Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Bitirirken...
–Metin Karabaşoğlu

[*4.669 yazı içinden]

Mevlana bu zamanda gelseydi Risale-i Nur’u, Bediüzzaman onun zamanında gelseydi yine Risale-i Nur’u yazardı

Yazara Mesaj Gönder

İNSANLIK VAR olduğu müddetçe onun ezeli gerçekleri bitmeyecek. Hayatın ve kainatın cilveleri de birbirini izleyecek varoluş devam ettikçe. Bambaşka şartlarda ve bambaşka amaçlarla yazılan nice eser bugün de insanları aydınlatmaya devam ediyor, yüzyıllar boyunca yaptığı gibi. Biz Mesnevi’yi okurken de, Risale-i Nur ile muhatap olurken de aynı ilahi titreşimleri duyuyoruz. Ezeli gerçek çağlar boyunca değişmedi ve de değişmeyecek. İnsanın bu temel arayışının özü aynı, ihtiyaçları aynı.

Nerede olduğunu ve niçin olduğunu anlama ihtiyacı hiç bitmedi insanın. Bu uçsuz bucaksız kainatta bir toz zerresi bile etmeyen varlığını anlamlandırmak bin yıllar öncesi insanının da derdi oldu, bu günün şehir insanının da. Dünün soruları önceden kabullenilen cevapları bugünün bir arayışı olmuşsa eğer, bu soru sorma cesaretinden geliyor biraz da günümüz insanının.

Dünün sormaması bana göre bir fazlalık değil bilakis eksiklikti. Bunu tarihin görmek istemediğimiz sayfaları anlatıyor bizlere. Çocuk yaşta analarının sıcak kucağından kaçırılıp İstanbul meydanlarında kurulan esir pazarlarında satılan kızlar anlatıyor. İktidar uğruna öldürülen kardeşler, şahsi hırslar uğruna sömürülen köylüler anlatıyor. Payitahtta ibret-i âlem için ağaçlara asılan ve günlerce cesetleri orada sallananlar anlatıyor. Üçyüzellibin kişilik dünyanın en güçlüsü olan Osmanlı ordusunun yirmibeşbin kişilik Viyanayı bir türlü alamamasından anlatıyor.

Ben Mesnevi’nin de insanın ezeli gerçeğini anlattığına inanmakla beraber Risale-i Nur’un çok farklı bir noktada o ezeli gerçeği ortaya koyduğuna inanıyorum. Bir defa Osmanlı kitaplı bir toplum değildir. Halk sadece yüzünden Kur’an okurdu. O’nu anlamak, yorumlamak, diğer ilmi, dini ve edebi eserlerle muhatap olmak halkın harcı değildir. İlim, din ve edebiyat Medrese gibi bir form içinde gelişen kesimin tekelindeydi. Zira Osmanlı’da ilim ve din dili Arapça, edebiyat ise Farsçadır. Bunlar ise formel, uzun bir eğitim alınamadan vakıf olunacak lisanlar değillerdir. Bu noktada Osmanlıda ilim, din, edebiyat bir havas sınıfın tekelindedir. O çok sevdiğimiz, yaygın olduğunu düşündüğümüz Mesnevinin aslı Farsçadır ve ancak 19. yüzyılda Türkçeye tercüme edilebilmiştir. Yine Gazali’nin İhya’sı gibi eserler ancak ikinci Abdülhamit döneminde tercüme edilmişlerdir. Kur’an’ın Türkçe tercümesi ise (farklı gayelerle de olsa) var olmak için Cumhuriyet’i beklemek zorunda kalmıştır. Yani Osmanlı’da halk dinini öğrenmek için hocalara, medrese tahsili yapan insanlara muhtaçtır. Ya buralara intisap ederek yıllarca tahsil görerek kendisi de bir hoca olacaktır, veya, hocaların anlattıkları ile iktifa etmek zorunda kalacaklardır.

Asr-ı saadette ise durum tamamen farklıdır. Avam, havas, ümmi herkes Hadis ve Kur’an ile birebir muhatap olabilmektedir. Onun içindir ki her sahabe dini eğitimi devlet veya bir kurumdan beklemeyip kendisi sahip çıkmış, ta Hindistan’a kadar İslamı götürmeyi kendisine vazife telakki etmiştir.

Bediüzzaman da Risalelerle yapmak istediği şeyi yüzyılların üstünden atlayarak asr-ı saadet metodu olarak ortaya koyar. Münazaratta dinin Padişaha, memurlara ve askerlere bırakılamayacak kadar umumun malı olduğunu anlatır. Asr-ı saadetten sonraki dini tekelleşme avam olan çoğunluğun cehlini netice vermiştir. Bu, yüzyılların uygulamasıyla gelenek halini almış ve artık “ağam bilir, şeyhim bilir” tarzında halkın fikri tembelliğini kabullenmeye kadar gitmiştir.

Said Nursi Risaleleri ile bu bin yıllık tozlanmanın üstündeki kiri, pası atmak, İslamı özdeki çıplaklığı ile ortaya koymak istemiştir. Bunu da halkın anlayabileceği, konuşulan dil ile yapmaya çalışmıştır. Bu noktada Risaleler ilçelere, köylere kadar yayılarak asr-ı saadetten bu yana yapılamayan bir ilki gerçekleştirmiştir. Artık din herkesin anlayabileceği, bir hocaya, bir şeyhe ihtiyaç duymadan muhatap olabileceği bir tarza dönüşmüştür.

Geçenlerde Turgutlu’da bir arkadaşımızın iş yerine uğradık. Orada dağ köylerinden birinde yaşayan bir arkadaşımızla ile tanıştık. Arkadaşımız köylüyü tanıştırırken ekledi, “Gazetelerde yazı yazacak kadar Risalelere vâkıf, âlim bir arkadaşımızdır.” Doğrusu Risalelerin avamın en uç noktasına kadar götürdüğü bu devrimle duygulandım. Aslında şehirlerde günlük keşmekeşler, koşuşmalar arasında ilme, okumaya vakit bulamayan bizler de en az o köylü arkadaşımız kadar avamız dini noktada. Bugün, tüm bu avam insanlar arasında her şehirde her gün en az onlarca evde Risale sohbetleri, müzakereleri yapılıyorsa bu tek kelime ile bir devrimdir.

Tarihçe-i Hayat’ta hapse götürülen ilk Nur Talebelerinin resimleri var. Bunlar avam olup, dini tahsil görmeyen belki ilk okulu da okumayan kimselerdir. Bu resimlerde biz Risale-i Nur hareketinin bir halk hareketi olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Risaleler avamın omuzları üzerinde üniversite kapılarına dayanmış, doktoralara, sempozyumlara, konferanslara, kongrelere konu olmuştur. Bu, yer yüzünde görülen en sağlam İman, Kur’an devrimidir. Anadolu’ya öylesine mal olmuştur ki, hiçbir güç onu Anadolu’nun bağrından çıkaramamıştır.

Risalelerin temel prensibi, insanın gerçeğini inkar etmeden, varlığını ve duruşunu sorgulamaktır. Said Nursi bunun içindir ki kendi gelgitlerini, değişimlerini, insani zaaflarını çok açık yüreklilikle ortaya koymuştur. Kur’an’ın bu ihtiyaçlarına nasıl cevap verdiğini irdelemiştir. Kopuşlarımızı, çıkmazlarımızı, bilinmezlerimizi, gözyaşlarımızı sorgulamıştır. Bu, insanın ezeli gerçekliğinin ifadesidir. Nerede, niçin, nasıl olduğunun beyin zonklamasıdır. İnsanın çıkmazları bin yıl önce de, beş yüz yıl önce de, geçen asırda da hep aynıdır. Biraz şekil ve elbise değişikliği söz konusudur.

Son söz: Bediüzzaman Mevlana zamanında, bin yıl önce de gelseydi Risale-i Nur yazardı. Çünkü iman zaafı her dönemde vardı, insanların imanlarını takviyeye her zaman ihtiyaç vardı. Risaleler esma talimi ve marifetullah nurları ile cihanşümul bir eserdir. Onu sadece yaşadığımız asırla sınırlandırmak ona haksızlık etmek demektir. Çünkü Risale-i Nur çok insan, hep insan, daima insan… Ne zaman insan fıtratı değişir, imana, Kur’an’a ihtiyaç kalmaz, o zaman Risale-i Nur’a da ihtiyaç kalmaz. Bediüzzaman bugün de gelse, bin yıl önce de gelse sadece Risale-i Nur’ları yazardı.

  11.09.2006

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

16DOĞAN ABACI, 25.10.2007, ANKARA

Bence, Mesnevi de Risale de birbirinden değerlidir. İlginç bir tevafuk herhalde ki Risale-i Nur Külliyatı'nda dahi, Mevlana'nın Mesnevi'si tarzında yazılmış bir eser dahi vardır. Ki bu anlamlıdır. Bediüzzaman burda Mevlana'dan etkilenmiştir veyahut Mevlana'nın Mesnevi'sini beğendiği, sevdiği için buna/ bu tarza başvurmuştur da denilebilir, neden olmasın? Mesnevi, Mevla'nın; Risale-i Nur ise Bediüzzamanındır. Ne O, O'nun; ne de O O'nun eserini yazmayacaktır. Her iki müellif te kendi eserlerinden şaşmayacaktır. Eserler, az biraz da kişisel,mizaci değil midir? O'nlarda yazarlarının dili, anlayışı, üslubu, kokusu, sinmemiş midir? Her ikisi de bize Hak' tan bahsederler. İkisi de sırf bunun için değerlidir. Dileyen istediğini alır. Bediüzzaman'ın eserini Mevlana' nınkinden değerli görme çabaları ise boş çabalardır.

15Başlık Kader anlayışımıza tersmi? Yoksa ben mi yanılıyorum?yasin eşref, 23.10.2007,

yazıyı okumadım, yalnızca başlık dikkatimi çekti... Kader risalesindeki bakış açısıyla Mevlananın ne yazacağı "bizce meçhuldur"... ama risalede geçen Mevlana ile ilgili ifadeyi şöyle anlıyorum: "Mevlana bu zamanda gelseydi RNK gibi bir eser yazmayı tercih ederdi herhalde..."

14üstadın sözlerini dikkatle okuyun amca!!!bediüzzaman mevlana zamanında olsaydı risalei nur yazmazdı...size doğru olanı sşeymanur eker, 23.10.2007, ankara

Risale-i Nur, Said Nursî'nin farklı bir tarzda kaleme aldığı,Kuran-ı Kerim'i günümüz anlayışına uygun hatta daha ötesinde bir bakış açısıyla yorumladığı eserlerdir. Said Nursi,yazdığı bu eserlerin kendine ilham yoluyla yazdırıldığı kanısındadır. Yazar, Kuran-ı Kerim'i baştan sona tefsir etmek amacıyla önce İşaratul İcaz isimli eseri yazmıştır. Bu eser, Fatiha Suresi'ni ve Bakara Suresi'nin ilk 33 ayetini sırayla tefsir etmektedir. Eser Arapçadır. Yazar, Kuran'ın tamamını bu şekilde 60-70 cilt olarak tefsir etmeyi düşünürken, gelişen olaylar onu Türkçe bir Kuran tefsiri yazmaya sevk eder.

Barla, Kastamonu ve Emirdağ'da, ayrıca Eskişehir, Denizli ve Afyon hapishanelerinde de 23 yıl boyunca tefsiri yazmaya devam eder.

Risale-i Nur, Kuran'ın baştan sona tüm ayetlerini değil, özellikle iman ve hakikatle ilgili bin civarında ayetini açıklar. Açıklanan bu ayetlerin ışığında, diğer ayetleri de yorumlayabilecek bir altyapı kazandırmayı hedefler.

Risale-i Nur'da, “Namaz nasıl kılınır? Farzları ve sünnetleri nelerdir?” gibi konulara girilmez. Ama, “Namaz niçin kılınır? Niçin belli vakitlerde eda edilir?” türünden soruların cevabı ispatlı bir şekilde ele alınır.

O'na göre, zaman tarikat zamanı değil İman kurtarmak zamanıdır. Zira dinin esaslarına iman hakikatlerine hücum edildiği; İslamın şartlarının ihmal edildiği bir dönemde bütün mesaisini "iman esaslarının" takviyesine, te'sisine sarfetmek gerektiği düşüncesindedir.

Said Nursi, Mevlana'nın Mesnevi'siyle Risale-i Nur'u şöyle kıyaslamıştır:

“ Mevlana benim zamanımda gelseydi, Risale-i Nur'u yazardı. Ben de Hz. Mevlana zamanında gelseydim Mesnevi'yi yazardım, O zaman hizmet Mesnevi tarzındaydı, şimdi Risale-i Nur tarzındadır.

13nasıl bir tesbit bu ergin arıkan, 01.12.2006, Ankara

Niçin böyle bir kehanette bulunduğunuzu anlamış değilim ancak anlatmak istediğinizi anlatamamış kabulü ile yazınızın pek bir mana ifade etmediğini söylemek isterim.Yazmak için yazı yazılmamalı yazı birilerinin istifadesi için yazılmalı Hem bu tesbitin kime faydası varki Üstadı bile zan altında bırakacak kadar iddialı.Üstadın beyanına rağmen aksini iddia etmenizin nedeni nedir bu fikrinizi destekleyecek ara fikirler bile beyan etmenden bu zorlama tesbit niye kısacası pek hoş olmamış hayırlı günler...

12zaman makinesini mi icad ettiniz?mehmet kuzu, 28.11.2006, İstanbul

her ikisi de müceddidi olan insanların zihin arka planlarını okuyabildiğini vehmetme duygusu olsa olsa paranoyadan ibarettir. Her büyük şahsı kendi devrinde değerlendirebilmek varken zorlama yorumlarla kendinize ait hezeyanları Mevlana ve Üstad üzerinden söyleyebilme cesaretinde bulunmanız konuya gayrı ciddi yaklaştığınızı gösteriyor. Üstad'ın bile aksini söylediğini bile bile orijinal bir başlık atma sevdasına kapılarak tarihi gerçekleri saptırmanızı bu derginin ciddiyetiyle bağdaştıramadım. Saygılarımla...

11lütfedilmiş yazılmıs...yücel bayram, 28.11.2006, anadolu

ikisi de lütfedilmiş,yazdırılmıs...

10genel bakışf.zehra toprak, 27.11.2006, Ankara

selamun aleykum,

Ustadın her sözünde incelikler sıdk sadakat yatr bence.Arif kardeşe katılıyor üzülerek levent abinin fikrlerini eleştiriyorum.":"Hz.Mevlana bu devirde gelseydi Risalei nuru ben o devirde gelseydimMesneviyi yazardım

derken Ustadımız aslında bize çok mühim bir hakikat dersi veriyor.Asırlara ve zamana hükmeen asla abes iş yapmayan Halıkımız her şeyi yerli yerinde yaratır gönderir çünkü bütün bunlar Onun elinde Kudretindedir.Nasılki Rasulullahın(SAv)göndeiliş zamanı takdir edilmiş Asr-ı Saadette gönderilmiş Hz. Suleymanın Hz.İsanın devrinde değil(Çünkü Hak öyle takdir edip uygun görmüş)Bedüzzamanın gönderilişi ve mevlanın gönderilişi de öyle ve hükmet adaletiyle tecelli etmiş demeliyiz.Nasıl Rasulullahtan önceki peygamberlerin ümmetide mümindi hakikatlara vakıf olmuşlardı,ama lütfu İlahi Rasullah'ın kıymetli oluşundan ve Ahir zaman peygamberi oluşundanOnun ümmetine bazı kolaylıklar daha çok amel kazanmaları için hususi geceler,Ahir zamanın zorluğndan hususi hediyeler ihsan etmiştir.İşte mevlana hz. zamanında ve ya diğer alimler zamanında da Müminler Hak yolda ilerlemek için gerçekten kendini Hakka adamış şeyhlere dervişlere tabii olup derslerinde bulunup feyzleniyorlardı.Levent kardeşimizin dediği gibi belki ilim yönünde çok derin bilgilerle haşir neşir olmuyorlardı ama bir dinledikleri Arapça hutbeden ,sohbetten feyzi alıp iman noktasında basamak çıkıyorlardı. Üstelik dini ilim dediğimiz şey imanı kamile erişmek için değilmi?onlar çok derin ilimleri almadan da işin züne marifetullaha eriyorlardı, çünkü teslimiyet, tabii olmak sadakatin en büyük şiarı değil mi?Ayrıca Anadolunun her köşesinde dervişler halka sohbette bulunurdu,yani halk iman hakikatlerine amide olsalar teslimiyetle vakıf oluyorlardı.Fakat Lütfuİlahi bu dehşetli asırda merhamet etm,

iş Üstadıızı ve Risale-i Nurları göndermiş yine merhametinden medreseleri evlerimize kadar getirmiş çünkü bu asırda tahriplerden kurtulup imanı kamile ermek ancak derin ilimleri bilerek CenabıHakkı her esmasıyle ince ince bilerek olmakta olduğundan en kolay anlatımlarla en aminin de anlyacağı düzeyde Risaleeri göndermiş.Takdiri İlahi bu .Zaten Üstadında takdiri ilahinin dışında bir söz söyeyip temenni de bulunması beklenemezdi değil mi *Ayrıca Levent Abimiz dini ilme bakarken ilim nazarıyla bakmiş bu yüzden dini ilmin devlet elinde olması şeyh elinde olmasına karşı çıkmış bence.ama ben bu görüşede katılmıyorum Çünkü 4 halife döneminde de böyledi.Şayet devlet Şeriatla yönetildiğinde ve ahkamıkoruduğunda şeyhler nefis hesabına gitmediğinde bir sakınca yok hatta belki daha sistemli ve güzel ama şu zaman da zaten böyle bişey yok o yüzden bu asırda Risalelerin gönderilmesi yine aynı Hikmettir.Allahu Alem

9karararif, 10.11.2006, sinqapur

Salamun aleykum!Kardeslerim, bence bu degerlendirmeni Ustadin kendi deyimiyle soylemek yerinde olur.Ustad diyor ki:"Hz.Mevlana bu devirde gelseydi Risaleyi-Nuru,ben o devirde gelseydim Mesneviyi yazardim."Bu neyin ifadesi?

Ustad baska yerde ruyasini anlatir sonra diyor ki,"...anladim ki, buna (bu devirdeki hizmete,tecdidi-imana)benim gibi bir adam namzettir,yani bu ise kendisinin 'calistirildigini' soyluyor.Goruyoruz ki,Mesnevi dahi o devirde cok buyuk bir hizmet vermis,Risaleler gibi!Burda hangisinin bize gore daha ehemmiyetli oldugu uzerinde simdi durmuyorum.Demek ki,Hz.Mevlana da o devrin muceddididir.O da Allah tarafindan calistiriliyor.Hem,eger Allah bir kulunu muceddid yapip hizmet ettirecekse sayet,o kuluna o devrin iktizasina gore Kur'andan sifalar verdirecek,Kur'ani o devre uygun tefsir etdirecek.Diyebilirsiniz,Kur'an acaba her defa farklimi yorumlanir?Hayir!Ordaki ahkami-ser'iyye her devre aittir.Ustadain ifadesiyle,Kur'an her devre hitab ediyor.Nasil ki, her devirde ummetin farkli hastaliklari olacak,Kur'an da her devrin hastaliklarina karsi ayni receteyi vermez.Tabiri caizse,Kur'an sanki bir sifayab bir nebatat alemi,her hastaliga derman olacak ilaclari barindiriyor,muceddidler de tabibler,onceki hocalarindan insana ait hastaliklarin neler olabileceyini cok iyi oyrenmisler,o alemi-nebatati cok iyi tahsil etmisler,hangi hastaliga hangi ilac gerekiyor cok iyi biliyorlar.Hem insanoglunun psikolojisini,sosyolojisini,zahirini,batinini cok iyi kavramislar!Tesbitleri kilic gibi keskin,her devri ayna gibi gosteriyor.Her devirde farkli hastaliklar oldugundan,tabibler de onlara uygun ilaclari verecek.Farkli hastaliklarin sifalari-ilaclari ayni olamaz!En once zikrettigim Ustadin sozunu buna gore anlamak lazim.Ustad eger kaderi olarak o devirde muceddid gibi gonderilse idi,O devrin ilaci olan Mesneviyi yazardi.Her seyi bir kenara birakin,Ustad bunu kendisi soyluyor,bir azcik olsun Risale okuyan buna rastlamisdir mutlaka.

8mesnevilergurcan, 21.09.2006, oslo

Hazreti Pir’in, sofiler arasinda bilinen sekliyle müridligi, dervisligi, postnisinligi ve seyhligi söz konusu degildir. O, temel unsurlari Kitap, Sünnet ve selef-i salihin olan irsadla alâkali sahsî içtihatlariyla, tecdid televvünlü yeni bir yöntem gelistirmis; farkli bir ses ve solukla hem çaginin insanlarini, hem de daha sonrakileri yepyeni bir mâide-i semâviyede bulusturmustur.

biz hz. mevlanayi tanimiyoruz bence.

1960 larda gizlice baslatilan ve onu turklerin peygamberi ilan etmek maksadi tasiyan , mevlana anma geceleri ve adeta balolarindan sonra biz onu duyduk ve tanidik bir manada.

turklerin peygamberi mevlana - oradan sufizm - oradan panteizm - oradan bilmem ne izm ...... azim tehlikeli oyunlar oynaniyor. ve cok canlar yaniyor cok imanlar gidiyor.

ehl-i sunnet cizgisinde iki buyuk ustadimiz olan said nursi ve mevlanayi hakkiyla anmak ve anlatmak dilegiyle .....

7kiyaskadir hizir, 17.09.2006, türkiye/kocaeli

iki eseri birbirine kiyaslamak yanlislik olabilir.

6Düsünmek GerekMert Inan, 16.09.2006, Manisa

Öncelikle Levent Abi ye tekrar objektif bir bakis açisi kullandigi için binlerce tesekkürler sunarim...

Istemeden de olsa yorumlara göz attim istemeden diyorum çünkü yorumlara baktigim zaman kendi yazim bir yorumdan çikip savunma veya itiraz etme yazisi haline geliyor...

Ama yine de söylemeden yapamayacagim. Yapilan tenkitler ve sorulan sorular yazinin anlasilmadigina veya yanlis anlasildigina yorulur. Sorulan sorularin cevaplari vizir vizir geçiyor aklimdan su an ama burada yorum yapmak için varim ve kimseyi tenkit etmeyecegim. Çünkü meslegimiz ve mesrebimizin geregi tenkit etmek degil, tetkik edip sunmaktir.

Risale-i Nur dünyaya tekrar bir anlayisi getirdi. Buna devrim ya da uyanis diyerbiliriz. Devrim daha uygun gibi geliyor bana. Ikisi de anlamca tamamliyor birbirini. Islamiyete bir devrim anlayisi gelirken yeni bir devrim anlayisi ortaya çikmis ve devrimin gerçek manasi daha iyi anlasilmistir. Eski dönemlerde yazilan eserler belli bir kesime hitap ediyordu ve bu kesimde de iman zaafiyeti pek yoktu. Kimse halka hitap etmedi ki halkin sorununu bilsin çözüm sunsun derdine derman olsun. Iman zaafi her devirde vardi ama bu bir sorun olarak görülmüyordu yazarlarca. Çünkü onlarin kitaplarini okuyacak kisilerde yoktu bu hastalik. Ama Üstad tüm halka hitap ettigi için bunu göz önünde bulundurarak yine Risale-i Nur lari yazardi bence de...

5SALIH BUYUKYAZICI, 13.09.2006, İstanbul

Ne zaman insan fitrati degisir, imana, Kur’an’a ihtiyaç kalmaz, o zaman Risale-i Nur’a da ihtiyaç kalmaz. Bediüzzaman bugün de gelse, bin yil önce de gelse sadece Risale-i Nur’lari yazardi.-Levent Bilgi-

Bu sözler biraz müphem kalmis insanin fitratinin degismesi, imana,kurana ihtiyaç kalmamasi da ne demek? Böyle bir ihtimal olur mu?

4Kiyas-i maalfarikAydin Ünesi, 11.09.2006, Batman/Turkiye

Bediüzzamani diger diger yazarlarlar,Risale-i Nurlari da diger kitaplarla kiyaslamaya çalisan iki yanlisi birden isler kanaatindeyim.

Aslinda bu Ustadin tesbitidir.

1)Böyle bir kiyas Said-i Nursî(ra)ye haksizliktir. Bediüzzaman;Risale-i Nurlar bana yazdiirldi. Onlar ne sarkin ilminden ne de Garbin felsefesinden husûle gelmemisler,Onlar dogrudan dogruya semavî olan Qur an in semasindan,yildizlarindan ve nucûmundan nuzûl etmisler, diyor.

2) Kiyaslanan kisi ve eserlerine haksizliktir.

Yine Ustad belirtiyor; Risale-i Nurlar baska eserlere benzemezler.Onlarin bir kelimesinin,hatta bir hafinin hatta bir notasinin büyük ehemiyeti vardir. Risaleler ayetlerin ayetleridir,diyor.

Hakikaten Risalelerin mahiyetini ve ehemmiyetli hakikatlerini anlayabilmek için her türlü irkî,fikrî ve felsefî mulahazalardan siyrilarak, tam bir ihlas,teslimiyet ve tevekkul ile okumak sarttir.

Ileride Bediüzzaman ve Risale-i Nur larin gerçek mahiyeti ortaya çiktigi zaman ne muthis firtinalar kopacak ya Rabbî! Wesselam.

3bizce meçhul...edip, 11.09.2006, İstanbul

Levent abinin genel olarak yazdiklarina katilmakla birlikte, basligini anlamli bulmadigimi belirtmek isterim. Çünkü dogru kader inancina göre sebeple müsebbep beraber yazilidir. Birinin yoklugu farz edildiginde digeri hakkinda bir hüküm ortaya çikmaz. Yani Üstad in eski zamanda gelseydi sebebi acaba Risale-i Nur gibi bir sonucu meydana getirir miydi? Ehl-i Sünnet der ki, bizce meçhul. Mutezile der ki, Üstad varsa Risale-i Nur da olmali. Cebriye der ki, zaman ve sartlar müsait degil, Üstad da olsa Mesnevi yazilirdi.

2Yanlislar -Yorumlar-sorularHasan Demir, 11.09.2006, İstanbul

1.Günümüzün insaninin sorgulama gibi bir egilimi olsaydi, önce modayi,reklamlari sorgulardi.Modern insan sadece nefsine getirilen sinirlamalari sorgular.Ama nefsine niçin tabi olmasi gerektigini sorgulamaz.

2.Oryantilistlerin çizdigi bir tabloyu sunup Osmanliyi karalamak midir sorgulama.Gerçek sorgulama oryantalistlerin böyle bir tablo çizerek bizi ne hale getirmeye çalistiklarini anlanmaya çalismaktir.Insanlar günümüzde gönüllü köle olmuslardir.Inanmayan T.v. lerdeki star yarismalarina bakabilir.Daha olmadi,istedigi gibi giyinme özgürlügü oldugunu söyleyipte ayni sekilde giyinen insanlara göz atabilir.

3.Mesnevi nin Osmanli döneminde degil,Selçuklu döneminde yazilmistir.

4.Eski dönemlerde saydiginiz kitaplar Türkçeye çevrilse de halkin çogu okuyayamacakti.Çünkü toplumun %95 i okuma bilmiyordu.Dolayisiyla tercüme edilmemelerine hayiflanmak anokranizmden baska birsey degildir.

5.Toplumun okuma bilen %5 i alim insanlardi.Bugün herkes okuma biliyor ama binde biri bile 54 farzi bilmiyor.On binde birimiz bile mizrakli ilmihalden sinif geçemez.En temel dini bilgileri bilmeyen -daha korkuncu ögrenme ihtiyaci duymayan- insan Derin kitaplarin tercümelerini okusa sadece bogulur. Tasavvuf düskünü olan(?) alni ömründe hiç secdeye varmamis ne kadar çok aydin var ülkemizde.

6.Seyhim bilir demekle; abim bilir,üstadim bilir demenin anlam farki var mi?Ikisi de birilerine teslim olmuyor mu?Üstad söylüyorsa anlamasamda dogrudur demek midir tahkik?

7.Müzakereli derslerin ilmi seviyesi o kadar yüksekse sempozyumlarda Risale-i Nurun nasl bir kitap oldugunu anlatacak Nurcular hani?

8.Bedüzzaman tercüme konusunda sizin gibi düsünüyor olsaydi Risale-i Nuru niçin günümüz türkçesi ile yazmaz miydi?Risale-i Nur un aslinda neden ayet tercümeleri yok?Bazi risaleleri niçin arapça yazdigini hiç düsündünüz mü?Neden Farsça,kürtçe ibareler var?Tercümeye hos bakan bir insanin davranislari mi bunlar?Yoksa Arapça,farsça,türkçe ve türkçe bilen bir elit zümre olusmasini mi istiyor?Bu dillerin hepsine vakif olmadan Risaleler ne kadar anlasilabilir?Risale-i Nur dan niçin anahtar diye bahsediyor?Neyin anahtari mi?Insanin temel sorularina cevap veremediklerini iddia ettiginiz kitaplarin anahtari diye bahsediyor.Hazine demiyor, hazinenin anahtari diyor.Hazine ne ise yarar,altin anahtar ne ise yarar düsünmek gerekmez mi?

9.Bin sene önceki toplumu taniyan ve o zamanlar yazilan kitaplari okuyan bir insan o son paragrafi yazabilir mi?

1abdulhalil ibrahim, 11.09.2006, bu sehir

alimleri tokusturup bizimkisi daha cihansumul demek pek ilginç bir saptama sayilmaz.celaleddin bin yil sonra da gelseydi mesnevi yazardi da denebilir.bir çok kitap ve bir çok alim sadakat ve bir kaynaktan beslenme adina gözden kaçiyor.evet risale-i nur ahir zamanin vazgeçilemez bir eseri.mesnevi,mektubat-i rabbbani,füsusul hikem bu asra ve bu asrin insanina çok mu yabanci.bu tavirlar risaleye zarar veriyor demeyeceyim,kendinize haksizlik ediyorsunuz daha çok.hz.abdulkadir geylani de kur an a ihtiyaç oldugu sürece kendisinden istifade edecegimiz bir alim.hayatin ortasinda yasanan bir kur an ve sünnet kavrayisindan uzakligimiz oraninda kur an ve sünnetin gücü üzerine söylevler iradetmeye devam edeceyiz.isa nureddin ve ebu bekir siraceddin gibi alimleri çevirilerden okumaya ve anlamaya çalisirken anadoluya malolmus bir iman ve tefekkür hareketinden beslenen alim ve mütefekkirlere ihtiyacimiz giderek ziyadelesmektedir.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut