Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

V. Esmâ-i hüsnâ ahlâkı
–Metin Karabaşoğlu

[*4.670 yazı içinden]

Seslerle Hislenmek..

Yazara Mesaj Gönder

HAYATIN GÜR sesleri ve fısıltıları var..

Hayatın parlak ışıkları ve cılız pırıltıları var..

Pesler ve tizler arasında gizlenen hislenişler var...

Ney gibi inleyen bir enstrümandan başlayıp söze, hem tiz seslere çıkmak istiyorum hem de peslere inmek..

Notalarda aşağılara doğru indikçe ve pes sesler duymaya başladıkça, müzik derinleşiyor..Sanki ağlıyor melodiler. Sanki hüzünle burkuluyor, hüzünle kıvrılıyor kamışın içinde.

Bir de haykırırcasına tiz seslere çıkıyor notalar..Daha çok kimse duysun feryâdımı dercesine.

Gerçekten de, daha çok kimse duyuyor tiz sesleri, çünkü daha çok nefes harcanıyor bunun için..

Hayatta, tiz seslerin yüksekliğini duyuyorum bazen..Bazen de pes sesleri duyacak kadar sükûnet arıyorum..

Çalışma salonunda, her düşünceden, her inanıştan insan, oturmuş ders çalışıyorken, sükûnetin tam da orta yerine ezan sesi düşüyor bir akşam vakti.

Sükûnet hakim ya odaya, herkes duyuyor ezan sesini..

Ezan, Allahu Ekber-Allah büyüktür diyor..

Sessizliğin içinde, dersleri ve dertleriyle baş başa kalmış insanlara bir teselli veriyor..

Bir ümit kaynağı, bir güzellikle şehâdet getiriyor müezzin ve en güzel eyleme dâvet ediyor dinleyenleri, "haydi namaza" diyor..

Sükûnet olmasa eğer, duyulur muydu ezanın yüreğe dokunan sesi?...

Fısıltılarla söylenen hakîkatlerin tesirlerini hatırlıyorum..

Kalbî bahisler ve ciddi meseleler konuşurken, sesimizi yükseltmediğimizi, bilâkis, bir tonda odaklayıp, sessiz akan ırmaklar gibi, kelimeleri kalbimizden dilimize akıttığımızı hatırlıyorum bir de..

Sessizliğin içinde, en güzel seslerin duyulduğunu, nicedir gürültüler içinde mahkûm olmuş vicdan muhâsebelerinin ve iç hesaplaşmalarının hattâ insanın kendiyle hasbihâl etmesinin vücut bulduğunu düşünüyorum..

Hani insanın tüyleri ürperir hislendiğinde ya da ürktüğünde..

Böyle olduğunda, hisler canlanmıştır aslında..

İşte, bir sessizlik atmosferinde, hastalanmış hislerin dahi hissedildiğini hissettim az önce...

Hâl böyleyken, huzûru bulmak için emekliliğini bahçeli tek katlı bir evde, çiçekleriyle, bahçesiyle geçirmek hasretinde olan insanları anlamamak ne mümkün?...

Öyledir elbet..

Bir bahçe, bir ağaç, bir çiçek, huzurdur insana..Ancak, kalabalıklar arasında huzûru bulmak ve bunca sesin içinden vicdânın sesini duyabilmek de ayrı bir saâdet olsa gerek..

Evet, hayâtın gür nidâları, bir de fısıltıları var..

Hayâtın parlak ve cazibedâr ışıkları ve bir de cılız cılız yanıp sönenleri var.

Güneş battığında beliren sokak lambaları var..Zayıf ışıklarıyla orada burada beliren...Hani yıldızlar var, dolunay terk eylediğinde göğü, bir bir ortaya çıkıp âlemi süsleyen, ışıldatan..

İşte her zaman görünenin, her zaman işitilenin ardında, başka ayrıntılarda, hayatın başka güzelliklerini duymak ve hissetmek, ancak daha kuvvetli olanların yerini biraz olsun zayıf olanlara bırakmasıyla olabiliyor...

Kocaman gürgen ağaçlarının yahut çınarların, dallarını budamazsak, yeni yetme fidanlar büyüyemiyorlar..Gölgede kalıyorlar.

Her zaman ayırdığımız vakitlerin birazını ayırmayınca daha küçük ve daha farklı işlere, küçük hazineler kaçıp gidiyor elimizden..

Bazen başka insanları, sesini tek tük duyabildiğimiz insanları, hep susturulmuş, tercihleri ellerinden alınmış insanları dinlemek..

Büyük hikayelerden küçük paylar alıp durmak yerine, küçük hikayelerden büyük kazanımlar çıkarabilmek belki de...

Kısaca, hayatın hem tizlerini hem peslerini duymak...

Gönül gözümüzü, fikir dünyamızı, âlemi seyreden pencerelerimizi ve işitme yetimizi bize verildiği gibi zengin görüş-duyuş açısıyla kullanmak..

Her gün onlarca yazıyı şöyle bir okumaktansa, bir kaç satırı hissederek okumak bazen...

Kalbi, farklı soluklarla attırmak..

Ney'den geldik buralara, nerelere gidiyoruz..

Galiba, kalpten başladık söze, kalbin arzularını dillendiriyoruz..

Seslerin yükseldiği, kimsenin birbirini duymadığı ortamlardan azâd edilmek istiyoruz belki de..

Âlemin gürültülerinden arınıp, ney gibi inleyip uzaklara gidiyoruz..

Seslerle hislenmek, sessizlikte başka sesler duymak istiyoruz.

Seslerin birbirine karıştığı, yanlış seslerin yükseltildiği böyle bir devirde,

ümitvar oluyor ve âlemin gürültülerden arınması, en gür sedânın İslâm olması için dua ediyoruz...

  25.03.2006

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut