Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Mezhep Karşıtlığı Problemi
–Abdülhakim Murad

[*4.669 yazı içinden]

Herkes benim gibi düşünsün - mü ?

Yazara Mesaj Gönder

SAİD NURSİ’DEN Fethullah Gülen’e Gözyaşı Medeniyeti yazısı üzerinde hâlâ tartışmaların olması doğrusu benim pek öyle düşünmediğim bir şeydi. Fikir alışverişi noktasından baktığımızda arkadaşlarımızın düşüncelerini ortaya koymasının güzelliğine inanıyorum. Ancak bu yorumlarda zaman zaman “herkes benim gibi düşünsün” handikabına düştüğümüzü de itiraf etmeliyim. Ben de bir zamanlar “Bu Risale grupları niye birleşmiyor, niye farklı düşünce sahibi olabiliyorlar, herkes aynı şeyleri düşünüp söylese daha iyi değil mi?” diye dert edinenlerdendim.

Ama şimdi çok içtenlikle ve inanarak ifade ediyorum ki tüm grupların bir araya gelmesi ve aynı şeyleri düşünmesi düşünce ve eylem fakirliğidir. Zaman zaman bazı arkadaşlarımızın Risale gruplarını birleştirme faaliyetleri olduğunu, hatta bunun için komisyonlar kurduklarını biliyorum ve hayret edemeden geçemiyorum...

“Meşreblerde ittifak lazım olmadığı gibi caiz de değildir.” Bu söze iki bakımda inanıyorum:

1. Biz böyle bir ittifaka zihnen, hissen ve fiilen layık değiliz. Şu anki düşünce düzeyimiz ve ihlas yapımız böyle bir birlikteliği kaldırabilecek seviyede değil. Ve bu zihniyet değişimi öyle dünden bugüne olabilecek bir şey değil. Maalesef beş tane Risale okuyanın olduğu bir köyde en az iki Risale grubu oluyor. Bu böyle ise, bu işte kaderin bir sırrı, bizim de bir liyakatsızlığımız olsa gerek.

2. Mesailerin tanzimini yapamamak ve birilerinin “her şey, tüm ipler benim elimde olsun” zihniyeti diğerlerini âtıl bir zemine sürükleyebiliyor. Yakında karşılaştığım bir hadise bu fikrimi bir defa daha teyit etti. X grubunda çok da önemsenmeyen, pek işe yaramaz gibi görülen ve bu yüzden de âtıl kalan bir arkadaşımız, yıllar önce gittiği Y grubunda çok ileri düzeyde hizmetlerde bulunmaktadır. Uzun süre sonra bir araya geldiğimiz bu arkadaş benim hayal dahi edemediğim hizmetlerini anlatınca çok memnun oldum. Sonra da arkadaşımız “grupların beraberliğinden, bu dünya çapındaki hizmetleri beraber yapmaktan bahsedince aman dedim. Herkes yerli yerinde kalsın. Şayet sen hâlâ X grubunda kalsaydın, haftada iki gün derse gidip, başka bir şeye karışmayan biri olurdun. Çünkü o gruptakilerin seni görmek istedikleri yer burası.”

Evet ben meşreplerde ittifakın caiz olmadığına yıllar sonra artık gönülden inanıyorum. Belki de doğrusu ve olması gereken bu. Kimin mesleği, meşrebi neye ve nereye uygunsa, kim nerede kendini bulabiliyor, âtıl bir vaziyette kalmıyorsa buyursun orada kalsın. Hatta oraya sıkıca yapışsın. Bu zamanda kendi tarzımıza uygun, 1111 olabileceğimiz bir grup bulmak veya öyle bir grup olmak pek öyle kolay da değil. Pek çok kabiliyetli arkadaşımızın ufak tefek problemler yüzünden veya bir uyumsuzluk sebebiyle yüksek istidatlarını kullanamadıklarını gözlemleyebiliyorum.

Benim grubumda kendini bulan aktif bir kabiliyet beni sevindirir. Ancak benim grubumda pasif bir kabiliyet, farklı bir grupta aktif hale gelecekse orada olmasını tercih ederim.

Bu noktada Risale gruplarımıza olan bakış açımı da (biraz da yorumlar yüzünden) yenilemek istiyorum. Evet benim de şu veya bu grupta tenkit edebileceğim konular ve şahıslar var. Ancak ben bu tenkitlerin, “herkesin kendi bulunduğu grup içinde” yapılması gerektiğini düşünüyorum. Yani X grubundan olan bir arkadaşımız kendi iç bünyesinde daha iyi olmak, yanlışlarını izale etmek, kendilerini geliştirmek için tarzlarını, düşünce ve eylem yapılarını konuşmalı, müzakere etmelidir. Ancak ben Z grubundaki biri olarak X grubundaki arkadaşları takdir etmeli, şevklendirmeli, hizmetlerinin devamı ve gelişmesi için dua etmeliyim. Yanlışlarını “sorulursa, daha özel şartlarda, kavl-i leyin ile ve ihlas dairesinde” dile getirebilirim belki. Ama kimseyi yapmakta olduğu bir şey için kafasına vura vura vazgeçirme gibi bir misyonumuz yok.

Emirdağ Lahikası’nda Sadık, İbrahim, Zübeyir imzalı bir mektup var. Bu mektup “Üstadımız diyor ki” diye başlıyor. Ve şöyle devam ediyor:

"Eşref Edip kırk seneden beri iman hizmetinde benim arkadaşım ve Sebilürreşad’da makale yazan ve şimdi vefat eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakikî İslâmiyet mücahidlerinden bir kardeşimdir. Ve Nurun bir hâmisidir. Ben vefat etsem de, Eşref Edip Nurcular içinde bulunmasıyla büyük bir teselli buluyorum.

"Fakat Nur Risalelerinin ve Nurcuların siyasetle alâkaları yok. Ve Risale-i Nur, rıza-i İlâhîden başka hiçbir şeye âlet edilmediğinden, mümkün olduğu kadar Risale-i Nur’un mensupları, içtimaî ve siyasî cereyanlara karışmak istemiyorlar. Yalnız Sebilürreşad, Doğu gibi mücahidler iman hakikatlerini ehl-i dalâletin tecavüzatından muhafazaya çalıştıkları için, ruh u canımızla onları takdir ve tahsin edip onlarla dostuz ve kardeşiz-fakat siyaset noktasında değil. Çünkü iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman, derste farketmez. Halbuki siyaset tarafgirliği, bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır. Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nuru hiçbir şeye âlet etmediler. Siyaset topuzuna el atmadılar.”

Burada Sebilürreşad ve Büyük Doğu’nun hizmetleri takdir ve tahsin ediliyor. Dost ve kardeş olduğumuz vurgulanıyor. Ancak siyaseten beraber olunmadığı ifade ediliyor. Biz de her grubun her düşüncesine, her yaptığına katılmak zorunda değiliz. Ancak bu her hareketine katılmama, İman ve Kur’an dairesindeki kardeşlerimizi reddetmek, onları itham etmek anlamına da gelmiyor. Ben farklılıkların bu hizmeti hem düşünce, hem de hareket bakımından zenginleştirdiğine inanıyorum. Bir gün herkesin benim gibi düşündüğünü, benim yaptıklarımı yaptıklarını görürsem bu hizmetin kısırlaşmış olduğundan korkarım. Hayır, herkes benim gibi düşünmesin ve benim yaptıklarım ile sınırlanmasın. “Herkes benim gibi olsun, benim gibi düşünsün, ben en mükemmelim ve hatasızım, bu hizmetin tek temsilcisi benim, benim yanıma gelin” anlayışına karşı her zaman çekince ile yaklaşmışımdır...

Bu kadar büyük hizmetlerin elbette kusurları, problemleri, zaman zaman yanlışları olacaktır. Her grupta, diğer grupların beğenmediği bir takım konular olabilir. Bize düşen bunları insanların gözlerine sokarak nefsimize pay çıkarmak değil, kardeşimizin algılayabileceği vasıtalar ile ortaya koymaktır. Sözü eskitmemek, ayağa düşürmemektir. Söz bir defa eskidi mi anlamını kaybeder. Bâbil’e döneriz. Oysa bizim şefkate, duaya, birbirimizi anlamaya, takdir ve tahsin etmeye, kardeş olmaya, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş olmaya ihtiyacımız var.

Var mısınız Nur kardeşliğine.....

  30.01.2006

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

5VARMISIN DİN KARDEŞLİĞİNEKaren Toyan, 18.02.2006, İstanbul

Çok güzel bir yazıydı elinize sağlık. Sedece bir cemeatin içindeki bu kadar ayrılık bile insanı düşündürüyo. Liyakatsızlığımızın sınırsızlığından değil de, umarım olması gereken bir sırrın cilvesindendir. Sizin yazınız bunu destekliyo. Belkide doğrusu bu. Daha öcede bir yazıda BÖLÜNDÜKCE BÜYÜYEN CEMAAT başlıklı bir yazı okumuştum. Oda pek hoşuma gitmişti. Ayrılıkta ki birlik hikmet adına içimi ferahlatmıştı. Ama birbirene tahammülsüzlük, sadece kendini mutlak doru sanmak heralde yaptığımız nice hizmete gölge düşürüyordur. Değil aynı cemaat içinde, aynı kitabları okuyanlar değil, bukadar farklı tarıkatların cematların bukadar meşreblerin hatta mesheplerin arasında ki ayrılık herkesi öteki görme, kendini kutsama beni öldürecek birgün. Sadece beni öldürse sorun yok, Malesef amelimizi, ilmimizi, ihlasımızı, hizmetimizi ve niyetimizi katlediyor. Gerçekten herkez sizin gibi düşünmeli. Aynı Allah a, aynı kitaba ve aynı peygambere inanıyorken ortak paydaya herkesin vücüdün organları gibi gerekli olduğu bir işe yaradığı ve biri olmazsa diğerininde zarar göreceği,hepsinin bir bütünün parcası olduğu gerçeğini de koysak, gözümüze verilen degerin böbreğe verilinden az yada çok olmayacağını bilsekte bir birimize sahip çıkak en azından birbirimiz üzerindeki duamızı esirgemesek böyle perişan,böyel dağınık böyle paramparça olmazdık heralde. Ben sizin gibi düşünmüyorum! En azından bu kanuda herkez sizin gibi

düşünmeli.

4YUMRUK ŞOVÖmer DEMİR, 01.02.2006, Türkiye

Lütfen bizi över misin Levent Abi ricasına dayanamayarak yapılan bir yorumla tribünlere çağrılan futbolcunun nazlana nazlana gidip yumruk şov yapması arasında hiç bir fark yoktur.

Oysa yazarlık sözün uçtuğu bir dünyada kalıcı şeyler söyleme sanatıdır.Yazdıklarımız madem ki kalıcıdır.kalıcı olmaya layık şeyleri büyük bir sorumluluk duygusu içinde yazılmalıdır.

Aksi takdirde her isteyen gruba övgüler düzersek böyle sonuçlar kaçınılmaz olur.Kaş yapayım derken göz çıkarırsınız.

Unutmayalım ki,-bu sitedeki yorumlardan birinden öğrendiğime göre- bu sitede tartışmalı konulardaki maillere bile cevap vermeyecek sorumlulukta yazarlar bulunuyor.

Onları küçüğünüz bile olsalar örnek almanızda fayda var.

3Doğru söze ne demeli!...M.Asıf Işık, 31.01.2006, Gebze/Kocaeli

Vahid-i Ehad her bir şahsı her bir kulunu bir diğer kulundan farklı özelliklerle, istidadlarla, duyuş, anlayış, algılayış, idrak vs. seviyeleriyle techiz etmiştir. Bu bakımdan herhangi bir şeyin her idrakte aynı şekilde yansıması mümkün olmaz veya olmaması normal karşılanmalıdır. Bu bakımdan Nur ların Muhterem Müellifi bir kısım ehli iman için onlara hürmet edilip ilişilmemesini tavsiye etmiyor mu?

Hele Risale-i Nur dairesi içerisinde bulunan ve aynı kaynaktan beslenen hizmet erbabının fıtri olan bu hususu yeterince nazar-ı dikkate almadıklarını zannediyorum.

Hak ve hakikati anlama noktasında -Kur an ve Sünnet çerçevesinde olmak kaydıyla- her bir ferdin farklı anlama hakkı vardır.

Herkesin ve/ya her grubun kabiliyetleri nisbetinde kendi mizaç ve/ya idrak mertebesindekilerle beraber olması gayet tabii ki fıtridir, olağandır ve doğrudur; Doğrudan şaşmamak şartıyla.

Ehl-i din ve diyanet ama hassaten şakirtler başkalarına gösterdikleri sabır, tahammül ve müsamahayı kendi aralarında tahakkuk ettirebilseler...

Zat-ı Zülcelal Fetih suresinin son ayetlerinden birinde, gelmiş ve gelecek bütün müminlere örnek olacak sahabeleri birbirlerine pek merhametli oldukları için medh etmiyor mu? Hani mesleğimizin dört esasından biri şefkat değil mi?!...

Cihanşümul bir davanın hizmetkartları her konuda aynı tavrı ve aynı hali ortaya koymayabilir. Bu beklenmemeli de. Ama problem çözme kabiliyetleri olmaması anlaşılır değildir.

Değerli yazar, kıymetli dostum Levent Bilgi Beyefendinin yazısının son paragrafındaki tesbit ve temennilere aynıyla iştirak ediyorum.

2HASBUNALLAHU VE Nİ’MEL VEKİL agah vardar, 30.01.2006, Ankara

Ey iman edenler yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır. Muhakkak Allah zalim kavme hidayet nasib etmez.

(Maide-51)

Ey iman edenler! Dininizi oyun ve eğlence tutan ehl-i kitab’ı ve kafirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minlerseniz Allah’tan korkun, onlara dostluk yapmayın.

(Maide-57)

“Ey bu vatan gençleri! Firenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ, Avrupa nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i dam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünki şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!..”

“İ lem Eyyühel-Aziz! Kâfirlerin (Arabi Mesnevi’de, bilhassa Fransız ve İngiliz iblisleri diye ifade etmektedir) müslümanlara ve ehl-i Kur ana düşman olmaları küfrün iktizasındandır. Çünki küfür imana zıddır. Maahaza Kur an, kâfirleri ve âba ve ecdadlarını i dam-ı ebedî ile mahkûm etmiştir.

Binaenaleyh müslümanlar ile ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet boşa gidiyor. Onların muhabbetiyle karşılaşılamaz. Onlardan meded beklenilemez. Ancak HASBUNALLAHU VE Nİ’MEL VEKİL diye Cenab-ı Hakk a iltica etmek lâzımdır.”

(Mesnevi-i Nuriye Hubab Risalesi)

Üstad Bediüzzaman Said Nursi gibi bir islam mücahidinin hıristiyan ve yahudilere ne nazar ile baktığını ve nasıl Kur’an hesabına onlara karşı ebedi bir adavet ve husumet içinde bulunduğunu görüp yapmış olduğu bu ikazlardan herkesin ibret alması gerekmektedir

1nur kardeşliğiesra y., 30.01.2006, bursa

sanırım islam dünyası içindeki bir çok problem bundan kaynaklanıyor: herkes benim gibi düşünsün. çağın acımasız kurallarına biz de kendimizi uydurduk ve hoşgörüsüz, at gözlüklü bir toplum haline geldik. nur şakirtleri arasında bu tür tartışmaların olması çok üzücü. keşke nurları daha iyi anlayıp hayatımıza geçirebilsek.....




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut