Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.670 yazı içinden]

Doğru Yol

Yazara Mesaj Gönder

YOL UZUN..YOL iniş çıkışlı bazen, bazen dar geçitler çıkıyor insanın karşısına..

Yolun kenarlarında kapılar ve kapılar üzerinde örtüler var. 1

Bazen sesler geliyor kapılardan, bazen, örtüler merak sebebi oluyor, merak, kapıları açmaya sebep oluyor..

Merak ve arzu kapıları var kenarlarda..Doğru yol, iniş ve çıkışlı da olsa, “doğru”..Ama merakla örtüleri açılan kapıların çıktığı yol doğru yoldan uzaklaştırıyor..

Arzular ve şeytanın verdiği vesveseler ilerletici faktör oluyor..

Bu tali yollar, kimi zaman “alternatif” kimi zaman “kaçış” kimi zaman ise “inkar” ismini alıyor..

Yollar, ana yoldan sağa sola saparken, doğru yola her dem bir açık kapı bulunuyor, geri dönülmez değil hiçbir sapa yol..

Çeşitleri var doğru yoldan sapmaların..Hissedilen, hissettirilen, hissedilmeyen, hissettirilmeyen..

Şerri süslü paketlerle sunup, hayrı demode gösterenler, doğru yoldan uzaklaştırıyor insanları..Hissettirmeden çoğu zaman..

Bizleri hidayet üzere olmaktan uzaklaştırıp, dalalete yakınlaştırmak isteyenler var.

Merak ve arzu kapılarını ballandıra ballandıra anlatan, bazen de, açtıkları kapının doğru yolun bir çeşidi olduğunu kabul ettirme gayretinde olanlar var. Doğru’ya alternatifler üretiliyor..Oysa doğru “tektir”…

Sapa yollara girmeyen bir kişi için de dalalete düşme endişesi bitmiyor.

Doğru yola girdiğini, artık kulluk adına hep “doğru” adımlar atmaya çalıştığını düşünen kimseler için, tam da doğru yolun üstünde, çeldirici bir etken duruyor..: iblis.

“İblis dedi ki; Beni azdırmana karşılık yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için mutlaka senin sırat-ı müstakimine pusu kurup oturacağım” A’raf 16..

Yani “doğru yol” dahi inişli çıkışlı, ve bir de yola şeytan pusu kurmuşken, bu en doğru yoldan ayrılan sapa yollarda insanoğlunu neler neler bekliyordur kim bilir..

Buhranlar metaforunda insanı, çelişkiler, çıkmazlar, inkar ve retler, bunalım ve depresyonlar bekliyordur..Yahut, vurdumduymazlık ile zevk sarhoşluğunda geçiren anlamsız ömürler..

Halbuki, doğru yolun etrafındaki kapıların her birinde bir vaiz, bu kapıyı açmanın tehlikesini bildiriyor, her birinin bir sorumlusu var. Başta, davranışlarımızın polisi hükmündeki vicdanımız, ilk sözü söylüyor..Kulağımızı vicdanımıza değil, başka mercilere açtığımızda, hissettirilmeden bir kapıdan içeri sokuluveriyoruz.

O kapılardan girmek, hududu aşmak, karanlığa sapmak oluyor..

Karanlıkta insan korkuyor yalnızlıktan ve neon ışıltıları gibi hükümsüz aydınlıklarla kendine bir avuntu bulmaya çalışıyor..

Bu noktada, “her günahtan küfre giden bir yol vardır” sözünde anlatılan, günahları işlemenin, o eylemlerin aslında “normal” olduğunu kabul ederek, var olan emirleri hiçe saymak gibi bir küfrana yol açtığı hatırıma geliyor.

Yanlışlıkları, kendi gibi yanlışlıklar içinde olan bir insana onaylatarak, yanlışı kafasında doğru hale getirebiliyor insan..Böyle olunca da, bir sapa yol, bir çok yola ayrılıp, bu yollar da doğru yoldan çok uzakta kalabiliyor..Yani günahın küfrü doğurması gibi, dalalet dalaleti doğurabiliyor..

Dalâlete düşebilmeye meyyal olan nefislerimiz, günde kırk defa, sırat-ı müstakimi istemeye sevk ediliyor..Bizi bizden iyi bilen Rabbimiz, namazlarımızda, kırk defa “Ya Rab, bizi doğru yola, sana varan doğru yola ilet !” 2 diye niyazda bulunmamızı istiyor, ve bizlere gitmemiz gereken istikameti hatırlatıyor…

Rabbimiz, bizi bize hatırlatıyor…

Dosdoğru yolun insanları olmak için, tüm iniş ve çıkışlara, vesvese ve fısıltılara rağmen, ümitsizliğe kapılmadan ilerlemek gerek..Düşe kalka olsa da..Bazı kapılar ve örtüler açık kalsa da..

Çünkü düştüğümüzde bizi “Kaldıran” odur…Çünkü burası ümitsizlik yolu değil, rahmetle donanmış bir yol..

Günde kırk defa dilimizde olan duamızla yöneliyoruz Rabbimize:

”Ya Rab, bizi doğru yola ilet !..

Ve cevabı işitiyoruz Rabbimizin başka bir ayetinden..

“Bana kulluk edin, doğru yol budur”… 3




  1. “Allah doğru yola dair bir misal verdi: O inişli çıkışlı bir köprü ve bir yoldur. Yolun iki kenarında iki duvar, bu duvarların açık kapıları ve bu kapılar üzerinde örtüler vardır. Bir çağırıcı yolun başında bir çağırıcı da onun üstünde şöyle çağırırlar: Allah selamet evine davet ve dileyeni doğru yola hidayet eder. Yolun iki kenarı üzerindeki kapılar Allah’ın hudududur. Bir kimse örtüyü açmadan Allah’ın yasaklarına düşmez. Onun üstünden çağıran kişi, Rabbin Vaizidir. (Vicdan)

    (Tirmizi- Kitab’ul Emsal 1)

  2. Fatiha Suresi-6. ayet

  3. Yasin 61

  15.10.2006

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

1“Ebû Cehilleri, Utbeleri ve Şeybeleri aldatan hususlar...”Hadim Dağlı, 02.03.2008, Mardin

İblis’in Kaos Anaforu ve Gönülden Dile Hikmet Pınarı:

"Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona pek çok hayir verilmiş demektir." (Kuran 2/269)

“Ebû Cehilleri, Utbeleri ve Şeybeleri aldatan hususlar...”

“Bazı insanlar da vardır ki, onlar maneviyâta şöyle-böyle inanırlar ama bu inanmayı maziye ve geçmişte yaşamış bazı şahıslara bağlarlar. Mesela, Abdülkâdir Geylâni ya da İmam Şazilî hazretleri gibi bazı büyük velilerin kerametlerini kabul ederler. Fakat, kendi dönemlerinde de bazı harikulâde şeylerin olabileceğine asla ihtimal vermezler. Bir zamanlar açık olsa bile, kendi yaşadıkları dönemde manevî âlemlerin kapılarının kapalı olduğunu zannederler. Dolayısıyla, hal-i hazırda da tecelli etmesi muhtemel olan bir hakikate inanmamak suretiyle, kendilerine gelebilecek ruhanî esintilerin önünü kesmiş olurlar. Bir şey bulacaklarına inanmadıkları için, çok şey bulunabilecek bir yolda senelerce yürüseler de hep elleri boş kalırlar.

Maneviyâta mutlak surette inanmak başkadır, bazı kimselerin maneviyâtına inanmaksa daha başkadır. Diyelim ki, Bediüzzaman hazretlerinin hayatında fizikle ve maddeyle açıklanamayacak bazı hadiselerin vuku bulduğunu ve onun bir kısım kerametlere mazhar olduğunu kabul edersiniz; mesela, namaza duracağı zaman ellerindeki zincirlerin birdenbire çözüldüğüne, kelepçelerin açıldığına inanırsınız. Fakat, kendi arkadaşlarınızdan birinin eliyle aynı harikulade şeylerin gerçekleşebileceğine inanmazsınız. Neden? Çünkü, sizinle aynı şartları paylaşan bir insandır o; beraber yemek yemiş, çay içmişsinizdir, sizinle oturup kalkıyordur ve onun beşeri hallerine şahit olmuşsunuzdur. Dolayısıyla, onun eliyle bazı fevkalâde şeylerin ortaya konmasını uzak görürsünüz; ister zaman isterse de mekan olarak yakınlığınız onun da maneviyâta açık bulunabileceği hususunda inancınıza perde olur. O zaman da, tam inanmadığınız için, elli sene onunla beraber oturup kalksanız bile yine de onda sizin içinize akacak ve ufkunuza tesir edecek hiçbir şey göremezsiniz.

…

İşte, dikkat ederseniz, manevi mevhibelere ve vâridâta mazhar kılınma mevzuunda da aynı yanlışa düşüldüğünü görürsünüz. Beraber büyüme, birarada oturup kalkma, aynı sofrada yemek yeme ya da aynı mekanı paylaşma kimi zaman aldatıcı olur. Ebû Cehilleri, Utbeleri ve Şeybeleri aldatan hususlardan biri de bu olmuştur. Onlar, Peygamber Efendimizi dün sokakta beraber koştukları bir çocuk olarak görme zaafından kurtulamamış ve bakış açılarındaki bu hatadan dolayı O'nu hakkıyla takdir edememişlerdir. Hazreti Ebû Bekir'e “sıddık” payesini kazandıran ise, bir manada, ondaki maneviyât inancıdır. Evet, Hazreti Sıddık, “Allah dilerse, dün beraber oynadığımız bir insanı seçer ve âlemlere rahmet kılar.” mülahazasıyla evc-i kemâlât-ı insaniyeye çıkmıştır; diğerleri ise, gözleri maneviyâta kör olduğu için, en parlak hakikati bile görememiş ve cehalet gayyalarına yuvarlanmışlardır.

Bu açıdan, Allah Teâlâ'nın ekstradan lütuflarına mazhar olabilmek için Cenâb-ı Hakk'ın kudret ve kuvvetiyle her şeyin gerçekleşebileceğine tam inanmak ve her zaman maneviyâta açık durmak lazımdır. İşte, böyle bir inançla ve arzettiğim şartlar çerçevesinde kırk sabah namazını kılan herkesin va'dedilen neticeye ulaşması potansiyel olarak mümkündür.

…”

(http://hikmetbahcesi.blogspot.com/2006/02/gnlden-dile-hikmet-pnar.html)




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut