Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

"Hayır her şey bitmedi!.."
–Rabia Nazik Kaya

[*4.670 yazı içinden]

Risale’nin şerefi ve sorumluluğumuz

Yazara Mesaj Gönder

BİR ESERİN kıymeti ondan beslenen insanların hayat içerisindeki duruşlarından anlaşılır. Hayata, insana ve kâinata ilişkin düşünceler içeren bir eser, ancak onu rehber edinenler bulundukları zaman ve zemin ne olursa olsun o zaman ve zemine uygun bir söylem geliştirebiliyor ve beslendikleri kaynağın mesajını o zaman ve zeminin içerisinde bir anlam ifade edebilecek, bir çözüm üretebilecek şekilde dillendirebiliyorlarsa değer kazanır. Bir anlamda, böylesi bir eserin değeri onu ellerinde taşıyanların elindedir. Bir eser, ne kadar kıymetli olursa olsun, muhatapları bunu ifade edemiyorlarsa, ifade edenler bulununcaya kadar kıymeti anlaşılamayacaktır demektir. Elbette ki, kastım zaten takip edenler değildir. Bu eseri kıymetine layık olacak tarzda umumun istifadesine sunabilmeyi ve ‘zaten takip ediyor olanlar’ ve ‘ne olursa olsun takip edecekler’ dışında bir kitleye de değerini ifade edebilmeyi kastediyorum.

Eğer bir eser takipçileri tarafından bu şekilde ifade ve temsil edilemiyorsa, bundan zarar gören, takipçilerinden daha da fazlasıyla, ellerindeki eser olmaktadır. Dolayısıyla bir yolda giderken, bir rehber edinmişken, elimizde bir eseri referans kaynağı görür ve gösterirken iki sorumluluk taşıyoruz demektir. Birincisi kendimiz, diğeri ise yolumuz, rehberimiz veya referans kaynağımızın sorumluluğu... Ağzımızdan çıkanlar, hareketlerimiz ve yaşayış ve algılayış biçimimiz, kendimizin olduğu kadar yolumuzun da bizim dışımızdakiler tarafından bir değerlendirmeye tâbi tutulacağı anlamına gelecektir. Hal böyle olunca insan kendisini bir intisab ile tanımlıyorsa, bir söz sarfetmeden veya bir duruş belirlemeden önce iki kere düşünmesi gerekmektedir. Bu söz ve duruşla kendinden çok referans kaynağına takılacak etiketi...

Elinizdeki bir harika olabilir. Ama sonuçta sizin ellerinizde yükselecek veya batacaktır. Sizin aklınız ve çapınız kadar değer görecektir. Bir muhatabın elindekinin değerini ifade edebilmesi için de ilk ve öncelikli şart, onu doğru okuyabilmesidir. Doğru okuyabilmek için ise onun derinliğinin farkına varabilmelidir. Derinliğini farkedebilmek ise o eserin değindiği meselelerin geçmişte ve bugün insanları nasıl meşgul ettiğinden, hangi yollara götürdüğünden, neleri söylettiğinden haberdar olmakla mümkün olacaktır. Bu şartlar gerçekleştirilemezse ifade üstadı dahi olsanız gerekeni zamanınızın ve zemininizin gerektirdiği şekilde dillendirmeniz mümkün olamayacağından belki şatafatlı ama netice itibarıyla içi boş güzel sözlerden öteye gitmeyecektir söyledikleriniz. Sözleriniz boşa gittiği kadar, elinizdeki eser de havada kalacaktır.

Kendi payıma bugün Risale-i Nurları ellerinde tutanların, üstelik de bunların ileri gelenlerinin, önde gidenlerinin hep bu durumda olduklarını düşünegeldim. Sadece zamanı ile değil, geçmiş ve gelecek ile de düşünce bazında hesaplaşan, sadece zamanını değil, geçmişi ve geleceği de inceden inceye elemeden geçiren bir eserin değerini hakkıyla takdir edemediklerini gözlemledim maalesef. Hakkında konuşulanlara, ona dair meth ü senalara baksanız, daha fazla takdir olmaz dememek mümkün değil elbette. Ama ‘âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’ misali Risale-i Nurlar namına ortaya konan eserlere, söylenen sözlere, sivrilen simalara baktığımda, Risale dışında ortaya konulan nitelikli eserlerin yanında Risale adına ortaya konulan ürünlerin büyük kısmının Risalelere yakışmayacak derecede cılız kaldığını içim sızlayarak görüyorum. Onca eğitim görmüş insanın içinden elindeki eserin kıymetine layık entellektüellerin çıkamaması kendini öyle görenlerin nicesinin de bunun ancak kendilerinin ve etraflarındaki birkaç insanın tevehhümünden ibaret olduğunu düşündürecek kadar -bizim entellektüel camiada bile- esamelerinin dahi okunmayışı Risale-i Nur gibi bir eserin hak etmediği bir konumda görülmesine neden oluyor.

Bu manzaraları gördükçe, Bediüzzaman’ın “Bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir” ifadesi, Risale dairesi içinden zamanın mühim âlimlerini çıkaramamanın nedenini de aşikâr şekilde ortaya koyuyor diye düşünüyor. ‘Bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi’ denebilecek bir kıvama ulaşmış Risale müntesipleri neredeyse hemen hiç yok ise, demek ki, ortada Risale-i Nur’u ‘okuma,’ ‘kabullenme’ ve ‘anlama’ biçiminde ciddi bir problem var. Bu anlamama da bugünden ve islâmî birikimden, temellerinden, bağlamından ve tarihsel arka planından kopuk bir şekilde Risale-i Nurlara muhatabiyetten kaynaklanıyor. Kendi okumalarım ne kadar güncel ve tarihi olana doğru yayılırsa, risale okumalarım da o kadar istifadeli oluyor. İster düşünce tarihi bağlamında Batı ve Doğu veya İslam tarihi, ister bilimsel düzlemde bilim tarihi, değişen paradigmalar, bilim felsefesi, güncel bilim anlayışı Kur’ân’a ilişkin olarak tefsir, yine bununla alakalı biçimde hadis külliyatı fıkıh metodolojisi, sahabi hayatları her ne alanda bir derinleşme yaşarsak yaşayalım, hepsi de Risale’nin derinliğini anlamada yardımcı oluyor. Risaleleri daha iyi kavramak için ciltler dolusu okumak gereğinin ekmek, su kadar aciliyet gerektiren ihtiyaçlar olduğunu farkediyorum. ‘Risaleyi yine kendisi açar’ kabilinden sözleri tembellik gerekçesi kılarak onu anlamaya yönelik başkaca okumaların engellenmeye çalışıldığını duyunca da anlayışsızlığın bu kadarına pes doğrusu demekten başka söz bulamıyorum. Bütün tevazuuna karşılık ‘Bediüzzaman’ olan Said Nursi’nin yolunda neden bu zamanı doğru okuyan ve doğru çözümler sunan ‘mühim, hakikatli alim’ler çıkamayışının nedenini de anlayabiliyorum.

  10.02.2006

© 2015 karakalem.net, İnci Şirvan

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

7zan - su-i zan - husn-u zanharun rasid, 27.02.2006, konya

dairenin icinden alimlerin cikmamasini irdelemis sayin inci hanim.

kendi zanni mi yoksa su-i zanni mi ? bu acaba merak ettim.

daire o kadar sert korunuyor ki kimseye soz soyletilmiyor maalesef.

kim yeni bir sey yaparsa ihlas kulesinden simdi dusenler sinifina sokuluyor.

dairenin icinden alim yetisiyor da mesele o alimlerin risalelere hasr-i nazar edip baska eserlere teveccuh gostermemelrinden ve populerist tavirlara girmemelerinden en onemli meselde derinlestiklerinden dolayi gozukmediklerinden kaynaklaniyor olabilir.

ben numune olarak ali unal abi ve metin karabasoglu abiyi ornek gostermek istiyorum. ikisinde de muhakkikane bir yon ve de tahkik edip durduklari seyleri yasama cabasi var.

yani iki tarafli derinlesmisler.

fakat metin abinin istimal ettigi elmas kilinci cok keskin.

bazen hakkin hatiri alidir diyerek ortaya cikiyor. ve ebu zer-i gifari ( ra) andiriyor. ( tedbire riayet etmemesi yonuyle degil takva da derinlesmesi ve kili kirk yararcasina hareketinden dolayi benzetme yaptim)

ben bu dairede o kisilerin bulunduguna inaniyorum.

6Anlamadığını anlamış gibi..dertli dolap, 27.02.2006, Türkiye

Risale-i Nurdan anlayamadığımız yerleri anlamış gibi yaparak mı zamanın alimi olunur?

Üstat bu meseleyi halletmiş demek üçüncü şahısları tatmin eder mi?İnsanların risalelere uzak durmasında onu kavramadaki yetersizliğin rolü yok mu?

Risale-i Nur bu zamanın hakikatli bir tefsiri ise bu zamana verdiği bir cevap olmalı.Bizim bu zamana verdiğimiz cevap var mı?

Zamanın getirdiği sorunlara hangi çözümü üretildi?Sırf üstadı överek olmaz bu işler.

5derler ki ..............gurcan , 27.02.2006, oslo

derler ki " bir mursid kendini gececek bir murid yetistirememisse o mursid eksiktir"

bu biraz da tarikatvari yapilanmalarda gecerli olsa da bize de bir seyler fisildiyor gibi geliyor bana.

ustad hz.leri " beni anlamadilar " diyor. eger bu sozu ehl-i dunya ve muhalif taraf icin ise tamam. eger kendi cevresinde ki mahdut talebeleri icin sarf etmisse ve biz de o talebelerden sonra ki nesiller isek coooook dusunmemiz gerektigine inaniyor ve isimizin zor oldugunu dusunuyorum.

eserler nazli ve cok guzeller.

ilgi ve alaka beklemedeler.

ne kadar muteveccih isek ona ,

o da pecesini o nispette indirecek ve guzellilerini gosterecektir. emin olun. bu boyle.

devrin ansiklopedik malumatina yuzeysel sahip olunmali ve eserlere hasr-i nazar edilmeli.

bu yuzden zafer -kopru-sizinti-ve yeni umit dergileri bizim kaynaklarimiz olarak risalelere merdiven olarak istimal edilmeli.

yoksa her turlu seyi okumak ile zihinler dagilir ve meselenin ozunu kaybetmis ve dolayisiyla kendimizide kaybetmis oluruz.

vesselam

4yüz elimizde olsa ancak nura kafidirtuba kaslioglu, 27.02.2006, bursa

elimizdeki harika eserlerin fani ve zaaflarla donatılmış şahıslara endekslenmesi ve muhatabın aklına ve çapına göre değer görmesi, yine bir şahsın eşsiz bir eseri yükselip alçaltmak gibi bir konuma sahip oldugu görüşünü savunan yazara kesinlikle katılmıyorum.Zira baki eserler fani şahıslara bina edilmez.Bir eseri muhatabın noksanlıklarına göre değerlendirmek koca bir güneşi renkli veya kırık bir aynadaki yansımasıyla görüpdeğerlendirmek gibi yanlış bir kıyas yapmak olur.

ayrıca risaleyi daha iyi anlamak için belli bir bilgi birikimi muhakkak gerekir fakat yine bu bilgide risalei nurun kazandırdığı bilgidir.bu eserler şu şu bilgiler olmadan daha iyi anlaşılmaz deyip o kitaplara himmeti hasretmek ise şeytanın sağdan verdiği bir telkindir.çünkü yüz elimizde olsa ancak nura kafidir

3İNŞALLAH HAKKIYLA ANLAŞILIP ANLATILACAKTIRFERDİ OLUR, 26.02.2006, ADAPAZARI/İSTANBUL

Saygıdeğer Şirvan Hanımefendi. Yazdıklarınızın altına imza atmamak elde değil. 6 senelik Risale muhatabiyetim sonucunda benim de vardığım kanı bu ama ifade kısırlığımdan sizin gibi güzel dile getiremiyordum. Risale takipçileri olarak büyük çoğunluğumuzun yaptığı, "Bu eserler her meseleyi halletmiştir" "Said Nursi asrın müceddididir" gibi kuru övgülerden öteye gitmiyor. Ama çok şükür ki bazı yazarlar ve konferanslar Risalelere hakkıyla muhatap olma yolunda adım atmaya başladılar. Risalelere muhatabiyet konusunda orijinal ve yerinde tespitler yapan ve yeniden yayın hayatına adım atan Karakalem dergisi ailesini ve bu ailenin saygıdeğer müntesiplerini can-ı yürekten kutluyorum. Risale-i Nur'a dair yüzlerce kitaptan edinemediğim bilgileri Karakalem yazarlarından edindim. Bu da gösteriyor ki, entellektüel bir yaklaşım kesinlikle gerekiyor. İnci Hanımı yazısından dolayı tebrik ediyor ve Risalelere hakkıyla muhatap olan ve hakkıyla anlatanların sayısının artmasına bir dua hükmüne geçmesini Rabbimden niyaz ediyorum.

ENTELLEKTÜEL: Derin düşünen insan; ele aldığı olgu ve olayları etraflıca inceleyen ve kafa yoran kişi. (Bu söz bazılarını rahatsız etmesin. Günümüzde içi boşaltılmış bir kelime olması hakiki manasını yok etmez.)

2Pes doğrusu!İsmail Demir, 25.02.2006, Adapazarı / Türkiye

Muhtereme yazarı diğer yazılarından tanımamış olsam her halde bu yazıyı, "Entellektüel olunmalı ki tebliğ yapabilesiniz", "Her konuda malumatfuruş olun ki Risaleleri daha iyi anlayabilesiniz" veya "Dış alemden ne kadar malumatınız olursa o kadar anlayışlı ve anlaşılır olursunuz" gibi hariçten akıl vermeyi şiar edinmiş bilgiçler taifesinden biri yazmıştır diye düşünecektim. Muhtereme Şirvan Hanımefendi "Risaleleri daha iyi kavramak için ciltler dolusu okumak gereğinin ekmek, su kadar aciliyet gerektiren ihtiyaçlar olduğunu farkediyorum. ‘Risaleyi yine kendisi açar’ kabilinden sözleri tembellik gerekçesi kılarak onu anlamaya yönelik başkaca okumaların engellenmeye çalışıldığını duyunca da anlayışsızlığın bu kadarına pes doğrusu..." sözlerine, anlamak için hedef gösterdiği Risalelerin acaba hangisinden delil getirir? Yukarıdaki ifadelere tek bir delil bile bendeniz için kafi gelecektir. Bu ifadelerin tam zıttı manaları havi birçok delil (mesela çok ehemmiyetli zatlardan biri olan İmam-ı Gazali nin (r.a.) eserlerine neden vakit ayıramadığımız, 11. Rica daki 4. ve 5. paragraflar, Risalelerin talebelere kafi olduğu gibi onlarca husus) gösterilebilir. Yazınız vesilesiyle, 28. Mektub, 7. mes ele, 3. ve 4. İşaret lerdeki hususları, 5. İşaretin son paragrafını ve özellikle Konferans ın son sahifesini bir kere daha okumama vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Diğer bir husus; risaleleri anlamaya yönelik yazınızda saydığınız, tarih, bilim tarihi, değişen paradigmalar, bilim felsefesi, güncel bilim anlayışı Kur’ân’a ilişkin olarak (!) tefsir, hadis külliyatı, fıkıh metodolojisi, sahabi hayatları alanlarından kaç yüz cilt okumamız lazım gelir ki, Risaleleri yeterince anlayalım ve devrin müdakkik bir alimi olalım?.. Ve kaç senede?.. Son bir husus: "bizim camiada" "esamesi"nin okunup okunmaması derdini dahi aklına getirmemiş çok kahraman, fedakar, müdakkik alim zatlar tanıyorum; ama "entellektüelleri" bilemem... Selam ve hurmetle...

1hakikatli alimler var Allahın İzniyleenes kara, 24.02.2006, Ankara

hakikatli alimler var fakat kendilerini efkarı aleme teşhir etmiyorlar.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut