Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.612 yazı içinden]

Yargılamak, anlamak

Yazara Mesaj Gönder

EN GÜÇLÜ zamanında Batının Çöküşü’nü yazmış bulunan Alman düşünür Oswald Spengler, bu tezini ‘kültür’ ile ‘medeniyet’ arasında yaptığı dikkate değer ayrıma dayandırır. Katılalım veya katılmayalım, Spengler’ın ayrımı, dikkat çekici olmanın ötesinde, öğretici ve düşündürücüdür. Ona göre, ‘kültür’ henüz bir kalıba hapsolmamış, hayatın devingenliğine açık, sabit bir öze dayanarak sürekli değişen ve kendini yenileyen bir mahiyeti haiz iken, ‘medeniyet’ o kültürün bir kalıba hapsolmuş, dolayısıyla kendini yenileme yeteneğini yitirmiş, çökmeye yüz tutmuş biçimini ifade eder. Bu çerçevede, mü’minleri ‘köylülük’le itham etmeyi alışkanlık haline getirmiş ‘kentli’lere inat, Spengler’ın ‘kent’e bakışı da olumsuzdur. ‘Kent’ de bir durağanlığın ifadesidir; bir bakıma, ‘kültür’ün ‘medeniyet’e dönüştüğü hapishanedir.

Katılalım veya katılmayalım, bu aykırı düşünce, sadece teknoloji ve gündelik yaşayış planında ‘makine’yi öne çıkarmakla kalmayıp, ‘mekanize düşünce’yi de yücelten hâzır medeniyetin düşünce kalıplarının zihinlerimizdeki zincirini kırma noktasında bize bir cesaret verir.

En başta da, ‘kalıp’layarak düşünme ve beraberinde ‘kalıp’layarak anlama çabasına karşı...

‘Kategorize etmek,’ mahkum etmenin ve hapsetmenin bir diğer biçimidir gerçekte. Eğer iş ‘kategorize etme’ye gelip dayanıyorsa, yapılan muhakeme ‘akıl yürütme’ anlamında bir muhakeme değildir artık; yargılama anlamında bir muhakemedir.

Başka hiçbir şarkısını ve şarkı sözünü bilmesem de, bildiğim o iki dizesiyle Bülent Ortaçgil’e “Beni kategorize etme / Benimle oynama” dedirten sır da, herhalde budur.

Kategorize etmek, taliplisine, müthiş bir rahatlık sağlar. O öyledir, bu böyledir, şu filandır, öbürü falandır, diğeri şunu şu sebepten söylüyordur. Dolayısıyla, söyledikleri her söz, işledikleri her fiil bir ‘kategori’ye oturuyordur. Daha doğrusu, her söz ve fiillerinin bizim zihnimizde serbest dolaşmalarına müsaade edilmeyecek bir kafesi, bir hücresi, bir hapishanesi vardır. A şahsın dediğini ‘muhakeme’ edip şu kategoriye koyar, o kategori içinde hapsedersiniz. B şahsın yaptığını ‘muhakeme’ edip öbür kategoriye koyar, yine hapsedersiniz. İkisi de hapse düşer; sadece düştükleri hapishane yahut koğuştur farklı olan.

Ama neticede, böylesi bir ‘muhakeme’ sürecinden ne anlayış çıkar, ne de düşünce. Yalnızca, ‘yargılama’ çıkar ve ulaşılan bu yargılar genelde ‘yanlış anlama’larla maluldür, dolayısıyla ya ‘bir büyük müfessir’ olan zamanın temyizine takılır yahut temyizi Hesap Günü kurulacak ‘büyük mahkeme’ye kalır.

Her hâlükârda, hayatın gözüme soktuğu bir gerçek odur ki, kalıplayarak düşünmek bizi sahih bir tefekkürden mahrum ettiği gibi, yargılamak bizi ‘anlama’nın ötesine, ‘yanlış anlama’ ülkesine düşürür.

Dikkat edelim, en ziyade çuvalladığımız durumlarda, ‘yargılayıcı’ bir duruşun etkisi vardır.

Yargılayan, anlayamaz.

Yargı, anlamı öldürür.

Hele bir de önyargılıysanız, gerçekleşen, anlamın ‘taammüden’ katlidir.

  04.05.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

4TANIMLAYICILAR NEDEN TANIMLAR?Selahattin Karakök 1, 23.12.2007, ÇAYCUMA

Tanımlayıcıların kendileri, düşünceleri, amaçları, sevgileri ve eylemleri olması gereken yerdedir. Mümkün olanın en iyisidirler. Dün, bugün ve yarın için de bu böyledir.Her şey olmuş ve bitmiştir. Bundan daha iyisi mümkün değildir. Herşeyleri ile eksiksiz bir kemaldedirler. Bayrakları belli, değişmez ve kutsaldır. Binaları farklılaşmaz, sabit, statik, dingin bir pramitdir. İçinde ölçüleri belirlenmiş sadece dört köşeli kafalar iskan edebilir.

TEK BİR HEDEFLERİ VARDIR. Dört köşe kafaları çoğaltmak. Her an ve zaman da değişen başkalaşan tüm kafaları dörtköşeleştirerek pramitinin içine yerleştirmek. Hep beraber kendi oluşturdukları eksiksiz zannettikleri şekillendirdikleri, yonttukları dötköşe kafalarla birlikte pramitin içinde övünerek yaşamak. Dört köşeleştiremediklerini tanımlayarak karantinaya almak. Ve neticede yok etmek..

EY İNSANLAR! Sizi bir tek candan yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Kendisi adına birbirinizden haklarınızı talep ettiğiniz Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyun ve bu akrabalık bağlarını gözetin. Şüphesiz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.

Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.

SİZ EY imana ermiş olanlar! Hiçbir insan başka insanları alaya alıp küçümsemesin: belki o alay edip küçümsedikleri kendilerinden daha hayırlı olabilirler; ve hiçbir kadın başka kadınları küçümseyip alaya almasın: onlar kendilerinden daha hayırlı olabilirler. Ve hiçbiriniz başka birini karalamasın, birbirinizi yaralayıcı, incitici lakaplar ile aşağılamayın: kişi iman ettikten sonra ona hiçbir şekilde günah isnad etmeyin; ve bu suçu işleyen, ama sonra pişmanlık duymayanlar -işte gerçek zalimler onlardır!

MESAJDAN

3tecrübe konuşuyorhaluk, 05.05.2006,

gençliğin inişli çıkışlı halleri,

kolayı tercih eden dinlemeyen hali tecrübesizlik, yıllar ise ağırlığa bezenmiştir çünkü tecrübe konuşur:

en ziyade çuvalladığımız durumlarda, ‘yargılayıcı’ bir duruşun etkisi vardır.

Yargılayan, anlayamaz.

Yargı, anlamı öldürür.

Hele bir de önyargılıysanız, gerçekleşen, anlamın ‘taammüden’ katlidir.

2ehadiyet...nurbelemir, 05.05.2006, İstanbul

Risale-i Nur un hayran kaldığım bir ciheti de bu bakış açısı:Hiç kimseyi bir kalıba mahkum etmeden,her özelliğini ve her hareketini kendi içinde "değer"lendirmek.Hatta böyle bir bakış açısı Cenab-ı Hakk ın Ehadiyetini hatırlatıyor.Çünkü O herşeyi vahidiyet içinde ehadiyetinin tecellisiyle yaratmış ve her insanı da bir bütün için de ayrı ayrı özelliklerden yaratmıştır.Bu bakış açısıyla ehadiyeti "an"a yaymış oluyoruz.

Ayrıca böyle bir bakış açısı insana tam bir hürriyet kazandırmaktadır-hem kendisi açısından,hem de muhatap açısından.Ve de bizi büyük zulümler işlemekten kurtarmaktadır.

Selamlar...

1İsmet Özelahmetalısan, 04.05.2006, Türkiye

Yazıdaki medeniyet bahsi bana ismet Özel in Üç kelime isimli kitabını hatırlattı.İsmet bey sözkonusu kitabında ibn-i haldun un mukaddime

isimli kitabından hareketle medeniyet kavramına eleştirilerde bulunuyor.Ama kıblesini batıya dönmüş durumdaki Türk enteljiyası maalesef bu konuları anlamakta başarılı olamadı.Anlamadığını görmezlikten gelmeyi yeğledi.Oysa Özel in üç kelime ve zor zamanda konuşmak isimli kitaplarında bu zamanda söylenmesi zor olan gerçekler yeralıyordu.

Bu konuların Karakalem sitesinde ele alınması bu sitenin Türk fikir hayatında gelecekte önemli bir tutacağının önemli bir habercisi..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut