Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

Yalnız adam'a rağmen, sürüden ayrılma zamanını daha çok seviyorum

Yazara Mesaj Gönder

BİR ARKADAŞIMIZ İstanbul’da araba sürmenin yarısı vurmamak, yarısı da vurulmamak derdi. Sanırım Karakalem de de bu düstur geçerli hale geldi. Artık vurmayan yazılar yazmanın, düşündüklerinizi ortaya koymanın yanında bir de “acaba bu yazı hakkında okuyucular ne düşünürler, birileri çıkıp bize vurmaya kalkışır mı?” gibi bir handikaba da düşmeden edemiyoruz.

Bu sitenin editörü yıllar önce şöyle söylemişti:

“Öyle yazmalısın ki, hem doğru anlaşılacaksın, hem de yanlış anlaşılmayacaksın”

İyi de yazının başlığını niye büyük yazdığıma dahi müdahale eden, biz hep haklıyız, haklıydık, haklı olacak ve haklı kalacağız anlayışı ile, sen sadece roman yaz kardeşim, sosyal ve siyasi konuları ağabeylerimize bırak düşüncesi ile, inşallah Bursalı hocanın (kimse!) akıbetine uğramazsın duası ile, cevşeninizi ikiye çıkarıp gardınızı alın tavsiyesi ile veya yazılarımızı birilerine ispiyon etmek ile yanlış anlaşılmadan yazabilmek ne kadar mümkün acaba?

Yine editörümüz bir başka yer ve zamanda şöyle demişti: “Beni hatasız diye sevecek arkadaş aramıyorum, beni hatalarımla sevip, hatalarımdan beni kurtaracak arkadaşlar arıyorum.” Bir defa yazarları ile, yorumcuları ile biz karşı saflarda olduğumuzu sanmıyorum. Bilakis aynı kaynaklardan istifade ettiğimizi düşünüyorum. Öyleyse bu tahammülsüzlük, bu saldırı, bu ezip geçme psikolojisi niye? Biz bu sitede fikir alışverişi yapamayacak mıyız? Düşüncelerimizi doğrusu ve yanlışı ile ortaya koyup hakikatin tüm cephelerine bakmaya çalışmayacak mıyız? Ben, benim her yazdığımı doğrulayan okuyucular aramıyorum, ancak katılmadığı noktaya fikren itiraz eden okuyucular arıyorum.

Evet ben aslen kendimi romancı olarak tanımlıyorum ve yazılarımı da romanın açık yürekliliği ile, kim ne düşünür anlayışından uzak yazıyorum. Benim yazılarım yüreğimden olduğu gibi çıkmalı. Filancıların ne düşüneceği korkusu ile eğrilip kırılmamalı. Bu ülkede, evrim aleyhinde yazı yazanların üniversitelerden atıldığı, bir partiyi övmediği için Ahmet Taşgetiren gibi bir ihlas abidesinin susturulmak istenildiği, onca yazarın sadece patrona yalakalık yapmadıkları, empoze edilen fikirleri yazmadıkları için kapı dışarı edildikleri bir ülkede fikir namusunu koruyarak yazmanın oldukça zor olduğunu biliyorum.

Ama ben her nerede olursam olayım kendime göre doğruları söylemeyi ve doğruları müzakereye açmayı asıl kabul ediyorum. Bu tespitlerimde yanılamaz mıyım? Elbette ki herkesin her konuda yanılabilme hakkının bulunduğunu düşünüyorum. Asıl dostsak, kardeşsek yanılgılarımızı fikren ortaya koymalı değil miyiz? Düşünceyi kişiselleştirip, “Kardeşim sen Yalnız Adam romanlarına devam et” üslubunun ne kadar bize yakıştığını sorgulamak istiyorum.

Bir zaman “Dönekliğe övgü” denemesi yazmıştım. Halen de aynı düşünüyorum. Biz aptal insanlar değiliz. Yanlışta sadece aptallar ısrar eder. Benim düşüncemin yanlış olduğunu birisi çıkıp ispat ederse ben hiç direnmem. Yanlıştan dönmeyi fazilet kabul ederim. Biz peygamber değiliz ki hatasız olalım. Ben bu hayatı bilerek, isteyerek, her dakikasını kendimin kılarak, duyarak, düşünerek, uyanıklık içinde yaşamak istiyorum. Buyurun yanlışımı ispatlayın, yanlışta ısrar etmediğimi göreceksiniz. Ama artık lütfen “hah bir açığını daha yakaladık, hadi üstüne çullanalım, veya ağabeylerimize söyleyelim de şunu bir güzel dövsünler” anlayışı bana çok ihlassızlık gibi geliyor. Müminlerin böyle bir anlayışın içinde olabileceklerini düşünmek bile istemiyorum.

Geçenlerde Murat Çiftkaya dostum bu sitede kişisel gelişim konusunu kendince tenkit eden bir yazı yazdı. Bu onun şahsi fikirleriydi ve katılmıyorsam bana karşı fikir üretmem, onun düşüncelerini fikren çürütmem düşüyordu. Oysa yine üstüne bir sürü hakaret çullandı. Bu duruma Murat o kadar şaşırdı ki “bilmeden ben ne yapmışım!” demeye başladı. Lütfen! Bu tavır bize hiç yakışmıyor. Biz sadece düşüncelerimizi paylaşmak, müzakere etmek, yanlışımız varsa düzeltmek ve düzeltilmek istiyoruz. Lütfen bize söylemediğimiz şeyleri isnat etmeyin. Bizim kimseye galip gelme veya hiçbir zümreyi tenkit etme gibi bir derdimiz yok. Yorumlarda şu grup böyle, filanca grup şöyle deniliyor.Ben burada grupların görüşlerini değil, hakikatı sorgulamaya çalışıyorum. Belki havaya bir taş atıyorum, hiç kimse taşın altına girip de “bu taşı bana attın” demesin. Ben sadece sorgulamanın her şeyden daha önemli olduğuna inanıyorum ve bu iradenin bizi ileriye götürebileceğini düşünüyorum. Ve önce kendi kendimizi sorgulayamazsak, başkaları ile beraberken de bir işe yaramayacağımıza inanıyorum.

Hadiselerin anlamı, “birer lafz-ı mücessem olan” eşyanın mahiyeti, hayatın cilveleri, insanın neye, nereden ve nasıl baktığı ile ilgili değil midir? Bulunduğumuz ve gördüğümüz yere göre hakikatler değişmez mi? Hazret-i Ömer, Peygamber Efendimizin, bazı insanların kalpleri İslama ısınsın diye verdiği maddi yardımı veya ganimeti halife olunca kaldırmadı mı? Doğrular zamana, şartlara ve bakış açımıza göre her zaman sabit mi kalmalılar? Veya bu o kadar övünülecek bir şey midir?

Evet, benim son romanım yorumlarda hatırlatıldığı gibi Yalnız Adam. Ve ben düşüncenin, sorgulamanın, kalabalıklar içinde kaybolmamanın, yanlış gördüğümüze direnmenin Yalnız Adam olmayı göze almakla mümkün olduğuna inanıyorum. Bu bedeli ödemeye de hazırım. Zaten yalnızlığı da seviyorum. Ancak bana Yalnız Adam’ı hatırlatanlara ilk romanımın adının da “Sürüden Ayrılma Zamanı” olduğunu söylemek istiyorum. Bu ilk romanım çıkınca “ama sürüden ayrılanı kurt kapar” dediler bana. Yıllardır bu sözün kolay ve rahatça sürüleşmemizi ve güdülmemizi isteyen kurtlar tarafından uydurulduğunu anlatmaya çalışıyorum…

Ağlamadan

dillerim dolaşmadan

yumruğum çözülmeden gecenin karşısında

şafaktan utanmayıp, utandırmadan aşkı

üzerime yüreğimden başka muska takmadan

konuşmak istiyorum.

  29.05.2006

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

12ayse dogan , 24.06.2006, Ankara

Sayın Bilgi, Başbakanımız geçenlerde bir konuşmasında Şu yolları altından yaptırsak, niye altından yaptırdınız diyecekler bu seferde dedi. Şu yazınızı altından yazsanız neden altından yzdınız derler. İnsanlarda bir üslup bozukluğu, hitap saygısızlığı,benim dilim var bak herşeyi konuşabliyorum deniyeti almış başını gidiyor.Endişelnmeyin. Bu hastalık her yerde aynı sadece size değil. Ayrıca şu CEMAATÇİ arkadaşlarımız lütfen biraz toplumun içine girsinler ve toplumla yaşasınlar. Kendi içlerinde ütopik bir alemde yaşayıp düzenin CEMATTE ki gibi gittiğini zannediyorlar. İslamı toplumun içinde de hakkıyla yaşayabiliyosan hakiki müslümansın

11kısa bir notmurat doğan, 05.06.2006, kdz.ereğli

"hakikati sorgulamaya çalışıyorum" demeniz takdire şayan lakin, yazdıklarınızında başkaları-okuyucular- tarafından da mihenge vurulmasını hoş karşılamalısınız.

ama şunuda belirteyim ki; yazılarınızda okurla polemiğe girmenizi de hiç hoş bulmuyorum. yazılarınızda okura cevap yetiştirme kaygınız ancak yorum yazanların yorumları gibi oluyor. bu da orda durmanızın-yazmanızın- bir önemi yokmuş hissi uyandırıyor.

okura cevap değilde yeni kapılar açan yazılarınızı görme ümidiyle...

10"Ağlamadan dillerim dolaşmadan"idris al, 04.06.2006, Tuzla

"Ağlamadan dillerim dolaşmadan" -şiiri İsmet Özel e ait.Yazıda tırnak bile kullanılmadan alıntılanıyor.Yorum yazan zevatta-muhtemelen bir kısım okuyucularda- Levent bilgi yi şair zannediyor.Tek düze yazmadığı için tebrik ediyor.Site yönetimi de kültür katliamına müsaade ediyor.

Nerede kaldı kul hakkı.Yandı gülüm keten helva...

9savruk olan hangisiSadık Kemal, 01.06.2006, İstanbul

Asıl savruk olan gebze nin yol sorunlarını Gebze de yayın yapan yerel basın organlarında yazması gereken hususları Karakaleme taşımaya varacak kadar okuyucunun beklentilerine yabancılaşan yazar hazretleridir.

Hazret bu yazısını Gebze deki yerel yayın organlarına sunmalıydı.

Diğer yazılarının sorumluluk düzeyinin o yazıyı aştığı söylenemeyeceğine göre ortada hakaret değil,durum tesbiti var.

Durum tesbitine tarafgirlik hisleriyle itiraz etmek hangi adalete sığar Pehlivanoğlu.

8Serdar Pehlivanoglu, 30.05.2006, Putnam/ABD

Ahmet Alisan in mesajini okuduktan sonra ilk cumlesinde ifade ettigi "fikir hurriyeti ile ajitasyonu birbirine karistirma" eyleminin kendi boynuna dolandigini gordum...

Allah askina bu nasil bir yorumdur, itirazini daha fikri bir boyutta surdurebilecekken dupeduz saldırıda bulunmus... Bu paragrafim Ahmet Alisan in mesajina denk oldu, aynen onun gibi fikri boyutta itiraz etmeden bir takim zihni kuruntularla birlikte hakaret ettim...

Ne yapalim nasil yazarsaniz oyle cevap alirsiniz, terbiyemizi takinalim oyle mesajlar yazalim, yoksa ayniyla cevap alirsiniz...

Hamis: Levent Bey in yazisina dair bir yorum yapmadim, katiliyorum katilmiyorum diye de Ahmet Beye itiraz etmiyorum, ama Ahmet Beyin bu kadar savruk ve safsata yuklu bir yorumuna da duyarsiz kalamadim...

7SOBE, 30.05.2006, türkiye

Hazreti Mevlânâ,

“Dün dünle geçti cancağızım

Bugün yepyeni şeyler söylemek lazım”Hz Nuh’un oğullarından Kenan’ın durumunu hatırlar;

“Kenan gibi, gemiden baş çekme. Ona da zeki aklı, bu gururu verip, aldatmıştı(…) Keşke o yüzme öğrenmeseydi de, Nuh’a minnet edip gemiye binseydi…” diye düşünüyor...Abiler etmeyin eylemeyi...ne oluyor size böyle...yeni şeyler söyleyin...lütfen ben bu siteden yeni şeyler öğreniyorum..vesselam...

6Konuşabilmek............hacer, 29.05.2006, İstanbul

Yazar olmanın kıskacında,cesurca konuşabilmek en büyük erdem,cesurca yazabilmek hakikatleri.. ve de standart olmanın dışında tek düze olmaktan uzak hemde çok uzak...teşekkürler levent bey;

Ağlamadan

dillerim dolaşmadan

yumruğum çözülmeden gecenin karşısında

şafaktan utanmayıp, utandırmadan aşkı

üzerime yüreğimden başka muska takmadan

konuşmak istiyorum.

5Fikir hürriyeti ve Ajitasyonahmet alışan, 29.05.2006,

Fikir hürriyeti ile ajitasyonu birbirine karıştıran bir yazarla karşı karşıyayız.Sitedeki serüveni boyunca bu çizgisinden hiç ayrılamadı.Birbirini nakzeden yazılar yazdı durdu.Dikkatleri sürekli üzerine çekmeye,ne kadar güzel yazmışsın dedirtmeye çalıştı hep.

Nakzeden yazılar dememe şaşırdıysanız "Herkes benim düşünsün mü?" ve "diktatör Aşkı" yazılarını tekrar okuyun.İkisini aynı kişi tarafından yazılması nasıl açıklanabilir?Hangi hesap ya da hesapsızlık bir insana bu kadar birbirine zıt yazılar yazdırabilir?

Kimi zaman duydukları üzerine, kimi zaman yorum yapanlardan aldığı övgü siparişi üzerine yazılar yazdı.Kendisi hakkında konuşulmasını ,yazılmasını istedi.Bunu başardı da. türkiye nin en çok satan gazetesinde yazdığı yazı üzerine yorum çıkınca şu ana kadar ki yazarlık kariyerinin zirvesine çıktı.Ama bununla yetinmedi.Yeni yazılarla fikir hürriyeti engellenmeye çalışılan adam pozuna bürünmeyi sürdürdü.Yazdığı son yazıyla malum çevreye yeni bir mesaj daha verdi.Öyle bir mesaj ki başlığı üzerine bile çok şey söylenebilir.

Örneğin:Deklare isteyen kim?Bir nurcu mu?Başlığa bakılırsa nurcu değil?İçinde yeraldığı gruba bir insan yapalım üslubuyla seslenir.Yapın diye seslenmez.

Gelelim ikinci unsura:Peki bu nurcuların hepsi Demirelci mi?Öyle olmadıklarını kendisi bölünmeleri görmüş bir insan olarak kendisi benden daha iyi bilir.Herkesi aynı kefeye koyması tam bir acımasızlık.

Tüm bunları yazan kişi şimdi afaroz edilmekten şikayet ediyor.Oysa sözünü ettiğim yazının başlığı kimin kimlerin tümünü bir kalemde afaroz ettiğini açıkça gösteriyor.

Hem afaroz edip hem yalnız kalmaktan şikayet ediyor.Kendi yalnızlığını başkalarınınki ile imalı olarak kıyaslıyor.Oysa örtülü kıyaslama yaptığı kişiler(İsmet ÖZEL VE Metin kARABAŞOĞLU) hakim rüzgarlara direnen insanlardır.Hakim rüzgarlara binelim-binin- diyen insanlar değillerdir.Kendi durumlarını dramatize ederek eleştirdikleri insanlara yaranmaya çalıştıklarını hiç görmedim.

Yazar da fikrinde ısrarlı ise kendine acındırmaya çalışmasın.Çünkü acındırmak özür dilemektir, eğer acıması beklenenler üçüncü şahıslar değilse...

"Gelin

bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!

Bana kötü

bana terkettiğiniz düşünceleri verin

o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız

ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar

onları verin, yakınmalarınızı

artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar

ben aştım onları dediğiniz ne varsa

bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar

boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz

içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı

verin bana

verin taammüden işlediğiniz suçları da."

4bahadır_88, 29.05.2006, manisa-turkıye

demirelin hatalarını kabul etmeyıp -cevsenini ikiye cıkart gardını al-demek ne kadar dogru bir yaklasım?herkesi tarafsız yaklasmaya davet edıyorum.levent abi yazılarınızdan dolatı sizi kutluyorum.

3daha ala?haluk, 29.05.2006,

ess

Ve o yürekte insana verilen tüm latifelerle kuran ve iman ile yoğrularak samimeytle yani kendi üslübünda konuşursa daha ala ne ola...

Cümlelerinizin çoğuna katılıyorum

hepimiz hatalıyız

ve bu Karakalem de çok oluyor

Zannediyorum bunlar uyuma alışma sancıları

saygılar

2Hep Hakkın ve Hakikatin gür sesi olalımHalil Köprücüoğlu, 29.05.2006, Manisa

Her ne kadar bu dünya kaba insanların dünyası deniyorsa da ben de sizin gibi hassas insanların dünyası olması için çalışanlardanım. Kalbime karşı bir kalp bulmaktan çok mutluyum. İnşallah beklenen gün gelmiş "Asil ruhlar buluşmaya başlamıştır." Allah bizleri o asil ruhların sahiplerinden etsin. O ruha layık hasletlerle donatsın, hata yaptırmasın,sabır versin. Her şeye rağmen, ihlas ve muhabbetle yazma gücü versin. Nurun ölçüleriyle sevdirsin, Nurun ölçüleriyle öfkelendirsin. Ve yine Nurun ölçüleriyle iki cihan saadetine nail kılsın.Amin

1Yirmibirinci Lem a Kamuran Ali Timurağaoğlu, 29.05.2006, İstanbul

BİRİNCİ DÜSTURUNUZ: Amelinizde Rızâ-yı İlâhî olmalı. Eğer O râzı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse te siri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabûl ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.

Veselam




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut