Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Çamur ve yıldızlar
–İsmail Örgen

[*4.669 yazı içinden]

“Tanrı Sana Küsmedi” Belki Ama, Biz Biraz Küstük

Yazara Mesaj Gönder

YAKLAŞIK 15 yıldır Risale-i Nur okuyorum. İslam’ı Risale ile tanıdım desem yeridir. Zira doğup büyüdüğüm topraklarda bildiğimiz mana da İslami duyarlılıkları hatırlatacak alametler çok fazla değildi. Yine de bu topraklarda yaşayan kişilerin Risale’yle karşılaştıklarında ona bigane kalmayacaklarını umut ediyordum. Zira bu insanlar İslam’ı daha çok zaman zaman bir mümin olarak bizlerin de üzülerek şerhler koyduğumuz yönleri ile biliyorlardı. Müslüman denilince bir çoğunun aklına Yeşilçam Sinemasındaki sahtekar Hacı figürleri veya hayattan kopuk, şeyhe bel bağlamış insanlar geliyordu. Çok nadir de olsa etrafta bu kanıları doğrulayan olaylar cereyan edince onlara İslam’dan bahsetmek zorlaşıyordu.

Oysa Risale onlara tam da onların anlayacağı dilden konuşuyordu. İlk elden İslam'ı anlatmak yerine imanı yani tevhidi anlatıyordu. Onların kalplerini esir almak yerine ilk önce onların akıllarına tesir etmeye çalışıyordu.

Her ne kadar ben bulunduğum çevrede Risale’yi ilk tanıyan insanlardan birisi olsam da kendimi onlar kadar Risale’yi anlayacak bir fıtratta göremiyorum. Benim anladığım kadarıyla Risale’nin en temel tezi imandır ve bu tez en güzel şekilde Ayetü’l Kübra ve Tabiat Risale’sinde ispat edilmiştir. Her risalenin kendi makamında bir riyaseti varsa da, yine de bana “kendine en uzak hangi Risale’yi görüyorsun?” diye sorsalar, hiç düşünmeden bu iki risalenin adını zikrederdim. Oysa o Risalelerin yazarı Üstad Ayetü’l Kübra risalesini bin beş yüz kez, içinde Tabiat Risalesi bulunan Asay-ı Musa risalesini de kırk kez okumuş. Şimdi düşünüyorum da eğer Risale benim doğup büyüdüğüm topraklara uygun bir üslupla sunulabilmiş olsaydı ihtimal ki en çok okunan iki kitap bu kitaplar olurdu.

Yukarıda da belirttiğim gibi yaklaşık on beş yıldır Risale okuyorum. Bu güne kadar Risale’nin beni en çok cezbeden yerleri “İhtiyarlar Risalesi” ile Mesnevi’nin bazı bölümleri oldu. Bu risaleleri biraz daha ilgi ve şevkle okurken, aynı ilgi ve şevki Risale’nin temel kitapları olan Ayetü-l Kübra ile Tabiat Risalesine karşı esirgediğimi fark ettim. Bu yakınlarda Barla’da yaptığımız okuma programı bu durumu bana bir kez daha hatırlattı. Barla’da bir hafta boyunca döne döne bu iki kitabı okudum. Bu okumalar sırasında daha önce “uzaktan saygı ile baktığım” bu iki kitaba biraz daha yakınlaşma imkanı buldum. Üstadın tevhide niye bu kadar çok vurgu yaptığını anladım. Bu konuda ne kadar çok kusurlu ve sorunlu tarafımın olduğunu gördüm. Mesela Tabiat Risalesi’nin Mukaddimesindeki uyarıyı çok da dikkate almadığımı gördüm. Orada: “Ey insan! Bil ki insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden dehşetli kelimeler var, ehl-i iman bilmeyerek istimal ediyorlar. Mühimlerinden üç tanesini beyan edeceğiz.” diyordu. Üstad bu mühim üç şeyde Rabbin yerine “tanrı”yı ikame etmeye çalışan zihinleri, akılları irdeliyordu.

Kendi hayatıma baktığımda bu uyarıları dikkate almam gerektiğini hatırlatan bir dizi dalgınlık halinin ben de hüküm sürdüğünü gördüm. Her ne kadar Rab yerine tanrıyı ikame etmeye kalkmıyorsam da, bazen biriyle vedalaşırken şaka yollu “Tanrı seni korusun!” diyebiliyordum. Oysa bu deyim daha çok kilise kullanılan bir deyimdi. Gerçekte “tanrı” deyince dünyamda sadece derinlemesine tevhid sorunu yaşayan Kilise’nin tanrısı canlanıyor, ama bir türlü Allah aklıma gelmiyordu.

Gerçekte “tanrı” cins bir isimdi. Dolayısıyla bütünün sadece bir parçasını anlatıyordu. Zira kainattaki bir mahluk birileri tarafından karşımıza “tanrı” olarak çıkarılabiliyordu. Mesela Gök tanrısı, Ateş tanrısı, Güneş tanrısı.... Oysa Allah özel bir isimdi. Allah alemlerin Rabb'inin bir adı olduğu gibi, bütün Esma-i Hüsna’yı da içinde bulunduran bir isimdi. Buna rağmen dalgınlıkla da olsa ben nasıl oluyor da “Allah seni korusun” demek yerine “ Tanrı seni korusun” diyerek Tabiat Risalesine muhalefet edebiliyordum?

Ne var ki kısa bir süre önce karşılaştığım bir kitap bu durumun bir nur talebesi olarak benimle sınırlı olmadığını gösterdi. Nur talebesi olarak bildiğim iki yazar tarafından kaleme alınan kitabın adı “Tanrı Sana Küsmedi” idi. Kitaba bu ismin verilmesinde benimki gibi bir dalgınlığın payı olabileceğini yedeğime alıyorum. Bunun için yazarların safi niyetlerinden şüphe etmediğimi belirtmek isterim. Yine de emri bil maruf, nehyi anil münker kabilinden bir durumun oluşmuş olduğunu hissettiğim için, bu hususun altını çizmek istiyorum. Hatırladığım kadarıyla yazarlardan birisi bir-kaç yıl önce Engin Noyan’la beraber 99 Esma isimli bir kaset yayımlamıştı. Bildiğim kadarıyla “tanrı” ifadesi 99 esma içinde yer almıyor.

Amaç ne kadar güzel olursa olsun, bir mümin hassaten bir Nur talebesi Üstadın Tabiat Risalesindeki ikazına kulak vermek zorunda. Alemlerin Rabbi olan Allah gibi kuşatıcı bir ifade yerine tanrı ifadesini kullanmak, üstelik bunu bilerek yapmak hiçbir müminin, özellikle de bir nur talebesinin üzerinde hiç hoş durmaz.

Niyetlerinden şüphe etmediğim, başka kitapları vasıtasıyla kendilerinden hayli istifade ettiğim bu iki yazarımıza Allah’ın tekrar esma-i hüsna yazıları yazacak bir ruh halini nasip etmesini diliyorum. Yine de kitabın ikinci baskısında şu “tanrı” ibaresi yerine uygun bir esmayı koyarlarsa sevinirim. Yazarlarımızın bu hatırlatmamı, kısa süre önce Barla’da bol bol okuma fırsatı bulduğum “Tabiat Risalesi’nin hakkını vermeye çalışmak” olarak kabul etmelerini rica ediyorum.

  26.09.2006

© 2015 karakalem.net, Mustafa Oral

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

5Mehmet, 03.10.2006, Ankara

Öznur Hanım zor beğenen bir insan anlaşılan. Yazıda önemli bir nokta vurgulanmıs ve burada bir sürü insan istifade ediyor. Adı ima edilen insana birebir söylenseydi diyorsunuz, tabi neden olmasın bu da mümkündü, ama bu her zaman kolay olmayabilir. olmaması da hayr olmus gerçi.

O halde sizde samimiyetiniz ölçüsünde "...böyle bir imânında sizin gibi nur talebesi, değerli bir yazarda pekte hoş durmadığını kabul etmek gerekir" tarzındaki eleştirinizi bizzat yazara yapsanız, bizim huzurumuzda yapmasanız daha iyi olmazmıydı...

4hüseyin, 02.10.2006,

ali yılmaz'a katılıyorum. yazarın sözkonusu kitabın yazarlarının ismini telaffuz etmemekle isabet etmiş. zira 99 esmayı yazan kişi ile "Tanrı sana küsmedi" kitabını yazan kişinin aynı kişler olduğunu anlasaydı, bu çelişkiyi açıklamakta zorlanırdı. bunun neticesi olarak 99 esma isimli kitaptan hakkıyla istifade edemeyebilirdi.

şu bir gerçek ki mecaz alimin elinden avamın eline geçtiğinde hakikat telakki edilir. yine emri bilmarufu emreden yazı sözkonusu kişiler nezdinde ağır bir eleştiri olarak da algılanabilir. Mustafa ORAL burada adıgeçen kitabın yazarlarının isimlerini vermemekle isabet etmiş. böylece avamdan adıgeçen yazarlara gelecek tepkileri perdelemeye çalışmış...

bizler tahkik ehli olmaya çalışan insanlar olarak bu konularda daha dikkatli olmalıyız.

ayrıca şahsi kusurlar kişinin şahsına bizzatihi iletilir. ama bir yazı ile kamuoyuna dillendirilmiş kusurların/eksikiklerin yazı ile bildirilmesi haksızlık, hakaret yada adı geçen kitap 50.000 adet basıllmış. dolayısıyla 50.000 kişinin zihninde bir istihfam oluışmuşsa bunu çözmeye çalışmanın yolu da ancak yazı ile olur.

birde şunu sormak lazım, defalarca tabiat risalesini okuyan birisi allah yerine "tanrı" kelimesini 50.000 baskı yapan bir kitaba başlık olarak koyuyorsa bu kişiye küsmek mi, gerekir, kızmak mı gerekir. bence mustafa oral "biz biraz küstük" demekle merhametli davranmış. birisi bundan dolayı tanrı yazan kişiye kızarsa kimse bir şey dememeli...

ayrıca küskünlük ve kırgınlık ancak bir mümüminin bir başka mümine karşı takınabilceği bir tavırdır ve şahsi haklar sözkonusu olduğunda geçerlidir. mümin bu anlamda kardeşine küsmemeli. ama birisi diğerine küsüyorsa merhametindendir, onu hala sevdiğindendir. ihtimalki küsmeye sebep olan o hatadan özür dilendiğinde küsme durumu da ortadan kalkacaktır.

bence burada ORAL'ın kullandığı küskünlük ifadesi böyle bir ifadedir. küsmeye neden olan kusur giderildiğinde küsme nedeni de ortadan kalkacaktır.

emri maruf, nehyi anil münker deyince aklıma yıllar önce yeni asya gazetesinde Senai Demirci Ağabeyin Cemil Tokpınar ağabey hakkında yazdığı yazı aklıma geldi. o günlerde cemil abi malum medya çevresinde kıyamet hesabı ile ilgili meseleden dolayı sık sık görünmüştü. senai abi de cemil abiyi sözkonsu yazısı ile uyarmıştı: "Balını sineklerden uzak tut..." o gün senai abi ihtimalki cemil abinin büyük bir yanlışa girmesine engel olmuştu. bence bu yazıyı yazmakla da isabet etmişti.

oral'ın yazısı da bu minvalde değerlendirilmeli. bir nur talebesi bir nur talebesinin medyaya, yayın dünyasına yansıyan bir eksiğini, kusurunu yine yazı dili ile gidermeye çalışıyorsa bunda art niyet aranmamalı.... tam tersi bir hayrın ifası olarak görülmeli...

3Modern insan ve tevhidAli Yılmaz, 28.09.2006, Türkiye

Öznur Hanım'ın edebi yazılar yazmaya çalışan bir insan olmasına rağmen,direkt olarak isim yazılmasını beklemesi şahsen beni çok şaşırttı.Mustafa Bey'in isim yerine sıfat kullanması bir çelişkiye atıfta bulunması itibariyle değerlendirilmeli.

Doksan dokuz esma ile ilgili çalışmalar yapıp ondan kitap isminde "tanrı" kelimesinin seçilmesi gerçekten trajikomik bir durum.

Çünkü tanrı kelimesi olsa olsa ilah kelimesinin anlamdaşı olabilir.Bu durumda "ilah sana küsmedi" mealindeki bir ifade saçmadır.Çünkü Allah birdir ama modern insanın sahte ilahları sayısız denecek kadar çoktur.

Modern insan hangi tanrının kendisine küstüğünü düşünüyor ona bakmak lazım.Kim bilir belki de gerçekten sahte tanrısı eskisi kadar popüler olmadığı için küsmüştür.

Mesele, küsme meselesi değil; birleme meselesidir.Ötesi laf u güzaf..

2küskünlük...Öznur, 27.09.2006, türkiye

En evvela küskünlük tanımının zaten biz müslümanlar arasında hiçte hoş durmadığını belirtmek isterim.

Eleştirilerinizde haklı olmanız yanında bir önceki yorumda da belirtildiği gibi yazarın adını direkt yazmamak hani açık ve net söylemeden ima etmek, hani yazınızda demişsiniz ya "özellikle de bir nur talebesinin üzerinde hiç hoş durmaz" diye aynen öylede böyle bir imanında sizin gibi nur talebesi, değerli bir yazarda pekte hoş durmadığını kabul etmek gerekir..

Umarım bu düşüncenizi yazarın bizzat kendisiylede paylaşırsınız..

SAygılar, Öznur Çolakoğlu

1, 26.09.2006,

Hatirladigim kadariyla yazarlardan birisi bir-kaç yil önce Engin Noyan’la beraber 99 Esma isimli bir kaset yayimlamisti. Bildigim kadariyla “tanri” ifadesi 99 esma içinde yer almiyor.

Yazarn kim oldugunu hepimizden iyi siz biliyorsunuz,buraya bu sekilde yazmaniz uygun degil




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut