Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

Yetti artık!

Yazara Mesaj Gönder

BEDİÜZZAMAN SAİD Nursî, Risale-i Nur’a giden yolun zeminini ihzar eden Muhakemat adlı muhakeme şaheserinde, dün-bugün-yarın, mazi-hal-müstakbel üzerine tahlillerde bulunur. ‘Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi’ olarak ‘veyahut saykalü’l-İslâmiyet’ olarak yazdığını belirttiği bu eserinde, İslâm adlı o muhteşem kudsî hazinenin üzerine biriktirilmiş toz ve tortuları temizleyip İslâm’ın güzelliğini bütün parlaklığıyla sunabilmenin yolunu yordamını araştırır. “Vâ esefâ, İslâmiyetin mağz ve lübbünü terkederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık... Ve su-i fehm ve su-i edeb ile İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden nefret ederek evham ve hayâlâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi... Hem de hakkı var” diye başlayan bu eser, takip eden sayfalar boyu bizi keskin, sert ve bir o kadar gerekli yüzleştirmelerle karşı karşıya bırakır. Bu arada, bu celâlli diline dair vâki veya muhtemel bir itiraza şu karşılığı verir:

“Bu hal büyük bir derstir. Beni ikaz etti ki: Cahil dost, düşman kadar zarar verebilir. Öyle ise: Şimdiye kadar yalnız düşmanın tarafına bakıp eldeki elmas kılınçla onların tefritlerini kırardım; fakat şimdi mecburum: Öyle dostların terbiyeleri için, onların avamperestâne ve ifratkârâne olan hayâlâtlarına, o kılıncı bir derece iliştireceğim.”

Bunu yaptığı dakikada kendisine yönelecek eleştiri ve itirazların da farkındadır Bediüzzaman. “Kişilerle uğraşmayalım” diyenler olacaktır. “İyi niyetli mü’min insanlar; yıpratmayalım birbirimizi” diyenler olacak; “Ama bu gıybet olmuyor mu?” diyenler çıkacak; “Ortada bunca mesele varken, böyle şahsî meselelerle uğraşmak doğru mu?” diye onu itham edenler bulunacaktır.

O yüzden, ilgili cümlelerin hemen devamında kendisi bu itiraza cevap getirir:

“Eğer çendan böyle şahsî şeylerin böyle mebahisatta zikirleri lâzım değildir [derseniz], fakat şahsiyatta kalmadı, medreselerin hayatlarına taallûk eder bir mes’ele-i umumî hükmüne geçti. O zâhirperestler emin olsunlar ki; sa’yleri beyhudedir. Şimdiye kadar böyle avamperestâne safsatalar ile bizi cahil bıraktılar. Bundan sonra bizi cahil bırakmakla cehlimizden istifade etmek istiyorlar. Olmaz ve olamaz.”

Allah ondan ebeden razı olsun, işte bu mertlik ve bu keskinlik içinde hadisat-ı âleme ve ehl-i İslâm’ın durumuna bakıp tabloyu bu derece berrak okuyup onun bunun arkasından nelere kalkışacağına aldırmadan ‘olması gereken’i aradığı içindir ki, bu basiretin, bu ferasetin, bu basiret ve ferasetten beslenen ızdırap, hasbîlik ve feragatin meyvesi, Risale-i Nur olmuştur.

Diğer bir deyişle, Risale-i Nur, o zaman ve zeminde ehl-i dine arız olan ve gerçekte asırların birikimini ifade eden ‘evham, su-i fehm, avamperestâne ve ifratkârâne hayâlât, avamperestâne safsatalar ve cehalet’i görüp bütün bunlara karşı “Olmaz ve olamaz” itirazını yöneltip ‘olması gereken’in peşine düşen bir insana nasip olmuştur. Bütün bu birikimi görmezden gelen, üstünü örten ve bu yorganın altında uykuya dalmış Müslüman aklın sırtını sıvazlayıp uykusunu derinleştiren birine değil...

O Bediüzzaman ki, Muhakemat’ının başından sonuna, İslâm’ın o parlak asırlarından sonra Müslümanları hayatın ve tarihin dışına iten en temel unsur olarak, ‘taklid’in ‘tahkik’in yerini alması, ‘duygular’ın ‘düşünme’nin, ‘hissiyat’ın ‘akl’ın önüne geçmesini zikreder. Dolayısıyla, düştüğü yerden kalkacaktır ehl-i İslâm. Taklide bedel tahkik, hissiyata bedel akıl, duygusallığa bedel tefekkür galip geldiğinde İslâm ‘mağz ve lübbü’nü tekrar bize açacaktır.

Bediüzzaman’ın bütün bir hayatı, Risale-i Nur ile taçlanan böylesi bir ‘tahkik’ ve ‘hakikat’ cehdi içinde geçmişken; açık ve net söyleme durumundayım ki, bugün ehl-i Risale’nin çizdiği tablo, bana onun ‘olması gereken’ olarak koyduğu tabloya değil, ‘aşılması gereken’ olarak koyduğu tabloya daha yakın gözüküyor. Arkamdan şimdiye kadar edilen iftiraların ve ‘sansürleme’ gayretlerinin bir yenisine maruz kalma gibi bir bedele şimdiden razı olarak söyleyeyim ki, bu âlemde bilginin peşinde olmak ‘felsefe yapma suçu’yla tarif edilirken, kimi ağızlardan çıkıp da kulaklarımızdan girene—velev ki vâkıaya tamıtamına muhalif olsun—itibar ‘sadakat’ sayılıyor. Risale-i Nur müellifi “Mihenge vurmadan almayınız” dediği ve kendisi için dahi “Benim sözümü de ben söylediğim için hüsnüzan edip tamamını kabul etmeyiniz (...) Her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz (...) Mihenge vurunuz. Eğer altın çıktı ise kalbde saklayınız; bakır çıktı ise, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz” dediği halde, ‘mihenge vurma’nın bedeli ‘ihlassızlık’ ve ‘fitne’ ithamı dahilinde gıybete ve iftiraya uğramak şeklinde tecelli ediyor.

Açık ve net biçimde söyleyelim: “Risale-i Nur’u gazete gibi okumayın” diyen bir Bediüzzaman’ın bugünkü nice takipçileri şu veya bu gazeteyi ‘Risale-i Nur’ gibi okurken, Risale-i Nur’u gazete gibi okuyor!

“Hakkı tanıyan, hakkın hatırıni hiçbir hatıra feda etmez. Zira hakkın hatırı âlîdir, hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir” diyen Üstadıma ittibaen bunu söylemeye mecburum.

Bir sonraki yazımda, bu dediklerimin isbatı sadedinde, tek bir cümleyi doğru okuma acziyetinin felâketlerini yazacağım biiznillah.

“Böyle şahsî şeylerin böyle mebahisatta zikirleri lâzım değildir” diyecek olanlara cevabımı ise şimdiden ve Muhakemat’a atfen verelim: (1) Cahil dost, düşman kadar zarar verebilir ve veriyor. (2) Fakat şahsiyatta kalmadı, bütün ehl-i Risale’nin hayatlarına taallûk eder bir mes’ele-i umumî hükmüne geçti. Olmaz ve olamaz.

  07.02.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

7CEVABI İÇİNDE BİR SORUSelahattin Karakök 1, 28.12.2007, ÇAYCUMA

Yeni Said hayatın geniş dairesinde yansıdığında ve o daireyi genişletmeye çalıştığında Eski Said'e mi tezahür ediyor?

Eski Said o geniş hayat dairesinden en küçük kalp dairesine geçtiğinde Yeni Said mi oluyor?

Gerçekten bir Bediüzzaman hulku/ ahlakı bir selef olarak haleflerinden neleri görmek isterdi?

Cümlenizden şöyle bir cevabı içinde bir soru, çıkarayım istedim. İzninizle..

Risale-i Nurun/ Yeni Sait'in basiret ve ferasetinden beslenerek ızdırap, hasbîlik ve feragatin meyvesi mertlik ve keskinlik içinde hadisat-ı âleme ve ehl-i İslâm’ın durumuna bakıp tabloyu berrak okuyup onun bunun arkasından nelere kalkışacağına aldırmadan ‘olması gereken’i yapmakmıdır?

6Ağır olmadı mı?GÖKHAN YILDIZ, 10.02.2006, NİĞDE

Sayın KARABAŞOĞLU,

"Açık ve net biçimde söyleyelim: “Risale-i Nur’u gazete gibi okumayın” diyen bir Bediüzzaman’ın bugünkü nice takipçileri şu veya bu gazeteyi ‘Risale-i Nur’ gibi okurken, Risale-i Nur’u gazete gibi okuyor!"

Sözü sizce hak hatırına da olsa biraz ağır olmadı mı?

Ben ya da benim gibi olan bir çok kardeşim sizin gibi tabiri caizse,affedin,çekirdekten yetişmedik.Tamam nurları tanıdık,ama sizin gibi okuyamıyoruz.Belki de anlamıyoruz.Sebebler dairesi çok geniş.Değişik bir ortamda yetiştik.Bize bazı şeyler böyle öğretildi.Bilmiyorum doğru ya da yanlış.

Özür dilerim saygıdeğer ağabeyim.Ben şahsım adına sizin gibi olma çabası içerisinde yani sizin gibi anlama yorumlama peşindeyim.Ve ben belki de sizin eleştirdiğiniz bu yöntemle bunu başaracağım.

Selam ve dua ile...

5metin ağabeyime !gurcan sevgican, 08.02.2006, eskişehir

yeter artık ! ile irkildik ve acaba ne olduda abimiz tepkili dedik.

bir sonra ki yazı üzerine kafa patlattık. acaba ne gibi bir yanlışlığa veya kime dokunduracak.

acaba levent beyin yazısında ki yorumlar mı ona yeter artık ! dedirtti. ( ki ben öyle bir şeyler hissediyor ve yazıyı tahmin edebiliyorum )

her zaman çok okuyan ve tefekkür eden ve araştıran insanlar toplumun geneli herzaman avam olmasından dolayı anlaşılamamıştır.

veya sizin dediğiniz gibi felsefe yapmakla suçlanmıştır.

ama bir alıntı ile metin abime sormak istiyorum :

lütfen hep h.efendiden alıntı yapılıyor diye eleştirmeyin. Sizden farklı şeyler söylemiyor ve aynı dertten muzdaripsiniz. Ama problem biz müntesipler de ne yapalım biz avamız işte.

bir dk.okuyun lütfen.:

“modern düşünme , riyazi düşünme , hiç olmazsa BACON’un anlayışına göre bir mantık olmayışı , çok erken dönemlerde dikkatimi çekmişti. Üstad Bediüzzaman’la tanıştıktan sonra da bu düşüncelerim iyice pekişti.çünkü görüyoruz ki , bir tatbiki mantık düşüncesi , kızıl icaz ortaya atıyor. Bu oldukça ileridir . Riyazi mantığı , B.rausell ortaya atmıştır. İleri bir düşünce tarzıdır. Mektepte okutulan derslerin okutulma sistemi mevzuunda farklı teklifleri olmuştur. Hatta onu takip eden talebeler , klasik sistem içinde ders vermediğini görünce ayrılmayı bile düşünmüşlerdir. Ben HAMİD EFENDİ’den dinlemiştim bu meseleyi. Farklı şeyler okutuyor , farklı şeyler anlatıyor.

O yaklaşım farklılığı (üstadın) sistemleştirilmemiş.( metin abi bunu istiyor yanılmıyorsam ). Müfredat program haline getirilememiş.

Medreselere sunulamamış.

İnsanlar kabul ederlermiydi etmezlermiy di bilemeyeceğim.

Çünkü (dikkat) MUHAKEMATI yazıp ta farklı şeyler ortaya sürünce İstanbul uleması o zaman , hem de ELMALILI HAMDİ YAZIR , AHMED NAİM , FERİD KAM gibi allamelerin , “BİR KİTAP YAZDI İÇİMİZE İHTİLAF ATTI.” Dedikoduları yapılmaya başlanmış. ( metin abi bu allameler böyle bakmışsa , biz avamdan çok şeyler beklemeyin)

1.teklif ) Fakat üstad zannediyorum o yönüyle de hassasiyetle ele alınsa , yazdığı , çizdiği , anlattığı şeylere eskilerin ifadesiyle – im’an-ı nazar edilse , mektep ve mektebin önünde ki şeyleri insanın anlaması mümkündür. ( sizin yaptığınız da zaten bu değil mi metin abi )

Üstada ve onun düşüncelerine, hissî mülâhazalarla yaklaşmak, onu ve eserini anmak sayılmaz.(mütefekkirane olmalı )

Duygusallık, onun her zaman uğrunda yiğitçe tavır ortaya koyduğu ( metin abi gibi yeter artık dediği ) ve gürül gürül anlattığı meselelerin ciddiyetiyle te’lif edilemez.

O, bütün ömrünü, kitap ve Sünnet’in gölgesinde, tecrübe ve mantığın kanatları altında, derin bir aşk ve heyecanla beraber, hep bir muhakeme insanı olarak sürdürmüştür.

Aslında, ÜSTAD İHSAN KASIM BEY’İN bu mübarek çalışmaları ( Arapça neşriyatı kastediyor) , bizim yaptığımız gibi sadece Külliyat’ın bir parçasına, hem de kuşbakışı değil de; ayrı ayrı Nûr’un her mes’elesi, Batı standartlarına göre birer doktora mevzuu olarak ele alınıp desteklenmeliydi..( 2. teklif )

bu, hem Nûr’un gerçek değerinin, akademisyenler (siz müsterih olun metin abi ki sizin yaptığınız doğru.) seviyesinde bir kere daha ortaya çıkması, hem de İhsân Kâsım Bey’in gayretleri ölçüsünde bir çalışma olması bakımından oldukça önemliydi.

Gerçi, şimdiye kadar bir hayli genç arkadaşımız, Nurlar etrafında doktora veya master seviyesinde oldukça yoğun çalışmalar yaptılar ama, bunların hiçbiri, O Kâmet-i Bâlâ’yı büyük eseriyle aksettirecek mahiyette değildi. (yetersiz)

Bütün temennimiz, bu hususla alâkalı BİR ENSTİTÜ bünyesinde, böyle bir çalışmanın çok yakın bir zamanda gerçekleştirilmesidir ( 3. ve en önemli teklif)

Not :

Avam da his ve aşk-u şevk halleri baskın oluyor. Maalesef. Bir kere milletimizin okuma alışkanlığı yok ki en baştan. Okumayan milletlerde dizilerden etkilenirler. Hepimiz bir Polat gibi hareket ederiz. Ve giyiniriz. baksanıza mehteri bile bizimkiler bulmuş heyecana getirecek ki 3 kıtaya yayılsın. Ne yapalım abi mantık ve muhakeme boşluğumuzu sadakat ve samimane hal ile fedakarlık ile dolduruyoruz. Hasan feyzi abi çok büyük birisi amma sıddık Süleyman daha bir hoş geliyor insana.veya Bekir ağa.

Hz.Ali (ra) ilmin kapısı ama sıdık-i ekberden sonra geliyor.

Candan muhabbetlerimle !

4risale için bir okuma modeli..osman çalışkan, 07.02.2006, türkiye

yazınız, yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırlattı. 1. söze dair birkaç ay süren mütalamızı risaleyi bilmem kaç kez devirmiş birisine şükür babında anlattığımda, beni alaya alır şekilde gülmüş ve belki de bu gayretimizi felsefe yapmak nev inden değerlendirmişti. Belki birazda rencide olmanın sevkiyle" Dinde hassas muhakeme-i akliyede noksanlar olduğu gibi, risale-i nur da hassas, lakin muhakeme-i akliyede noksan olanlarda var. sende onlardansın!"demiştim. literatürlere, esir maddesini üstadın keşfedip yerleştirdiğini zanneden dostlarımız var.. muhakemesiz ve muvazenesiz bir sadakat tanımının doğurduğu hamasi söylemlere sahip dostlarımız.. risaleleri vird niyetine okumakla, muhakkikane ve mütefekkirane okumak arasındaki farkı anlamadığımız sürece, daha çok eleştiririz risale ye zeki bir muhatab olma gayretinde olanları, felsefe yapmakla, hatta sadakatsizlikle! Elbette bütün bu problemlerin temelinde risaleye nasıl muhatap olunması gerektiğine dair net bir model ihtiyacına duyulan ihtiyaç söz konusu...

3sanıyorlarayla yavuz, 07.02.2006, İstanbul

şu veya bu gazeteyi Risale-i Nur gibi okuyanlar, kendilerini Bediüzzaman ın takipçisi SANIYORLAR gibi geliyor bana???

2bekliyoruzenes kara, 07.02.2006, Ankara

metin abi yazınızı bekliyorum zira gerçekten risalelerin gazete gibi okunup okunmadığının ispatı olan bir yazı bekliyorum.

1Hakikati aramak..Hakan Kalkavan, 07.02.2006, Almanya

Sayin yazar cok önemli ve ince meselelere deginmis.tam olarak bahsettigini anlamak icin bir sonraki yaziyi da okumak gerekecek.

bilhassa tahkik etmeden,mihenge vurmadan salt taklid edilerek yapilacak seylerin kisiyi icsellestirilememis(ihlastan uzak) bilgiye ulastiracagi gercegidir.

bu yüzden yazarin, bir hakkikat avcisi gibi Bedizzaman hz.`nin ifadesiyle "Eğer altın çıktı ise kalbde saklayınız; bakır çıktı ise(almayiniz)..." hakikati mihenge vurarak bulmaya calismasini Hakkin rizasina matlub bir arayis olmasi hasebiyle cok degerli oldugunu düsünüyorum ve bu sekilde mertce ve samimiyane devam etmesini,elestri ve ithamlari da mihenge vurup bu nokta-i nazardan kendisi icin onlari, motivasyonu zedeliyeci etkisinden tam tersi olumlu bir isleve dönüstürmesini haddim olmayarak da olsa istirham ediyorum.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut