Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ulema-i İslam da dünyevileşti
–Söyleşi: Ali Bardakoğlu

[*4.460 yazı içinden]

“Konuş” ey Ayşe içimiz ferahlasın, nasıl “sus” ey Ayşe içimiz ferahlasın oldu!

Yazara Mesaj Gönder

BUNDAN 1400 küsur sene önceydi. Allah’ın Resulü bir meseleden dolayı üzgündü. Ağır adımlarla “hane-i saadetlerine” doğru ilerliyordu. Bu, günümüze göre çok fakir saadet evinin kapısını zevceleri Hz Ayşe açtı. Yüzündeki tebessümle Peygamberi içeriye aldı. Selamdan sonra Allah’ın elçisi Hz Ayşe’ye yanından ayrılmamasını söyledi. Hz. Ayşe yanına oturdu.

“Konuş ey Ayşe dedi Peygamber! Konuş da biraz içimiz ferahlasın!”

Ve Ayşe konuşmaya başladı. Allah’ın rahmetinden, merhametinden, Peygamberin şefkatinden, dünyanın faniliğinden bahsetti. O konuştukça Peygamberin üzüntüsü dağıldı, yüzüne bir tebessüm geldi, ferahladı. Rabbine şükretti…

Yıl 2006. Peygamber ümmetinden Mehmet Bey’in işyerinde canı sıkılmıştı. Yeni aldığı Opel marka arabasıyla evinin önüne geldiğinde park yerinin dolu olduğunu gördü. Canı bir daha sıkıldı. Arabayı kaldırımın kenarına park ederken söyleniyordu. Onuncu kattaki dairesine çıkarken asansör de çok ağır işliyordu. Sonra kapıyı çaldı. Sıcak bir tebessümle hanımı açtı kapıyı. Yemek hazırlıyordu. O da ne yine çocuklar ayakkabılarını evin kapısında bırakmışlar, dolaba almamışlardı. “Nerede bu çocuklar?” diye sordu hanımına. Daha sonra da içerideki çocuklarını çağırıp bir güzel fırçaladı. Zaten her zaman böyle yapıp ayakkabılarını dışarıda bırakıyorlardı. Etraf da hırsız kaynıyordu ve Mehmet Bey o ayakkabılara bir sürü para saymıştı.

Mehmet Bey içeriye girince “kurt gibi açım dedi. Sofrayı hemen hazırla da yiyelim:”

“Ben sofrayı hazırlıyorum, on beş dakikaya kadar yemek de pişer” dedi hanımı. Mehmet Bey kızgınlıkla baktı hanımına: “ Ben bütün gün iş yerinde bir sürü şeyle uğraşıyorum, kaç tane adamın derdini çekiyorum, sen bir türlü ben gelmeden şu yemeği yetiştiremiyorsun” dedi. O lavaboda ellerini yıkayıp üstünü değişinceye kadar hanımı yemeği yetiştirememesi hakkında pek çok mazeret sıraladı. Yemeği biraz da bu fırçalar yüzünden kös kös yediler. Sadece çocuklar aralarında bir iki atıştı. Bu çeşit çeşit yiyeceklerin bulunduğu sofrada pek iştahları da kalmamıştı.

Alelacele televizyonun başına oturdu Peygamber ümmetinden Mehmet Bey. Zira ekonomi yine kötü gidiyordu. Borsadaki küçük yatırımı yüzde otuz değer kaybetmişti. Döviz çıkıyordu. Nasıl da ekonomideki bahar havasına aldanıp dövizdeki parasını borsaya yatırmıştı? İşyerinde durmadan borsayı öven arkadaşını hatırladı kızgınlıkla. Neyse ki başbakan her şeyin kontrol altında olduğunu söylüyordu. Mutfakta işini bitiren hanımı elinde çay tepsisi ile odaya geldi. Çocuklar ders çalışmaya gittiler. Hanımı az önceki olumsuz havayı dağıtmalıydı. Çay içerken biraz havadan sudan bahsetti. Mehmet Bey’in bir kulağı televizyondaydı, bir kulağı hanımında. (Nasıl oluyorsa!) Hanımı birkaç defa “beni dinliyor musun” diye sordu. “tabi tabi dedi Mehmet Bey, istersen son söylediğini tekrar edebilirim”

Biraz sonra yemeğin verdiği rehavetle Mehmet Bey iyice uzandı. Televizyonla hanımı arasında gidip gidip gelmekten de iyice bıkmıştı. Onun gevşediğini fark eden hanımı kafasındaki bambayı patlattı:

- Biliyor musun x şirketi buzdolabını, çamaşır ve bulaşık makinesini ayda yüz liraya veriyormuş.

- İyi bizde bunların üçü de var.

- Olur mu, bak karşıdaki Selda Hanımlar üçünü de değiştirdiler. Her şeyleri yep yeni oldu. Bizim bulaşık makinası öldü ölecek. Buzdolabı da artık yetmiyor. Çocuklar büyüdü. Çamaşır makinesı da çok enerji yakıyor. Şöyle A sınıfı bir şey alalım da elektrikten tasarruf edelim. Bunları da veririz bir fakire, sevap işleriz. Bak zaten….

Mehmet Bey’in kafası karıncalaşmaya başlamıştı. Artık iki kulağı ile hanımını ve televizyonu takip edemez olmuştu. Oysa her ikisi de mütemadiyen konuşuyor ve bir şeyler anlatıyordu. Kendi kendine söylendi

- Sus be Ayşe ya! Sus da biraz içimiz rahatlasın. Ne bu böyle her gün dır dır dır…”

Tabii ki bu sözü Ayşe Hanım duymadı. O hâlâ konuşmasına devam ediyordu. Bu cümleyi 1400 küsur sene önce hanımına “Konuş ey Ayşe!” diyen Peygamber’i duyan melekler işitti. Sonra da yüzyıllar önce hanımına “Konuş ey Ayşe içimiz ferahlasın, diyen bir Peygamberin ümmetinin bugün nasıl olup da, sus ey Ayşe, sus da biraz içimiz açılsın” noktasına geldiklerine şaşırıp durdular…

  05.06.2006

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

7yorum yok aslindasadakat, 28.06.2006, ...

yorum yok aslinda evet...zaman degisti bizlerde degistik...maddiyata döktük herseyi ..maddiyata döktürenlerimi kizalim yoksa ,maddiyatin icinde kim oldugumuzu unutturanlarami ...sizler bizi ayse yapabildinizmiki diyede sorasi geliveriyor insanin...evet sizler bizi ayse fatma yada Hatice yapabildinizmi...bize nasil kiydinizda böyle bir soru soruyorsunuz...anlamis degilim...belki bu firlayan yazimda zaten size ulasmaz ya iste bazen oluyor...

6dünya ile saadet olmaz, 22.06.2006,

fatih bey, geç kalmak tabiri gerçek sevgilerde yersizdir..

ancak geç kalmak, dünyanın zevklerle iştigal etmiş hayatları; sevgi zamansızlıktır, ..

bir bayan tanımıştım yaşı baya vardı evlenmiyordu sebebi ise, yıllar önce severek nişanlandığı kişi evlenmeden önce ölmüştü ve birbirlerine söz vermişlerdi ahirette buluşmak için dünyada evlilik onun için ihanetti... geç kalmak, dünyaya sevda için yani öze lakayt, su ekmek gibi yalanı şiar edinmek daldan dala hoplayan dünyalık sevgiler için gi bi geliyor...

inanan için ki efendimizin hayatı anlatıyor bize, muhammed için ne bir başka hatice, hatice için de ne bir başka ahmed vardı...

bu çooook gerice bir şey...

bu zamandakiler için oldukça zavallı...

özür dilerim yazdım bir kere..

ayşe olmazsa fatma, fatma olmazsa reyhan..

ne fark eder, ....

ne bilim çöpte de her şey var...

ve midede herşey karışıyor, baya mantık...

prensipler dedelerimize atfedilmiş, muhabbetimizi ise herkese duyar olmuşuz

kolayca, iç dünyamızda vidalar o kadar sağlam ki, herkese yazar olmuşuz...

ne diyelim herkez zirve olamaz...

5saadet-i dareynfatih ekinci, 22.06.2006, kocaeli gebze

bizler genellikle imanlı olsak dahi saadetimizin bu dünyaya münhasır olduğunu farzediyoruz.böyle olunca hayat-ı faniyedeki her şeyden azami miktarda istifade etmek için çabalıyoruz peşi sıra kendimizi ruhumuzu dinlemeye vakit bulamıyoruz.ruhun isteği farklı,nefisin istekleri çok daha farklı.lütfen kendimizin farkına varalım ve fani eşyalarda mutluluk aramayalım,içimize geri dönelim peygamberi düsturla hanımların emanet olduğunu bize unutmayalım.insanları seven sevenlerini ihmal etmez geç kalmayın sevenlerinize ve sevdiklerinize değer verin çünkü onlar sizi seviyor.

4Sebebi dünyevileşmeenes kara, 08.06.2006, Ankara

Sebebi belli

İstemez misin dünya onların ahiret bizim olsun ya ömer diyen bir peygamberin ümmeti olanlar

eğer!

dünya bizim olsun ahireti de gidince düşünürüz diyen bir hale gelirse tabi sus ya aişe denilecek.

Fakat daha ziyade yazıdan çıkardığım sonuç şu oldu ki:

Eş seçimine dikkat etmek lazım.

Erkek konuş Ya hanım deyince kendisini Hz. aişe gibi rahatlatacak bir eşe

Bayanlar da kendisinin hangi konularda konuşursa rahatlayacağını bildiği bir eş seçimine dikkat etmesi lazım.

Zira en önemli kararlardan birisi de eş seçimiymiş.

3ee sonracelaleddin mutad, 05.06.2006, bu şehir

para,mal,mülk sorunun kaynağı galiba.fakir evde huzur,zengin evde tartışma ve huzursuzluk hakim.aile elden gidiyor meselesi.mehmet bey ve ayşe hanımı anlamaya yönelik bir gayreti atıl bırakan bir senaryo yazılmış.hastalık pazarlamacılığı devaya uzak düşmeye mahkumdur zaten.

2sonundanurcan , 05.06.2006, ısparta

sayın levent bey sonunda cemaatlerin dışında bir konuya değinmişsiniz tebrikler.hemde önemli bir konu.zamanımızın bamtelisi .bahsettiğiniz mevzuya göre bu durum şu zamandaki iktisatsızlığımız ve doyumsuzluğumuzdan kaynaklanıyor galiba.bu da islamı hakkıyla yaşayamamaktan olsa gerek.hepsi bir zincir gibi birbirine bağlı.rabbim hakkıyla yaşabilenlerden eylesin.yazınızın üstüne söz söylemeye gerek yok zaten herşey aşikar.....

1safatimazehrasari, 05.06.2006, İstanbul

sa Levent bey su zamanin aile ortamini (cogunlukla) tekrar gozumuzun onune sermissiniz. inanin tum ictenligimle soruyorum-erkek kadin esitligi ya da esitsizligi vs anlaminda degil- erkegi bu hircin hale getiren, hayatinin tek amacini sanki bu dunya,kazanmasi gereken para,izlemesi gereken haber-spor programlari vs yapan; kadini cogu yerde susmasi gereken cunku cogu durumda-erkege gore- cok da ic acici seyler soylemeyen kisi durumuna dusuren ne? kisilerin kendileri mi, modern medeniyet dedigimiz seymi, doymak bilmeyen nefisleri mi vs..? inanin kimi zaman inancina hergun yeni biseyler katma pesinde cabalayan kimileri dahi bu dunyayi "yasanilasi bir yer" olarak goremiyo diye duyuyorum. evet bu dunya ancak ahiretin tarlasi hukmunde ve elbet doyulasi bir yer degil-her turlu istek icin,tatmin olmak icin- ama tarla hukmundeki bu yerdede ekonomiden, politikadan,yeni esya ve giysilerden daha onemli seyler olmali degilmi? akillar,duygular sanirim onemlisi de istikametler karismis durumda. Her gun namazda kirk kere okudugumuz "sirat- mustakimden ayirma" ayetinde sirat- i mustakim?? cogu ehli dinin, ehli dunya gibi yasamaya basladigi bu asirda kendisine hem es oldugunuz,hem emanet edildiginiz,hem de otelerde beraber olmak icin evlendiginiz esinizde bile sukun bulamiyorsaniz.....! nerde o zaman "sizin dininiz size, benim dinim bana" diyerek sukunet bulan peygamberi durus.Allah tum ummetin yardimcisi olsun insallah.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut