibi biz de yaklaşan azaptan yana bilgisizliğinizden ötürü sizinle alay ediyoruz” derdi. “Çünkü, yakında siz de öğreneceksiniz, dünya hayatında alçaltıcı azabın kimin başına geleceğini ve sürekli azabın da kimin başına konacağını!” Bu böylece devam etti tâ ki, hükmümüz vaki olup da yeryüzünde sular taşkınlar halinde kaynayıp coşuncaya kadar. Nûh'a: “Her cinsten birer çift ve haklarında hüküm verilmiş olanları değil, yalnız aileni ve imana erişenleri gemiye bindir!” dedik, çünkü o'nun inancını paylaşanlar zaten küçük bir topluluktu. Böylece kendisini izleyenlere Nûh: “Haydi, binin artık,” dedi, “yürümesi de, demir atması da Allah adıyla olan bu gemiye! Doğrusu, benim Rabbim gerçekten bağışlayıcıdır, esirgeyicidir!” Ve derken, onları götüren gemi dağ gibi dalgaların arasında seyre koyuldu. Ve o an kıyıda kalan oğluna Nûh: “Oğulcuğum” diye bağırdı, “gel bin bizimle gemiye, o inkarcıların yanında kalma!” Fakat oğlu: “Ben, beni sulara karşı koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh: “Bugün, Allah'ın acımasını, esirgemesini hak etmiş olanların dışında, kimse için Allah'ın hükmünden kurtuluş yoktur!” Ve tam o anda aralarında bir dalga yükseldi ve oğul boğulup gidenlerin arasına karıştı. Ve derken, “Ey yer, suyunu yut!” denildi; “Ey gök, yağmurunu durdur!” Ve böylece sular çekildi, Allah'ın hükmü yerine geldi, gemi Cûdî Dağı'na oturdu.Ve böylece, zulmeden bu halk için “uzak olsunlar!” sözü söylenmiş oldu. Bu arada Nûh Rabbine yakarıp “Rabbim!” dedi, “O benim kendi oğlumdu, ailemden biriydi; demek ki, Senin vaadin herkes için geçerli ve Sen hüküm verenlerin en adili, en söz geçirenisin!” Allah: “Ey Nûh!” dedi, “O senin ailenden sayılmazdı; çünkü iyi ve doğru olmayan bir şey yaptı o. Ayrıca hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şey isteme Benden: böylece, sana cahillerden olmamanı öğütlüyorum”. “Ey Rabbim!” dedi Nûh, “Senden, hakkında bilgi sahibi olmadığım herhangi bir şey istemekten Sana sığınırım! Çünkü, beni bağışlamaz, beni acıyıp esirgemezsen, şüphesiz, kaybedenlerden olurum!” Bunun üzerine Nûh'a “Ey Nûh!” denildi, “Sana ve seninle beraber olanlara; senin ve onların soyundan gelecek olan iyi insanlara katımızdan bir barış ve güvenlik, bir bolluk bereket vaadi ile gemiden in. Fakat senin ve onların soyundan gelecek olan zalim ve inkarcı insanlara gelince, Biz onların bu dünyada belli bir süre tutunup geçinmelerine fırsat verecek, sonra da başlarına katımızdan bir azap saracağız.”MESAJDAN

İmân hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imânı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikàtından kurtulabilir. Allah’a tevekkül ettim der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyrân eder.

Vaktiyle iki adam, hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup, nezâret eder; diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki zâyi olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhâfaza edeceğim."

Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyâde iyi muhâfaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem, gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi, eğer seni bu halde görse, ya divânedir diye seni tard edecek, ya ’Hâindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihzâ ediyor, hapis edilsin’ diye emredecektir. Hem, herkese maskara olursun. Çünkü, ehl-i dikkat nazarında, zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyâyı ve zilleti gösteren tasannuun ile, kendini halka mudhike yaptın; herkes sana gülüyor" denildikten sonra, o bîçarenin aklı başına geldi, yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh! Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum"

İnsan bütün kâinatla alâkadardır, nihayetsiz makàsıd ve metâlibi var; kudreti, irâdesi, hürriyeti milyondan birisine kâfi gelmediği için, çektiği mânevî sıkıntı ağırlığı, ne kadar müthiş ve muvahhiş olduğu anlaşılır. İşte kadere imân, bütün o ağırlığı kaderin sefinesine atar, kemâl-i rahat ile, ruh ve kalbin kemâl-i hürriyetiyle kemâlâtında serbest cevelânına meydan veriyor.

Saadet-i ebediyeyi netice veren ve ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) dünya ve âhirette sâhil-i selâmete çıkaran bir sefîne-i Rabbâniyede hizmet ettirildiğiniz için, ihlâsa, ittifâka, tesânüde samîmiyetle sarılmalısınız"

İşte, ey Risale-i nur şakirtleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzâlarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz.

Tâ ki, nur-u iman ile ve Kur’ân’ın mehtabıyla istikbalimiz tenevvür etsin ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet ve tenezzühe inkılâp etsin. Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle seneler ve karnlar emvâcı üstünde hadsiz cenazeler binip ademe atılan dünyamız ve zeminimizde, Kur’ân-ı Hakîmin tezgâhında yapılan bir sefine-i mâneviye hükmüne geçen hakikat-i İslâmiyet içine girip, selâmetle o denizin üstünde gezip, tâ sahil-i selâmete çıkarak hayatımızın vazifesi bitsin. O denizin fırtınaları ve zelzeleleri, sinema perdeleri gibi tenezzühün manzaralarını tazelendirmekle, vahşet ve dehşet yerine, nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırsın. Hem o sırr-ı Kur’ân’la, o terbiye-i Furkaniye ile, nefsimiz bize binmeyecek, merkûbumuz olup, bizi ona bindirip, hayat-ı ebediyemizin kazanmasına kuvvetli bir vasıtamız olsun.

Eğer iman, ikanla Kur’an’ın irşadını dinlersen, o sehpa ağaçlarından, sefine-i Nuh gibi sahil-i selamete, yani alem-i ahirete ulaştırıcı bir sefine yapılacaktır.

Evet, Risale-i Nur, sefine-i Nuh gibi Anadolu’yu Cebel-i Cûdî hükmüne getirip, küre-i arzın yangınından ve tokatından kurtulmasına bir sebeptir.

Meşrûtiyet ''Ve işlerde onlarla istişare et.Onların aralarındaki işleri istişare iledir.'' ayet-i kerîmelerinin tecellîsidir ve meşveret-i şer’iyedir. O vücud-u nûranînin kuvvete bedel, hayatı haktır, kalbi marifettir, lisanı muhabbettir, aklı kanundur, şahıs değildir.

Evet, meşrûtiyet hâkimiyet-i millettir; siz dahi hâkim oldunuz. Umum akvamın sebeb-i saadetidir; siz de saadete gideceksiniz. Bütün eşvak ve hissiyât-ı âliyeyi uyandırır; uyku bes, siz de uyanınız. İnsanı hayvanlıktan kurtarır; siz de tam insan olunuz. İslâmiyetin bahtını, Asya’nın taliini açacaktır. Size müjde. Bizim devleti ömr-ü ebedîye mazhar eder. Milletin bekasıyla ibka edecek; siz daha me’yus olmayınız. Bir ince tel gibi her tarafa heva ve hevesin tehyîci ile çevrilmeye müstaid olan rey-i vahid-i istibdadı layetezelzel bir demir direk gibi, lâyetefellel bir elmas kılınç gibi olan efkâr-ı âmmeye tebdil eder; siz de, sefîne-i Nuh gibi emniyet ediniz.

Herkesi bir padişah hükmüne getiriyor; siz de hürriyetp

4Sörfçüler artıyorerkan akgül, 19.12.2006, malatya/türkiye

Öncelikle Metin Ağabey binkerce kere hoşgeldiniz inanın yazılarınıza adeta susamıştık.Malesef değerli ağabeyim öyle bir hale gelindiki cemaatler bile artık sörfçü yetişitiriyor.Dalgakıranlar da tabiki allahın izniyle dimdik ayaktalar ama mergup meta ehl-i dinde bile sörfçülük ve sörfçüler yoksa benmi çok karamsarım!

3kelimeler arasınadaki gizli şifrelertürker can, 30.11.2006, İstanbul

dünya hayatı sınırsız bir deniz misaline benzer.kimileri düştüğü denizde kendini kurtarma derdine düşmüşken kimileri de dalgalara aldırmadan başkalarını kurtarmaya çırpınır,bazılarıda boğulanlara aldırmaksızın maslahat adı altında denizin sefasını sürdürmek için herşeyi mübah sayar.bediüzzaman gibi büyükler dalga kıran misali eğilmeden bükülmeden doğru bildiğini her şart altında savunur.ama öyleleride vardırki bediüzzamanın yolunda olduğu iddasıyla yola çıkmişken dalgaların büyüklüğü karşısında dehşete düşüp yapılacak son işi yapar ve finalde dalgalar üzerinde sörf yapmayı maharet sayar.ve sorsanız ne yaparsın diye cevap hazır.'ne yapalım konjektür böyle'.peki dava adıyla yola çıkıp yarı yolda kalanlaraysa yine aldatılmişlığın buruk acısı kalır böylece.sonra gelsin bunalımlar gelsin pişmanlıklar.ve son dilek rabbim senin razı olduklarınla bizi yola çıkar onlarla bizi imtihan etme son tahlilde bize düşünen ve düşündükçe doğruları bulan bir akıl nasip et amin.saygılarımla

2Hakta devamnur elif seher, 30.11.2006, İstanbul

Bir zalim karşısında yapılacak en ciddi cihad HAKTA DAİM OLMAKTIR. Bir kuduz köpeği bile hile ile şov ile susturmaya çalışmanın adı nedir? Adı olamaz ki bu en masum bakış olabilir.

1özlemiştikm. karakuş, 29.11.2006, İstanbul

metin abi yazılarınızı nicedir özlemiştik. Metin Karabaşoğlu okumak ayrı bir zevk doğrusu...Selamlar




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut