Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Beyaz yalanlar ne kadar beyaz?
–Rabia Nazik Kaya

[*4.669 yazı içinden]

Sevmek, herkesi..

Yazara Mesaj Gönder

Bir gün batımında, göğün renklerine, ışığa, bulutlara hayrân bakınıyorum.

Bu kıpkırmızı haliyle güneşin son ışıklarını toplayıp uzaklaşmasını seyrediyorum.

“Gücün her şeye yeter Allah’ım..Şu koca güneşi, muazzam bir yörüngeye yerleştiren. Onu dilediği gibi hareket ettiren sensin. Senin gücün neye yetmez ki Allah’ım !..” diyorum..

Günün büyük bir bölümünde huzurla izlediğim gökyüzünün ardı geliyor aklıma.

İnsanı korkuya düşürecek simsiyah, karanlık uzay boşluğunu, yeryüzünün en güzel renkleriyle bizlere “gökyüzü” diye sunan Sensin..

Öyle ki, bulutlar her mevsimde, günün her saatinde farklı hallere bürünür..

Günbatımı, ikindi güneşi, kıpkızıl bir şâheserdir.

Bakmaya doyulmaz..

Sevginin ve merhametinin yüceliğindir göğün bu renkleri.

Bu renkler, senin sevgindir Allah’ım.

Senin sevgini perdeleyen, güneşi göremeyen ise bizleriz..

*

Bir kitapta, “Siz, kendi güneşinizi perdeleyen bulutsunuz” sözünü okumuş, bir sohbette “Örümcek, mağarada değil, Allah’ı görmeyen gözlerdedir” sözlerini işitmiştim..

Sahi..Var sevgi..Sevgilerin en güzeli !..

Ancak kapalı göz ve gönüller bunu görmez, hissedemez ki..

Kalbimizde mahfuz tohumlar vardır ve hangisi büyümüş, köklenmiş ise o kaplar görüş alanını da, hissetme sınırlarını da..

İçimize, her tür hasletin tohumunun yerleştirildiğini düşünüyorum.

Her birimizde, sevgiye, nefrete, öfkeye, dinginliğe, endişeye, sükunete, bencilliğe, fedakarlığa ve daha bunlar gibi nicelerine ait tohumlar var, ve biz bunlardan hangisini sular hangisini besler büyütürsek, kalbimizde onun hakimiyetini görüyoruz..

Kimi insanların kalbi, hırs tohumunu büyütüp besledikçe, hırstan ve bencillikten başka bir şeye yer kalmayacak kadar sıkışmış olabiliyor. .

Bir yandan, yüreğini ümide ve sevgiye açmış kimselerin de, özenle korudukları hoşgörü ağaçlarına kolay kolay kimse zarar veremiyor, ve güzel ağaçlar kökleniyor yürek bahçelerinde..

Kimi tohumlar çürüyor, kimileri toprağın derinlerinde sessiz sedasız bekliyor belki de..

Karamsarlık ağacının kökleri etrafı öyle bir sarıyor ki bazen, iyimserlik ağacının güneşten nasibini kesiyor..

Velhasıl, kimilerinin kimilerinde görüp imrendiği hasletler kendilerinde bulunmuyor diye yeise kapılanlar, kendi yüreklerindeki potansiyelden bihaber, nedensiz yere üzülüyor nedensiz yere gayretten uzak duruyorlar..

Bir gün yüreğine ateş düşenler, o ateşle yanıp kavruluyorken bazen dikili başka ağaçlarını da yaktıklarının farkına varmayabiliyorlar..

Pire için yorgan yakanlar, bir inat uğruna nice canları incitebiliyorlar..Bunda sabır tohumuna karşı bir ilgisizliğin mi yoksa sevgi tohumuna karşı bir yabancığın mı payı vardır bilmem..

İşte, kalplerindeki bu tohumların hepsini düşünerek, insanlara sevgi beslemeye çalışıyorum.

Kötü insan olmadığını, zâlim sıfatlara bürünmüş olanların bile son nefeslerini vermeden, Rahmân’ın onlara sunduğu fırsat sona ermeden, bütünüyle yargılamayacağına inanıyorum.

Tevvâb, Gafûr, Afüv, Gaffâr olan Allah’ın son nefesten kısa bir süre önce bile olsa edilen tevbeleri karşılıksız bırakmayacağını, merhametinin gökler kadar günaha karşı gökler kadar, yeryüzü kadar hataya yeryüzü kadar geniş tecelli ettiğini öğreniyorum Hz.Peygamber’den.

Bunun için de hiçbir insanı “sevmeme” cür’eti, merhamet beslememe cesareti taşımamamız gerektiğine inanıyorum.

Aklıma mâsum mu mâsum, sevimli mi sevimli çocuklar geliyor..Onlara karşı duyduğumuz ilgi ve sempatiyi yetişkinlere ve yaşlılara karşı da beslemek zor değil.

Başka bir pencere açıp karşımızdakilere öyle bakınca, işte şöyle tasvirler yapıyorum:

Örneğin, etrafa ateş saçan, sinir küpü, kaba-saba bir insan olsun düşündüğümüz kişi..

Onun bebekliğini tahayyül edip yaşadıklarını üzerine ekleyip, şu haline kadar yetiştirip, sonra hasta ve yaşlı olacağını ve hatta öleceğini düşününce o insana başka türlü bakıyorum..

Öfke tohumunu beslemiş, insanların hakkına girmeyi alışkanlık haline getirmiş bile olsa, nihâyetinde karşımdaki bir insan..Her insan gibi hatâ ve kusurları olması beklenmedik bir şey değil..

Ama ben insan olduğumu unutursam, hep kusursuz insanlar görmeyi arzulayabilirim karşımda. Ama, ben insanım ve kusursuz değilim…

Karşımda gördüğüm insan âşikar biçimde günahlar işleyen biri de olabilir.

Benim yapacağım ona buğz etmek değil, onu hayra sevk etmek ve hayır duada bulunmak olabilir.

Hem büyük günahlar, samimi bir tevbeyle, insanları Allah’a yakınlaştırıp, mertebelerini yükselten vesileler olabilir .

Böyle düşünerek insanlara karşı daha duyarlı, sevecen ve onları daha çok umursayan insanlar haline gelebiliriz.

Onlar için ettiğimiz duaları çoğaltabiliriz..

Rabbimizin bulutlarla, masmavi bir gökyüzüyle perdelediği uzay boşluğu gibi, biz de Rabbimizin Settâr isminden ilhamla insanların kusurlarını örtmede, sonra da yok etmede yardımcı olabiliriz..O’nun gibi merhametli olmaya çalışırız..

Kendi güneşimizi perdeleyen bulutlarsak eğer, ışığa yönelmeyi ister, rahmet yükleriyle göklerde uçabiliriz.

Bu rahmetle büyür kalbimizdeki tohumlarımız ve filizlerimiz.

Bu güçle, her şeye gücü yeten, Kâdir olan Rabbimize yöneliriz..

İçten ve samimi olur “tevbe”lerimiz…

Bu güçle, istiğfar ederiz..

  14.05.2006

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

2gelincik tarlalarızühre, 15.05.2006,

ess

Gelincik tarlaları..

mevsim mayıs ve belki de onları görebileceğimiz son demler.

Kainata açıldıkça rahatlıyor insan, tıpkı kendi iç derinliğine dönmesi gibi.

Bu yolculuk kimine kısa kimine uzun çünkü üzerinde fazlaca yük olabilir, yılların, yolların yorgunluğu günahı.

İnsanı sevmek...

Nice denklemler sunulur insanın önüne, ve kişi hali, dünü yaraları nisbetince, kendini de katarak yeni bir denklem kurar kendine.

Yaşlılar, özellikle de açık saçık yaşlı kadınlar çok içimi acıtırdı dünlerde, görmek bile üzerdi, kadın 70inde belki ama makyajı yerinde.(Rabbim cümlemizi kendi başına bırakmasın)

Evet sevmek, içim acırdı.

Korkardım, korkarım yarınımdan,kınayamam...

Yüreğini açarsın, gökyüzü kadar büyür kucaklayan şefkatin ama sevmek, gelincik tarlaları...

Yüzünüzde gülücükler açtıran, emin bir sevinç, sanki Bir olur gibi erirsin.

İnsanlar,

içkiyle isyanı karışık bedenleşmiş et yığınları, başörtünü gördüğünde parçalamak istiyen insan, korkuyorum,herkese görünebilecek bir yol var,yalvarıyorum, muhammedi secdelerle boyansın ömrümüz,onunla canlansın anımız, baki hayatımız.

Dua ediyorum, acıyorum, düşününce nefret ediyorum, ama yüreğim veya yüreğin o ki, şefkat diyor değil mi?

Bir güzelliği yüzü suyu hürmetine kurtar Ya Rab dersin, o güzeller güzeli Nebi hatırına.

Onunla bir olmak adına.

Evet kişiler değil muhatabımız,işte bu nisbette değişiyor rengimiz.

Ama sevgi gelincik tarlaları, çocuklar, melekler...

Herkesi sevemeyiz, ancak Onla bağımız nisbetinde Güneşi, yani yüreğimize uzanan Rahmet elini başkasına açabilir, gösterebiliriz, eğer varsa elbet.

1Sevmek, Yaradan dan ötürü..Öznur Çolakoğlu, 14.05.2006, Bursa

Sevebilmek yaratılmışı Yaradan dan ötürü. Sevmek, hoşgörebilmek, enginler gibi olabilmek..

Yeniden ümit dolmak ve insanlarada illaki ümit diyebilmek ancak sevince mümkün.

Sevmek herkesi, hemen ve şimdi..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut