Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

III. Günler: sıradan ve özel
–Metin Karabaşoğlu

[*4.673 yazı içinden]

RİSALE-İ NURLAR İZAH EDİLMELİ Mİ

Halil Köprücüoğlu Yazara Mesaj Gönder

OTUZ ALTI senedir bitmeyen bir meseledir R.Nurları okumanın tarzı. İlk yıllarda Ankara ve İstanbul tarzlarındaki bir farklılık olarak algıladığım bu nüans, bu durum, esasen, sadece Risale okumada değildi. Her ne kadar ihlasla da olsa; maalesef belki giyinmekten, ta yeme içme meselelerine, okunacak kitaplara ve hatta dershanelerin döşenmelerine kadar uzanan, tarz farklılıklarını ihtiva ediyordu.

R.Nur dışında eser okumamaya, Kastamonu Lahikasından “Isparta kahramanlarına arkadaş olmak istiyorsanız R.Nurla kifayet edin..” mânâsı delil olarak anlatılıyordu. Ancak İstanbul’da talebelerin kaldığı Beyazıt’taki bir yerde, Fatih’le ilgili bir kitaba rastlayışımız beraber olduğumuz Rahmi Beyle beni çok rahatlatmıştı. Hele bu meseleyi sorduğumuz N.Şahiner ve Abdülvahit Ağabeylerin meslekî ve genel kültür için okumanın ölçüleriyle ilgili izahları tam kafamıza uymuştu.

Ancak o zamanlarda İzmir’deki bir büyüğümüzün çevresinde bulunanların tesiriyle Seferihisar’da, oldukça cahil ve saf bir ilkokul öğretmeni olarak muhatap olduğum bir hakim bey, benim çatalla yemek yeme meselesine ters bakışıma ve bedenimden 2-3 numara büyük olarak giydiğim pantolonuma öyle şeyler söyledi ki, otuz altı yıl sonra bile bu aşağılanışımı unutmadım; hala o konuştuğumuz yeri hatırlıyor, oradan geçerken ayni acıyı tekrar hissediyorum. Tabi bu arada, o sıralarda ziyarete gittiğimiz Barla’da konuştuğumuz Bahri ağabeyin, Bediüzzaman Hazretlerinin kıra götürdüğü küçük bir parça eti, çatalla yiyişini anlatması esnasında zihnimin rahatlayışını asla unutamadığımı da söylemeliyim.

Yine o tarihlerde -1973 olabilir-S… ağabey, Bediüzzaman Hazretlerinin hizmetinde kullanılmış bir taksiyle bizi İstanbul’da tashihlerin yapıldığı Edes dershanesine götürmüşü. Orada hizmetin ön saflarında bulunan halis bir ağabey gripten hasta olarak yatıyordu. Ziyaret sırasında S… Ağabey Çay Risalesi diye takdim ettiği küçük bir kitapçıktan, hasta yatan o ağabeye “.. ve dahi damarlara dem. Gözlere fer…” diye biraz heyecanlı, biraz tebessümlü olarak bir şeyler okuyordu. Hasta Ağabey okuma uzun sürünce biraz yüksek sesle “Yeter, yeter ifrat etme. Neredeyse bu çaya, ölüme de deva diyeceksin” deyip gülmemize sebep olmuştu. Ancak bir müddet sonra yere serilen muşamba üzerinde yemek yerken S…. Ağabey benim kulağıma: “Halil kardeş, Diyarbakır’daki o güzel dershaneyi anlat” diye fısıldadı. Ben S… ağabeyin niyetini ve sonucu bilemeden Diyarbakır’da Ofis semtinde tuttuğumuz yerin güzelliğini, temizliğini, aldığımız eski koltukları, güzel halıları, harika levhaları nasıl yerleştirdiğimizi. Kahve takımımızın bile olduğunu, 24 saat hizmete hazır lüks bir yer olarak kaldığımızı, sendikacılardan tıplılara kadar herkesin rahatlıkla getirilebildiğini ballandırarak anlatırken, ziyaretine gittiğimiz hasta ağabey :“Yeter kardeşim, o eski hasırlı gariban dershaneler daha iyiydi, daha halisti, daha çok hizmete medardı” deyince; S… ağabey de Kahkaha atarak :“ Zaten Üstadımız hep “Bu A…….’a bir kafa, S…’a da bir dil lazım. Bu yarım kafalı, S… da yarım dilli.” derdi. Halbuki o günkü hizmetlerin hâlisiyeti, garibanlıkla direkt ilişkili olamazdı. Bu gün, bütün imkanlara rağmen, o günkü muvaffakiyete ve hâlisiyete ulaşamamamızın sebebi de direkt imkanlarımızdan olmadığı gibi.

O günlerde gazetelerden domuz kılı getirilme haberleri okunmuş,sakal tıraşı olurken tehlikeli olabilir diye İzmir’de bir grup, fırça kullanılmayıp tıraş sabunlarını direkt yüzlere sürüyordu. Hele o aşırı bol pantolonlar..

Bir de Turgutlu Yiğitler Deresindeki Okuma Programı esnasında yaşadığım bir olay var. Baskın niyetiyle gelen Jandarma subayının: “Burada ne yapıyorsunuz . sorusuna; “Vatana hizmet ediyoruz” diye cevap veren bir genç mimar arkadaşa, O jandarma subayı bu sefer:” Ordumuz Kıbrıs’a çıkartma yapsa ne yaparsınız” deyince; o hakikaten çok halis olan mimar arkadaş da :”Biz de hep beraber vatanımız için ölmek pahasına koşarız” diye cevap vermişti. Fakat “Uyumayın Kıbrıs’a çıkartma yapılalı üç gün oldu. Siz burada dünyadan habersizsiniz” denince çok mahcup olunmuştu. Biz yine beraber olduğumuz Rahmi Beyle; elbette ahiret öncelikli yaşamalıyız; ancak bu, olaylardan, dünyanın gidişatından habersiz olmak anlamına gelmemeli, diye düşündük.

Bu anlattığım meseleler yıllar içinde epeyce yerli yerine oturdu. Gazeteye karşı çıkanlar şimdi gazete sahibi. Roman yazılamaz diyenler çok ileri seviyede neşriyat ve hatta radyo ve TV sahibi oldular. Kimse sakal tıraşında sabunu yüzüne sürmüyor. Artık talebeler şalvar gibi pantolonlar giymiyor. Herkes mesleki ve genel kültürle ilgili bol kitap okuyor. Ölçülülük ve denge; akıl ve mantık hemen her şeye hakim oldu. Ancak R.Nurların okunmasında hala tam bir mutabakat yok. İki, iki buçuk saat boyunca Münacatı kalabalık bir topluluğa, bir kısmının uyumasına rağmen okutanlara elbette saygıyla bakmakla birlikte; bu SELEFİYECİ tarza katılmadığımı, katılamadığımı da söylemeden edemem. Kitaplar, okunmak, fakat anlaşılmak ve hatta tatbik edilmek için yazılmıştır. Bir zikir kitabı gibi okunabilir olmaları yanında, esas hedefleri okunmaları, anlaşılmaları, amel edilmeleri olmalı değil mi.

Bir zamanlar, C.Bayar Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı yapan bir arkadaşım var. Üniversite ilk kurulurken, o arkadaşım döneminde, bütün bölümlere, o sahaların dünya çapında klasik eserleri haline gelmiş, değişik ülkelerin ilim adamlarınca yazılmış yüzlerce kitap satın alındı. Hepsinin sayfaları artık sabitlenmiş, yeni baskıları aynı sayfa numaralarıyla basılıyordu. Sayfa altlarında dip notlar, bazı izahlar, şerhler ve mealler ihtiva ediyordu. Arkalarında indeksler ve hatta lügatler bulunuyordu. Bu tarz, demek ki dünyanın her yerinde İLMÎ BİR TARZ olmuştu.

Biz bir hoca varsa ve meal verirse veya bulundurduğumuz diğer kitaplara, meallere bakabilirsek bilemediğimiz bazı meseleleri öğrenebiliyorduk. Altında kelime ve meallerin, arkasında özel açıklamaların ve kavramların olduğu, herkese, bütün dünyaya, araştırma yapacak bütün çevrelere hitap eden eserler artık bütün itirazlara rağmen insanlığın hizmetine sunuldu. Bu sayede yüzlerce ilmi toplantı, dünyanın her yerinde, hem de Üniversitelerce yapılır hale geldi. Artık ülkemizde, Avrupa’da, Nur Talebeleri hazırlanan müfredatlara göre, projeksiyonlarla metinleri perdeye yansıtılıyor, dinleyicilerle beraber metni görerek mütalaalı sohbetler yapıyorlar. Hâzâ min fazlı Rabbi.

Bütün bu güzelliklere, gelinen bu harika seviyeye ve her şeye rağmen R.Nurların okuma tarzı; izah, şerh edilmesi hususunda maalesef hâlâ mutabakat sağlanamadı. Hizmetlerle meşgul emekli subay bir ağabey; “Bu kadar halisliğinize ve gayretinize rağmen Üstadın yapmadıklarını yapmaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz “ diye sorunca; “İslamiyet’te bazen Peygamberimizin bir davranışı dinin çok sağlam ölçüsü olmaya yetiyor. Değişik mezhepler kesin ölçülerini bu davranıştan alabiliyorlar. Hele net bir ifade, yazılı net bir metin ölçü almada bütün tereddütleri giderebilir “ demiş ve o büyüğüme aşağıdaki metinleri okumuştum.

Okuyucularımıza ve efkar-ı umumiye doğruyu bulmada tarafımdan da bir adım olması için arz ediyorum. Elbette mukteza-i hâle mutabakat bu meselede de genel ölçümüzdür. Ve elbette her yiğidin bir tarzının olması da gayet normaldir. Ancak bütün güzel ve faydalı; temel ölçülere, akla, ilme aykırı ve zararlı olmayan her şeye, Resul’ü Ekrem’in ASM. mescide getirilen bir kandile; tespihleri küçük taşlarla çekmeye çalışan bir sahabeye bakışı gibi MÜSAMAHA ile değerlendirilmeyi beklemek de hakkımız olsa gerek.

Bu arada Avrupa’da bir öğrenci grubuyla okuma programı yapılırken, Viyana’lı bir öğrenci 1.Pencere okunurken itiraz edip: ”Bana çok masraflar yapılıyor, Türkiye’ye uçakla gidiyorum,10-15 gün bir yerde gayet güzel yiyip içiyoruz, sohbetler dinliyoruz.Ancak, mesela bu okunan yeri ben hiç anlayamıyorum” deyince; ona “İnsan, hayvan ve bitkilerin doğru dürüst yaşayabilmeleri için pek çok ihtiyaçları olduğu, mesela kartallara zumlu göz, köpeğe kemik bile kırabilen kemikten dişler, farelere lağımda bile yaşatacak ümmin sistem ihtiyaçtır. İşte bunları bilmediği, ummadığı yerden en lüzumlu zamanda veriliyor” deyince, “İşte şimdi tamam. Artık anlıyorum” demişti. Bu kadar basit bir açılımın bu tesiri yapması elbette her zaman mümkün olamaz. Ancak birkaç örnek vermenin de zaruret olduğu haller var. Bunun çok örneklerini belki herkes yüzlerce defa yaşamıştır.

Hekimoğlu İsmail’in ekmek ve saksılı çiçekle Diyarbakır’da yaptığı konferansın tesirini hiç unutamıyorum. Köln’deki Pazar sabahları mütalaalı Ayet’ül Kübra derslerini hala anıyoruz. Şerafettin Kartal’ın Kayseri faaliyetlerindeki Risale-i Nur açılımlarını otuz beş yıldır kullanmaktan bıkmadık. Şener Dilek Beyin Çiçek Penceresi dersi neredeyse dizlerimizi hala titretiyor. Nihat Ağabeyin Tire derslerinin tadı hala dillerde. Çantacı Necmi ağabeyin günahtan sakınmayla ilgili anlatımını unutmak mümkün değil. Molla Zâhit ve Şükrü Hoca’nın Kader izahına, Mustafa Özcan Beyin Ene’yi açmasına her zaman ihtiyaç var. Cüz-i ihtiyariyi, ilmin maluma tabi oluşunu Kırkıncı Hocamın örnekleri dışında anlatmaya çalışın bakalım, daha mı kolay oluyor, görün. Kenan Demirtaş, Ümit Şimşek, Hakan Yalman’ın açılımları faydalı mı değimli Allah için iyi düşünün. Mücahit Çeleyen’in Moral FM derslerindeki şerhlerinin ne zararı var. İsmet Hasenekoğlu’nun Manisa’daki Akşamüstü Derslerine bir katılın da bir daha izaha karşı olur musunuz bir görün. Münazarat’ı Süleyman Kösmene’den bir dinleyin. Fethullah Gülen’den Zihin Mertebelerini bir okuyun. Tomas Mişel’in Fetreti anlatışını takip edin. Gediz’de 20 yaşındaki vakıfla Aşk ile Şefkatin farklılıklarını mütala etmeye gidin. Şerh ve izahın bilinçli ve dengeli olanına artık asla karşı çıkamazsınız. İsterseniz Şahin Hocaya, Denizli’de vazifelilerin R.Nurun anlaşılması ile ilgili üniversiteli talebelerin serzenişlerini, feryatlarını anlatışlarına şahitlik edin, bakın izahla ilgili olarak nasıl düşünürsünüz. Vakfınızın senedini karara bağlayan, Osmanlıcası da olan bir hakim, size: “R.Nurun dili bize ağır geliyor, keşke biraz açan birileri olsaydı.” desin de, bir de o zaman izah ve şerhi değerlendirin.

M.Kutlular Ağabey, yıllar önce Manisa’da “Mâmehuran hırsızlarını sofi meşrep eden sırrı” basitçe, adapte edip bir sanal hikayeciğe bağlayınca, okul müdürlüğü yapan bir arkadaşımın,”Hayret, ben bu meseleyi yıllarca anlayamamışım; halbuki her zaman ihtiyaç olan bir meseleymiş.” deyince çok şaşırmıştım.

Ayrıca İhlas Risalesi’nin girişinde yer alan bir Hadis-i Şerife göre önemli bir temel ölçü ortaya konuyor: Bilmek, bildiğiyle âmil olmak ve bunu ihlasla yapmak zarureti… R.Nuru ezberlemek güzel olsa da; esasen bütün yazılı eserler gibi onu anlamak, onun prensipleriyle amel etmek ve bütün tatbikatı da ihlasla yapmak daha zaruri bir haldir.

Bu arada izahla ilgili bazı önemli esasları da söylemek gerekir.Bütün dersler ve onların izah seviyeleri elbette muhatapların durumlarına göre olmalı; asla gereğinden de uzun olmamasına dikkat etmeli; hele hele “Ben de bir şeyler söylemeliyim mantığıyla asla yapılmamalıdır. Karşı taraf, muhataplar konuyu anlamışsa izaha devamın bir anlamı olamaz. Muhatapların halet-i ruhiyesi de izaha uygun olmadan böyle bir şeye girişmemeli. Belki çoğu zaman okunan parçanın sakin ve düzgün okunması çok daha tesirli olabilir. Konuya vakıf olanlar tarafından yapılması da önemli bir şarttır.

Belki sohbete hakim olanların kontrolünde, beraber olduklarımızın gelişmesi için mütalaalı derslerin olmasına imkan sağlanması da elbette güzel bir tarzdır. İzah ve şerhler, okunan cümle, paragraf veya konu dışına çıkmamalı, metne bağlı ve Külliyatın genel ölçülerine aykırı olmayan, malumatfuruşluğa kaçmayan bir tarzda olmalı.

Kısacası Nurun ölçüleri dışına çıkmayan, ihtiyaç halinde , muhatapların seviye ve o anki durumlarına göre ayarlanan açılımlar elbette normaldir. Kur’an’ın milyonlarca tefsiri ihtiyaç olduğundan yapılmışsa;hala da yapılabiliyorsa, O’nun tefsirinin de açılımları şerhleri elbette yapılabilir, hatta yapılmalıdır. Selefiyeci bir yapıya katılmak mümkün değildir. Ancak okuduğumuz eserlerin bütün prensiplerinin sonuna kadar korunması, onlara bağlı kalınmasına zaruret vardır.

Ölçü almak için her türlü fikre açık olduğumuzu tekrar söylemeyi de bu arada ihtiyaç olarak hissediyorum. Cenab-ı Hakkın, daha güzel hizmetler için mutabakata varacağımız zeminler nasip etmesi temennisiyle…

1-29.Mektup-5.Desise-i Şeytaniye’den-
... Halbuki, bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:
Bu durûs-u Kur'âniyenin dairesi içinde olanlar,
allâme ve müctehidler de olsalar,
vazifeleri, ulûm-u imaniye cihetinde,
yalnız yazılan şu Sözlerin
• ŞERHLERİ ve İZAHLARIDIR veya TANZİMLERİDİR.
Çünkü, çok emârelerle anlamışız ki,
bu ulûm-u imaniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz.(2 Ciltlik R.Nur Kül.- 553)
2-Kastamonu Lahikasın’dan-
Hem Lütfü, hem Abdurrahman,
hem Hâfız Ali hükmünde Küçük Ali
sizin namınıza da 29.Lem'a-i Arabiyenin tefsir ve tercümesini istemiş.
Benim şimdi onunla meşgul olmaya
ne vaktim var ve ne de halim müsaade eder.
• İnşaallah ileride
• Risaletü'n-Nur'un başka BİR ŞAKİRDİ
• O vazifeyi yapacak. (1574)
3- Kastamonu Lahikasın’dan-…..Risale-i Nur,
benim gibi âciz ve ihtiyar ve zayıf bir biçareye bedel,
genç, kuvvetli çok Said'leri içinizde bulmuş ve bulacak.
Onun için bundan sonra
Risale-i Nur'un TEKMİL-İ İZAHI ve
HAŞİYELERLE BEYANI ve İSPATI
size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum.
Bir emaresi de şudur ki:
Bu sene çok defa ihtar edilen hakikatleri
kaydetmek için teşebbüs ettimse de çalıştırılamadım.
Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir.
Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine,
mesela Kur'ân kelâmullah olduğuna ve
i'câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya
haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve
hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir.
Zannederim ki,
• hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla
• Risale-i Nur ihata etmiş;
• başka yerlerde aramaya lüzum yok.
Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış.
Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor.
SİZİN VAZİFENİZ DEVAM EDİYOR. Ve inşaallah VAZİFENİZ
1. ŞERH VE İZAHLA VE
2. TEKMİL VE TAHŞİYE İLE VE
3. NEŞİR VE TÂLİMLE, belki
25. ve 32. Mektupları TELİF VE
9. Şuanın 9 Makamını TEKMİLLE VE
RİSALE-İ NUR'U
1. TANZİM VE TERTİP VE
2. TEFSİR VE TASHİHLE Devam edecek…(1590)
4- Kast.Lahik.’dan-Sabri mektubunda, "İki üç senedir R.Nur,
telif cihetinde tevakkuf devresini geçiriyor"
diye hikmetini soruyor. Bunun cevabı uzundur.
Hem telif, ihtiyarımız dairesinde değil.
Hem,
RİSALE-İ NUR ŞAKİRTLERİNİN TELİFTEN HİSSELERİ KALMAK İÇİN,
bazı ehemmiyetli esbab ve ârızalar mâni oldu. …(1629)
5- Kastamonu Lahikasın’dan-Elhasıl: Risale-i Nur'da
• iman-ı billâh ve iman-ı bi'l-yevmi'l-âhir olan
iki kutb-u imanî, tam birbirine müsavi gelecek bir derecede ispat edilmiş.
Yalnız bu kadar var ki, haşr-i cismanî
kısmen sarîhan ve kısmen zımnî ve
tebeî ispat edilmiş. Çünkü bu âlem-i şehadet,
Sâniini gayet sarih ve zahir gösteriyor ve
haşri, zımnî ve perdeli haber verir.
İNŞAALLAH BİR ZAMAN,
RİSALE-İ NUR'UN ŞAKİRTLERİNDEN
BİRİSİ VEYA BİRKAÇ TANESİ,
O 9 MAKAMI VE BERAHİNİ TELİF EDECEK VE
MUKADDEME-İ HAŞRİYENİN BAŞINDAKİ
ÂYÂT-I ÂZAMIN /9 FIKRASININ HAZİNELERİNİ,
RİSALE-İ NUR'DA MÜNTEŞİR HAŞR-İ CİSMANÎ BERAHİNİYLE VE
KALBLERİNE GELEN SÜNUHAT VE İLHAMAT İLE AÇIP,
9.Şuayı 10. Sözden
DAHA PARLAK, DAHA KUVVETLİ BİR TARZDA TEKMİL EDECEK.…(1651)
6-Emirdağ Lahikasın’dan-Kendi kendime bir hasbihaldir
[Bu hasbihali Ankara makamatına işittirmeyi,
ISLAHTAN SONRA SİZİN TENSİBİNİZE havale ederim.(“1681)

Ben de KARAKALEM OKUYUCULARININ TENSİPLERİNE havale ediyorum.

  01.11.2006

© 2015 karakalem.net, Halil Köprücüoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

22Müşkil bir meseleVolkan, 29.07.2008,

Bir çırpıda izah edilmeli veyahut edilmemeli hükmünü vermek çok da kolay değil zannımca. İki fikri de mutlaklaştırmamak gerekiyor. Evet şüphe yok ki esas olan Risale-i Nurları anlamak, anladığını hayatına tatbik etmektir. Burada asıl mesele “izah”ın keyfiyetidir diye düşünüyorum. Nurlar izah edilince gerçekten anlaşılmış olacak mı, o izahla anladığımız mana gerçekten Risale-i nurları Risale-i nur yapan ve diğer eserlerden ayıran orijinal mana örgüsüne muvafık bir mana mı olacak, burası çok mühim. Yapılacak izah nurları daha iyi anlayıp hayatına tatbik etmeye de hizmet edebilir, nurları kendi orijinalliği içinde anlamaya perde de olabilir. İkisinin misallerini de zaman zaman görüyoruz. İkincisine şahsen daha çok rastlıyorum. Özellikle Risaleler harici malumatı çok olan şahsiyetler Risaleleri sair malumatlarına tabi kılıp izahlar yapmaya çalışınca iş karışıyor bence, frekans bozuluyor. Kur’anın bu asrın fehmine bir dersi olan Risale-i nurların yazılmış olmasının bir hikmeti kalmıyor, sair malumatların Risaleler vasıtasıyla tekrarından öteye geçemiyor bu tür izahlar. Diğer malumatları Risalelere tabi kılıp yapılan izahlarsa daha istikametli oluyor kanaatindeyim. Bu tarzda bazen öyle izahlar da duyuyoruz ki son derece ufuk açıcı olabiliyor. Bu iki tarzı birbirinden tefrik edebilmekse Risale- i nurlarla (izahsız da olsa) bol bol meşguliyetten geçiyor, başka da çare yok diye düşünüyorum.

Hakikaten çözülmesi çok müşkil bir mesele

En doğrusunu Allah bilir.

21İZAH EDİLMELİ...mkalabas, 24.07.2008, Ağrı

Neden izah edilmesinki?

Risalelerin yazılış amacı anlamak,anlaşılmak ve yaşamak değil mi?Anlamadan yaşayabilirmiyiz?Anlamak;istifademizi çoğaltmak,yaşamak izahla,mütaala ve müzakere ile değil mi?

Cemaatimizin büyük çoğunluğu izah edilmesine karşı.Neden?Üstat güya son dönemlerinde izah etmemiş,güya eserleri Üstattan dinliyelim diye bütün latifelerimizi doyuracak olan Risaleler kısırlaştırılmakta(bilgisayarın sadece müzük aleti olarak kullanmak gibi),Tarikatın bir kolu olarak görülmekte,Kral çıplak gibi,herkes biliyor gibi algılanmakta.Halbuki belki çoğunluğu hangi dersin bile okunduğunu bilmemekte,o yüzden Risaleler anlaşılmamakta,geçiştirilmektedir.

Şahsen 10 yılı aşkındır Risaleleri tanımış biri olarak halen izahsız derslere alışamadım,alışamıyorum.Ruhum sıkılıyor,sanki üstada,eserlere hakaret ediliyor gibi geliyor.Sanki üstadımız kalkıp "Bu eserler bunun için mi kaleme alındı"diyecekmiş gibi geliyor.

Her şeyi konuşup,görüşüp izah ediyoruz da neden İmanın,tefekkürün,tezekkürün...doruğuna çıkaracak mahiyette olan Risaleler neden izah edilmesin...

Selam ve dua ile...

20zehra, 23.07.2008,

Halil abimiz zaten nasıl izah edilmeli ne gerekçeyle izah edilmeli ne şartlarda izah edilmeli anlatmış bunun üstüne söz söylemeye gerek duymuyorum.ama bu izah meselesinin gündeme gelmesi hiç bitmez gibi geliyor bana.bence hem mütaalalı derslere hem de mütalaasız sanki üstadın ağzından dersi dinler gibi sadece kitapları okumaya ihtiyaç var. Mütaalal derslerin ciden tadı damakta kalyor, cok susamışsınız da kana kana çaglayanlardan içmizsiniz gibi geliyor.ama diğer türlü olan da ayrı bir zevk veriyor bence.bu durum tıpkı aynı sohbet-i Rasullullah da bulunup farklı farklı olan sahabeler gibi, farklı esmaların farklı tecellileri gibi geliyor bana.

19İzah meselesiEymen Erdem, 23.07.2008, İstanbul

selamun aleyküm

kardeşlerimiz yorumlar vasıtasıyla çok şeyler söylemişler. Şahsi kanaatim şu ki, biraz da dönemin zorlamasından dolayı, izah yapılmalı. Fakat mühim bir şart şu: Anlatan kişi ihlaslı ve sırf Allah rızası için anlatacak. Aksi halde, boş ve iğrenç bir görüntü oluşuyor. İhlaslı olunca âlim olması şart değil, Risaleye vâkıf olması da şart değil; tesirli oluyor. Bu mühim... Gönül isterdi ki anlatan hem âlim, hem ârif, hem vâkıf, hem âşık, hem kudsi, hem muhlis, muhlas olsun ama maalesef bu da hiç kolay değil. Fakat Lahikalardan anlaşılan şu ki kimi insanlar doğuştan ihlaslıdır, Hulusi Ağabey, Hasan Atıf Egemen ve Atıf Ural ağabeyler gibi... Bunlar anlatmalı. Kimileri de doğuştan meraklıdır, tedkik ve tahkik ehlidir Re'fet Ağabey, Sabri Ağabey, Büyük Ruhlu Küçük Ali Ağabey, Zübeyr Ağabey, Zekai Ağabey gibi... Bunlar da dikkati ve ilmi nazara sundukları için anlatmalılar. Kimileri de vardır, belli bir birikimle daireye gelirler Mehmet Feyzi, Hasan Feyzi Ağabeyler gibii... Bunlar da konuşmalı çünkü bunlar Risalenin farklı yönlerini ve kaynaklarını göstermekle aşk ve şevk verirler. Yeter ki konuşan Allah rızası için konuşsun. Gerisi mühim değil. Bir de izah yapan konuya bağlı izah yaparsa, konunun dağılmasını engellerse ve ilgili yerleri -kimi ağabeylerin yaptığı gibi- Külliyattan göstererek Külli bir bakışı dinleyiciye sunarsa ve onları da manen yükseltirse ne kadar güzel olur. Üstad, müzakereli dersten bahsediyor Lahikalarda, o halde müzakere izahlarla olacağına göre izah lazım olan yerler mesela Üstadımızın ifadesiyle Meyve Risalesinin son kısımları zaman zaman müzakere edilmeli. Bir izahlı ders, dinleyiciye izahsız derse göre bir kâr sağlamıyorsa dinleyici açısından lüzumsuzdur. Önemli olan istifade ve istifazadır.

selam ve dua ile

kardeşiniz Eymen

18fatma, 19.07.2008, istanbul turkiye

Çok uzun zamandır Risale-i Nur okumaya çalışan biri olarak şunu söylemek istedim ki kesinlikle izah edilmesi lazım.Çünki bence risale öyle bir deryaki siz okumaya başayarak buna bir adım atıyorsunuz ama bilen bir kişinin size anlatmasıyla bu deryanın içinde kendinizi buluyorsunuz.ve artık gerisi size kalmış.BU DERYANIN SONU GELMEZ...

17Neden,Nasıl ve Kim İzah etmeli?mkalabas, 18.07.2008, Ağrı

Öncelikle halen bu konuyu haledemediğimizden dolayı çok müteessir olduğumu belirtmek isterim.

Kendisine her noktada sıratı müstakimi dava etmiş ve hayatıyla bunu ispat etmiş,eserleriyle göstermiş olan Üstadımızı anlayamadık,anlayamıyoruz maalesef...

Bir kısmımız ifrata giriyor:"Risaleleri herkes izah etmeli,her türlü eserle izah edilebilir,anlaşılmıyor Türkçeleştirilmeli,herkese ve her zaman izah edilmeli..."gibi hakikatten kaymalar olabiliyor.Halbuki;her şeyin ehli olduğu gibi,Risaleleri de ancak ona vakıf olanlar izah edebilir;Risaleler ancak Ayet,Hadis ve Risalelerle şerh yapılabilir;Ayrıca Risalelerin orjinalliği esastır,kelimeleri onun cildidir,tağyir edemessiniz,bizim onun dilini öğrenip o makama çıkmaya çalışmamız gerekir;Risale-i N.da dua,istiğfar,tazarru olan kısımlar var,bunlar izah edilmez.

Bir kısmımız tefrite giriyor:"Risaleler kutsaldır,hiçbir şekilde izah edilemez,Biz sadece üstadımızı dinliyoruz,ben Üstadın talebesiyim,vakıfım,hocayım,hacıyım izah edebilirim başka kimse izah edemez,Lügatlı,ayet mealli Risale yanlıştır..."gibi uygulamalarla risaleler bir nevi tasavvuflaştırılmakta,zamanımızdaki İmani bütün meselelere kafi olan,İmanda nihayetsiz terakkiyat veren eserler kısırlaştırılmakta,dar kalıp ve kişiler arasında o büyük hazine anlaşılmamakta,yayılmamakta,dolaysıyla hayata geçmemektedir.Halbuki Risaleleri yazan Zat onun okunması,anlaşılması,yaşanması için kaleme aldı.Eğer anşılmayacaksa nasıl anlatılacak,nasıl yaşanacak?Üstadımız buyurmuyormu:Anlaşılmayan bir eser manasız bir kağıttan ibaret kalır.bu da izahla olur....Selam ve Sevgilerimle...

16İFHAMNAME HAKKINDAABDULLAH POLAT, 15.07.2008, KONYA

Eskiden Diyarbekirde bir zat, manevî gibi olan hayalî ve gayr-ı hakikî bazı hallerle kendini büyük ve mürşid makamlarda görmeye başladı. Daha sonra tasavvuruna daldığı bu halinin mukabilini göremeyince, Risale-i Nur dairesinden koptu. Fakat Risale-i Nur dairesinin de hüsn-ü zanlı bir kısım insanlarına zararlar verdi.

Bu ilmi yönü olmayan iftira bir merhum hakkındadır ve kendisi için üstad hazretleri külliyatta hayatını nura vakfeden ve nurun yüksek bir kahramanı ifadelerini kullanmaktadır.Ayrıca yüce rasul ölülerinizi hayırla anın buyurmuş okumadınız mı?

15elbette...YUSUF , 14.07.2008, konya

risale i nur külliyatında üstad hazretleri;(Sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nuru bir programı olarak neşr ve tatbik edecek. O zâtın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli îtikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.)buyurmuş nasıl ahirzamanda gelecek mehdiyi azam hazretleri olur dedik diye cemaatlerden dışlandık ne sapıklığımız kaldı ne hainliğimiz..

14Risale-i Nurlar izah edilmeliELM, 12.07.2008, Isparta

Evet izah edilmeli ama neye dayanarak izah edilmeli?

Tabii ki Kuran'a hadislere ve de ulemanın içtihadına bakılarak izah edilmeli. Bazı Nurcuların hadisleri arkaya atıp Hz İsa'nın bedeniyle gelmeyeceğini şahsı manevi ile geleceğini söylemeleri, hatta bazılarının komik bir şekilde Hz İsa geldi gitti gibi hezayanlar savurması buna en güzel örnektir. İmam-ı Azam Hz İsa'nın Nuzulü haktır inanmayan bidat ehlidir sözünde şahsı manevi diye bir şey yazmıyor... İmam-ı Azamları bile geride bırakan içtihatlara yelteniyorlar.

Evet Risaleler okunmalıdır ama en başta söylediğimiz gibi ayetler hadisler ve ulemanın açıklamalarıyla...

13BASİT BİR MİSALABDULLAH POLAT, 11.07.2008, KONYA

Fatiha suresi veleddallin abdülkadir badıllı ve bahaddin saglam tercümelerinde 'hristiyan safsatası'şeklinde,diğer nüshalarda Üçüncü fırka ise vehim ve heva-i nefsin akıl ve vicdanlarına galebesiyle bâtıl bir itikada tabi olarak nifaka düşen bir kısım Nasara'dır,ifadeleri var.İki mana arasında uçurum yok mu?Baki selamlar...

12TEVİLAT-I FASİDE ?SALİH YAZICI, 10.07.2008, İSTANBUL

Oktay kardeşim ben de bahsettiğiniz o siteyi takip ettim. Bu guruba Abdülkadir Badıllı Ağabeyin ittihad.com.tr de güzel cevap vermiş ifhamname başlığı altındaki yazısıyla o yazıyı okumanı istiyorum.İslam dünyasında bidayetten beri hep harici zihniyeti olagelmiş iş bu bahsettiğim guruba harici zihniyetliler diyebilirim.Risaleleri istikametli bir şekilde anlıyan, şefkat ve hikmet yolunu takip eden büyük bir camiayı-haşa- üstadı yanlış anlamış sapmış olarak nitelemek ne anlama geliyor. Kendi indi yorumlarına uymayan yorumları hemen sapıklıkla, zındıka komitesiyle ilişkilendirmek ne anlama geliyor., sanki yabancı servislerin parmağı var gibi geliyor. Kardeşler zahire aldanıp istikametli, şefkatli olan nur mesleğini bırakıp ne olduğu belirsiz gruba aldanmayalım...vesselam

11Oktay GÖKKOCA, 10.07.2008,

Abdullah kardeşimizin bahsettiği şerh ve izah çalışmasını yapan neşriyatı biraz inceledim daha önceden. Bu neşriyatın şerh ve izahlarında şimdiye kadar Risale-i Nur'un bazı meselelerinin "gizli bir zındıka komitesi" tarafından yanlış te"vil edildiğine, asıl anlatılmak istenenin bu değil şu olduğuna dair birçok makale ve çalışma var. Bu neşriyatın sitesine yazılar yazdım. Çünkü samimi olduklarına inanmıyorum. Gizli zındıka komitesinin kim olduğunu sordum. Risale-i Nur'u neşredenler belli. Bahis konusu ettikleri mevzuları yanlış te'vil edenler (Bu neşriyata göre) bizim yetiştiğimiz gözönündeki cemaatler, abiler, Üstad'ın talebeleri..Bunların kim olduğu belli. Ne yapılmak isteniyor anlamıyorum. Bu neşriyatın sitesi var ama ben vermek istemiyorum. Bu neşriyatın takibine vesile olmamak için. Allah aşkına kim bu gizli zındıka komitesi?

Hiçkimse

"Risâletün-Nûr, hakáik-ı İslâmiyye’ye dâir ihtiyâçlara kâfî geliyor; başka eserlere ihtiyâç bırakmıyor” cümlesini

fâsid te’vîllerle te’vîl edip, “Başka İslâmî eserlere, hattâ Kur’ân, Hadîs ve fıkha ihtiyâç yoktur” gibi bir ma’nâ vermiyor. Ne duydum ne hissettim.

Bu neşriyat ve çalışmalarında hissettiğim samimiyetsizlik nedeniyle, izah ve şerh meselesinin uluorta meydana çıkmasını ve fazlaca dillendirilmesini şüpheyle karşılıyorum.

Risale-i Nur'u hakkıyla okumuş bir kişinin Risale-i Nur'un yeri ile Kur'an ve Hadis'in yerini karıştırıp taassubvari bir bakış açısına sahip olması mümkün değil.

Her Nur talebesi tam ve hakkıyla bilir ki dinin kaynağı, direği, aslı, esası, en başta Kur'an ve Hadisdir. Risale-i Nur dahil her nevi tefsir, fıkıh kitabı Kur'anı ve Hadisi anlatır. Maksat onlardır.

Bu neşriyat tarafından özellikle bahis konusu edilen mektuplardaki ifadeler, adı üstünde mektub olup (Lahikalardan) Üstad'ın talebelere yazmış olduğu mektuplardır. Bu talebelerin içinde birçok ilim sahibi olduğu da düşünülürse (Risale-i Nur'un ders müzakeresinde zeki muhataplar) Üstadımızın bu mektublarla ne anlatmak istediğini bu abilerimiz hakkıyla anlamış ve bize de anlatmışlardır. Özellikle çok sık tekrar edilen meselelerin anlaşılmasında bir problem olsaydı itiraz ederlerdi ve bu durum bilinir ve duyulurdu.

Allah aşkına kim bu gizli zındıka komitesi. Biz miyiz?

10ACİZANE BİR İSTİRHAMABDULLAH POLAT, 10.07.2008, KONYA

(Risale-i Nurdaki bazı mühim ve müşkil makale, lahika ve cümlelerin şerh ve izahıdır)

Reddü`l Evhâm-1.....5

nur talebelerinin okumalarını istirham ederim.

bazı konu başlıkları:Risâle-i Nûr Külliyâtı’nda bulunan ve aslı Arapça olan eserlerin Türkçe’ye tercümelerinde ba’zı hatâlar bulunmaktadır. Bu hatâlar, ciddî yanlış anlamalara ve ma’nâ kaymalarına sebeb olmaktadır. İşte bu Altıncı Mes’ele, İşârâtü’l-İ’câz tercümesindeki Fâtihâ Sûresi’nin وَلاَ الضَّالِّينَ kelimesinin îzâhında bulunan ehemmiyyetli bir yanlışın tashîhi hakkındadır.

O gizli zındıka komitesi, Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri’nin Kastamonu Lâhikası’nda geçen “Risâletün-Nûr, hakáik-ı İslâmiyye’ye dâir ihtiyâçlara kâfî geliyor; başka eserlere ihtiyâç bırakmıyor” cümlesini fâsid te’vîllerle te’vîl edip, “Başka İslâmî eserlere, hattâ Kur’ân, Hadîs ve fıkha ihtiyâç yoktur” gibi bir ma’nâ vermelerine cevâb mâhiyyetinde mezkûr mektûbun şerh ve îzâhıdır.

baki selamlar...

9TarsusOktay GÖKKOCA, 09.07.2008,

Ölçülü ve dengeli izah ve şerhi yerinde buluyorum. Halil ağabey hangi ölçüler dahilinde bu işin yapılmasını zaten güzelce anlatmış.

Bende bu konuda birşeyler söylemek istiyorum:

"-Halbuki, bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:

Bu durûs-u Kur'âniyenin dairesi içinde olanlar,

allâme ve müctehidler de olsalar,

vazifeleri, ulûm-u imaniye cihetinde,

yalnız yazılan şu Sözlerin

• ŞERHLERİ ve İZAHLARIDIR veya TANZİMLERİDİR. "

Ben bu ifadeden, söz konusu zatların en fazla şerh ve izah yapabilme hakkına sahip olduklarını anlıyorum. Yani Risale-i Nur'un yerine ikame tarzındaki bir te'lifin soğuk düşeceği zaten Risale-i Nur'da var. Yoksa vazifeleri illa ki şerh ve izah yapmaktır diye anlamıyorum.

Risale-i Nur'daki birçok meselede izah ve şerhe ihtiyaç duyuşumuzun bir nedeni de okumanın hakkını vermeden ve ülfet perdesi altında okumamızdan kaynaklanıyor. Anlaşılmayan birçok mesele dikkatli ve teenni ile okunduğunda gayet açık anlaşılabiliyor. Ve inanın "şu abi ne kadar da güzel bu meseleyi izah etti ve açtı denen" meseleler açık olmadığından değil, gazete gibi Risale okumamızdan kaynaklanıyor.

Konu ile ilgili Risale-i Nur'dan verilen örneklere zahirde zıddiyet oluşturan ifadeler de mevcut. Onları yok saymak olamaz.

Önce bilmediğimiz kelimeleri öğrenip Risale-i Nur nasıl okunması gerekiyorsa hakketiği şekilde okumaya çalıştıktan sonra anlaşılmayan meselelerin izahını istemek daha insaflı olur diye düşünüyorum.

Bazen oluyor ki daha önce onlarca kez okuyup tam anlamadığımız bir meseleyi bir başkası hiç izah etmeden düzgün bir şekilde okuduğunda bu sefer anlayabiliyoruz.

Hem Risale-i Nur sırf akla hitap etmiyor ki izah ve şerhler talep edilen tüm faydayı sağlasın. Akıl dışındaki latifeler insanın bizzat ve bire bir Risale-i Nur'la kendisinin muhatap olması neticesinde hisse alabilir.

Önce biz anlamak için gerekli şartları yerine getirip ondan sonra bu şerh izah meselesini ortaya koymak gerekir diye düşünüyorum.

Risale-i Nur'ların kifayeti ve izah-şerhle ilgili Üstadımızın beyanları insaflı bir şekilde mütalaala edilerek, ifrat ve tefrite sapmadan, taassub ve lakaydlık göstermeden mesele halledilebilir.

8KARDEŞLERTALİH OVA, 08.07.2008, İZMİR/TÜRKİYE

NE YAZIK Kİ BİZ HERŞEYİ HEMEN HAZIR İSTİYORUZ HEMEN OKUYUP HEMEN ANLAYALIM.CENNET O KADAR UCUZ DEĞİL HEM BEN RİSALE-İ NURU ANLAMANIN ZOR OLDUĞU KANAATİNDE DEĞİLİM.YALNIZCA BAŞTA BİRAZ SABIRLA OKUMAYI GEREKTİRİYOR.BAŞTA PERDELİ GİDİYOR AMA ZAMANLA O PERDE KALKIYOR.KALDI Kİ BU ESERİN SAHİBİ ESERİN GEREKLİ YERLERİNDE AYETLERİN MEALLERİNİ VE BAZI KELİMELERİN MANALARINI DA GEREKTİĞİ KADAR VERMİŞ.BU KONUDA HİZMETİNDE BULUNAN TALEBELERİNİ DE DEFALARCA BU KONUDA İKAZ ETMİŞ VE HATTA HİZMET TARZINI MUHAFAZA NOKTASINDA DEFALARCA TALEBELERİNDEN SÖZ ALMIŞTIR.VE ONLARA DEMİŞTİR Kİ ASLA HİZMET TARZIMDAN TAVİZ VERMEYECEKSİNİZ.AYRICA ÜSTAT BEN İMAN HUSUSUNDA BEN SİZE KANAAT EDİYORUM SİZİN DE RİSALE-İ NURA KANAAT ETMENİZ LAZIMDIR BELKİ BU ZAMANDA ELZEMDİR.DİYOR.AYRICAARİSALE-İNUR BAŞKA ESERLERE İHTİYAÇ BIRAKMIYOR DİYE MÜTAADDİD YERLERDE SÖYLEMİŞ.HERHANGİ BİR ABİ DEĞİL ÜSTADIN KENDİSİ SÖYLEMİŞ BUNLARI.MERAK EDENLERE KASTAMONU LAHİKASI S.54-55 MEKTUBA (RNK NEŞRİYAT) BAKABİLİRLER.BİR DE BİR KONUDA SÖZ SÖYLEMEDEN ÖNCE BU ESERLERİ İYİCE TETKİK EDİP SÖYLERSEK DAHA İSABETLİ OLUR.SAYGILAR

7bahadır, 28.09.2007, turgutlu

ALLAH RAZI OLSUN HALİL ABİ.İCİMİZİ RAHATLATTIN.MEALLİ RİSALEYE BASKA KİTAPLAR OKUMAYA KARSI OLAN ABİLERİMİZİN KULAKLARI CINLASIN...

6izah etmeselahattin altıntaş, 24.09.2007, konya

Kardeşim, kitap ne için yazılır? Anlaşılsın ve amel edilsin diye. Herkesin her meseleyi anlamadığı açık. Daha iyi anlayanlar anlayamayanlara anladığını izah etmesinde ne mahzur var? Hal bumesele ile uğraşmak orada takılıp kalmak bir Nr talebesine yakışır mı? Hissesiz kalmazsın diye insanları oyalamak çok yanlıştır.

5Temel bilgiler gerekliHadi Asan, 08.11.2006, İstanbul

Gerek resail-i nur ve gerekse diğer asar-ı islamiyye-i kayyimenin daha iyi fehmedilebilmesi içün esasi, temel olan bilgi ve derslere ihtiyaç vardır. Bunların başında âyet-i kerimelerin ve ehadis-i nebeviyyenin muhtasar olarak bilinmesi gelmektedir. Mesela bir Riyazussalihin kitabı baştan sona manaları ile gözden geçirilirse ki zaten hepsi 1900 küsur hadis civarında, o takdirde nur risaleleri daha iyi anlaşılır. ve keza çok geçen ayetler de birkaç kerre meali ile okunursa mevzular daha güzel kavranır kanaatindeyim. Selam ve düalar..

4izah edilmelipınar, 08.11.2006, hatay

sevgili yazar risale-i nur müembel bir külliyat ama anlaması zor

ve bi çok insan ise bu sahane kıtabı anlamadı için okuyamıyor okumadıkları içinde gerçeklerı bılemıyor anlıyamıyor bence bi yazar olarak sızden tek istegım bu kıtabın anlasılır bi biçime getırılmesıdır insanlar bu kıtapdan anlamadıkları için mahrum kalmasın lutfen sizinde bildiginiz gibi insanlar okuyarak bilinçlenırler okusunlar bılınçlensınler sızde bu kıtabı anlasılır hale getırerek bence çok seye vesıle olucagınıza inanıyorum es selamü aleyküm selametle PINAR ÜNLÜ

3Kalıplardan bir kurtulsakerkan akgül, 07.11.2006, malatya

Çok hoş bir yazı yalnız özellikle Enenin tahlili,sebepler ve müsebbep ve şirk konusundaki mükemmel izahlarıyla risale okumaları yazarı muhterem Metin Karabaşoğlu Ağabeyin de adı yazıda anılsaydı çok daha iyi olurdu.Basmakalıp fikirlerden malesef çoğu nur talebesi kardeşlerimiz ve ağabeylerimiz hala daha kurtulmuş değiller inşaallah güzel günler çabuk gelir

2izahfatih, 02.11.2006, almanya

cemaat icinde bu tarz tartismalar ortaya cikmasi hep kisir dongulerden, ufuk daralmalarindan ve gaye-i hayalin kaybolmaya baslamasindan kaynaklaniyor. genisleyen ozgurluklerle degisen konjokurlerle acilan hizmet ve faaliyet alanlarini nasil degerlendirebiliriz hizmete hangi yeni enstrumantaller katabiliriz derdiyle dolu olmali halbuki kafalar. yoksa kapali devre sistemi calisan bir soylem gelistiriliyor. keske meseleler sahsilestirilmese, kolayciliga kacilmasa ve anlama odakli bir uslup uzerinde durulabilse. risale-i nurlarin izahina ne kadar ihtiyac olundugunu dervis misali icine kapanan birisinin anlamasina imkan yok. surekli soru soran hakikat arayisi icinde olanlarla hatta mesela bizim gibi surekli hiristiyan ve ustune ustluk felsefecilerle muhatap olup onlara derdini izah etmek durumunda olanlar icin derslerin degil yalnizca izahli olmasi cok daha derinlemesine ve hatta tematik islenmesi elzem bir ihtiyac. malesef ben klasik risale egitiminden gecmis birisi olarak bu halimle burada o eserlere hakkiyla ayna olamiyorum. bizim abilerimiz de bize pencereler acacak ve bizm icin bir istinad noktasi olacak yerde ceviz kabugunu doldurmayacak seylerde bogulup yeni nesli kurtlar sofrasinda yalniz birakiyor malesef. kimseyi elestirmemeye ahdetmistim. hislerime gem vuramadim yine:)

1CEVAPmehmet aykut, 01.11.2006, manisa/akhisar/Türkiye

HER HAZİNEİNİN ANAHTARI VARDIR AÇILMALIDIR

RİSALELER İLMİ BOYUTLARIYLA BİR DEĞERLENDİRİLMELİ

DERGİNİZDE BOLCA İZAHLARA YER VERİLMELİDİR




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut