“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Çocuk Taziyenamesi’ne dair
–Metin Karabaşoğlu

[*4.622 yazı içinden]

İnsanı Harcamak / İnsana Harcamak
ya da Dördüncü Mesele

Yazara Mesaj Gönder

“MESELE” DEYİNCE benim aklıma ilk elden Meyve Risalesinin “Meseleleri” ile, İsmet Özel’in “Üç Mesele” isimli kitabının geldiğini hatırlatarak yazıya girelim...

Dünya kainat saksısına dikilen bir lale. İnsan dünya çiçekdanlığına ekilen bir gül. İnsan şu kainat bahçesinin nazik ve nazenin bir çiçeği. Rabbimiz bu nadide çiçeği eşref-i mahlukat olarak yaratmış. Necip Fazıl’ın ifadesiyle Allah alemi insan için yaratmış. Kainattaki her şey, her hali ile insanın kamil bir mümin olarak hayatını sürdürmesini sağlayan levha olarak onun nazarına sunulmuş. İnsanın yaratılış gayesi kulluk ve dua olduğu için, bu hal üzre olmasını temin edecek maddi ve manevi cihazat ve letaifle teçhiz edilmiş. Tabir yerinde ise her şey insana kul olmuş. İnsandan da Rabbine güzel bir kul olması beklenmiş...

Kainatta ya bizzat ya da neticeleri itibariyle güzellik ve hayır cereyan ediyor olsa da, zahir de başka bir serencam da devam ediyor. Hayır-şer, iyi-kötü, güzel-çirkin, sıdk-kizb gibi birbirine zıt haller de sürüyor. Beşerin kirli eli müdahale etmediği müddetçe, kainatta hemen her an hayır, güzel, sıdk gibi müsbet durumlar cereyan ederken, beşerin müdahil olduğu zaman ve mekanda zaman zaman şer, kötü, çirkin, kizb gibi menfi durumlar da görülüyor.

Bizim bir mümin olarak bütün gayemiz “insan olmak ve insan kalmak” paydasında birleşiyor. Allah bizi zaten “insan” olarak yaratmış. Mesele insan kalabilmekte. İşte tam burada önem kazanıyor Meyve Risale’sinin Dördüncü Mesele’si. Üstad burada insan kalabilmemizin ip uçlarını veriyor. İnsanı kuşatan dairelerden bahsediyor ve en geniş dairede insana en küçük vazifelerin düştüğünü, en dar dairede ise en mühim vazifelerin derc edildiğini ifade ediyor. Gerek afaki meselelerde, gerekse de enfüsi meselelerde insan kalabilmek için kendimizi harcamamamız, buna mukabil kendimize harcamamız gerektiği hatırlatıyor. Üstad gerek Dördüncü Mesele ile, gerekse de bütün Risale külliyatıyla, bilhassa kendi hayatıyla bize bu mesajı veriyor: insan ol! İnsan kal! İnsanı harcama! İnsana harca!....

İnsanı harcamak ne demek? İnsana harcamak ne demek?

“İnsanı harcamak” sonsuz bir denge içinde süregelen kainat içinde, insanın bu dengenin bir tarafında yer aldığını unutarak, onun fıtratına aykırı bir hayat tarzına onu endekslemek. Dünya-ahiret dengesinde ağırlığını bilerek veya bilmeyerek dünya lehinde kullanmak. Dershanelerde OSS sınavlarına şampiyon öğrenciler yetiştirirken, medreselerde Risale’den sınıfta kalmak. Yada “Oğlum paşa olsun” deyip, çocuğuna iki cihanın padişahlığını sağlayacak Hafızlık’tan muaf tutmak. Mümini muhafaza için siyaset sahnesine atılıp, kendini bile muhafaza edemeyerek, bir melek-i siyanet olan sahabe mesleğini terk etmek. İktisat fakültesine iyi bir gelecek için gidip de, İktisat Risale’sinin bir düsturunu bile hayatına uygulayamayarak ömrünü israf etmek. Kişisel gelişim seminerine katılmaya zaman bulmak, ama zaten haftada bir güne düşen Risale derslerine fırsat bulamamak. Örnekleri çoğaltabiliriz.

İnsana harcamak... İnsanın insan olarak kalabilmesi için insana harcamak. Tahmin edeceğiniz gibi “insana harcamak” demek, onun yaratılış gayesine uygun şekilde yaşayabileceği bir maddi ve manevi birikim ile onu donatmak demektir. Her ne kadar bunu bilmeyenimiz yoksa da, yine de biz çoğu kere kendimizi ve sevdiklerimizi harcamaktan alıkoyamayız kendimizi. Tersi de mümkün. Şu hayatta bazen insanı harcayan birisi olmuşuzdur, bazen harcanan birisi. Bunun örnekleriyle doludur hayatımız. Hayatlarını belirlediğimiz insanlar vardır. Hayatlarımızı belirleyen insanlar var.

Popüler kültürün hakim olduğu günümüzde insanları genel olarak ikiye ayırabiliriz. Harcayanlar (tüketenler) ve harcamayanlar (tüketmeyenler).... Diğer bir ayrım da şöyle olabilir: Harcayanlar ve harcananlar. Bir takım insanlar bir takım vasıtalarla bazı insanları sömürüp, harcarken; harcanan bu kişilerde kendi dünyalarına ait maddi ve manevi varlıklarını harcıyorlar. Konumuz bu insanlar değil.

Geçmişe dönüp, şöyle bir baktığımızda, bir zamanlar pek çok meşhur olan bir çok sporcu, sanatçı, siyasetçi ve yazarın insan kalamadıkları için, kendilerini harcadıkları ve harcattıkları için bu gün unutulup gittiğini görürüz. Bu insanların hayatlarını bir hiç uğruna harcadıklarını ve hayatın geniş dairesinde ömürlerini heder ettiklerini müşahede ederiz. Bir zamanlar alkışlanan bu insanların, şimdilerde taşlandığını, bir zamanlar el üstünde tutulan bu insanların şimdilerde ayaklar altına alındığını ibretle seyreder, hüzünleniriz. Bir zamanlar medyanın yoğun ilgisinden şikayet edip yalnızlık isteyen bu kişilerin, şimdilerde terk edilmiş bir ev gibi yapayalnız bir şekilde kapılarının çalınmasını beklediklerini görür, dertleniriz. Her ne kadar bu tür insanlar çevremizde çoksa da, bunlar da yazımızın konusunu oluşturmadığı için, mütebakisini sair yazılara havale edip, burada mücmelen geçelim.

Konumuz ülkemizin son seksen yılına damgasını vurmuş Risale-i Nur ile Nur talebelerinin bu “harcama” meselesinde nerede durdukları.

Risale “insan ol! İnsan kal! İnsana harca! İnsanı harcama!” diye dursun, Risale ile tanışıklığımın daha birinci yılında bir cemaat bölünmesine tanıklık ettim. Ağabeylerin bir kısmı “bizden” tarafta, kalanı da “karşı” tarafta kaldı. İktisadi kurallar cemaate uyarlandı ve cemaatin bir kısmı cemaat seviyesinden cemiyet seviyesine düşüverdi. İktisadi doktrinlerle birlikte cemaatlerin direği olan bazı ağabeyler harcanarak “Risale-i Nur” hizmetinden emekli (!) edildi. Bu olaylardan kısa süre sonra “bizim” tarafta bir kırılma daha yaşandı ve yine meşveretlerde en çok oy alan ağabeylerin bir kaçı diskalifiye edildi. Yani yine insan kalınamadı ve insan harcandı. Bu kadar büyük çaplı olmasa da zamanla küçük gruplar halinde kopma ve kırılmalar yaşandı ve hala da yaşanıyor. Bu gün bir çok kalem ve kelam erbabı nur talebesi “ölü ozanlar derneği”ne üyedir. Sesleri solukları çıkmaz. Bünyamin Ateş, Tahir Aka, Burhan Bozgeyik, Necmettin Şahiner... nerelerdedir şimdi.

Bunlar olurken, yani Risale-i Nur’un ruhuna uygun bir hayat ve tefekkür tarzını benimseyenler hayatın geniş dairelerinde değil de, cemaatin dar dairelerinde harcanırken, “insana harcama” yerleri olan nur medreselerinin sayısı gün geçtikçe azaldı. Buna mukabil dershanelerin (!) sayısı arttı. Buralarda matematik, biyoloji, fizik olimpiyatlarında derece alan gençler el üstünde tutulurken, Risale-i Nur’un şakirdi olmak için gayret gösteren çocuklar bu kadar ilgi görmediler. Bir tarafta dershanelerde gençler aşırı ilgi ile harcanırken, diğer taraftan gençlerin bazısı medreselerde ilgisizlikten ve dışlanmışlıktan harcandı.

Evet, bir yanda insana harcamaya davet eden bir Nur cereyanı, diğer tarafta bu cereyanla pek de bağdaşmayan bir takım “insanı harcama” hareketleri. Artık bu meseleye bir “çare bakmak” gerekiyor. Geçmişte zaman zaman yapıldığı gibi meselenin çaresine bakmamak, çareye bakmak gerekiyor. Evet ya insanı harcayacağız yada insana harcayacağız. Ya çareye bakacağız. Yada çareye bakmadığımız için birilerinin çaresine bakacağız (!) ve ölü ozanlar derneğine yeni yazarlar yetiştireceğiz. Elde kalan bir çok yazarın da darül aceze azası olduğunu hatırladığımızda meselenin çaresine bakmanın da çözüm olmadığı anlaşılıyor.

Evet bu gün vagonlar lokomotifliğe soyundurulmuş, lokomotifler vagon olmaya mahkum edilmiş. Vagon olmayı kabul etmeyen yada “bu raylar bize göre değil artık” diyen lokomotifler, ya kendi içlerinde bir yolculuğa çıkıyorlar veya sonu gelmez bir yalnızlığın içine kendilerini bırakıyorlar. Lokomotifler vagon yapılarak harcanırken, vagonlar da lokomotif yapılarak harcanıyor.

Kendi hayatıma baktığımda bazen insana harcayan biri olduğumu, bazen de insanı harcayan birisi olduğumu görüyorum. Bazen harcanan birisi olduğumu, diğer bazen de harcayan birisi olduğumu fark ediyorum. Bazen çaresine bakan bir insan, bazen de çaresine bakılan bir insan olduğumu hissediyorum. Bazen bir çare, bazen bir dert olduğumu da itiraf etmeliyim. O halde bize düşen şey ne? Galiba Meyvenin Dördüncü Meselesini kendimize “mesele” edinmek. Umur ki ne zulüm eden, ne de zulme uğrayan, ne harcayan, ne de harcanan oluruz...

Dönüp baktığımda geriye, insanı harcayanların, insana harcayanlardan daha çok olduğu görüyorum. Bunun kadim bir imtihan meselesi olduğunu biliyorum. Öte yandan tarihin azların tarihi olduğunu da. Yeter ki bir mümin olarak insan olalım, insan kalalım. İnsana harcayalım, insanı harcamayalım. Çareye bakmasını öğrenelim, “çaresine bakma (!) kolaycılığına düşmeyelim.

  21.02.2006

© 2015 karakalem.net, Mustafa Oral

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

20ALAY VE SAMİMİYETİDRİS AL, 20.06.2006, ESKİŞEHİR

Anlamadığını anlayan insan samimi olabilir.

Anlamadığını anlamak isteyen insan samimi olabilir.

Anlayamadıklarını anlayan insanların, anlamak için neler yaptıklarını anlamaya çalışan insan samimi olabilir.

Anlayamadıklarını anlayan insanları takdir eden insan samimi olabilir.

Ancak

amellerine güvenerek anlayamadıklarını anlayanlarla alay eden insan samimi olamaz.

Zaten samimi olan alay etmez,alay eden samimi olmaz.

19dinimi ogrenme ve ogretmegrcn, 19.06.2006, oslo

samimi olani Allah gorur ve bilir elbet.

risale-i nurlari ne nerede cok guzel derecede biliyorsunuzdur ,

anliyor ve de anlatiyorsunuzdur ,

ama anlattiginiz hakikatleri cok fazla yasamiyorsunuzdur veya kendinize mal edememissinizdir,

kulturel sakirt statusundesinizdir ,

ve cevreniz de bu hizmet insani olmakligin apoletleri ile dolasiyor ve arz-i endam ediyorsunuzdur ,

gorenler sizi selamliyor veya size ogrenmek icin birseyler soruyordur ama

bir baska insan sizin mahallenizde , sizin ogrendiginiz hakikatlerden bigane yasiyordur ,

mahallede cok seviliyordur ,

herkesin yardimina kosuyordur ,

sadece camide 5 vakit namaza giden birisidir ama samimidir ,

her na kadar az birseyler bilse de o bildigi kadarini yasiyordur .

siz icsellestiremediginiz ve bir suru bildiginiz hakikatler ile kendinizi -disa vurmadan ve batini bir gurur ile - kurtarilmis ve hz. mehdinin talebesi psikolojisinde gorup oylece yasiyorsunuzdur fakat ne yazik ki o mahallenizde ki azicik bilgisiyle onlari yasayan samimi insan -gercekte- hz.mehdi nin talebesi olmaya daha elyaktir bunu da bilmiyorsunuzdur.

insani harcamamali ,

insana ise harcamali .

kulturel ve yuzeysel insani kurtarmali ,

samimi insani ve insanlari ise harcamamali .

18mazimiz müstakbelin aynasıdırali ihsan türkmenoğlu, 19.06.2006, Ankara

Mustafa Bey geçmişe yönelik olarak tarafsız biçimde ve hakkniyet usullerine uygun olarak, cemaat ve meşrepler adına güzel bir nefis muhasebesi yapmış.. Allah Razı olsun kendisinden..mazimiz müstakbelimizin aynasıdır ve tarih ders alınmadıkça hep tekerrür etmektedir..burada meşrep, meslek, mizaç farklılığından ötede, fert olarak nurları hakikatleri nasıl algıladığımızı her an sorgulmak,ruhi ve kalbi terakkiye daha fazla önem vermek gerektiği güzel bir anlatımla vurgulanmıştır...birbirimizle didişmek ve meşrebim en güzeldir hatasına düşmek yerine,geçmiş deki hatalardan ders alarak istikametimizi belirlemek mecburiyetindeyiz....geçmişde belki 30 sene öncelerinde keyfiyyet ve hizmetlerde adam yetiştirme meselesine daha çok önem veriliyor,bir insanı yetiştirmek ve hidayetine vesile olmak üzere bir cemiyete veya topluluğa yapılan yatırım dan hasrı nazar edilmiyordu..ve tebliğ görevi ifa edilirken ne zengin -fakir ,ne de imtiyazlı- gariban ayrımı yapılırdı..bizlere emek verenler bizleri yetiştirenler Hazreti Üstadın has ve sadık ihlaslı talebelerinden böyle öğrenmişlerdi ve onlara sadık olarak öğrendiklerini tatbik edip milletimizin imanının kurtulmasına hizmet ediyorlardı..zamanla maddi imkanlar çoğaldı,tanışanların sayısı arttı, hayat dairesinde her alanda hizmetler gelişti..ancak ferdlerin yetiştirlmesinde gösterilen özen ve dikkat kaybolmaya başladı..daire genişledikçe keyfiyyet göz ardı edildi ne yazık ki..meşrepler arasında artan rekabet de yanlış yorumlanarak maalesef kemiyyet ön plana çıkartıldı..kemiyyet ve keyfiyyetin ikisi bir arada dengeli bir şekilde götürlümesi gerekirdi..maalesef fertler ihmal edildiğinde cemaatten kopmalar, uzaklaşmalar veya daire dışında kalıp küsmeler arttı..günümüzde cemiyyet içerisinde yanlışlar ve hatalardan ötürü küstürülen insan sayısı hiç de azımsanacak ölçüde değildir..Yazarın vurguladığı üzere 4. mesele den önemli bir ders çıkartarak,enfüsi dairede ruhen gelişmeye,kendimizi anlamaya,tanımaya,keşfetmeye ve manevi hastalıklarımızı Kuran ve Nur eczahnesinde tedavi etmek durumundayız..fertler ne kadar gelişir ve terakki ederse meşrepler ve mesleklerde ona paralel olarak Allahın izniyle daha ihlaslı ve daha manalı hizmetlere vesile olabilecektir..nasıl ki mezartaşları bizlere ölümü hatırlatıyor,yapılan hatalar bizlere ibret olarak yol göstermeli ,

daima ihlaslı hizmetler,muvaffakiyetler,bizlere örnek olmalıdır..hani firmalarda yapılan toplantılarda başarı hikayeleri anlatılır..çoğunu dinlediğinizde başarıların ardında ,hatalardan ders alınarak samimi gayretlerle başarının yakalandığını farkedersiniz.. hizmetlerde muvaffak olmak ve istikametini muhafaza etmek, nefsi ve ruhi mucadelede terakki kaydetmek için kali ve hali dua bir iksir yerine geçmektedir..burada şu hususu da hatırlatmak da fayda mülaha görürüm ki..yazılanlar sathi nazar yerine lütfen dikkatlice mütalaa edilsin..ve sakin bir ruhla incelensin..Hadislerde veya Rsalelelerde nefsimizin veya şeytanımızn hoşuna gitmeyen uyarı ve ikazlar, bizler için belki de ilaç hükmündedir..Nurları özüne vasıl olarak analiz edersek, bakış açımızda büyük kazanımlar elde ederiz ve algılama sisteminiz ve hadiseleri anlama yeteneğimiz oldukça ileri seviyede gelişir..Kuran ,Hadis ve Risale-i Nurlar bizlere hadiselere darbir zmöandan değil geniş biz zamandan gelecekten ve geçmişi bir arada tutarak bakmayı tavsiye eder... bazan hadiseleri öylesine odak noktasından ve en merkezi yerinden yakalar ki çoğu zaman hayret içinde kalırsınız..netice olarak deccal ve süfyani sistemde, tuzaklara düşmemek ve bidalarla bulşamamak,yanlışa vesile olmamak ,günahlardan uzak durabilmek için ruhi terakkiye gereken önem verilmelidir..

17"Anlamamak Yanlış Anlamaktan İyidir"İDRİS AL, 17.06.2006, Eskişehir

Bazı insanların yanlış mı anladıklarını yoksa anlamazlıktan mı geldiklerini anlamak bazen o kadar zor oluyor ki.

Bazılarının yanlış mı anladıklarını yoksa yanlış anlamış gibi mi yaptıklarını anlamak bazen o kadar güç ki.

Kimilerinin anlamadıklarını mı yoksa anlayamayacakmış gibi mi yaptıklarını anlamak o denli zor ki..

Kim bilir belki ben de aynı sorunla muzdaribimdir.Muzdarib olup olmadığımı keşke biri anlatsa da anlayabilsem.

16çocuklukhaktan, 16.06.2006,

e..

tam okuyamadım ancak yüzeysel bir okumayla şunu yazmayı ihtiyaç hissettim, içe dönüş mağraya çekil değil, (ancak kendi mağrana çekil...)başkasının hatasının bizi duaya götürmeli ve bu hallerden korunmak için yalvarmalı yani içe dönüş kendini düzelt sonra o iç zaten güzelliğiyle ayna olur..

en kaba söylemimle bunu kast ettim hayat verdemen olmaz inandığım, o mekanlar bence melek kaynıyor..

o güzel gençleri yuzu suyu hürmetine belki de hayat ayakta...

Büyük katkı...

bilirsiniz o bakışları Allahı peygamberi tanımak isteyen, bana anlat diyen diller, pür masumları..

onlar görmekte istiyor...

Aklıma şöyle bir şey geldi yıllar önce dershane. başladığımda müdür sordu neden bu dershane bende dinimi merak ediyorum demiştim, adamda bir kahkaha atmıştı...

içimden bir gün hepinizden iyi olacam demiştim..

çocukluk işte bu kadar saf oluyor insan..

:))

selamlar

15kenara cekilmegurcan, 16.06.2006, oslo

evren kardes .

sizin tavsiyeniz uzucu olsa da herhalde sadece bana boyle bir sekilde teklif yapilmistir.

ama haklisiniz tabii. sizi anliyorum.

simdi aklima gelen ise bu sitede ki bahsettiginiz tarz risale uzerine yorum ve tetkikler ayni cevreler tarafindan ve ayni duygu ve dusunceyi paylasanlar arasinda yapilsin diyorsaniz , bu siteyi kendi icine kapanik ve tekduze ve tekrenkli sifreli ve parali ve uye sistemli bir siteye donusturun veya bunu teklif edin.

eger bunu yapamiyorsaniz site yetkilelerine bu tarz yazilari neden geciriyorsunuz deyin.

veya size ayri bir teklif de bu tarz yazan yazarlar ve yorumculari listeleyin ve siteye yollayin. ( diger tabirle fisleyin ).

yok bunlarin hicbirini yapamiyorsaniz ve

" ben bunu kastetmedim yanlis anladiniz " diyorsaniz . yapilacak sey su: birakin herkes yorumunu yazsin. soylesin soyliyecegini.

baksaniza ali ihsanin yazdiklarina . deccalle ayni safta gruplardan bahsediyor siz ise bana ne teklifte bulunuyorsunuz.

yorum sayfasinin yaninda site de bir de TAVSIYELER bolumu acilmali ki evren kardes gibi kardesler tavsiyelerini oraya yazabilsinler.

evren kardeşim zülfüyare dokunduysam helaliliğini dilenirim.

14evren, 16.06.2006,

gürcan kardeşim

ben kamuoyunda kanaat önderi olarak bilan hoca efendiye mensup abilerin dershanelerine gittim. benimle hiç ilgilenmediler. bir gün olsun evlerine davet etmediler. dersanede piyasa deyimiyle artis çocuklarla ilgilenen abilerin bizim gibi garibanlarla ilgilenemesi üzücüdür.bir taksitimi ödemediğim zaman senin gibi borcumu affetmek yerine bana icra ihbarnamesi gönderdiler. bunlar olabilir. bunlar benim şahsi hallerim. bundan dolayı kızgın, yada küskün değlim. allah razı olsun kendilerinden.

neticede kurumun ayakta kalması gerekiyor diyebiliriz.ayrıca ben de buradan bir hizmet alıyorsam bedelini de ödemem gerekir. ama öbür arkadaşın borçlarını silerlerken benimkini silmemeleri benim gibi onsekizindeki genci nasıl etkiler siz düşünün.

bir topluluktan bahsediyorsak, üstelik sayısı çok fazla olan bir topluluksa bunlar içinden iyisi de çıkar, kötüsü de. biz nur talebeleri olarak iyileri tebrik etmek ve desteklemek, kötüleri de şefkatle uyarmak gerekir. size iyiler nasip olmuş, bize de her manadan ayrımcılık yapanlar nasip olmuş. ne sizinkisi, ne de bizimkisi genellemeye müsaittir.

insanların renlerini yitirdiği bir durumda tek ve saf renk bulmak zordur. bizlere risale anlayışına sığınarak, öfke veya savunma durumuna geçmeden tarafsızca ve ihlaslıya risale ile ilgili olan olay, olgu ve şahıslara yönelip değerlendirmek düşer.

gerek yazar, gerekse de saliha haktan olayı daha geniş boyutta değerlendiriyor. her türlü dersanede, nur dersanelerinde ve hayatın diğer alanlarında zaman zaman rastlanabilen durumları uyarma gereği hissediyor.siz de olayı birazcık daha geniş düşünseniz, belli bir cemaatle sınırlı tutmasanız diyorum.

bu sitede yaptığınız yorumlar pek hayırlı müzakerelere vesile olmuyor gibi. insanların ruh hallerini olumsuz etkiliyor gibi. biz sizden

risaledeki tefekkür silsilesine uygun yorumlar beklerdik.

gördüğüm kadarıyla bu siteyi umumiyetle bir şahıs veya cemaat merkezli kişiler ziyaret etmiyor. risaleyi dikkat tefekkür ve teemmül ile okumaya çalışanlar ziyaret ediyor. yorumların kalitesinden bunu anlayabiliyoruz.

gürcan kardeim. iyi niyetli ihlaslı ve samimi olduğundan eminiz ama yorumlarınız biraz ruhları bulandırıyor, sinirleri geriyor. ya yazarların ve yorumcuların yazılarını biraz daha dikkatli okuyun veya birazcık kenara çekilip olayları izlemeyi deneyin. bu hem size hem de siteye istifade maksadıyla gelen kardeşlerimize hayırlı olacak gibi.

gürcan kardeşim zülfüyare dokunduysam helaliliğini dileririm.

13haktan , hakikaten soyluyor .gurcan, 15.06.2006, oslo

benim hikayelestirdigim yazida ayri bir yasanti ve olmus, uydurulmus degil ve gercek.

sizinkide yasanmis bir hadise .

ben sahsen ogretilerden ogrendigim dusturlar neticesi yanlislar yok demiyorum , yanlis yapan insan da yok demiyorum ve gulpembe ise hic demiyorum ama bildigim bir sey ise butun olumsuzluklara ragmen iceride bulunmanin luzumuna hatta elzemiyetine inananlardanim. diger turlu ise baska bir secenek kaliyor. o da sizin " bu yuke ve izdiraba daha fazla katlanamam " deyip de kenara cekilme veya ice donme yoludur ki , bilmiyorum o yolu dusunsemde ayri bir sefkat tokadi bahsi oldugu icin acaba kendini dusunmek gibi ele alinirmi diyerek o yola suluk etmedim ve etmeyide dusunmuyorum.

ama sizin yazinizi okudugumda izdirabinizi hissettim. inanin.

" yapmadiginiz seyleri neden soyluyorsunuz " ayetinde ki hakikati ben sizin gibi anlamiyorum. bu ayeti h.efendi su sekilde ele alinmali diyor : " yapmadiginiz seyleri neden soyluyorsunuz , madem soyluyorsunuz o zaman yapin ! " diye yorum getiriyor ve bu benim cok hosuma gidiyor. yoksa inanin herkesin daglara cekilmesi , iclere cekilmesi gerekiyor cunku hz.isa aleyhisselamin da zaniye bir kadinin cezalandirilmasi olayinda dedigi gibi " icinizde kim gunahsizsa tasi o atsin " kabilinden hickimse gunahsiz degil , gunahsiz olmadigina gore o zaman netice olarak kimse kimseye bir sey anlatmasin sonucu mu cikmali ? bence hayir.

kaldi ki veda hutbesinin sonunda efendimiz aleyhisselam " bu benden duyduklarinizi diger muhtac insanlara da ulastirin olur ki (sizlerden) isitenler , soyleyenlerden daha iyi anlarlar." diyor aynen.

ilerleyen yillarda degisen bakis acilari ve fikirleri bende yasiyorum ve su siralar en karisik donemlerimdeyim. cunku icride bircok seye sahit oluyorsunuz ama bu hzmt ne x in ne de y nin hizmeti olmadigi icin ayrilamam ve ayrilmam. bu resulullahin hizmeti cunku. baska yol mu yok yani ? diyeceksiniz bence bu en guzeli ve musaaedenizle buna izin var yani boyle dememe.

sizinde dediginiz gibi o ilk saf ve samimi yillarda ki zamanlar da ben abilerimi bazen elestirirdim. calisan ve evli abiler tesbihata filan onem vermezlerdi bende cok bozulurdum . nasil yaparlar bunu derdim. daireden cikiliyor gibi dusunurdum onlar icin. ama bugun kendime baktigimda ve aradan 6-7 yil gectiginde ayni seyleri kendimde gordum ve anladim ve aglama istidadim olsa idi aglayacaktim ama..................

neyse ayrilmadan ve gucenmeden bir sekilde bir ucundan tutanlara ve sizler gibi samimi insanlara kalbi selamlar !::

12PEMBE HAYAThaktan, 15.06.2006,

olayı biraz saptırmışsınız gürcan kardeş.

anlattıklarınızın başında unv. sınavı haz. yıllarımı hatırladım, yani o başlangıçlar sıcasık emin saf inanan yılllar.

ancak sözlerinizin gerisi...

ancak hiçbir şey bu kadar pembe değil..

insan gönül bağladığı abilerinden, ablalardan sözlerinin, tavırlarının arkasında durmasını bekliyor görmek istiyor. ki zannediyorki o söylediklerini yapıyor ve çocuk hakikati seviyor aslında ama, o zannediyor. hedef karışıyor. ancak o bu ayrımı henüz yapamaz...

yalan söyleme deyip yalan söyleyen bir insan ne kadar çirkindir, şüphesiz bu, bu şekil bir prensibi olanlar için, diğer abla ve abilerden gerek duyulan gerekse görülen haller, insana bazen keşke bunları hiç tanımasaydım dahi dedirtebiliyor...

şimdi evlerde kalan en has arkadaşlara sorun nasıl dem vuracaklar gördüklerinden duyduklarından...

birde insanları öyle uzak sanmayın bir yerlerden illa rozetmi takmalıyız..

uzaydan konuşmuyorum....

öyle kolay geçişler olmuyor, üzgünüm...

Sevgi adavete dönüyor, ancak uyuşturucuya hayır demeyene bir diğeceğim yok..

din de bir afyon çoğuna...

Gelelim o kardeşim hakkındaki yorumlarınıza o son derece çalışkan birisiydi, o üstün başarısına irade edip çalışmayı katınca burslu okudum efendim!...

herkesi babası milyarder değil.

Beni harcadılar demedi ki o benim kendi gözlemim...

niyeti kavramadığını nerden biliyorsunuz?

bende emin değilim, ancak Rasulullah(as) tarihte bir kere çok ciddi sinirlendiğini biliyorum ki, oryantalistler bile başka bir rivayet bulamamışlar..

nerde mi?

hatırlayın bir sahbe son anda müslüman olan bir müşrüki savaşta öldürdüğünde..

NERDEN BİLİYORSUN KALBİNE Mİ BAKTIN...

demişti..

insanı harcıyorlar...

öyle görünüyor ki, gençleri en çok dindarlar dinden uzaklaştırıyor!

ve şunuda açıkça söyleyebilirim

hiçkimse tapılacak değildir, ne kurumlar ne de gerisi.

Yanlış varsa yanlıştır...

a deniyor c yapılar ama a empoze ediliyor..

sussunlar o zaman...

konuşmasınlar...

bu daha hayırlı, islamın neresinde var yaşamadığını anlatmak..

ayet demiyormu:

YAPMADIKLARINIZI/YAPMAYACAKLARINIZI NİYE SÖYLÜYORSUNUZ..

susmalı..

hatta hadisler hakkında konuşabilmek için bile çok titiz prensipler varda bende o kitap olmadığı için yazamayacağım.

Bunu tutup ama kurum leke almasın deyip susumayı sadece büyük bir binanın yıkılmasını beklemek için yapılan içten dedikodu olarak algılıyorum. o bina zaten kaynıyordur.

bunu dindar olmayan komşunuz bile sevmez. şimdi x.. hocası tutup öğrenci kayıracak yok efendim bu şuymuş ötekisi açıkmış diyecek haksızlık yapacak...

sizde efendim onlar x dershan.. hocası dokunulmazlığı var diyip komuşunuzu kandıracaksınız..

kadın şunu diyecektir bunların hepsi aynı..

suçu bertraf eden nasıldır!!!

üzgünüm ....

Özür dilerim ama bu sinsice gidişi beklemek gibi oysa yanlış var uyarı olmalı.......

Dua ile yaşanması gerektiğini kuvvetlice inanıyor ve bunu hem kendime hem dostlarıma söylüyorum, onca çirkinliğe rağmen ben oraları seviyorum, ancak HAYAT PEMBE... diyemiyorum..

O HALDE YA BU YOLA GİRMEYECEĞİZ, GİRERSEKTE ONU ÖRNEK ALACAĞIZ KENDİMİZİ DEĞİL...

VEYA AÇIK YÜREKLİLİKLE BEN BUNU KALDIRAMIYORUM DİYEBİLMELİ..

hatalar itiraf edilebilmeli...

bunlar için ağlanmalı, yoksa nafile konuşma gerisi yarına negatif bir hane doldurmak...

Özür dilerim MUstafa abiden ve diğer okurlardan...

Mustafa abi ben çareyi içe dönüş olarak buldum bu gidişe dur deyebilmenin çaresi...

Gecelerde dualarda yakarışlarda....

11evet !grcn, 13.06.2006, haungenstva

sokak koselerinde her gece bira icerdi ,

bundan haz alirdi .

sigarayi cigerleri bronsit oldugu halde birakmamisti.

serseri idi.

ikaz edecek ve yonlendirecek bir cevreden mahrumdu

sevgilileri vardi ama sevmiyordu.

cunku sevmek nedir ki bilmiyordu.

mahallede yine kose beklerken mahallede oturan bir abisi onu ilk defa namaza cagirmisti.

istemeye istemeye gitmisti.

2inci 3 uncu derken arkasi geldi.

artik hala koseler bekleniyor ama bir vakitte olsa namaza gidiliyordu.

soyle bir degisiklik olmustu :artik koseler huzursuz , gidilen vakit namazi ise huzur verici idi.

bu kadar di yani. sadece bir kisinin namaza cagirmasi idi baslangic.

ve birden uyanis.

cevreyi bir de o gozle gorus.

zorla biten lisenin ardindan birden universite okuma istegi.

o da anlamiyordu ne oldugunu.

koselerden kacmalar.

sevgililerden kacmalar.

ve nurani bir cevreye kosmalar baslar .

gittigi ve abileri kanaliyla ucuza kaydoldugu universite hazirlik dersanesi hamurun pisirildigi yer gibi ona gorunur.

gulmeyi , aglamayi , vermeyi

ogrenir .

bir gun elini bir bicakla derinden 4 dikis atilacak derecede kestiginde hic unutmaz bir abisinin butun masraflari ile beraber yanindan hic ayrilmadigini. ve sasar kalir ama cok sevinir.

o dersane kanaliyla tanidigi orta asya ve sibiryayi ogrenir ve gider parasi az bir fakir ailenin cocugu oldugu halde.

zeki degildir.

parasi yoktur.

ama deli gibi gider bir sekilde.

derken maddiyat zorlar ve daralir.

annesini ozler aglar.

dedesi vefat eder sonra duyar

ve gunler gunleri kovalar.

parasi bitmistir. ve bunu farkeden bir abisi -ki o da ogrencidir - cikartir ve karsiligi olmayan 100 dolar verir.

bilmem ki bu lutf ile ihsan nedendir der !

-30 derece sogukta kislik ayakkabi alacak parasi yoktur ve guzel ve yine hediye olan spor ayakkabilarini giyerek " bunlarda sicak tutuyor gerek yok yeni bir seye " masalina inanmaya calisir. ama yine o nurani abilerinden birinin gozunden kacmamistir bu. guzel bir bot hediye edilmistir artik ona.

ilk gittigi gunlerde ihtiyaclarini karsilamak icin paraya ihtiyaci vardir ve bir sekilde duzenlenen risale yarismasinda birinci olur ve butun ihtiyaclarini cesitli magazalardan karsilmak sureti ile bir odul alir.

cok sey ogrenir ve gorur ve yasar.

akilli ve zeki ve birincilikleri olupta , en guzel universitelerde okutulan ve desteklenen ve masterlar yapan [ BAZI ] kardeslerinin dengeyi muhafaza edemeyerek , niyetin ne oldugunu kavrayamayarak , ulfete takilarak ve bulunduklari yabanci veya yerli ortam ve ozellikle de universitenin ( kizli ) ortamlarinda yaralar alarak en sonunda elestiri oklarini kendi nefislerine degil de abileri ve ablalarina ve guzide kurumlara yonelterek " beni harcadilar " diyenlerden degildir o.

liyakat degil sadakatin onemli oldugunu ,

sadece liyakatin belli yere kadar goturdugunu,

ama ikisinin de olmasinin nurun ala nur

oldugunu bilenlerdendir o !

ve de gorenlerdendir.

" eden kendine eder"

disaridan realiteleri kendilerine gore yorumlayip realitenin uzaginda duranlari gormekte ve yorumlarini okumaktadir o !

10Değer mi?Abdussamet , 13.06.2006, tuzla

Yazı hakkında yorum yapmak ister misiniz sorusuna olumlu yanıt veremiyorum.Ama Saliha Aktan isimli yorumcunun yorumu hakkında; başarılı öğrenci peşinde koşmanın ve kariyer sahibi olmanın en gerekli şeyler olduğuna inanan insanların yapacağı yorumları merak ediyor ve soruyorum.

Tüm bunlara ve bunlara benzer medyada duyamadığımız olaylara değer mi?En zeki insanları bile sündüren eğitim anlayışınız sıradan insanlara umutsuzluk ve hiçlik duygusundan başka ne vaat ediyor?

9gömleği tersten giymeksaliha haktan, 12.06.2006,

esselamun aleykum

bu yazıyı ilk okuduğumdan beri hep bir şeyler yazmak istedim, ancak duyan var mı ki,

veya inanan olur mu

şüphesi kalbimi sarınca yazamadım.

yüreğimin bir köşesinde illa bir şeyler söyleyen var, susmalı belki ulusoyun dediği gibi.

sanki alay ediyor birileri...

Evet mustafa abi,

nasılsınız?

yüreğe akan muhatabındır bence, onu saklamak hırsızlık...

bilmem anlaşılıyor mu?

Namaza durunca, beytullahın karşısında,

hamt alemlerin Rabbi olan Allaha mahsustur demek,

bütün bir kainatla eridiğini hissedip,

veya mescidi nebevide, o kemikleri titreten muhteşem kıratta,

o güzel insanın, ruhunu saran, yüreğine sinmiş, yüreğinden gelen imanı ile melekut boyasına boyanmış, kendinden alıp asırlar öncesine konuk eden

kuranı

bizlere ikram etmesi ile

elhamdan sonra mescidi asırlardır sarsan

AMİN

duasına duaları katıp küllü dua eder gibi,

külli bir muhatabiyet mi söz konusu????

yoksa, karamsar bir yalancı dünyada mıyım?

Vallahi ben bilmiyorum...

anlayamadım...

Mustafa abi, sizi tanımıyorum, gördüğüm bu yazı bir şeyler söylüyor, sizinle ilgili,

ve sonra gözümün önüne geliyor geçmişim,

düşmelerim, düşüpte kalkamamış kardeşlerim..

evet kardeşlerim

böylesi bir ortamda kalabilen ya çok mümindir, ya ..

özür dilerim...

O bir fidandı.

henüz 27 sine varmamış ikinci doktorasını yapıyordu.

üstün zekalıydı bundan dolayı bir çok olumpiyat madalyası vardı. Türkiyenin en iyi unv. lisans, abd nin en iyi unv.lerinden birinde birinci doktora ve şimdi ikinci dok. yapıyordu, ancak şimdi beyaz gömleği tersten giydi.

çünkü insandı, inanıyordu...

yanlız sayısal değil sözel en zorlu dallarında çalıştı, sufizmde perspektifine katarak, ağır bir yaşamda Ona hizmete adamıştı kendini...

Onu netten bir araştırayım deyince hocaları çıktı karşıma..madalya aldıran hocaları

İNSAN HARCAMAK..

okuduğu liseye reklam olmuş büyük kar...

pratiği ve ilmi konuşurduk

faydasız ilimden sana sığınırım Ya Rab diyen peygamber, onu anlatan, onunla hallenmiş temsilciler....

çıkmadı,

o şimdi BAKIRKÖY de ...

gencecik bir fidan..

o kadar yüklenmişler ki dün ona korkunç bir hasar geçiriyor beyni...

empoze edilen onca şey, ve arkası boş olan her söz...

onca ikiyüzlülük...

kim kim???

ağır başlı, son derece saygılı...

onca ilim...

çıldırmamak elde değil,

bunca çelişki, onca dürüstlük ve düşünce, ancak çevre...

uçurum var sözle hal arasında veya muhammedle temsilci arasında ki muhammed yüreğin taa özünde...

Çünkü has bir kişiliğe sahip insan barınamıyor bu çevrelerde...

size bir örnek daha anlatayım, bu arkadaşımız bir bayan pardon kardeşimiz...

şu anda bir unv. öğretim görevlisi.

2 kez kalp ameliyatı geçirmiş 4 YAŞINDAKİ çocuğunun yaşadıklarının kaderin bir parçası olduğu hakkında haykırıyordu, Onun her an yaratılışına küfr ederek...

o namaz kılıyor...

yanlış anlamayın o evlerde büyüdü...

Ama kader yürek konusu, bilmiyor ki öyle bir ortamda onca beye muhatap olmak neler götürür insandan, yürek hassasiyetini yitirir, Onun incecik latifeler kapanır...

poyrazlaşır insan tek başına kalır...

Yardım gelmez, ki yardım,

Allahım diyebilmek, bu muhabbeti duyabilmektir...

aslında...

kalp, biraz anatomi ile ilgilenler bilirler, en kalın kaslara sahiptir, öylesi korunuyor yani...

hayatın kaynağı olan kalbin nasıl korunması gerektiğinmi gösteren bir sünnetullah bu..

kalp korunmalı zikirle, ...

sımsıkı duvarlar olmalı nurdan yapılmış, ...

sunettullaha uygun...

Evet hakim cereyan karşısında o da çok sağlıklı değil bir günde üç defa karar değiştiriyor,

....

EMPOZELER...

gömleği tersten giymemek mümkün mÜ?

yamalı dine alışkın olmayan, içindeki temizliğe sadık kalan için

çok fazlaa...

evet Mustafa abi

SAHİ NE ZAMAN YÜZÜMÜZÜ MUHAMMED MUSTAFA ya dönecez

veya Mağralara mı dönmeli...

zamanı geldi belki de çoktan..

8İhlasmetreye gerek var mı?dertli dolap, 14.03.2006, türkiye

Dünya ile ahiret arasında kaldığı zaman yaptığı tercihlere göre herkes kendi ihlasını ölçebilir.İhlasmetre aramaya gerek yok.İhlas derecemiz mihnetle karşılaştığımızda yaptığımız tercihten anlaşılır.Çünkü İmtihan ile mihnet aynı kökten gelir.İhlas İmtihanını kazananlar mihnet karşısında sırat-ı müstakimden ayrılmayanlardır.

7bakis zaviyesinin darligi gurcan, 12.03.2006, oslo

oss hazirlik dersanelerine gosterilen tepki eger gosterilmesi gerekiyorsa bazi ismi cikmis ve tamamen bazi odaklarin ehl-i dunya yetistirmek eksenli kurduklari dersanelere gosterilmeliydi. ( ama maalesef yine ....... )

insan yazar abimizin bu dersanalere ( yani bizim ozumuzun dersanelerine) tepki gostermesinin sebebi ne ola ki... demekten kendini alamiyor.

( ben kendim iman ve kuran hizmetini orada tanidigimdan ve insanlara egilmenin - harcamanin degil cunku su-i zan olur bu - luzumuna orada karar verdigimden ve bizzat gorev alip ne gibi seylere sahit oldugumdan ve yazar abimizin bunlardan haberinin omadigini dusundugumden boyle yaziyorum )

kotunun en alasi ile ugrasilmali ve caba ve gayretleriyle bir seyler yapmaya calisanlara boyle yuklenmenin hizmet (!) oldugunu kimse iddia edemez.

yaziyi yazarak sonra kendi is ve gucune bakmak hizmet demek degildir. ve yazarin bu yaziyi tekrar gozden gecirmesi elzemdir.

azlik ihlasli olmak , cokluk ihlassizlikla ayni manaya gelir sozunu dolayli veya direkt dinlemekten biktik artik.

siz ihlassizsiniz !

niye , nasil yani ?

cunku siz coksunuz !

nasil karar verdin buna .

cunku bende ihlasmetre var.

???!!!

hickimsenin elinde ihlasmetre olmadigina gore herkes artik yeni seyler soylese iyi olacak.

yoksa dar gorusler ve dar dusuncelerde bu yazinin yazarini da hapsetmekten baska carem olmiyacak.

6hakkınızı helal edinizhaluk ihsan, 09.03.2006, İstanbul

ess..

sizde lütfen kusuruma bakmayın. O kadar yıpranıyoruz ki, o cümle o kadar acı veriyor ki, inanın abartmıyorum. Ama lütfen hakkınızı helal edin ki, hayat o kadar ince hassas dengeler üzerine kurulu ki, çoğu zaman insanların hayatında açtığımız yaraları, yönlendirmeleri, değişiklikleri fark etmiyoruz bile ki, hayat ufacık şeyler üzerine kuruludur.

Dolayısıyla hep nefis kendisini haklı görmek istiyor ve bir zamanlar abilerden, bana dini öğretenlerden, dindarlardan aldığım darbeler beni öyle bencileştirmiş ki, sizin o cümleniz beni incitti. Ancak bu yazınız utandırdı, çünkü hatalarımızı görmekten aciziz, ancak eleştiriye geldi mi, üstümüze yani nefsimizin üstüne yok.. Rabbim bizlere mağfiret etsin. Ne çok duaya ihtiyacımız var yıkmamak, tüketmemek veya bu tür yıpratıcılıklara sebep olmamak için.

İhmal üzerine bir çalışma yapılması gerekiyor gibi geliyor bana, mesela kainat bir an ihmal edilse hayat kalmaz, buradan yola çıkarsak, insanın dünyasında ihmalin nasıl enkazlara yol açtığını konuşmamız lazım. Ama hata yapmamak elde değil, ancak dua samimiyet ve birde sürekli olarak insanın gerçekten haddini bilmesi, yani konumunu düşünmesi( ki nedir insana verilen emanetlerin hakikati) onu bambaşka yapar zannımca. Her gün deprem olduğunu bir düşünün, halimizi bir düşünün.

Muhammed(as)ın rahle-i tedrisatından nasiplenmek, nurlanmak; Rahman’ın nadide kullarından olmak duası ile...

5yüreğim sizinle haluk ihsan beyoral, 09.03.2006,

yazıyı okurken galiba küçük bir dalgınlık olmuş. bizim de insanları harcadığımız çok oluyor. mesale beden yazmak konusunda beklentisi olan kardeşlerimin bir çoğuna yeterince zaman ayıramadım. örnekleri saymakla bitmek. bunu yazıda belirttim. o bölümü aşağıya alıyorum. dua ile.

"Her ne kadar bunu bilmeyenimiz yoksa da, yine de biz çoğu kere kendimizi ve sevdiklerimizi harcamaktan alıkoyamayız kendimizi. Tersi de mümkün. Şu hayatta bazen insanı harcayan birisi olmuşuzdur, bazen harcanan birisi. Bunun örnekleriyle doludur hayatımız. Hayatlarını belirlediğimiz insanlar vardır. Hayatlarımızı belirleyen insanlar var. "

4yüreğinize ne olduhaluk ihsan, 03.03.2006, İstanbul

nasıl bunu yazabiliyorsunuz:

Kendi hayatıma baktığımda ...., bazen de insanı harcayan birisi olduğumu görüyorum.

3İnsana Harcamada Haram-Helal Çizgisi Necati Kılıçaslan, 02.03.2006, İstanbul

İnhiraf

Soru: İnhiraf etmede yeme ve içmenin rolü var mıdır?

Yediğimiz-içtiğimiz şeylerin inhiraf etmede rolleri vardır. Haram-helal diye bir kısım temel prensipler vardır ki bunlar bir mü’min için vazgeçilmez unsurlardır. Selef, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun bir beyanına dayanarak “Haram lokma, Cehennem’le temizlenir.” diyor ve insanın maddi yapısı ile manevi yapısı arasında bir alâkaya inanıyordu. Evvela, yenen ve içilen şeylerin helal olması, doğrudan doğruya Hz. Şârî tarafından talep edilmekte ve inananların bununla mukayyet olmaları istenmektedir. Yani biz bununla mükellefiz ve bu da bir emr-i İlâhîdir. İkinci olarak, haram olan şeylerin netice itibarıyla getirdiği zararlar söz konusudur. Bu zararlar bazen maddi olur, bazen de manevi. Evet, yediğiniz bir lokma haramın, sizi inhirafa götürmesi ve hatta çoluk-çocuğumuzun genel durumuna da tesir etmesi her zaman söz konusu olabilir. Selef-i sâlihîn bazen harama düşeriz korkusuyla şüpheli şeylerden dahi vazgeçmişlerdir. Hatta helal olan birçok şeyden bile kaçınmış ve kılı kırk yararcasına hassas davranmışlardır. Binaenaleyh, haram yeme-içme ve giyinmenin insanı inhirafa götürdüğü her zaman söylenebilir. Dolayısıyla da bu mevzuda hassas olmayan ruhlar, burada da çeker, ötede de... Kaldı ki meşru daire oldukça geniştir, harama girmeye lüzum yoktur; bu itibarla da her zaman dikkatli olup, dikkatli yaşamaya gayret sarf edilmelidir.

(06.01.200, Akademi)

2Hedefdertli dolap, 22.02.2006, Türkiye

Dördüncü meseleden hareketle hizmet adına yapılan eğitim faaliyetlerine getirdiğiniz gerçekten orjinal.İnsanları dünyevi hedeflere kilitleyerek,uhrevi hedeflere ulaşmak mümkün değil.Dünyevi vazgeçilmezleri olan hangi uhrevi hedefe nişan alabilir ki.

1orijinal! mehmet boyacıoğlu , 21.02.2006, patagonya

dördüncü mesele üzerinde uzun soluklu bir yazı düşünüyordum. demek aynı gönül ve kafalarla düşünüyoruz.

bizde, baki hakikatler fani sahıslara bina edilemez gerçeği bazen baki davaları kazanmak için fani şahısları harcamak illa da şarttır gibi bir anlayış hakim olabiliyor.

rabbim meselelerimizi mesele edinenlerin sayısını artırsın.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut