Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Bitirirken...
–Metin Karabaşoğlu

[*4.612 yazı içinden]

Yuva

Yazara Mesaj Gönder

RUHUNDA ‘HİTAP çiçeği’ açan herkesin yaşadığı bir imtihandır. Anlatsa bir dert, anlatmasa bir derttir. Anlatmasa, ifade etmese, paylaşmasa, anlatıp paylaşmadığı için sorumlu olacak; anlatsa, sorumluluktan kurtulmayacaktır.

Bu kez, yeni sorumluluklar çıkacaktır çünkü karşısına.

Kanaatini ifade etmek, eğer ifade ettiği kanaat insanların dünyasında ma’kes buluyorsa, onu şu veya bu sayıda insan için ‘kanaat önderi’ yapar çünkü.

İnsanlar, bir mesele olduğunda, bir de onun ne dediğini öğrenmek ister, bir de onun gözüyle bakmayı denerler.

Hatta, o bu konuda birşey söylemiyor olsa dahi, o güne kadar söyleyip yazdıklarından, o vakte dek ifade ettiği kanaatlerden hareketle, söylese idi ne söylerdi, nasıl söylerdi diye düşünür, bir sonuca ulaşırlar.

Derken, ruhunda boy veren ‘hitap çiçeği’nin izini sürüp kanaatini ifade eden ve kanaati başka ruhlarda karşılık bulan herkes, her ‘kanaat önderi’ kendisini bir yol ayrımında bulur.

Serde ya yuva, ya kafes olmak vardır artık...

Ya uçmaya müstaid ruhların ve akılların istidadlarının inkişaf ettiği bir yuva, yahut uçmaya müstaid ruhları bir türlü serbest bırakmayan bir kafes olacaktır.

Bir ‘kanaat önderi’nde açan ‘hitap çiçeği’ne muhatap olan niceleri, onun bir yuva istidadındaki avuçlarında ilk uçma talimlerini yapar, kanatlarını kırpıştırır, sonra da artık uçuyor olmasında onun o büyük payını hiç unutmadan âlem sahrasında, hakikat ikliminde kanat çırpar durur.

Niceleri için ise, orası bir ‘yuva’ değil, ‘kafes’tir. Henüz uçamadığı kanatları ile orayı diyar edinmiş; sonrasında ise ya uçmayı unutmuş yahut uçmasına izin verilmemiştir.

Bakınca görürüz, aynı mürşidi, aynı kanaat önderini, aynı üstadı istidadının inkişafı, ruhunun maaliyata yolculuğu için ‘yuva’ edinenleri de, kafes edinenleri de...

Bakınca görürüz, maaliyata müştak ruhlara ve akıllara ‘yuva’ olup kanatlarını keşfetmelerine fırsat veren kanaat önderlerini de, ‘kafes’ olmayı tercih edenleri de...

Velhasıl, alanın da, verenin de imtihanı vardır ortada.

Verenin duruşunun sahih olması yetmez, alanın duruşunun da sahih olması gerekir bu yüzden.

Alanın duruşunun sahih olması da tek başına yeterli değildir, verenin de sahih bir duruşa sahip olması gerekir.

Nice kanaat önderi vardır, bir yuva olmak üzere vardır, nice istidadın kanatlanıp uçar hale gelmesi için çabalamışlardır; ama çaba gösterdiği niceleri ya kanatlarından habersizdir, yahut bu rahat yuva varken kanatlanıp uçmaya isteksizdir.

Nice kanaat önderi vardır, bir kafes olmak üzere vardır; kanatlarından haberdar nice istidadın kanadını kırar, nicesinin de kanatlanıp uçma isteğini söndürür.

Nice müstaid ruhlar, kalbler ve akıllar vardır, ‘yuva’ mesabesindeki bir mürşidi, o mürşidin arzusu hilafına, kendisi için bir ‘kafes’e dönüştürür, istidadını öldürür, inkişafını söndürür.

Nice müstaid ruhlar, kalbler ve akıllar vardır, ‘kafes’ olmaya yatkın bir kanaat önderini bir müddet ‘yuva’ edinir, bu ‘yuva’nın kanatlarının hareketini engellediğini anladığı anda kanatlanacağı daha geniş ve daha özgür bir diyar arar.

Sözün kısası, bir kanaat önderini değerlendirirken, onun müstaid ruhlara ‘yuva’ mı, ‘kafes’ mi olmayı tercih ettiğine bakar gözlerim.

Aynı kriter, onun etrafında hâlelenen müstaidler için de geçerlidir. O, bir yuva olarak mı, bir kafes olarak mı itibar görmektedir?

Peygamber aleyhissalâtu vesselamı o kadar çok seviyorsam, bir sebebi, ‘Fahr-ı Kâinat’ olmakla birlikte sahabilerini birebir kendisi gibi olmaya zorlamayışı; ona yapılan biatlarda bile, sahabileri ‘Allah’ın Resûlüne itaat edeceğine’ söz verirken, onun onlar namına ‘gücümün yettiği kadarıyla’ kaydını düşmesidir.

Sahabileri o kadar çok seviyorsam, bir sebebi, hepsi de Resûlullah aleyhissalâtu vesselamdan ders almakla birlikte, ‘birebir benzemek’ten öte, hepsinin kendi istidadına muvafık bir kemal bulmasıdır.

Bediüzzaman’ı çok seviyorsam, bir sebebi, mucizeler için bile “Akla kapı açar, iradeyi elinden almaz” izahını yapan o sevgili üstadımın asla irademi temellüke kalkışmadan kanatlarımızı keşfetmemizi sağlamasıdır.

Sevgilerimin bir sebebi buysa, çekincelerimin yahut kavgalarımın bir sebebini de bilebilmek zor değil...

Akla kapı açmaya evet, irademizi elimizden almaya hayır!

‘Yuva’lara evet, ‘kafesleme’ye ve ‘kafeslenme’ye hayır!

‘Yuva’lar bulup, ‘kafes’lerden uzak durmak istiyor ruhum.

Hem, yazdıklarının daha yükseklere kanat çırpabilmek için bir yuva, bir basamak işlevi görmesine razı, ama kafes olmayı hiç istemiyor...

  31.07.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

2ÖRÜMCEK KAFESİ Selahattin Karakök, 14.12.2007, ÇAYCUMA

ALLAH'TAN başka varlıkları ve güçleri sığınak kabul edenlerin durumu, kendisine ağ ören örümceğin durumuna benzer: çünkü sığınakların en zayıfı örümcek YUVASIDIR.

Keşke bunu anlasalardı! MESAJDAN

Örümceğin yuva hayatı bir kafeslemedir. Tüm aile bireylerinin birbirlerine yaklaşımları bir yok ediciliktir.

Herkes birbirini yutar.

Yakınındakini hemen tutuklar.

Gelişimini durdurur.

Hangisi daha iyidir?

Yapısını Allah'a karşı sağlam bir sorumluluk bilinci ve O'nun hoşnutluğunu kazanma çabası üzerinde yükselten mi; Yoksa yapısını kaygan bir yar kenarına kuran ve sonra da onunla beraber yuvarlanıp cehennem ateşini boylayan mı?

ALLAH insanı en güzel biçimde yarattı. Allah’ın size ihtiyacı yoktur.

O, istediğiniz herşeyden size verdi. Sizin için kulak, göz ve akleden kalpler yaratan da O'dur.

Yeryüzünü size bir beşik yaptı;

Doğru gitmeniz için onda yollar yarattı. Onun nimetlerini saymaya kalksanız, saymakla bitiremezsiniz.

Kullarının nankörlüğüne razı olmaz.

Eğer şükrederseniz, sizin için ondan hoşnut kalır.

Sözüne Allah'tan daha vefalı kim var? Kuluna Allah yetmez mi?

ALLAH çok merhamet edicidir ve kullarını çok sever.”MESAJDAN

1gurcan, 30.07.2006, oslo

yaziniz cidden cok etkileyici ve nokta vurusu yapar edali. belig bir bicimde ifade etmissiniz. cok istifadeli oldu ve olacak benim icin. inanin lutfen. asagida ki alintiyida bir katki veya dediklerinizi destekleme sadedinde aldim:

" Islam bir denge dinidir. Maddî ve manevî âlem adina koymus oldugu ölçüler bunun sahididir. Fakat bunlari gösterecek dimaglara özellikle günümüzde çok ihtiyaç var. Bu ufku yakalayamayan bir çok insanin yönlendirilmeye, sürekli nezaret edilmeye ihtiyaçlari olduguna inaniyorum. Aksi halde böylelerinin dine ve topluma zararli oldugu muhakkak. Söyle ki, bahsini ettigimiz özellikteki kisiler, ilim adamlari, master, doktora talebeleri sistemin gerektirdigi ölçüler içinde çalisiyor. Baskalarinin görüs ve düsüncelerini aktarmayi ilmî çalisma olarak kabulleniyorlar. Bunu yaparken de belki farkinda degiller ama kendi gönüllerinin ilhamlarini öldürüyor, kendi ruhlarinin dilinden kilidi çözmüyor/ çözemiyorlar. Dolayisiyla bugün bir çesit, yarin bir baska çesit konusuyor, en son okudugu kitabin havasina giriyorlar. Dimaglarda donukluk, söylenen seylerde zitliklar oluyor böylece.

Bazilarinda da tam tersi sey geçerli. Onlar da alabildigine serbest ve hür düsünceli. Sürekli beyin firtinalari ve sancilari içinde. Ama bunlar da dinin getirdigi temelleri tam anlamiyla bilemediklerinden ölçüsüz, bazan da Islam’a zit seyler söyleyebiliyorlar. Bu açidan ilk sinifta yer alanlara Islam’in hayatin hiçbir alaninda bosluk birakmayan dengelerini hatirlatacak, gösterecek; digerlerine de basit seviyede dahi olsa Islam’in usûlüne ait degerlerini gösterecek, ögretecek denge insanlarina ihtiyaç oldugu kesin "

Islamî Denge ve Mürsid Ihtiyaci ( m.f.g )




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut