Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Müslüman ve İngiliz?
–Abdülhakim Murad

[*4.669 yazı içinden]

Çile

Yazara Mesaj Gönder

ZAMAN ZAMAN, çok zaman Necip Fazıl Kısakürek’in Çile isimli eserini okuyorum.

Dünyaya uğramış, bakınmış, çile çekmiş, bu çilesini dillendirmiş ve ardından ukbaya gitmiş şairin kelimelerinin arasındaki his aleminde geziniyorum..

“Kabus” isimli şiiri dokunuyor ruhuma..Şairin gözyaşları kalbime damlayınca..

“Sonsuzluk, Sattıkları.
Hakka dönünüz Hakka,
Hakkın yarattıkları !...” diyor burada şair..

“Ve gelir” şiirinin sonunda

“Bir gün bu gidişle çatlarsa yürek, dile vurdukları perçinden gelir” deyişini gıpta ile okuyorum..Kalbi dolu olup dilinde kalbindekilerin az bir bölümünün olduğunu anlamak hayranlığımı arttırıyor..

“Şarkımız”ı okuyorum, umutlanıyor, mutlu oluyorum..

Kırılır da bir gün bütün dişliler,
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim.
Gökten bir el yaşlı gözleri siler,
Şenlenir evimiz, barkımız bizim.

Yokuşlar kaybolur, çıkarız düze.
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze,
Sapan taşlarının yanında füze,
Başka alemlerle farkımız bizim.

Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman;
Görürler, nasılmış, neymiş kahraman!
Yer ve gök su vermem dediği zaman,
Her tarlayı sular arkımız bizim.

Gideriz nur yolu izde gideriz,
Taş bağırda, sular dizde gideriz,
Bir gün akşam olur, biz de gideriz,
Kalır dudaklarda şarkımız bizim..

Sonra zindandaki “dünyaya kapalı, Allah’a açık” küçük, daracık, garip pencerecikten bakmaya çalışıyorum..

“Allah’ım sen acı bu saf millete!..Akşam yatar, sabah kalkar, başıboş” dediği “Başıboş” şiiriyle acıyorum halime..

“Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı,
Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı” deyişiyle esefleniyorum halime, çekmediğim fikir sancılarına..

“Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı! Tek dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı” diyor şarkı..Ama nerede koymak bir yana evi barkı?..Nerede sırtlanmak ölümsüz şarkıyı..

“Her şeyde bir tükeniş, her oluşta bir bitiş; Gökten bir ses: Ölümsüzler kafilesine yetiş !..”

diye çağırıyor şair..diye haykırıyor..

Dilindeki perçin olmasa daha neler haykıracak kim bilir..

Nasıl bir düşünce, o nasıl bir yürek ki, yangın yeridir..Bir sadaka hükmündü, amel defterini kapatmayan satırlar olsa gerektir bunlar..Aşkla yaşama heyecanı İslamı, yansıyarsa başka ruhların aynalarına,

“Yarın elbet bizim, elbet bizimdir, gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir” deyişini anlıyorsak eğer,

“Çile” amacına ulaşmış demektir..

“Olmaz bil de “olur”u, olur bil de “olmaz”ı, Buluver günü geçmez, pörsümez ve solmazı…”

N.F.K

  29.04.2006

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

6“Çile ve ızdırabın en büyüğü fikir çilesi ve ızdırabıdır.” Nezir Hadi , 16.03.2008, İstanbul

Tamamının Tutulması İçin Sözlerimiz

Allah'ın (c.c) Rızasına Muvafık mı?: Necip Fazıl'ın Risale Tercümesi

"... Öz ağzımdan kustum kafatasımı"

"Bir zehirli kıymık gibi, beynimde."

Necip Fazıl

Fikir zarını çatlatırcasına

"İmam-ı Gazali (ra) iki ay dayanabildiğini söylediği ve rahmetli Necip Fazıl’ın “Kendi öz ağzımdan kustum kafatasımı” diye çektiği çileleri ..."

1. "... düşünürken şöyle bir vâkıa-i hayaliye, bir hâdise-i misâliye, rüyâya benzer bir hâdise gördüm ki:

Kendimi bir sahrâ-i azîmede görüyorum. Bütün zeminin yüzünü karanlıklı, sıkıcı ve boğucu bir bulut tabakası kaplamış. Ne nesîm var, ne ziyâ, ne âb-ı hayat-hiçbirisi bulunmuyor. Her tarafı canavarlar, muzır ve muvahhiş mahlûklarla dolu olduğunu tevehhüm ettim. Kalbime geldi ki, şu zeminin öteki tarafında ziyâ, nesîm, âb-ı hayat var. Oraya geçmek lâzım. Baktım ki, ihtiyârsız sevk olunuyorum. Zeminin içinde tünelvârî bir mağaraya sokuldum; git gide zeminin içinde seyahat ettim. Bakıyorum ki, benden evvel o tahte'l-arz yolda çok kimseler gitmişler. Her tarafta boğulup kalmışlar. Onların ayak izlerini görüyordum. Bâzılarının bir zaman seslerini işitiyordum. Sonra sesleri kesiliyordu.

Ey hayali ile benim seyahat-i hayaliyeme iştirak eden arkadaş! O zemin, tabiattır ve felsefe-i tabiiyedir. Tünel ise ehl-i felsefenin efkârı ile hakikate yol açmak için açtıkları meslektir. Gördüğüm ayak izleri, Eflâtun ve Aristo Haşiye gibi meşâhirlerindir. İşittiğim sesler, İbn-i Sina ve Farâbî gibi dâhîlerindir. Evet, İbn-i Sina'nın bâzı sözlerini, kanunlarını bâzı yerlerde görüyordum; sonra bütün bütün kesiliyordu. Daha ileri gidememiş. Demek boğulmuş. Her ne ise, seni meraktan kurtarmak için hayalin altındaki hakikatin bir köşesini gösterdim. Şimdi seyahatime dönüyorum." (Sözler | Otuzuncu Söz | 502)

2. "Yeraltında bir mağara tasarla. Mağaranın kapısı bol ışıklı bir yola açılıyor, ama mağarada oturan insanların kolları, boyunları ve bacakları zincirlerle bağlanmış, sırtları da ışığa çevrilmiş; öyle ki sadece karşılarındaki mağara duvarını görüyorlar, başlarını arkaya çeviremiyorlar, kendilerini bildikleri andan beri de burada böylece oturmaktalar.

“Düşün ki sırtlarının arkasındaki ışıklı yoldan bir sürü nesne geçiyor, ışık bu nesneleri mağaranın duvarına yansıtıyor. Şimdi bu adamlar sadece mağaranın duvarına yansıyan hayalleri görebilirler, o hayalleri meydana getiren gerçek nesneleri göremezler.

Şimdi bu adamlardan birinin zincirlerini çözüp ayağa kalkmasına ve başını asıl gerçekliklere çevirmesine izin verelim. (Hakikati gören bilge) Gözleri bol ışıktan kamaşır ve asıl gerçeklikleri göremezdi.

Dahası, kamaşan gözlerini yeniden duvara (bu dünyaya) çevirirdi ve duvardaki hayallere rahatlıkla bakardı. Ama gözlerini yavaş yavaş alıştırarak mağaranın dışına çıkarak asıl ışığın kaynağına da bakabilirdi. İşte o zaman, arkadaşlarıyla gördüğü şeylerin birer hayalden ibaret olduğunu, asıl gerçeklerin şimdi gördükleri olduğunu anlayacaktı.” (Bkz. Bilgeliğe Yolculuk, Derleyen: Alev Aksakal, Nisan 2005)

3. Kur’ân-ı Kerim ezelden gelip ebede gittiğinden, onun insanlara bakan menfezleri tevâfuklara her zaman açıktır. Fakat her şeyden önce o, Allah’ın kelâmıdır. Cenâb-ı Hak, bir dönemde konuşmuş ve artık konuşmuyor değildir. O, zaman üstü konuştuğundan, onun kelâmı da zamanı aşkındır ve Kur’ân, kelâm-ı nefsînin bizlerde kelâm-ı lâfzî şeklindeki nebeânından, feyezânından ibarettir…”

“Elfaz maânînin kalıbıdır (lâfızlar, ibareler mânâ ve muhtevanın kalıbıdır). Kalıp bozuk olunca mânâ sıkışıp kalıyor ve derinliklerine nüfuz edilemiyor. Mesela, kendi adıma, Kur’ân dinlerken yanlış okumalar karşısında ruhumda ihtilâc hâsıl olduğunu, konsantrasyonumun bozulduğunu, mânânın derinliklerine inmekten uzaklaştığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Bende öyle olduğu gibi, Kur’ân’ı tam bir konsantrasyonla duyarak, hissederek dinlemek isteyen herkesin ruhunda da aynı türden ihtilâcların olacağı muhakkaktır.” (Yararlanılan kaynak: Sohbet-i Cânan-2, Ekim 2004, s.21 ve s.42)

4. “Putların En Şerlisi

Söz gelmişken, önemli bir hususu istidrâdî olarak arz edeyim: Biz, fert fert “ben”den, benlikten sıyrılmalı ve aradan çıkmalıyız ki haylûlet olmasın; yani, kalbimizle Rabbimiz arasına girilmesin ve ilahî tecellilerin önü kapanmasın. Evet, bu haylûlet meselesi çok hassas bir konudur. Diyelim ki, bir insan çocukluğundan beri insanlara va'z eder, Allah Teâla'yla, Peygamberimiz'le alakalı bir şeyler anlatmaya çalışır. Anlattığı mevzular hep Cenâb-ı Hakk'ın zâtıdır, sıfatlarıdır, esmâsıdır. Fakat o, benlikten sıyrılamamış, konuşurken hak ve hakikate tercüman olma yerine kendini ifade etmeye çalışmış, Allah'ı anlattığını zannettiği yerde bile benliğiyle kirlettiği üslup ve edâ ile aslında çok defa kendini anlatmıştır. Bu açıdan onun bu anlatmasına, Allah'ı anlatma da denemez; çünkü o nefsinin dellalığını yapmıştır. Bunu tâmim edebiliriz, başka sahalarda da aynı mevzuyu düşünebiliriz. Mesela, bazıları bir yerde, dine ve millete hizmetin bir faslında işin içine girerler. Cenâb-ı Hakk'ın hazırladığı bir kısım imkanları ve bazı argümanları değerlendirmeye çalışırlar.. Zahiren yapmak istedikleri şey de güzel gibi görünüyordur. Fakat, o işin içinde zerre kadar kendilerini ifade etme mülahazası da varsa şirke girmiş ve o işi de kirletmişler olurlar.” (http://www.herkul.org/kiriktesti/index.php?view=article&article_id=118)

5. "Peygamber Efendimiz'in farklı görünüşüne gelince, onu, Mevlânâ'nın yaklaşımıyla ele almak uygun olur zannediyorum; Mevlânâ, Şems-i Tebrizî ile karşılaşınca, Şems-i Tebrizî ona sorar: "Beyazıd-ı Bistâmî mi daha büyüktü, yoksa Allah Resûlü mü?" Hazret cevap verir: "O nasıl söz! Allah'ın Rasûlü'nden büyüğü mü olur?" Ama, nasıl oluyor da Allah'ın Rasûlü "Mâ arefnâke hakka ma'rifetike ya Maruf; yani Seni hakkıyla bilemedik ey Maruf!" demesine mukabil, Beyazıd-ı Bistâmî "Sübhane ma a'zeme şe'nî: Kendimi tespih ederim, şanım ne yüce!" diyor. Mevlânâ tebessüm ederek der ki, "İnsanlığın İftihar Tablosu'nun kovası o kadar büyüktü ki, tıpkı ummanlar gibiydi. Mârifet adına ne denli dolarsa dolsun denge bozulmuyor ve taşma olmuyordu. Diğerine gelince, kabı dar olduğundan hemen az bir şeyle taşabiliyordu." (http://www.bilgihazinesi.com/kitaplik_1/Kitap/_3/03_perspektif3.htm)

6. Fikir Çilesi ve Izdırabı: Hikmetten Kudrete

“Dünden bugüne daha yüzlerce çilekeş, çektiklerini düşünmeyecek kadar teslimiyet içinde, belki de sermest olduklarından, en korkunç musibet ve ızdıraplarla yaka-paça olurken dahi, sadece yaşatmanın zevkini duymuş, belâları "eyvallah"la selâmlamış ve yollarına devam etmişlerdi. Çile ve ızdırabın en büyüğü fikir çilesi ve ızdırabıdır. Düşünme, düşündürme ve koskoca kâinatlar ağırlığındaki muammaların altına girerek, varlık bilmecesinin sırrını çözmeğe çalışmak, en sarp uçurumlardan daha derin ve daha sarp meseleler karşısında pes etmeden sürekli uğraşmak ve düşünceyi vahyin semeresiyle buluşturmaya çalışmak; sonra da bu büyük terkibi, aç ve susuz gönüllerin hazmedebilecekleri ölçüde hulâsalandırarak, onlara da duyurup tattırmak, duyurup tattırmak ve bıkmadan, usanmadan bunu tekrar edip durmak.. evet işte, gözleri nebîler ufkunda, melekler kadar içten ve derin bu ızdırap süvarileri, zehirde panzehiri bulmuş, ateşte "berd ü selâm"a ermiş öyle bahtiyarlardır ki, onların ne erbaînlerinin sonu gelir ne de sonu gelen çileye onlar razı olur. Aslında onları bu çile cennetlerinden uzaklaştırmaya kalkışsanız da, uzaklaştıramazsınız; şayet uzaklaştırırsanız, ateşlerini söndürmüş ve onları da öldürmüş olursunuz.

Evet, işte hakikî dervişin rûhunu besleyen en temiz kaynak bu ölçüdeki çiledir ve o, Hakk erini sonsuza ulaştırmada en güçlü vesiledir.” (http://tr.com/a.page/eserleri/eserlerine.kategorik.bakis/tasavvuf/otokontrol.ve.nefis.terbiyesi/a8573.html)

 “Kur-an-ı Kerim’in en mühim i’caz yanını belagat ve fesahatının teşkil etmesi ve Kur’ân ayetlerinin belki üçte birini n kainattan, kâinattaki hadiselerden bahsedip, insanları her hususta olduğu gibi bu hususta da tefekkür ve araştırmaya çağ

5YAZISIZ DİLEKÇEEmin Lale, 14.03.2008, İstanbul

YAZISIZ DİLEKÇE'DEN VAHYİ BEYANA ULAŞMAK

"Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...

Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!.."

Necip Fazıl

HAKİKATİN KELİMELERİ:

"... Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez" (Yunus-44)

Kur'an, Yunus Suresi'nden Bazı Ayetler:

"39. Bilakis, onlar ilmini kavrayamadıkları ve yorumu kendilerine asla gelmemiş olan (Kur'an'ı) yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Şimdi bak, zalimlerin sonu nasıl oldu!

40. İçlerinden öylesi var ki ona (Kur'an'a) inanır, yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları en iyi bilendir.

41. (Resulüm! ) onlar seni yalanlarlarsa de ki: Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.

42. Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat sağırlara -üstelik akılları da ermiyorsa- sen mi duyuracaksın?

43. Onlardan sana bakan da vardır. Fakat -hele (gerçeği) göremiyorlarsa- körleri sen mi doğru yola ileteceksin?

44. Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.

57. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.

66. İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa yalnız Allah'ındır. (O halde) Allah'tan başka ortaklara tapanlar neyin ardına düşüyorlar! Doğrusu onlar, zandan başka bir şeyin ardına düşmüyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar.

69. De ki: Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.

94. (Resülüm!) Eğer sana indirdiğimizden (bu anlattığımız olaylardan) kuşkuda isen, senden önce Kitab'ı (Tevrat'ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, Rabbinden sana hak gelmiştir. Sakın şüphecilerden olma!

95. Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra ziyana uğrayanlardan olursun."

(http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?meal=diyanet&sureno=10)

4abartmanın veya ciddiye almanın içten sonucuebrar, 04.05.2006,

bütün mesele ciddiyette ve abartıda..

3öfke de, bilememek te, anlayamamak ta bir çiledua, 03.05.2006,

“Mücahede olmadan müşahede olmaz”

“Izdırap içinde kıvranan bir hastanın şifa dileyen dualarında,

çektiği çilenin izleri bulunmaktadır...

”Tekerlekli sandalyeye çakılı kalmış bir bahtsızın veya koltuk değneklerine mahkûm olmuş bir kazazedenin çilesini hiç hissedebiliyor musunuz ?..

Devamlı suçlanan ve meramını anlatamayan insanların çilesini Düşünebiliyor musunuz?”

“…kısacası duyu organlarına bağlı bir yaşam sürmek, kabirden çıkıp dolaşamamak, Kur’an’ın ilk ve en büyük müfessiri Hz. Resûlullah’ı tanımamak, onu değerlendirmekte yabancı kalmak ve bu konudaki acziyeti yaşamak, hatırı sayılır bir çile, hatta çilelerin en büyüğüdür...”

Ahmet F. Yüksel, Çile

2sultan üş şuaraokumak, 30.04.2006, Ankara

üstad dan:

"Kuyruğu etrafında dönen kedi hayrette;

Alim ki, hayreti yok, ne boş yere gayrette!"

"Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,

Affet senden habersiz aldığım her nefesten..."

1çileAhmet Gümüş, 29.04.2006, İstanbul

Eger hissediliyorsa ızdırabı dünyada olup bitenlerin, bu dünya çilelerle dolu degilmi müslümanlara.yok eger ben merkezli yaşanıyorsa ancak kendi çilesindedir insan.sabır en önemli şeydir çekilen çilelerde.ama dünya bir günlük değilki.gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.Rabbim çokça sabır versin inşallah...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut