Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Damdaki deve
–İsmail Örgen

[*4.669 yazı içinden]

Bu yanlışa dur diyelim!

Yazara Mesaj Gönder

İYİ MÜTERCİM ile acemi mütercim arasındaki farkı ustalıkla gösteren bir söz vardır: “İyi mütercim bildiği kelimeler için, acemi mütercim bilmediği kelimeler için sözlüğe bakar.”

Tercümeyle iştigal edenlerin, elhak doğrudur diyecekleri bir vâkıadır bu. İyi mütercim, bildiği kelimelerin dahi farklı hallerde farklı anlamlar taşıdığının farkındadır; dolayısıyla, kelimenin kullanıldığı yerdeki doğru anlamını kaçırmamak için, kelimenin anlamını bildiği halde anlam nüansını kaçırıp sözü zayi etmemek için sözlüğe bakar. Mütercimler için geçerli bu söz, yazarlara da uyarlanabilir: İyi yazar bildiği şeyler için dahi tekrar kitaba bakar, acemi yazar bilmediği şeyler için kitap karıştırır, kötü yazar hiç kitap karıştırmaz. Diğer taraftan, bir insan için mazur görülebilen bazı haller vardır ki, başka biri onu yaptığında büyük ayıptır. Hatta, aynı insan aynı şeyi bir ortamda yaparsa mazur iken, bunu bir başka ortamda yapması büyük ayıptır. Meselâ, Bakkal Mehmet Ağanın dükkanına gelen bir müşteriyle sohbet ederken “Vaktiyle falan kitapta şöyle bir şey okuduydum” diyerek konuşması, ama bu esnada kitabın ve yazarın ismi ve okuduğu metnin muhtevası hakkında şu veya bu derecede yanılgıya düşmesi anlaşılır bir şeydir. Hâfıza-yı beşer nisyan ile mâluldür çünkü. Ama bir yazar yahut bir konuşmacı, aynı kitaba, aynı yazara ve aynı bahse dair konuşacaksa, “vaktiyle okuduydum” diye yazamaz ve konuşamaz; ilgili kitaba ulaşıp orijinal ifadeyi bulmak ve o şekilde sunmak durumundadır. Ola ki kitaba ulaşamıyorsa, ifadeyi hâfızasında kaldığı kadarıyla aktarırken, ‘hâfızam beni yanıltmıyorsa’ gibi ifadelerle bir ihtiyat payı ve okuyucuya yahut dinleyiciye bir özür borcu vardır.

Bir üçüncü husus, bazı büyük metinler vardır ki, virgülleri dahi bir anlam ifade eder. Risale-i Nur böyle bir metin olduğundandır ki, müellifi Emirdağ Lâhikası’nda “Tashih meselesi mühimdir” diyerek, bazan bir noktanın veya bir virgülün dahi anlamı değiştirdiğine işaretle dikkat rica etmektedir. (Risale Okumaları—birinci kitap’ı okuyanlar, “Otuzuncu Söz”ün en başındaki ifadede bir virgülün varlığı veya yokluğunun yol açtığı anlam uçurumunu, bunun bir delili olarak hatırlayabilirler.)

Bu kadar girizgâhtan sonra, gelelim ehl-i Risale’nin benim şahit olduğum kadarıyla büyük kısmının nedense ve nasılsa doğru okuyup hâfızasına yanlış koyduğu, bu esnada aklının terazisini de kullanmadığı için yaptığı yanlışın farkına varmayıp koruduğu ve yaydığı bir kritik cümleye...

Bu cümle ki, bugünlerde Bediüzzaman üzerine ‘best-seller’ olarak tasarlanmış bir kitabın da merkezine yerleşmiş bulunuyor. Üstelik, o kitaptan mülhem olarak, dilden dile, daha da yayılıyor. Neşriyat lisanıyla yapılan yanlışın tashihi için yine neşriyat lisanını kullanmak caizdir ve elzemdir. O yüzden hiç gıybet, dedikodu falan filan diye ardımıza takılacak lâflara aldırmadan kitabın ismini de verelim: Başkasının Günahına Ağlayan Adam, yazarı: Vehbi Vakkasoğlu, Nesil Yayınları.

Mehmet Niyazi, 6 Şubat tarihli Zaman’daki köşesinde şöyle yazıyor bu kitaba atıfla:

“Kim ne derse desin, dünyada sadece bizim kültürümüzün belkemiğini hümanizm teşkil etmiştir. Diğer kültürlerin mihveri ya ırk, ya ümmettir. Hangi hümanist filozof Hz. Ebubekir’in şu sözünü söyleyebilmiştir: ‘Yâ Rabbi! Vücudumu büyüt, büyüt ve beni cehennemine koy. Orada bütün günahkârların adına ben yanayım.’ Müslümanların, Arapların demiyor; ‘bütün günahkârların’ diyor. O günahkâr, Mecusî de, İngiliz de olabilir. Hz. Ebubekir’in izinden giden Said Nursî Hazretleri de elbette başkaları için ağlayacaktır.”

Ne güzel, değil mi?

“Ebubekir gönüllü idi. Sevgisi ve şefkati bütün insanları kuşatmıştı” diyerek, Bediüzzaman’ı, “Zalimler için yaşasın cehennem!” diyen, “Zaman gösterdi ki, cennet ucuz değil, cehennem lüzumsuz değil” diyen, “Cenab-ı Hakkın şefkatinden fazla şefkat şefkat değildir” diyen, haşrin hakikatini isbat sadedinde ortaya koyduğu delillerden biri olarak ‘ism-i Adl’i ve ‘sırr-ı adalet’i koyan ve kâfirin ebedî cehennemde yanmasının hakikatini izah sadedinde yeri geldiğinde aritmetiğe dahi başvuran bir Bediüzzaman’ı aldık bir ‘ifrat-ı şefkat’in, bir dengesizliğin, bir muvazenesizliğin tam ortasına koyduk.

Ve zannediyoruz ki, çok büyük hizmet ediyoruz. Bir denge adamından dengesizlik üreterek hem de! İşlediğimiz cürmün büyüğünü ise, Bediüzzaman’ı da kendisine atıfla tarif ettiğimiz zâta, mağarada ‘ikinin ikincisi’ olan o en büyük sahabiye, Sıddîk-i Ekber’e yapıyoruz ki, bunun vahameti kat kat daha büyük...

Düşünebiliyor musunuz? Hz. Ebu Bekir, bunca yıl şirke karşı savaşacak; gün gelecek, Kureyş ordusu içinde Resûlullah’a kılıç savurmaya yeltenen oğluyla karşı karşıya gelmekten geri durmayacak; Hz. Peygamber’in vefatından sonra civardaki bedevî kabileleri zekat vermekten imtina ettiklerinde, Hz. Ömer gibi bir celâlli sahabinin aksi yöndeki kanaatine karşılık Fussilet sûresindeki ilgili âyetlere istinaden ‘zekattan imtina’nın bir irtidad ifadesi olduğunu ortaya koyarak Ridde savaşlarını başlatacak; sonra da bütün bunları ‘abesiyet’e irca edecek şekilde “Yâ Rabbi! Vücudumu öyle genişlet ki, cehennemde benden başka günahkâr yanmasın” veya “Benden başka insan yanmasın” diyecek. Böylece, Firavun’ları, Nemrut’ları, Ebu Cehil’leri işledikleri bunca zulme, Allah’a ettikleri bunca iftiraya rağmen cennetlikler arasına idhal etmek isteyecek!

Böyle bir Sıddîk-i Ekber’i havsalanız alıyor mu? Böyle bir mizansızlığın sahibi, Sıddîk-i Ekber olabilir miydi ve olabilir mi?

Gelin, “Hâfıza-yı beşer nisyan ile mâluldür” sözünün Nurcuları da kapsadığını, Risale ehli yazarların da bundan muaf olmadıklarını dikkate alarak, ‘hâfıza-yı beşer’e itibar etmeyelim, sadırdan konuşmayıp, satıra bakalım:

Emirdağ Lâhikası, eski Sözler Yay. baskısı, II. cilt, s. 121:

“... Sıddîk-ı Ekber (r.a.) dediği olan: ‘Mü’minler cehenneme gitmemek için Allah’tan isterim, benim vücudum cehennemde büyüsün ki, onların yerine azab çeksin’ diye söylediği kudsî fedakârlığının bir zerresini ben de kendime kazandırmak için, iman ile cehennemden birkaç adamın kurtulmaları için cehenneme girmeyi kabul ederim demişim.”

Fark hâlâ daha farkedilmediyse, farkı açıklayalım:

  1. Hz. Ebu Bekir’in Bediüzzaman’ın naklettiği sözünde ‘benden başka insan,’ ‘benden başka günahkâr’ ifadesi yoktur. Bilakis: “Mü’minler cehenneme gitmemek için Allah’tan isterim, benim vücudum cehennemde büyüsün ki, onların [mü’minlerin] yerine azab çeksin.”

  2. Bediüzzaman’ın kendi ifadesinde: “...iman ile cehennemden birkaç adamın kurtulmaları için cehenneme girmeyi kabul ederim.”

Sıddîk-ı Ekber’in büyük sözü de, hakikaten onun yolunda olan Bediüzzaman’ın sözü de merkezine ‘iman’ı alan sözlerdir. İki sözde de, temenninin kapsama alanına girebilmenin şartı ‘iman’dır; ikisi de kalblerini Allah’a iman yüceliğini gösterebilenler için ardlarına kadar açmışlardır; ikisinde de küfre, isyana, tuğyana ve inkâra asla ve asla müsamaha yoktur; ikisinde Cenab-ı Hakkın şefkatinden fazla şefkat yoktur.

Hz. Ebu Bekir’in sözündeki bu nüansı, on yıl önce Kur’ân Okumaları—birinci kitap’ta da yazmıştım. Emirdağ Lâhikası’ndaki cümle ise, doğru haliyle senelerdir orada duruyor zaten.

Durum böyleyken, bu cümleyi neredeyse istisnasız ehl-i Risale’nin ‘benden başka insan’ veya ‘benden başka günahkâr’ diye ezberine almasının, ‘tebliğde bulunuyorum’ derken kulaktan kulağa yaymasının, bunca insan içinden birilerinin “Durun yahu, burada bir muvazenesizlik var, böyle mizansız bir söz Hz. Ebu Bekir’e de, Bediüzzaman’a da yakışmıyor; bir de kitaba bakıp aslını görelim” dememesinin, bu sözün kitaba bakmadan yazılan kitaplara dahi girmesinin, yazarın hâfızası yanıldığı gibi editöründen musahhihine yayın faaliyeti içindeki sorumlu herkesin de bunu atlamasının; bütün bu zincirleme yanlışların sebebi acaba nedir?

Bu dikkatsizlik, bu tahkiksizlik, bu muhakeme zaafiyeti nedendir?

Ehl-i Risale, kritik bir cümledeki kritik bir kelimeyi atlayışının sebepleri üzerine düşünecek midir? “Kalb Sevmekle Yorulmaz” başlıklı bir kitabın da yazarı müellif-i muhterem ‘ölçüsüz sevgi’ ile hâfıza ve akıl yorgunluğu arasında bir irtibat olup olmadığı sorgulamasına girecek midir?

Yayıncılar, baskıları geri toplayıp Hz. Ebu Bekir’e ve Bediüzzaman’a dengesizlik izafe eden ve hakikatin muvazenesini tersine çeviren bu yanlışı tashih edecekler midir?

Ehl-i Risale, sözü aktardığı muhitlerde “Ben yanlış ezberime almışım. Sözün aslı ve doğrusu bu imiş; iman etmeden, mü’minler safına dahil olmadan Hz. Ebu Bekir’in duasının kapsama alanına girilemiyormuş” diye bir tashih cihetine gidecek midir?

“Hakkın hatırı âlîdir” hakikatine sadakat, Hz. Ebu Bekir’e sadakat, Bediüzzaman’a ve Risale’ye sadakat, bütün bu sorulara doğru cevap vermeyi gerektiriyor. Bu sözü yanlış okuyup yanlış aktaran her ehl-i Risale, hem başını iki eli arasına koyup bu tahkiksizliğin sebepleri üzerine açık yüreklilikle düşünmeye mecburdur; hem de Hz. Ebu Bekir’e ve Bediüzzaman’a büyük bir özür borçludur...

  09.02.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

10tahkikevren, 16.02.2006, kastamonu

Emirdağ Lâhikasında Hz. Ebu Bekir’in Bediüzzaman’ın naklettiği sözü ile Vehbi Vakkasoğlu ait Başkasının Günahına Ağlayan Adam isimli kitaptaki söz arasında bir fark olup olmadığını görmek için yazıda da denildiği gibi: Gelin, “Hâfıza-yı beşer nisyan ile mâluldür” sözünün Nurcuları da kapsadığını, Risale ehli yazarların da bundan muaf olmadıklarını dikkate alarak, ‘hâfıza-yı beşer’e itibar etmeyelim, sadırdan konuşmayıp, satıra bakalım

Başkasının Günahına Ağlayan Adam, yazarı: Vehbi Vakkasoğlu, Nesil Yayınları. Sayfa 53

Ebu Bekir (ra) gönüllü idi

O ki : ’’ Yâ Rabbi! Vücudumu büyüt, büyüt ve beni cehennemine koy. Orada bütün günahkârların adına ben yanayım!’’diyebilmişti

Bediüzzaman da ’’ Milletimim imanını selamette görürsem cehennemin alevleri arasında yanmaya razıyım Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur! diyebilen adamdı.

Ben değil dünya hayatımı lüzum olsa âhiret hayatımıda İslam milleti hesabına feda edeceğim. diyen şefkatli bir kahramandı. …

Emirdağ Lâhikası, eski Sözler Yay. baskısı, II. cilt, s. 121:

.. Sıddîk-ı Ekber (r.a.) dediği olan: ‘Mü’minler cehenneme gitmemek için Allah’tan isterim, benim vücudum cehennemde büyüsün ki, onların yerine azab çeksin’ diye söylediği kudsî fedakârlığının bir zerresini ben de kendime kazandırmak için, iman ile cehennemden birkaç adamın kurtulmaları için cehenneme girmeyi kabul ederim demişim.”

Her iki sözünde farklı lafızlar olmakla beraber aynı manayı ifade ettiğiğ düşünüyorum şöyleki:

O ki : ’’ Yâ Rabbi! Vücudumu büyüt, büyüt ve beni cehennemine koy. Orada -mü’min olan- bütün günahkârların adına ben yanayım!’’diyebilmişti

Sıddîk-ı Ekber (r.a.) dediği olan: ‘-günah ile- Mü’minler cehenneme gitmemek için Allah’tan isterim, benim vücudum cehennemde büyüsün ki, onların[-Bütün günahkar- mü’minlerin] yerine azab çeksin’ diye söylediği kudsî fedakârlığının bir zerresini ben de kendime kazandırmak için, iman ile cehennemden birkaç adamın kurtulmaları için cehenneme girmeyi kabul ederim demişim.

9CEHENNEMİN DAYANILMAZLIĞI !harun raşid, 14.02.2006, konya

“ikisinde de ( üstad ve hz.ebubekir) küfre, isyana, tuğyana ve inkâra asla ve asla müsamaha yoktur; ikisinde Cenab-ı Hakkın şefkatinden fazla şefkat yoktur. “

Demiş metin abi.

fakat cehennem azabının dehşeti ve niyet olarak insanların ( kafir-münkir-müslim-mümin) oraya hiçbirinin girmemesini istemenin veya niyet etmenin veya yapılacak tek şeyin dua olduğundan hareketle onlarında kurtulmaları için dua etmenin – şirk ve küfrün affedilmeyeceği o kişilerce mahfuz- bir zararımı

var ?

orada hiç kimse kalmasın çünkü dayanılacak bir yer değil diyen ve mana aleminde buraları seyreden veya ona seyrettirilen birisi ise bu kişi , dedikleri doğru değilmidir ? ( bu materyalist bir çağda , oraları seyrettirilen bir kişi demem bazılarınca hafife alınıp , küçümsenecektir , eminim. Çünkü akıl bu çağda gözlerdedir )

yani “allahım bu kahrının ve azabının tecelligahı olan bu yere kimseyi alma ! “ demek aynı zamanda ehl-i cehennem için yapılan bir hidayet temennisi değilmidir ? çünkü bu zatlar da Allahın neyi affettiğini veya affetmediğini bilmiyorlar mı ?

8rivayetin aslı GÜRCAN SEVGİCAN, 14.02.2006, eskişehir

biraz araştırma yaptım ve sizin dediğiniz gibi başka yerlerde de aynı şekilde " başkaları girmesin benden başka ve ben doldurayım" gibi tabirler le karşılaştım.

örnekler :

1-Allahım yarın kıyamet gününde vücudumu o kadar büyüt ki cehennemini ben doldurayım. Başkalarınayer kalmasın. Bütün kulların hesabına ben yanayım.

( en büyük sıddıkiyet ve teslimiyet örneği hz. Ebubekir / musatafa Necati Bursalı)

2-)kendisinden pekçok keramet hali nakledilen Bayezid, olağanüstü hallere hiç önem vermeyerek küçümsemiş; aslolanın şeriatın hükümleri olduğuna işaret etmiştir. Bu yüzden büyüklüğüne inanılan birinin kıbleye karşı sümkürdüğünü görünce onunla görüşmekten vazgeçecek kadar hassastı. Yalnızken bile Allah ın huzurunda olduğunu düşündüğü için daima diz üstü oturan bu sufinin "Allahım! Beni cehenneme at ve vücudumu öyle büyüt ki artık cehennemde başka birini koyacak yer kalmasın" duası da bilinir. ( bu sözü beyazıd-ı bistamiye atfediyor )

( yeni şafak 5 kasım 2004 / zirve insanlar sultanü’l arifin beyazıd-i biztami)

3-) “... Yâ Rabbi! Vücudumu öyle büyüt, öyle büyüt ki cehennemi yalnız ben doldurayım, diğer kulların girmesin.” ( necip fazıl Kısakürek / mukaddes kapı )

4-) O, Bediüzzaman edasıyla, “Gözümde ne Cennet sevdası, ne de Cehennem korkusu var; milletimin îmanını selâmette görürsem Cehennemin alevleri içinde yanmava razıyım” derken gönlünün sesine tercüman oluyordur.. ya da ellerini açıp, Hazreti Ebu Bekir gibi, “Vücudumu o kadar büyüt ki Cehennemi ben doldurayım, başkalarına yer kalmasın!” çığlıklarıyla inlerken aynı hasbî ruhu seslendiriyordur.

( m. Fethullan gülen)

vs.. böyle gidiyor alıntılar.

peki şimdi benim aklıma takılan mesele ise emirdağ lahikasında ki alıntının alındığı yer neresi acaba diye merak ettim. çünkü hadis değil ve hz. ebubekire isnad ediliyor - ki onun yüce ruhu nokta-i nazarından söz ona izafe edilmesi gayet normal bence- bazısı beyazıd-i bistamiye isnad ediyor vs. şimdi bu sözün aslında neyi hüccet kabul edeceğiz. çünkü bu rivayet olmuyor mu ?

7düzeltmegürcan , 14.02.2006, eskişehir

bu yazıyı alıntılayan ve yayınlayan www.risale-inur.org sitesi gönderdiğim metin abinin düzeltmeyi yazının hemen altında yayınladı.

6tebriksultan, 11.02.2006, İstanbul

Sözü geçen kitabı okuma fırsatı buldum.Bu yanlışı kitabı okuduğumda fark etmişim.Ancak düzeltilmesi yönünde herhangi bir tepki veremedim.Bu yanlışı dile getirdiği için değerli Metin abimi tebrik ediyorum

5haddi vasat enes kara, 10.02.2006, Ankara

Bütün bu ölçüsüz muvazeneler yanlış değerlendirmeler bizim meşhur deyimimizle kaş yapayım derken göz çıkarmanın tezahürleridir.

Ne diyelim Allah bizlere risaleleri gazete gibi okumamayı nasib etsin. Amin.

4Allah razı olsunfeyzullah güneş, 10.02.2006, bolu

Metin bey

Allah razı olsun. Benimde yanlış anladığım ve kullandığım bir konuda beni aydınlattığınız için

3yerinde bir tesbityunus, 10.02.2006, İzmir

zikredilen kitabı okumadım.sadece duydum.şayet yazar tesbit ettiğniz dengesizliği yansıtmışsa (mehmet niyazi beyin yazısı gibi) o kitabın isminin çağrıştırdığı manaya yazık olmuştur.ayrıca o mübarek zatlara gerçekten özür ve istiğfar borçlular.selamlar

2ilettimgürcan, 10.02.2006, eskişehir

mehmet niyazi bey hastanede olduğunu yazıyordu son yazısında , çıkmışmı çıkmamışmı bilemiyorum. ama kendisinin mail adresine metin ağabeyin haklı şikayetini ve düzeltilmesi yönündeki isteğini ilettim.

eminim mehmet bey de üzülmüştür.

1dengehülya kartal, 09.02.2006, İstanbul

Kitaba atfen tanıtım için gazetede bahseden yazar Hz. EbuBekir in sözünü yanlış alıntılamış . Veya kendisi yanlış anlamış. Kitap elimde olup baştan sona inceleyerek okumadım ama mesela s.56 "Milletimizin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri arasında yanmaya razıyım.." gibi Bediüzzamanın sözleri aynen iktibas edilmiş. Ve kitap böylesi Son Şahitlerden aşina olduğumuz iktibaslardan oluşuyor. Demek ki yansıtılırken yanlış anlamalar doğabiliyor. Ben ilk kez kitabın ismini duyunca Eskişehir hapishanesinden raks eden kızları ve onların manevi sinemada feci sonlarını görüp ağlaması sahnesi hatırıma gelmişti. Bence kitabın ismi şefkate vurgu olarak gayet güzel. Başkalarına imani yardım için onlara şefkat etmek, acımak ve belki onlar adına ağlamak her dava adamının vazgeçilmez yürek hali. Kafire karşı ehli davet olmaları ve henüz ölüp cehenneme gittiklerini gözümüzle görmediğimiz için, sarayın açık bir kapısını bulmaya her zaman devam ediyoruz. Bununla birlikte en büyük düşmanımız küfür . Demek ki sadece Bediüzzamanla ilgili değil, ta Sünneti Seniyyeden ve Peygamberden başlayan bir yanlış anlama hali içindeyiz. Mesela ben de Efendimiz o kadar mütebessimmiş ki, savaşta kafirlerle savaşırken bile tebessüm edermiş dediğinde bir arkadaş, Fetih suresindeki Kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametli hakikatine zıt düştüğünü görmüştüm. Yani Efendimizin mütebbessim oluşunu vurgulamak için ifrata girilip hakikatin yolu sapıtılmış. Şu durumda, mesela Ebu Bekir in ve Bediüzzamanın o sözlerini ayrıca ele alıp dengeyi kurarak ifrat ve tefrite yol açan yönlerini düzelterek konu işlenirse, hakikatte ne demek istedikleri vurgulanırsa yerinde olacak diye düşünüyorum.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut