Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

V. Esmâ-i hüsnâ ahlâkı
–Metin Karabaşoğlu

[*4.649 yazı içinden]

Müslümanın Müslümana ettiği kötülükler

Yazara Mesaj Gönder

GEÇMİŞ, KALIR.

Geçmiş, gerçekte asla geçmiş değildir.

Geçen giden zamana ‘geçmiş’ denmesi, dilin en ağır yanılgıları arasındadır.

Herakleitos’un dediği gibi, kişi bir ırmakta iki kere yıkanmaz, üstelik köprülerin altından çok sular akar; ama yine de, yaşanmış hiçbir olay, bir daha asla yaşanmasa bile, geçmiş değildir. Geçmiş, kalır. Hayat, acısı ve tatlısıyla izini, eserini dünyamızda bırakan bir maziyle birlikte yaşanır.

Geçmişinden kaçan insanlar vardır gerçi, ama bu hal dahi ‘geçmiş’in kalıcılığının nişanesidir.

Kendi namıma, geçmişe baktığımda, “Şükür ki yaşadım” dediğim nice olay yanında, ‘yaşamamış olmayı’ dilediğim nice olay çıkıyor karşıma...

Acısı üstümde kalan, sızısını hâlâ taşıdığım nice olay...

Ve bu olayların büyük kısmını, Müslümanın Müslümana ettiği kötülükler teşkil ediyor.

Ne zaman yüreğimin yangınına baksam, yangının orta yerinde bu çıkıyor karşıma.

Ne zaman yüreğimde kor halinde duran ukdelere baksam, ucu Müslümanın Müslümana ettiği kötülüklere dayanıyor.

Ne zaman hâfızamı ve hatıramı yoklasam, ufukta beni en ziyade yaralayan olayların kahramanı olarak hep kardeşim, ağabeyim, dostum, büyüğüm, mürşidim diye bildiğim insanların silueti beliriyor.

Sonrasında, ‘dışa dönük’ sorgulamayı da içeren bir ‘iç sorgulama’ yaşıyorum yüreğimde.

‘Ehl-i dünya’ insanları ‘insan’ olarak artısı ve eksisiyle doğru yere konuşlandırma başarımı ‘ehl-i din’ için gerçekleştiremediğimi söylüyor içimden bir ses.

Bir ‘yeryüzü cenneti’ aradığımı, ehl-i dünyadan olabildiğine soyutlanmış, ehl-i din ile hemhal olunan cennet-misal bir dünya hayatı kurgulama hatasına düştüğümü söylüyor.

Mü’min de olsa insanları yanlış değerlendirmenin, idealize etmenin, melekleştirmenin bedelini de yaşadığım gönül acıları suretinde ödediğimi söylüyor.

Sorunu bende buluyor. Suçu mü’min insanlara bakış açımda arıyor.

Ama buna da ikna olamıyorum.

Aradığım ve bulamadığım vasıflar hiç de ‘ideal’ ve ‘melekî’ vasıflar olarak görmüyorum çünkü. Bilakis, bunlar bana ‘ideal’ değil ‘normal’ geliyor, ‘azamî’ değil ‘vasat’ gözüküyor.

Yalanın çirkinliğini insan vicdanen bilmiyor mu zaten diyorum meselâ? Emanete hıyanet hangi insana sevdirilmiş? Hangi insanın fıtratında ‘ahde vefasızlık’ tohumları ekili? Hangi insan iftirayla telezzüz edebilir? Hangi vicdan hasede ses çıkarmaz?

Bütün bunlar, bırakalım ehl-i dini, herhangi bir insanın dahi vicdanının sesini dinleyerek bulabileceği gerçekler olarak gözüküyor.

Hele ‘ahlâkın en güzeli’ni öğreten, ‘ahlâk dinin kabıdır’ buyuran, ‘aldatan bizden değildir’ diyen bir Peygambere ümmet olanların bu gerçeklerle haydi haydi hemhal olması beklenir ve bekliyor olmamızdır normal olan diyorum kendi kendime...

Gelin görün ki, istisnalar hariç, güvendiğimiz dağlara karlar yağıyor.

Bizden olanlar aldatıyor bizi.

Kimileri hoşlarına gitmeyen bir cümleyle hain yapıyorlar sizi.

Kimileri göz yummadığınız bir haksızlıktan dolayı dişlerini biliyorlar.

Kimileri yedirmediğiniz bir haktan dolayı arkanızdan türlü çeşit lâf dolaştırıyorlar.

Hangi birimiz baksa hayatına, böyle nice yara saklı hayatlarımızda.

Geçmişten geriye kaç yalan izi, kaç haksızlık izi, kaç iftira izi, kaç aldatma izi kalmış her birimiz için.

Hepimizin yüreğinde bir düğüm... Kördüğüm... Müslümanın Müslümana yaptığı kötülükler.

Pazarlama harikası onca isim, onca kitap arasında o hakikatli sadâsı henüz gereğince farkedilmemiş sevgili dostum, arkadaşım, kardeşim Ahmet Yıldız’ın İktidar Herşey Değildir diye hatırlatırken yazdıkları hatırımdan çıkmıyor velhasıl:

“Tarih boyunca Müslümanların temel problemleri hep kendileriyle olmuştur. ‘Kâfirlere karşı şiddetli, mü’minlere karşı merhametli olma’ ölçüsü, genelde ne yazık ki mü’minlere karşı zemm, gıybet, dedikodu ve şefkatsizlik şeklinde yansımıştır. Evet, taraflar ‘biz’den olduğunda her türlü gayriahlâkîlik ‘Hak’ adına revaç bulmakta zorlanmıyor. Allah için işlenen manevî cinayetlerin haddi hesabı yok. İnsan gerçekten inanamıyor...”

Ben hâlâ inanamıyorum...

Hâlâ aklım almıyor...

Bütün insanlık içinde ‘en hayırlı ümmet’ olması murad olunan mü’minler, başka insanlara, hele mü’min kardeşine nasıl kötülük eder? Nasıl emin olamazsınız şu zamanda mü’minlerin bile elinden ve dilinden?

Sevgili dostumun dediği gibi, “Müslümanların fikrî problemleri ahlâkî problemleri kadar öncelik arzetmiyor.”

Ama bu ahlâkî problemler nasıl aşılır, bu yozlaşma nasıl durdurulur, bilemiyorum.

Bilen varsa söylesin.

Bulan varsa açıklasın.

Lütfen...

Çünkü, “Tam ihlası yansıtan bir ahlâkî bütünlük ortaya koymadıkça, ne mütehayyirlere, ne de muannidlere emniyet vermemiz mümkün değil. Emniyet duygusu olmadan da diyalog, dolayısıyla da tebliğ zemininin oluşması mümkün değil.”*

  15.01.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

7kördüğümtahsin törk, 16.01.2006, İstanbul

Batı’dan Doğu’ya ruhi bir yolculuğa çıkan şair Goethe, Doğu- Batı Divanı’nda şöyle der: “İfade ederim ki Doğu’nun şairleri Batı’nın şairlerinden çok üstündür.Bizim onlara eşit olduğumuz tek şey benzerlerimize tuttuğumuz kin ve nefrettir.”

Paylaşayım dedim vesselam….

6cahiliyyesüphandağı, 16.01.2006, bitlis

uzun süre cahil kavramının ne manaya tekabul edip etmediğini düşündüm. kendimin de bu kavramın şümülüne girip girmediğimi bilmek istiyordum. ümmiliğin cehaletle yakın uzak bir alakasının olmadığını ibn arabi söylüyordu. ümmilik saf hale dönüş idi. yani vahye muhatap olacak denli açık ve salim bir fıtrat üzere olmayı ifade ediyordu. hasılı cehaletin en keskin ifadesi kişinin düşünüş biçimiyle yakından alakalı bir husus olduğunu düşünüyorum. kendisi dışındaki dünyayı, her yeri, etrafı, kendi kafasındaki ölçütlere göre tanımlayan ve dizayn eden bir düşünüş biçiminin cehalet üreten bir zihniyet yapısı olduğu kanaatine vardım. burada din milliyet cinsiyet ayrımı yapılamaz. cehaletin milliyeti de dini de yoktur. başkasının acısına ve sızılarına kulak verip onu anlamayan merhameti hissetmekten uzak yerlerde dolaşıyordur. böylece cehalet zülmün menşei olarak ortaya çıkıyor. insanların zalim ve cahil olduklarını belirten ayette (tekasür, yanılmıyorsam) de bu iki kavramın yan yana kullanılması önemlidir.

kendi bilgisinin yanlışlığına ihtimal vermeyen bir zihniyet yapısı dayatmacı bir yapı üretiyor. kendisinin yanılabileceğine dair bir acabası olmayan düşünüş biçiminin cehaletin ilk göstergesi olduğunu düşünüyorum.

bir kişinin müslümanlığı, böyle bir duruş sergilemişse onu cehaletten kurtarmaz...

Allah başta beni cümlemizi bu zalimlikten kurtarsın ve sürekli uyarılalım ...

5üstad (k.s) ihbar etmişti bu günleri..agah vardar, 15.01.2006, Ankara

emirdağ lahikasında ... 50 yıl sonra ümmetin NEFS-İ EMMAREYE TABİ olacağını ihbar etmişti... ve aynen de oldu...

sünnete uyulmaz ise... kuranın hükümleri ile amel edilmez ise...

HEP BERABER sahili selamete çıkartacak geminin her tarafını deldik... su alıyoruz...

ALLAH samimileri ve ihlaslı bir avuç insanı dostlarının şerrinden muhafaza etsin amin

4YENİDENGÖKHAN YILDIZ, 15.01.2006, NİĞDE

Bir kez fakat adamakıllı okuyalım şu nurları.Kendim de dahil olmak üzere okuyup da yaptıklarımız çok farklı.Bence biz ya da büyük saydıklarımız tersten okuyor,istediği gibi yorumluyor.Bilmem anlatabildim mi?

3Uhuvvet RisalesiSeref Kiraci, 15.01.2006, Tire

Metin Ağabey eline gönlüne sağlık. Allah sizden razı olsun.Bugünlerde birkaç gönül dostuyla beraber okuduğumuz Uhuvvet Risalesi ni yazınızla beraber okuduğumda derinden bir ah çekip keşke orada belirtilen desatir-i Kur aniyeyi hakkıyla yaşayabilsek diyorum.Uhuvvet Risalesi ni nefsine okuyabilen talebeler olabilmek temennisiyle....

2Öğrendiğimizi Yaşayalımmkalabas, 15.01.2006, Ağrı

Bütün bu yanlışlıklar elbette İslamiyeti gerçek manada yaşayamayışımızdandır.Zannımca bunun temelinde de İsalami kaynakları okuyamamak,okuduğumuzu sorgulamamak,hazmedememek,başkasına okumak,nefsimizi muhatap alamamak,suçu hep başkasına atmak,nefsimizi temize çıkarmak,bunları yapmazsak bile hazmettiğimiz ahlaki değerleri,İslami ölçüleri hayatımıza aktaramamak,uygulamaya geçirememek en büyük zaaflarımızdan biri olarak öne çıkıyor.

Bir okuyucu uhuvvet(kardeşlik) Risalesini okuduğu halde kardeşine düşmanlık yapıyorsa okuyucu manayı anlamamıştır demektir.

Okuduğumuzu,bildiğimizi yaşıyalım,özümsüyelim,hazmedelim,....

Herzaman teyakkuzda olalım,ağzımızdan çıkanı 1000 tartıp öyle söyleyelim;yaptığımız fiili neye göre yaptığımızın şuurunda olalım...

Müslüman olduğumuz gibi bütün vasıflarımız da MÜSLÜMANCA olmalı vesselam...

1yakutsular olursak güven veririz mehmet boyacıoğlu , 15.01.2006, ingiltere

bu fakir egenin kasabalarından birinde ozu sozu bir, banka ile iş yapmayan dedikodu ve gıybetten uzak duran bir abi biliyorum. allah ona uzun omur versin hayattayken belki isminden bahsetmem iyi olmaz. o dürüst bir esnaf olduğu için öylesine güven vermiştir ki bizden olmayanların en uzağındakiler bile gelir ondan alışveriş yaparlar.

muhmmedun beşerun la kel beşer bel hüve yakuutun beynel hacer (muhammed bir beşerdir fakat beşer gibi değildir, bilakis o taşların arasındaki bir yakuttur) sözünden hareketle yakutsular başlığı ile kaleme almayı düşünüyorum. işte bu asırda da muhammedii ahlakı yaşayanlar var diyebilmek için...

yoksa geçmiş asırlardaki evliya menkıbelerini anlatmak insanlara çekici gelmiyor.

bilmem diyebildim mi?

selam ve muhabbetle




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut