Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kuvveti ihlasta bilmek
–Metin Karabaşoğlu

[*4.669 yazı içinden]

Kardeşlik

Yazara Mesaj Gönder

TELEFON ÇALDI. Telefonu çalan kimse, karşısında uzun zamandır sesini duymadığı bir arkadaşını bulmuştu.

Zihninde fikirler uçuştu.“Hayırdır” dedi içinden. “Bir şey mi isteyecek benden, yoksa bir işi mi düştü”..

Hani sâliseler içinde hepimizin aklından onlarca kelime gelir geçer.. İşte öyle, bir kısmı artık refleks haline gelmiş kısa kelime uçuşlarıydı bunlar.

O böyle düşünürken, karşıdakinin de zihninden kelimeler gelip geçti.

Ona işi düşmemişti.

Yalnızca yüreğine, “kardeşi”, Müslüman kardeşi düşmüştü.

Nicedir kendini de kardeşlerini de unuttuğu düşmüştü..

Çünkü Hayât’üs Sahâbe’den bir yaprak okumuş ve Hz.Peygamberin a.s.m şu kelimelerinden çok etkilenmişti:

“Mü’min, mü’min kardeşi için birbirine destek veren bir binanın tuğlaları gibidir”

Arzuladığı gibi bir sağlam bir bina..destek olmak..t uğlalar.. Bunlar geçti aklından..

..

Hayât’üs Sahâbe’den okudukları bu kadar değildi..

Birbirleriyle kardeş edilen ensâr ve muhâcirin birbirlerini görmek için sabahı iple çektiklerini, karşılaştıkları zaman coşkun bir sevgi ile: “Ben görmeyeli nasılsın?” diye hâl hatır sorduklarını da okumuştu..

Bu heyecanla, onlar gibi olmak adına atabileceği ilk adımın kardeşlerinin hatrını sormak olabileceğini düşünmüştü..

Nasılsa bu ülkede karşılaştığı kişilerin hemen hepsinin nüfus cüzdanında Müslüman yazıyordu.. Kızdığı, öfkelendiği, haset ettiği insanların da nüfus cüzdanlarında Müslüman yazıyordu.

Tabii ki kalplerde yazılı olanı bilen ancak Allah’tır.

Ama bu düşünce zihninde belirince, kızgınlıklarının ve kırgınlıklarının arasından menfaati çerçevesinde olanları çekip çıkardı..

Ucu nefsine takılmış olanları kenara ayırdı.

Telefonu eline aldı ve aklına ilk gelen kişinin numarasını çevirdi. Ürpertiyle ve zihninde uçuşan soru işaretleriyle eski iş arkadaşını aradı.

Arkadaşı ise, buna şaşırmış, bir iş için aramadığını anlayınca garipsemiş ve bu düşüncesini gelecek günlerde hatırlamak üzere paketleyip kaldırmıştı…

“Yani şimdi işi düşmedi ama, herhalde bir sonraki arayışında merâmını dile getirecek” diye düşünmüştü. Bunu da ses tonundan anlamak mümkündü..

*

Başka birini aradı, sonra başkasını..Aradı, aradı.

Kalbindeki duygulara karşılık bulamamıştı, üzülmüştü..

Olsun, insan karşılık alamasa da kardeşlik duygusuyla, uhuvvetle dolması ne güzel..

Bir kişi, bir sebeple muhabbetle dolsa, çevresinde bu muhabbetin yansıyacağı hiçbir ayna olmasa da dert etmemeli. Gücenmemeli..

Göstermeye çalıştığı içten sevgi ve kardeşlik duygusu alaya alınsa da garipsense de, üzülmemeli.

Çünkü nimetin lezzetine ermeyenler nimeti inkar etse nasıl kifayetsiz olur, öyle de uhuvvetle döndüğümüz yüzlerin bize manâsızca bakması, muhabbetin, kardeşliğin yokluğunu ifade etmez.. Güneş gibi bir hakîkat, yansıyacak ayna bulamadı diye ondan vazgeçmemeli..

Asr-ı Saâdet öncesinde, ulvî duygulardan uzak kalmış insanlar nasıl Kur’an ile şereflendiklerinde bambaşka kapılar aralanmıştı.. Bunun gibi, ahlâkî değerlerin menfaatten uzak muhabbetlerin de gelişmesi için Kur’an ahlâkının yer edinmesi gerekiyor..

Tevbe sûresinin 71. ayetinde Mü’min’lerden şöyle bahsediliyor:

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velîleridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.”

Birbirinin velîsi, dostu, yardımcısı olmak ne güzel bir vasıftır. Ve bu öyle bir vasıftır ki, Müminlere hastır.

Aynı sûrenin 67. ayetinde münâfıklardan bahsedilirken:

“Münâfık erkekler ve münâfık kadınlar birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu. Çünkü münâfıklar fâsıkların kendileridir.” Buyuruluyor.

Münâfıklar için birbirlerinin velîsi, dostudurlar kelimesi kullanılmıyor..Onların birliktelikleri ancak menfaat çerçevesinde gerçekleşiyor ve menfaat ortadan kalkınca beraberlikleri de son buluyor çünkü.

Ama bu zamanda, menfaatleri ortadan kalktığında birlikteliği son bulan yalnızca münâfıklar mı acabâ diye bir düşünüyor insan..

Münâfık hasletlere sahip olmamak için, birbirimizin velîsi olmalıyız..

Kardeşimiz çok şey ifade etmeli bizim..

“Kardeşim” diye yürekten seslendiğimiz kişilerin sayısı artmalı..Artık hâl hatır sormak garipsenmemeli, altında başka sebepler aranmamalı..

“Kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah da o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.” buyuran Hz. Peygamber a.s.m gibi, bu niyet ve düşüncelerle sürdürmeli hayatı.

Sağlam bir binâ’dan murâdımız varsa eğer, sağlam tuğlalar olabilmeli..

  01.04.2006

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

5"HAKİKİ AMEL" "İÇİ DEĞİŞTİRMEKTİR"..Remzi Derin, 27.02.2008, Los Angeles Kaliforniya

Peygamber: "Ben Allah'ın bir kuluyum. Bana gökten bir kitap indi. Allah beni Peygamber yaptı ve beni kerim kıldı. (Kur'an, Sûre: 19, âyet:30-31)" buyurmuştur.

 

Gerçek amel senin bulunduğun halde, her an başka bir hale geçmen ve manen ilerlemendir.

 

Bunun gibi, iksiri bakır üzerine döktüğün zaman, bakırın altına dönmesi amel olur.

 

 Eğer altın olmazsa binlerce çekiç darbesi yese, yüz defa kaynasa, genişleyip uzasa, yine bakır olarak kalır.

 

 Altını tanımıyanlar, amelin görünüşüne bakanlar ve bunu esas olarak kabul edenler: "Eğer yeryüzünde altın denen bir şey varsa o da mutlaka budur.

 

Çünkü bu kadar çekiç darbesi yedi, bu kadar kaynadı, uzayıp genişledi" derler.

 

 Halbuki altını gerçekten bilen bir kimse, bunlara bakmayıp halis altın olup olmadığını anlamak için önce mihenge vurur, .sonra kabul eder.

 

 Olmamışsa onu bir paraya bile satın almaz. Çünkü Allah:3 "Ben ki Allah'ım; sizin ne görünüşünüze, ne işinize, ne de sözünüze bakarım. Yalnız gönlünüzde benim için olan sevgin nasıldır ve ne kadardır diye gönlünüze bakarım" buyurmuştur.

 

Akıllı olan bir insana bir işaret yetişir. Bir evde bir kimsenin bulunup bulunmadığını anlamak için, bir söz kâfidir

(http://neslininyeri2.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004307549)

4Şefkatle bezenmişlerin uhuvveti karşılıksız olur.ismail uzun, 02.04.2006,

Kardeşlik muhabbeti, ondan öte karşılık beklemeyen şefkati, ali cenaplığı iktiza ediyor ki kamil olabilsin, kardeşini aynı vücudun azalarından biri olarak görmekle de ona ihtiyacını hissediyor. onsuz olamayacağını anlıyor."Feeslihu beyne ..." işaretiylede zaman zaman kardeşlerin arası bozuk olabileceğine fakat bunun derhal izale ve ıslahına çalışmamıza araları yapıp şahsı manevi bünyemizi sıhhatli tutmamız gereğini anlıyoruz. Acizane... fakirane... şefikane ... tefekkür mesleğinde... vesselam.

3vermekten korkmakzühre yılmaz, 02.04.2006, ...

Birde,

Bugün neden bu kadar karşımızdakinin bizden bir menfati olmasından korkuyoruz diye aklıma geliyor. Bir insanın, hayır sadık bir müminin değil, bir yahudi, belki bir ateist, yani herhangi kasıtlı bir duası olmayan birisinin bir ihtiyacını gideren olabilmek bir ihsandır Allah tan.

Verene verilir, açana açılır, ....

Peki hakikatte Kime verilir, ya da alan Kimdir?

İsteyen Kimdir?

Veya kim neye sahip?

Neleri sahipleniyoruz farkına varmaksızın?

Şimdi bir Asr-ı Saadete gidelim,

bilemiyorum nasıl bir his, nasıl bir şevk, aşktır sahabe mesleği...

Bir sahabe bir sahabeye yardım ettiğinde, yardım eden kendisine teşekür edene şöyle dermiş:

LA ŞÜKRAN ALA VACİBİ

Yani bana teşekkür etme bu benim vazifem..

Bu ne demek? Bu benim görevim, sorumluluğum, yapmam gereken...

Bir de şöyle derlermiş:

LA ŞÜKRAN HAZİ MİN FADLİ RABBİ

Yani bana teşekkür etme bu Rabbinden bir fazl. Bu ne demek?

Sahabe yaptığı iyiliği, yani emeğinin belki de terinin aktığı işi dahi ilahi bir ihsan olarak görüyor, yani kendisine düşen bir şey yok.

onlar Rahmanın hademeleri olamaya çalışıyorlar buna gönüllü aşkla koşuyorlar yardıma...

Muvaffak olabilsek, oldurulsak bilmem samimi bir dua kadar değerli ne vardır, hele ihtiyacı olanın ihtiyacına cevap verebilmek nasıl bir ihsan.

Şu cümleniz,

"Ama bu zamanda, menfaatleri ortadan kalktığında birlikteliği son bulan yalnızca münâfıklar mı acabâ diye bir düşünüyor insan.." Belki evet belki hayır... Ancak sizin cümlenizden güneşin ziyası aydınlatmakla bitmez. Duamız Rabbimizden nurlanmak olur ve kabul olurda Ondan nefes alırsak, başkasına ihtiyacımız kalır mı, çünkü herkes vereni sever, sevilen sever...

2sağlam tuğlazühre, 02.04.2006, ...

es..

Allah razı olsun hakikatten muhabbetle okudum yazınızı. Ne güzel bu hakikatlere dem vuranlar var. İnanın çok sevindim. Hangi ayet bilmiyorum ama şöyle söylüyor "müslümanlar ANCAK kardeştir." Buradaki ancak vurgusu dikkat çekici. Başka bir şey olamaz.

“Herhangi bir çıkar aranmamalı demişsiniz”, yıllar önce Tolstoy da bir cümle okumuştum beni incitmişti o şuydu, "insanların ilişkilerinde illa bir çıkarları vardır." yüreğim isyan dolmuştu bu cümleye, hayır neden ki, bizler bütünüyle her halimizi ayakta tutan Birisi olduğunu biliyor ve hayatımızı ancak ve ancak inş. Ona dayandırarak yaşamaya çalışıyorduk, bu mümkündü, ama bu cümle beni rahatsız etmiş ve bir cevap bulmalıydım. İlersi günlerde şöyle bir şey fark ettim, bizler bir arkadaşımızın gülümsemesine bile muhtacız. onun gülümseyen yüzü bizim için değerliydi, yani içten içe sevilmek sayılmak istiyorduk ki, buda bir çıkardı. Neyse, hayat paylaştıkça güzel...

şu cümleniz,

Sağlam bir binâ’dan murâdımız varsa eğer, sağlam tuğlalar olabilmeli..

Çok hoş...

selamlar

1tebriklerosman, 01.04.2006, cin/wuhan

hayatin hizina gomulen bir kavrami `uhuvveti` tekrar alip

cok guzel bir sekilde aciklamissiniz. cok tesekkur ederiz.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut