Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

Aynı yoldan ayrı ayrı gidenler

Yazara Mesaj Gönder

BUZLARIN ÜSTÜNDE ufak adımlarla yürüyen insanlar kimi zaman bir yere, kimi zaman birbirlerine yaslanıyorlar. Soğuğa ve buza rağmen yollara düşmüş kimseler var.

İşte böyle buzların her yeri kapladığı bir gün yine, kocaman binanın giriş kapısına ulaşabilenler, okları takip ederek yürüyorlar. Farklı farklı okları takip eden insanlar, nihayet gitmek istedikleri yere yaklaşıyorlar.

İki ayrı tabela: “Sağlam Çocuk Polikliniği” ve “Çocuk Hastaları Onkoloji-Kanser Hastalıkları-Bölümü” yazıyor üzerlerinde.

İki anne, iki çocuk burada yollarını ayırıyor.

Yollar ayrıldığında, suretler değişiyor. Kalbe hâkim duygular farklılaşıyor.

Bir tarafta şükür ve bast hali, bir tarafta dua ve hüzün hali...

İki anne, iki evlatla imtihan oluyor.

Birinin ciğerinde bir yangın var, diğerinin ise sürur ile dolu bir kalbi.

İki yolcu aslında iki anne. Ellerinden tuttukları emanetleri ile dünyanın yerlerinden bir yerde yürüyen... Yürüyen âlem-i bekâya. Yürüyen, hayatlarının merkezine oturttukları çocukları ile.

Ve bir doktor, bu iki anneyi de, başka pek çok anneleri de gören... Gördükçe anneleri, hayatın ne tür imtihanlarla insanların karşısına geldiğine biraz daha şahit olan...

Çocuk hastalıkları servisine girdiği günden beri, şimdiye dek hiç görmediği kadar çok hasta çocukla birlikte annelerine rastlamış. Kimi bebeklerin annesiz, çaresiz ve hasta olarak karşısına çıktığını da defalarca tecrübe etmiş bir doktor.

İmtihanın ayrı ayrı veçheleri...

Beş aylık bebeği doğduğundan beri hastaneden başka bir yerde kalmamış, toprağa uzun zamandır basmamış anneler var orada. Beş ay önce tanımadığı, yüzünü bile görmediği bebeğine, hasta olarak dünyaya geldiğinden beri, beş aydır sınırsız bir ihtimam gösteren anneler. Ne büyüktür sevgin ey Rabbim, merhametin ne büyüktür!

Hayatı tümüyle değişmiş, alıştığı, sevdiği, bildiği ve gördüğü şeylerin hepsi geride kalmış bu kimseleri gördüğünde, insan kendi hayatını sorguluyor.

Basit alışkanlıklarımızın, günlük rahatlıklarımızın elimizden alındığı zamanlarda gösterdiğimiz tepkileri ve büründüğümüz kasvetli halet-i rûhiyeyi düşünüyorum, bir de hayatın başka cephesinde neler yaşandığını...

Kimilerinin hakiki dertlerini, kimilerinin de dertsiz başlarına dert edindiklerini...

Kimsesizler yurdundan gelen zatürree olmuş bebeklerin bir refakatçileri olmadığını görmek, annesiz bebeklerle kucaklaşmak, ağlayanların bir kucakta sustuğunu görmek neler hissettirir insana...

İnsan neye ağlayacağını, ne şekilde dua edeceğini şaşırır onların o hallerini gördüğünde…

Sahipsiz, sevgisiz bunca çocuk, bunca yaralı varken, okşanacak yetim başlarının nicedir bir el ile karşılaşmadığını görmek, insanın büyüttüğü dertlerini unutmaya yeter de artar bile.

Tolstoy’un İnsan Ne ile Yaşar hikayesi, bir bebeğin yaşaması için anne ve babaya muhtaç olmadığı anlatmıştır hani. İnsan yaşamak için bir tek Allah’a muhtaçtır. Allah kimsesizlerin kimsesidir.

Ama ya anneler, babalar? Kendilerine gönderilen emanet yavrularına onlar muhtaçtır belki. Onlar bu sevgi ve merhameti hissetmeye muhtaçlar. Hastane koridorları öyle söylüyor.

Zahiri hüzünlü annelerin kalplerinin ne denli büyük ufuklara yelken açacağını kimse bilemez.

Şefkatle erimiş bir geçmiş zaman manzarasının her hatasını ayrı yıkayıp temizleyecek gözyaşlarının pıtır pıtır düşmesi üzmez kimseyi. Mutlu eder. Birlikte bir-iki yaş da gözyaşlarını izleyenin gözlerinden düşer.

Elleri koynunda annelerin. Yaşadıkları imtihanla, kalbine yönelip Allah’ın ilminden nasiplenebildiği kadar nasiplenen ve sonra elini koynundan aydınlanmış, ışıl ışıl bir el ,yani bir Yed-i Beyzâ olarak çıkaran Musa aleyhisselam gibi çıkar inşaallah anne elleri. Bu ışıltıyla bu imanla pür-nur olur bebeklerin de ömürleri...

Rabbim, imtihan sırrını kavrayıp elini kalbine değdiren tüm kulların ellerini inayeti ile birer yed-i beyzâ eylesin…

  18.02.2006

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

1FİKİRLERİMİZDE PATİNAJ YAPMAMAK İÇİN:Metin Halit, 14.03.2008, İstanbul

"Kur’an: Nisa 60. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tağut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.

Enfal: 20. Ey iman edenler! Allah'a ve Resulüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin.

21. İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.

22. Şüphesiz Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.

27. Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.

Enfal: 29. Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.

Enfal: 38. İnkar edenlere, (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir!

Enfal: 55. Allah katında, yürüyen canlıların en kötüsü küfredenlerdir. Çünkü onlar iman etmezler.

56. Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir.

Enfal: 62. Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki, Allah sana kafidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.

63. Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.

64. Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter.

Tevbe: 8. Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

Tevbe: 10. Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.

Tevbe: 33. O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir."




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut