“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.617 yazı içinden]

Nerelerdeyiz, ne işlerdeyiz?

Yazara Mesaj Gönder

RİSALE-İ NUR müellifinin ‘hadis’e verdiği önem, apaçık ortadadır. Risale-i Nur’un en temel risalelerinden olan ve Cenab-ı Hakk’ı ‘bütün isimleriyle’ tanımanın vazgeçilmez önemini merkeze alan “Yirmidördüncü Söz”ün tam ortasındaki “Üçüncü Dal”ın hadis müdafaasına ayrılması, bunun en birinci delilidir.

Marifetullaha, ism-i Âzama, bütün isimlerinin mertebe-i âzamında Allah’ı tanımaya dair izahların tam orta yerinde böyle ‘teknik’ bir konuya girilmesi, usul-i hadise dair izahlar yapılması; hele ki, ‘enaniyeti kavi, imanı zayıf, yalnız akıllarına güvenen’ bir kısım mübtedîlerin itirazlarına cevap verilmesi, elbette dikkat çekicidir ve elbette yerindedir.

Yerindedir; zira, insanın marifetullah yolculuğunun tamam olabilmesi için, Allah’ı ‘bütün güzel isimleriyle ve bu isimlerin mertebe-i âzamında’ tanıması gerektiğinden bahseden “Birinci Dal”ın ardından gelen “İkinci Dal,” Allah’a götüren yolların tahlilini yapar ve bu yollar içinde sözkonusu tamam ‘marifetullah’ı mümkün kılan yol olarak ‘reşha’ sembolizmi içinde ifadesini bulan ‘veraset-i nübüvvet mesleği’ni gösterir. Cenab-ı Hakkı hakkıyla tanımak ancak ‘veraset-i nübüvvet’ mesleği içinde, ‘reşha’lıkla mümkündür; ancak ‘ism-i Âzamdan, arş-ı Âzamdan, bütün isimlerin mertebe-i âzamından gelen’ Kur’ân’ın dersi ve Cenab-ı Hakka bütün isimlerinin mertebe-i âzamında muhatap olmuş ‘sahib-i Mirac’ Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâmın talimiyle bu başarılabilir.

Bu yolda yürümenin asgarî bir şartı ise, Hz. Peygambere ve sünnetine, salim bir akıl, selîm bir kalb ile muhatap olabilmektir. Bunun için ise, ‘hadis’ sözkonusu olduğunda, duruşunu sahih kılabilmek bir zarurettir.

O yüzden, insanı marifetullah şahikalarında dolaştıran “beş dal”lı “Yirmidördüncü Söz”ün tam ortasındaki ‘dal,’ hadislere dairdir; ‘enaniyeti kavi, imanı zayıf, kendi aklına güvenir’ bir halde hadisleri kesip biçmemeye, eğip bükmemeye dairdir.

Risale tefekküründe hadislerin taşıdığı hayatî değer, sair risalelerde de kendini apaçık belli eder. ‘Zayıf’ bulunan, hatta ‘mevzu’ olduğu söylenen bazı hadisler için dahi, Bediüzzaman’ın değme ‘hermenötik’çilere parmak ısırtır bir ustalıkla, ‘anlam mertebeleri’ düzleminde, nasıl bir izah silsilesi gördüğünü; kendini beğenmiş her modernin “Pöh!” deyip alaya almaya kalktığı bir hadiste dahi ne cevherler bulup çıkardığı, mesel⠓Ondördüncü Lem’a”da, mesel⠓Beşinci Şua”da rahatlıkla okunabilir. Tıpkı, düz mantığın cazibesine kapılmış bir modern aklın burun kıvırdığı ‘seb’a semavat’ meselesi sözkonusu olduğunda bir ‘anlama’ dersi veren “Onikinci Lem’a”da olduğu gibi...

Velhasıl, Risale-i Nur müellifinin hayatında ve Risale-i Nur tefekküründe hadislerin ‘olmazsa olmaz’ bir yeri ve değeri vardır.

Dolayısıyla, özellikle de ‘müteşâbih’ hadisler üzerinden hadislere karşı geliştirilen bir tasallut, Risale-i Nur’un tarif ettiği ‘manevî cihad’ın kapsama alanındadır. Hadislere ilişen hiçbir yaklaşım, Risale-i Nur müellifinden ‘suskunluk’ ve ‘biganelik’ karşılığı almamış; bilakis, cevabını almıştır.

Bunun güzide örneklerinden biri ise, eski dönemin en zehirli oryantalistlerinden Alfred Guillaume’un İÜ Edebiyat Fakültesi’nde “İslâm Tetkikleri Enstitüsü”nü kurmakla görevli profesörü Zeki Velidi Togan’ın davetiyle konferansa geldiği üniversitede 11-17 Mayıs 1953’te âyetler ve hadisler konusunda, hele ki ‘müteşabihat’ konusunda zihinlere şüpheler ekmeye çalışmasına karşılık, Risale-i Nur talebelerinin Risale-i Nur’dan ilgili bahisleri derleyip çoğaltarak konferansa katılanlara sunmasıdır. Fakültenin İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi’nin 1. cilt, 1. sayısını okuyanlar, bunun gördüğü hizmeti de kavrarlar. ‘Hazırlıklı’ gelen Alfred Guillaume, ‘bir sonraki konferansta’ gireceğini söylediği mevzulara girmekten imtina etmiştir!

Şimdi, bir yanda Risale-i Nur müellifinin hadis müdafaası sadedinde 1911’de telif ettiği Muhakemat’tan itibaren yazdıklarını bir tarafa; ondan ders alan talebelerinin, onun da tensibiyle, bir oryantalistin hadislere ve mütebaşih âyetlere dair taarruz teşebbüsüne karşı Risale’nin ilgili bahislerini derleyip dinleyicilere takdim etmek suretiyle yürüttükleri ‘manevî mücahede’yi de onun yanına koyup, bir de bugün olup bitenlere bakıyor insan...

Dün Alfred Guillaume’un söylediklerinin benzerini, bugün bu ülkede niceleri, hele ki ‘ilahiyatçı’ profesörler söylüyor...

Ona da alıştık; ama iş bir adım daha öteye gidiyor ve Diyanet İşleri Başkanlığı bir ‘hadis-ayıklama’ faaliyetine girişeceğinden söz edebiliyor. Hadis külliyatları taranacak ve ‘kadın-karşıtı’ olduğu düşünülen hadisler safdışı edilecek.

Geri dönüp, ulaşabildiğim kadarıyla, dün teksir makinesiyle ‘hadis müdafaası’ yapan Risale ehlinin bugün ellerindeki bu kadar ‘iletişim’ imkânına karşılık ne yapıp ettiğine bakıyorum; benim görebildiğim kadarıyla, çıt çıkmıyor... Kimin ne hakla ‘hadis ayıklamaya’ kalktığını sormayı Risale-i Nur’a referansla akıl etmek, benim görebildiğim kadarıyla, Risale ehline değil, Bediüzzaman’ın “Dünya öküz ve balığın üzerindedir” rivayeti üzerine verdiği hadisleri anlama dersine atıfla konuya değinen Gerçek Hayat’ın hadislere hürmetini takdirle izlediğimiz yazarı Nihat Nâsır’a düşüyor.

Hazin değil mi, dostlar?

‘Hadisleri ayıklamak’tan söz edilirken öyle rahat oturup duracak isek; hadisin izzetini müdafaadan imtina edecek isek, ne diye buralardayız?

Suya sabuna dokunmayan best-seller’lar üretmek; trende uygun söylemlerle ‘herkesin sevgilisi’ olabilmek için mi?

Böyle mi gördük Risale müellifinden?

  06.07.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

5Kur’ân’ın tefsiri mâhiyetinde olan sünnet...Selahattin Karakök 1, 01.01.2008, ÇAYCUMA

Bir söz var

''gidemediğin yer senin değildir.''

Bir şeyi övmek,

saygı duyuyor görünmek

o şeyi gerçekten sevdiğimiz

anlamına gelmez..

Hayatımıza katamadığımız,

şimdimize dahil edemediğimiz

hiçbir şey kalbimize inmez..

Bizim hayatımızı ne etkiliyorsa,

ne belirliyorsa neyi kendimize şah damarımız kadar yakın hissediyorsak

o şey bizim en değerli şeyimizdir.

Ve ne pahasına olursa olsun

onu koruruz.

Hayatımıza katamadığımız,

şimdimize dahil edemediğimiz bizzat Kur’ân olmuştur.

''Eğer cemaat-i İslâmiyenin hâcât-ı zaruriye-i diniyesi bizzat Kur’ân’a müteveccih olsaydı, o Kitab-ı Mübin, milyonlarca kitaplara taksim olunan rağbetten daha şedit bir rağbete, ihtiyaç neticesi olan bir teveccühe mazhar olur ve bu suretle nüfus üzerinde bütün mânâsıyla hâkim ve nâfiz olurdu. Yalnız tilâvetiyle taberrük olunan bir mübarek derecesinde kalmazdı.''

Arkasından Sünnet ve Hadisler de nasibini almıştır.

Bediüzzaman'ın harika tanımıyla,

''Kur’ân’ın tefsiri mâhiyetinde olan sünnet.'' kavramına sanki

Kur’ân'dan ayrıymış gibi yaklaşımlar

ve izahlar sünnet ve hadis karşısında oluşan vurdumdumazlığın en büyük nedenlerinden biri olmuştur.

''Erkân ve ahkâm-ı zaruriye-ki yüzde doksandır-bizzat Kur’ân’ın ve Kur’ân’ın tefsiri mâhiyetinde olan sünnetin malıdır.''

Kur'an, Sünnet. Hadis birbiri içinde dairelerdir. Kopmaz. çatışmaz omuz omuza olduklarının ciddi bir sunumunu gerektirmektedir.

Bu yürekten gelen ciddi bir ihtiyaç, ilgi, bilgi ve sevgiyi istemektedir.

Yoksa sadece duygusal serzeniş bir yetersizliktir.

YAŞAYAN. HAYATIN İÇİNDEN VE ŞAH DAMARINDAN....YAKLAŞIM

4ah ah metin abiaydin, 12.08.2006, gaziantep

kendiminde içinde bulunmadan baska daire göremedigim nur camiasinin(yaklasik 12 yil oldu) son dönemde hangi meselde bas örtüsü,imam hatipler,ramazan baslangici... dise dokunur söylemleri olmustur.yürek sizisi böyle meselelerde savunmayi malesef müspet hareket tarzini benimsemeyen gruplar yapmistir.oysa bahsi geçen hadis savunmasi nasil üstad da çözümlenmis diger meselelerinde risale-i nur la yapilabilirdi.bu sayede nurculuk son dönemde populeritesini siyasi ve radikal çevrelere kaptirmayabilirdi

3BEST SELLER MERAKISadık Yalınkılıç, 08.07.2006, İstanbul

Bugün Dost T.V. isimli kanalda üstadın talebelerinden Said Özdemir konuşuyordu.Said abi,üstadın risale-i nur latin harfleri ile basıldığı zaman risale-i nuru "herkese satmayın,25 kişiye okutacak olanlara satın" dediğini söylüyordu.Bugünün bestseller leri ise 25 satılıp bir okunabiliyor mu?

Bestseller yazarlarının hadisleri savunmak gibi reytingi düşük konulara ayırabilecekleri zamanları var mı?

2tutmasam düşecektinesra nur çelenli, 06.07.2006, İstanbul

Efendimizin hadisleri üzerine saygısızca konuşanlar belli yüreğinizi acıtmış. Bahsi geçen hadisler daha önceleri de kritize edilmiş,fakat hadis alimlerinin bize bıraktığı çok değerli miras sayesinde sünneti anlama çabası içerisinde olan müminlere zarar verememiştir.

Ancak günümüz alim namzetlerinin de aynı gayretle sünnetin anlaşılıp yaşanması yönünde çaba sarfetmeleri beklenir. Sadece risale dairasince önemsenen bir mesele olmaktan çok yücedir hadisi şerifler. Hadisi şerifleri açıklamanın ya da müdafanın sadece bir yoludur risalelere atıfta bulunmak. Konunun acıklı tarafı sizinde belirttiğiniz gibi diyanet başkanınında modern söyleme riyaset etmesi iken risale dairesinden ses çıkmıyor oluşu ancak hususi dairede bir anlam ifade edebilir. Böylesine ulvi bir meselede eski defterlerin karıştırılması anlamına gelebilecek hususi eleştirileri sadet dışı bırakırsak maksadımızı ifadede daha etkili olabiliriz.

1111 de hadisi şeriflerin tefekkür ve tedebbür yönelik yazıların artması duasıyla Allah razı olsun.

1Katre-Zühre-ReşhaAyhan KÜFLÜOĞLU, 06.07.2006, İstanbul

Metin Abi, bu konuyla ilgili daha önceki bir yazısında, Mesnevî-i Nurîye deki "Katre-Zühre-Reşha" Risaleleri ne atıf yapmıştı. Burada Reşhalar, 2 kısma ayrılmış olup; birisi "Peygamberimiz (S.A.V.)" hk. diğeri "Kur ân-ı Kerîm" hakkında... Bu da "reşha" mesleğinin (acz, fakr, şefkât, tefekkür ve mana-yı harfî ve diğer 3 kelime ve Noktayı istinad - istimdat ve Enfüsî tefekkür ve Sırrı Ehadiyet ve ...) farkı ve üstünlüğü ve "hakikât"e ve "hakikî ma rifet"e ulaşmanın, Ku rân-ı Kerîm ve Peyg. (S.A.V.) yol göstericiliği olmadan (yani salt akıl-felsefe, bilim, sanat, brahman-yogiler gibi riyazet vs. gibi yöntemlerle) olmadığının bir işareti...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut