“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Beyaz yalanlar ne kadar beyaz?
–Rabia Nazik Kaya

[*4.593 yazı içinden]

Bediüzzaman’ın büyük yalnızlığı

Yazara Mesaj Gönder

SON BİRKAÇ aydan beri, sürekli, Bediüzzaman’ın ‘Eski Said’ olarak hayatı hatırıma geliyor. Muhakemat ve Münazarat sayfaları arasında dolaşıyor zihnim. Âlem-i İslâm’a dair, ona o gün feryad ettiren meselelerin önemli kısmının hâlâ ortada duruşundan mıdır, yoksa ruhumun bu meselelerin önemli kısmının hâlâ daha ortada olmasından dolayı muazzeb oluşundan mıdır bilmem, yıllar yılı ‘Yeni Said’le yargıladığım ‘Eski Said’e ziyade bir gönül yakınlığı duyuyorum nicedir.

Yeni Said, bir okyanus kadar geniş ve dingin. Eski Said ise, bir çağlayan kadar coşkulu. Yeni Said bende bir umman çağrışımı uyandırırken, mecraını arayan bir ırmak görüntüsü var Eski Said’de... Mecra arayışı içinde oraya buraya başvurduğu ama henüz mecraını bulamadığı için de, gürültülü, gergin ve bir derece bulanık. Ama bu onun kabahati değil; gür bir pınar dar bir mecrada akamazdı ki zaten...

Son aylarda Eski Said’i ne zaman tahattur etsem, ondaki o asabîlik, o gerginlik, o bir türlü durumdan razı olamama hali, o yapılacak çok şey görüp yapılmış çok şeyle karşılaşma tedirginliği, o kopacak fırtınayı hissettiği halde bunu anlatamama gerilimi o kadar çok, o kadar güçlü bir şekilde hissettiriyor ki kendisini, ‘büyük yalnızlık’ diyorum buna.

Bediüzzaman’ın büyük yalnızlığı...

Bir insan düşünün ki, tepenin ötesindeki düşman ordusunu görmüş, ama feryadına “Huzurumuzu bozma!” karşılığı alıyor.

Bir insan düşünün ki, ‘beşyüz yıllık bir uyku’dan uyanmaya çağırdığı insanlar, ona “Daha uykumuzu alamamıştık” muamelesiyle yaklaşıyorlar.

Bir tabib düşünün ki, hastalığın derece-i şiddetinin farkında, ama hastalar ve yakınları onu ‘abartmakla’ suçluyorlar.

Muhakemat’ı bir de bu nazarla okuyun.

Münazarat’ı da...

O zaman anlarsınız, Eski Said’in kendisi için neden ‘Bid’atü’z-zaman’ ünvanını uygun bulduğunu... Neden memleketinde hem alimlerle hem de valilerle, İstanbul’da ise üstüne üstlük bir de padişahla kavgalı olduğunu... Eski Said deyince, neden neden neden hep bir derdin, bir asabiliğin, bir gerginlik ve gerilimin ön planda olduğunu.

Eski Said yalnız adamdır. Koca koca çınarlar arasındadır, ama o koca çınarlar bu koskoca çınar olacak fidanın hissettiği fırtınadan habersiz, ona tepeden bakmaktadır. Önce memleketinin fakr-u halinden dolayı yüreği dağdar olan, o hamiyetle Medresetü’z-zehra hayali kuran, o hayalin peşinde yolu İstanbul’a düştüğünde memleketinin halinden de beter ve bütün âlem-i İslâm’a şamil bir büyük problemin farkına varan bir insandır o. ‘Medeniyetten istifa’sı bu şartlarda gerçekleşmiş, Muhakemat bu şartlarda yazılmış, aşâirle Münazarat bu şartlarda vuku bulmuştur.

Gelin görün ki, Muhakemat’ında hissettiğiniz ‘anlaşılamama gerginliği’ni, Münazarat’ın soru-cevapları arasında daha bariz bir halde görürsünüz.

Görürsünüz ki, “Ey insafsızlar! Umum âlemi yutacak, birleştirecek, besleyecek, ziyalandıracak bir istidadda olan hakikat-ı İslâmiyeti nasıl dar buldunuz ki, fukaraya ve mutaassıb bir kısım hocalara tahsis edip, İslâmiyetin yarı ehlini dışarı atmak istiyorsunuz? Hem de umum kemalatı câmi’, bütün nev’-i beşerin hissiyat-ı âliyesini besleyecek mevaddı muhît olan o kasr-ı nurânî-yi İslâmiyeti ne cür’etle matem tutmuş bir siyah çadır gibi bir kısım fukaraya ve bedevîlere ve mürtecilere has olduğunu tahayyül ediyorsunuz?” gibi bir söz, durduk yerde söylenmemiştir. Bediüzzaman’ı o kadar daraltmışlardır ki, o büyük yalnızlık içinde daral geldiği için söylenmiştir.

Görürsünüz ki, “İşte ben de sizinle konuşmayacağım. Şu tarafa dönüyorum, müstakbeldeki insanlarla konuşacağım. (...) Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. (...) Şu zamanın memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada maziye bakan ve tasavvuratları kendileri gibi hakikatsız ve ayrılmış olan bu çocuklar, varsınlar şu kitabın hakaikını hayal tevehhüm etsinler” sözü de durduk yerde söylenmemiştir.

Görürsünüz ki, “Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz; tâ ki, hakikat-ı İslamiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvüc-sâz edecek olan nesl-i cedid gelsin” sözü de lâf olsun diye, öylesine söylenmemiştir.

“Kimin himmeti milleti ise, o kendi başına bir millettir” sözünü de Bediüzzaman’ın durduk yerde söylemediği gibi...

Gelin görün ki, koca bir millet-i İbrahim’in derdini yüreğinde taşıyan insan, dertlerini yüreğinde taşıdığı, gelen fırtınaya karşı uyardığı insanlar tarafından anlaşılamamakta; olan hem bu koca millete, hem de onlar üzerinden hakikat-ı İslâmiyete olmaktadır.

Bediüzzaman’ın ‘Eski Said’ olarak yaşadığı büyük yalnızlığı hissedebiliyorum.

Anlaşılamamanın, üstelik yanlış anlaşılmanın ızdırabını da...

Zira, derdim de, yüreğim de onun kadar büyük olmamakla birlikte, ben de sıklıkla yanlış anlaşılıyorum.

Benim için saklı duran düğüm ise, Eski Said’in o büyük yalnızlığından Yeni Said’in büyük ünsiyetine; Eski Said’in gerginliğinden Yeni Said’in sükûnet ve dinginliğine geçişin dinamikleri...

Bunun sırrını çözebildiğim gün, inanın çok rahatlayacağım.

  21.03.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

12 YENİ SAİD'İN HAYATA KATILIMI ESKİ SAİD'DİR.Selahattin Karakök, 14.12.2007, ÇAYCUMA

Heyhât! Âlemin her halinde hayr-ı mahz olamaz. ESKİ SAİD

ESKİ SAİD'İN Arka planında başkalaşmaz, değişmez, ünsiyet, sükûnet ve dinginlikle kemale ermiş ahlakı ve imanı olan bir insanın

Şimdiki zamanının değişkenlerine karşı cihadının ortaya çıkardığı yanlızlık, gerginlik, gürültüler, o bir türlü durumdan razı olamama hali, o yapılacak çok şey görüp yapılmış çok şeyle karşılaşma tedirginliği ve bir derece bulanıklık gibi görülen haller SARP YOKUŞU AŞMA TALİMLERİDİR.

Sarp Yokuş'u ancak başkalaşmaz değişmez ünsiyet, sükûnet ve dinginlikle kemale ermiş ahlakı ve imanı olan bir insan aşablir. Yeni Said bunun talimini yapmıştır. Ahlak ve İman talimi.

ESKİ SAİD'İN TEMELİNDE YENİ SAİD VARDIR. YENİ SAİD'İN HAYATA KATILIMI ESKİ SAİD'DİR.

11ESKİ SAİD YANLIZ DEĞİLSelahattin Karakök, 14.12.2007, ÇAYCUMA

DİYORSUNUZ Kİ

''Benim için saklı duran düğüm ise, Eski Said’in o büyük yalnızlığından Yeni Said’in büyük ünsiyetine; Eski Said’in gerginliğinden Yeni Said’in sükûnet ve dinginliğine geçişin dinamikleri... Bunun sırrını çözebildiğim gün, inanın çok rahatlayacağım''

Bunun sırrını çözebildiğiniz gün. Katıksız bir ünsiyet, sükûnet ve dinginliğe geçerek rahatlayacağınız kanaatinde değilim.

Eski Said'in o büyük yanlızlığına çok dost, arkadaş ve kardeş saf olsunlar niyetiyle; Eski Said yanlızlığından Yeni Said’in büyük ünsiyetine; Eski Said’in gerginliğinden Yeni Said’in sükûnet ve dinginliğine geçiş olmuştur.

Meyvesi.

Bir okyanus kadar geniş ve dingin ve bir çağlayan kadar coşkulu,

Bir umman çağrışımı uyandırırken,

her iş ve oluşlarda mecraını arayan bir ırmak görüntüsü içinde olan arkadaş ve kardeşler.

Sanki Yeni Said bir çekirdek olmuş sayısız Eski Said için.

ESKİ SAİD YANLIZ DEĞİL.

10"Bediüzzaman'ı Okumanın Sırrı": Özgürlük-Doğruluk İsa, 02.07.2007, İstanbul

Özgürlük asimetrisi: “Sonsuzluğa yatılan rüya. Yaratılış kurallarına asimetrik uyum. Tarifler çelimsiz, çaresiz. Özgürlüğü tanımlamak zor. Söylenenler ve denilebilecekler, ne olduğundan çok onun ne olmadığını anlatmaya yönelik.”

"Dinamik doğruluk Doğruluk kozmik kural. Fıtrat yalan söylemez. Ne ki sürgünde, ne ki tutsak. Asırlardır yalana ipotekli hayat yaşıyoruz. Ölüden can ummak. Trajedimizin özeti bu. Statik doğruluk yeterli değil. Fert ve cemiyet hayatının bütününü istila edecek dinamik doğruluğa muhtacız. Küresel kaos bir siren, bir kıyamet çığlığı. Kaybettiğimiz değerlerle, teker teker doğruluktan kopuşumuzun faturasını ödüyoruz. Ardımıza baksak cinnetimizle yüzleşeceğiz. Ona da mecalimiz yok. Aldatanı elimine eden altın prensip insani ilişkilerin bütününü kuşatıcı. Güvenin sarsıldığı yerde istikametten, ilkelerin savrulduğu ortamda istikrardan bahsetmek abes. Saygınlık, başkalarının haklarına saygılı olanların hakkı...." (http://www.bugun.com.tr/haberler/250)

9neydi o cozulecek sir ?gurcan, 24.06.2007, arz ile gok arasi

"Benim için saklı duran düğüm ise, Eski Said’in o büyük yalnızlığından Yeni Said’in büyük ünsiyetine; Eski Said’in gerginliğinden Yeni Said’in sükûnet ve dinginliğine geçişin dinamikleri...

Bunun sırrını çözebildiğim gün, inanın çok rahatlayacağım." diyor Metin abi.

ben bunun sirrini ali unal beyin son yazisinda buldum gibi sanki.

diyor ki :

"İslâm'ı, onun bütünlüğü içinde anlamını bulan parçalarıyla, İlâhî İsimlerin tecelli dengeleriyle kavramak ve ona göre tebliğ etmek elzemdir. İslâm'ın, evrensel Muhammedî ruhun bütünlüğü içinde, değişmez ana esaslar mahfuz, yere, zamana, şartlara ve kişilere göre bazen Musevî, bazen İsevî, bazen İbrahimî, bazen Nuhî, bazen Yunusî, bazen Eyyubî, bazen Davudî, bazen Süleymanî vb. olmak gerekir. Bunu tesbit ve tayin edecek olan ise, Peygamber'e tam vâris bir kutbu'l-irşad, bir insan-ı kâmildir."

ustadin eski -yeni ve galiba 3. donem diye ayirdigi hayat safhalarini yukarida ki yazida ki peygamberler donemleri ile ilskilendirecek olursak daha iyi anlayabiliyoruz.

ustad musevi-ibrahimi

isevi-ibrahimi

muhammedi-isevi

diye safhalari sevk-i ilahi ile gecirmistir zannimca.

az bir insanla en buyuk zalimlere kiyam etmesi , cok dengeli bir sekilde sefkat ve merhametle hizmetini goturmesi ve

en basindan son anina kadar iman hakikatlarindan ve davasindan bir an vazgecmemesi ( MUHAMMEDI -isevi-musevi-ibrahimi aleyhimusselam ) yonlerini daha iyi gorebiliyoruz.

8Kader Meselesi...Ömer Faruk Erim, 28.03.2006, Ağrı/Türkiye

Sevgili Metin Abi. Bize Risale-i Nuru Anlama ve hizmet metodu konusunda daha çok yardımcı olacağına inanıyorum.(Hep yaptığınız gibi). Kader-i İlahi Eseri olan YaniSaid in(r.a.) tebdili hayatı değil hizmet metodu bizi ilgilendiriyor. Ülfet vakti bu bahar aylarında bizi şevklendirici yazılar istiyoruz..

7NEDEN ŞİKAYETÇİdertlidolap, 23.03.2006, İstanbul

Neye üzüldüğüne kafa yormadan Metin Abinin kendi adına üzüldüğünü söylemek büyük bir haksızlık. Herkesin tadamayacağı asil duygularla üzüldüğününe inanıyorum. Asil üzüntüler çekmek de, çekeni anlamak da kolay değildir. Bazı şeylere üzülebilmek, o şeylerin çözülmesi için bir başlangıçtır.

Zaruret var zannedilen şeyleri kana kana....

61923 ANKARASINDA OLANLARI ÇÖZMELİ ÖNCE..MEHMET HELVA, 22.03.2006, MERZİFON

Sevgili Metin kardeş, bu konuda inan yalnız değilsin. Senin bizden farkın, mertçe kalbini dökebiliyorsun; bizler birtakım bahanelerin arkasına saklanıyoruz, kafamızı kuma gömüp, dışarıda kalan gövdemizi kimsenin görmediğine inandırmışız kendimizi..

Yazındaki endişelerine aynen katılıyorum.. Şuna inanıyorum ki, çoğu kişi kendisini bu düşüncelere kaptırıyor. Çünkü öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, hasbelkader hizmet etmek arzusunda olan insanın önüne daima başka hizmet tarzları sunulmakta ve neticeye göre tarz belirleme kolaycılığı teklif edilmekte. Böylesi bir ortamda hikmeti anlayamayan, meseleyi özümseyemeyen bir kısım müntesip rotayı şaşırmakta. Bu nedenle sizin henüz çözemediğiniz düğümü çözmek herkes için lazım..

Bu düğümün düğümü 1923 teki Bediüzzaman’ı anlamakla çözülebilir belki. Birlikte çalışma teklifini ve dünya mevkilerini, maddiyatı –hem de çok arzu ettiği Medreset-üz Zehra için 350 bankonot 163 mebusun imzasıyla kabul edildiği halde- reddederken şöyle diyor: “..ben Beşinci Şua aslının verdiği haberin bir kısmını, orada bir adamda gördüm. MECBURİYETLE o çok ehemmiyetli VAZİFELERİ BIRAKTIM.Ve bu adamla başa çıkılmaz, mukabele edilmez diye, dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimaiyeyi terk edip yalnız imanı kurtarmak yolunda vaktimi sarfettim.”

Mecburiyetler karşısında bazı önemli vazifeler bırakılabiliyormuş; ancak bizler her şeyi aynı anda istiyoruz, dünyayı kalben terk etmeden “mecburiyet”leri fark edemeyeceğimizi anlamıyoruz. Belki düğümü o yüzden çözemiyoruz?! “Mecburiyet”lerimiz törpülenmiştir belki de!

Bir de “..bütün bütün tarik-i dünya (dünyadan ilgisini kesmiş) olan “üçüncü said” unutmayalım”. (Şualar-sh.530)

5ünsiyethasan meşrep, 22.03.2006, bu şehir

yalnızlık her zaman yanlış anlaşılmaktan kaynaklanmayabilir.anlaşılamamak hüzünden farklı duygular uyandırmaz inşallah.millet-i ibrahimin dertleri üzerine tefekkürümüzü yoğunlaştırabilirsek anlaşılamamaktan bahse zaman kalamaz.anlamak istiyenler,anlamaya çalışanlar bekliyor......

4anlasilamama iddiasiahmet varlikli, 21.03.2006, almanya

24. sozdeki zuhre katre resha bahsinde eski saidden yeni saide gecisin izlerini surmek mumkun aslinda. yanlis anlasilma iddiasi herkesin az cok derdi . ve nihayetinde insani bir zaaf. peygamberlerde bu sikayet varmis ama onlar kendi nefisleri namina degil anlamayip mahrum kalanlar adina uzulmusler. yarabbi bizleri "yanlis anlasilmak iddiasindan" halas eyle diye dua etmek lazim. Allahim sen beni "zuhre" gibi enaniyetin binbir tuzagiyla orulu yolundaki ayineliktense "resha"nin o halis metin iddiasiz ve emin yolunda istihdam eyle.

yazarin bediuzzamanin yanlizligiyla kendi halini yanyana zikretmesi bende garip bir his uyandirdi. gecen bir yazisini daha okumustum. "cogu insanlarin garip garip hirslari var benimki ise hakikat arayisi" meyaninda bir girizgahla basliyordu yazi. ordada ayni hisse kapilmistim.(yazar bu bolumu okuyunca "al iste. bi tane daha" diyecektir belkide)

3amincemal karabel, 21.03.2006,

inşallah en kısa zamanda çözersin Metin abicim...

2yalnız değilsinali ihsan, 21.03.2006, Ankara

Muhterem Metin Bey biraderim,

düşündüğün konularda asla yalnız değilsin..sanırım sende hüseyni meşreptensin..haksızlık ve yanalışlık karşısında dik duran asla susmayan bir halet-i ruhiyeye sahipsin...eski saidle yeni saidin arasında tarz bakımından farklılık vardır..ancak yeni said döneminde risale-i nuru bihhakın anlayan bir ekip yetişti..klasik anlayıştan hikmetli anlayışa ve hizmet tarzına geçildi...ism-i hakime mazhar olan üstadımız yeni cemaat ve ekibin zaman içerisinde gösterdiği inkişafla yeni himet esaslarını belirledi cemaati yönlendirdi..bu gün bir çok meslek meşrep ve mizaçtan değişik anlayışa sahip insalr hizmete dahil oldular...ancak bir kısmı sadce malumat edindiler ve sahip oldukları malumatlarını hikmete,marifetullaha ve muhabbetullaha inkilap ettiremediler maalesef bir kısmıda nefse muhabbet,hubbu cahı,tekelciliği esas aldılar....sorunlar da burda başladı....halende devam ediyor.. hikmeti,aklı,ihlası sadakatı esas alanlar asla yalnız değildir..Rahim ismine mazhar olan Üstadımız gibi rahmet deryasından nasiplenirler,muhafaza olunurlar...bazan anlatmak istediğinizi insanlar anlayamıyorlar, sadece sabredin ,bekleyin...zamanla onu anlayacak insanları Cenab- Zülcelal gönderiyor...anladıklarınızı anlatmakdan asla geri durmayınız,eleştiriden ve tenkitten çekinmeyiniz...aslında Kuran ve Risale- Nur okyanusunda keşfedilecek o kadar envar,esrar ve tılsım varki..keşke nazarlarımızı hep bu hakikatlara yöneltebilsek ve Risale-i Nura yoğunlaşıp konsantre olabilsek..bütün sorunlar çözülür,sıkıntılar gider..

baki selamlar

1eski den yeniye gecis !harun rasid, 21.03.2006, konya

durdurulamayan eski saidi yeni ve bambaska hale geciren ve dingillestiren sey o mujdelenen nur ve nurani insanlardir ve onlarin tum dunyada ustlenecekleri misyonun ustada allah alem gosterilmis olmasidir ve bundan sonra ustadin "artik ne yaparsaniz yapiniz , uruyen butun itlerinize ragmen bu kervan yuruyor ve yuruyecek" diyerek zulmetletler icinde mutebessimane bir hal ve vaziyetle arz-i endam etmesidir.

metin beyin ustadi gibi

eski halinden yeni haline gecmek istemesine gelince o engin ruh sahibi ustadin bakis zaviyesine cikmasi oldukca zor olsa da ona o zaman gosterilen bu nur neslini yurt ici ve ozellikle de disinda gezmesi ve seyahat etmesi ve bizzat gormesi ve havalarini teneffus etmesidir.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut