Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kör nokta
–Metin Karabaşoğlu

[*4.669 yazı içinden]

Özgürlüğe çağrı

Yazara Mesaj Gönder

İNSANOĞLUNUN ÖNCE kendisi, sonra da her şeyle ciddi bir şekilde alakası vardır. Kendi varoluşuna ve kendisiyle birlikte bütün varlığa nereden ve nasıl baktığı, neden ve nasıl etkilendiği önemlidir. İnsan kendisinin ve varlığın anlamını, yaratılışını ve amacını kavramalıdır hayatını bilinçli kılabilmek için. Fert bu bilinçle tanımlanır ve kavramsallaştırılır.

Âlemin özü olan ve yaratıcının meleklerine secde ettirdiği insan yüzyıllardır sahte tanrılara hep kurban verildi. Milliyetçilik dedi öldü, padişah dedi, sınırlarımız dedi, toprak dedi, para dedi, patron dedi, devlet dedi hep öldü. Sanki insan hep bu kutsallar için yaratılmıştı, bu değerler insan için değil. Ondan hep “düşünmeden itaat etmesi istendi”

Bir çok savaşlarda kahramanca çarpışan, ölen yüz binlerce insanın nasıl olup da despotik yöneticilerin, karnı şişkin siyasetçilerin komplolarına aldanıp da birbirlerinin gırtlaklarına yapıştıklarını anlamak mümkün değil.

Bir yandan hâkim otoritenin, öte yandan medyanın, ardından resmi eğitimin, geleneklerin, çevrenin, milli duyguların, geleneksel ve devletin emrindeki dinin elinde oyuncak olan insanoğlu kendi sınırlarını nasıl görecek ve aşacak? Bu gönüllü köleliğin iğrenç sömürüsüne ve teslimiyetine nasıl son vererek özgür düşünebilecek?

Bizim esaretlerimiz önce fikirlerimizde. Sonra duygularımızda ve ruhumuzda. Bugün ancak izin verildiği kadar düşünebiliyor, izin verildiği kadar seviyor, izin verildiği kadar hür ufuklarla açılabiliyoruz.

İnsan, önce insan, hep insan...

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” diyor Şeyh Galip.

Âlemin özüdür insan. Varlığın, yaratılışın gözbebeğidir. Sürülüğe, sürüleşmeye layık olmayan tek varlıktır yeryüzünde. Zira sürü düşünmeyen, sadece söylenileni yapan, körü körüne itaat edendir. Başındaki ne yaparsa onu taklit edendir sürü. Yaratıcı bizim sürü değil, çoban olmamızı ister. Sorumlu bir çoban.

Öte yandan bugün insanı köleleştirmenin metotları da farklılaştırılmıştır. Değişen şartlara göre değişik köleleştirme tarzları icat edilmiştir. İlmi istibdat, fikri istibdat, nefsi istibdat, alışkanlıkların istibdadı, geleneklerin zorlamaları, eğmek fiilinden gelen eğitimin baş eğdirmelerinin şartlandırmaları gibi... Bu gün hür düşünceyi, hür yaşamayı kısıtlayan, hatta istediği gibi yönlendiren pek çok yöntemler geliştirilmiştir. Bu, içimizdeki kurtların inlerine gönderilme çabasıdır. Ancak bu şehir, cesurların, insanlık için, insaniyet-i kübranın inkişafı için savaşanların şehridir. Bize biçilen elbiseyi kabul edip, rahatına kıyamayanların değil.

Nietsche; “Derisini değiştirmeyen yılan, kafasını değiştirmeyen insan ölmeye mahkumdur.” diyor. Çünkü hayatın ritmi ve zamanın değişen şartları statik ve donuk düşünceleri daima yok etmiştir. Hegel’in söylediği gibi; “Gerçekler bizim dışımızdadır ve bizim onu anlayıp anlamadığımıza da bağlı değillerdir.

Bu değişim, sürüleşmeme ve kendi şehrimizi feth etmek zordur elbet. Birey kendi varlığını kazanabilmek için geçmişten getirdiği varlığını gözden çıkarabilmelidir. Bu bazen, acıyla, bazen inziva ile, bazen sorularla, ama mutlaka merak ve arayışla gerçekleşir. Kendini dünyada ve dünyanın koşuşmaları arasında yitirmek insanlığı yitirmekle eş anlamlıdır.

Dostoyevski; “İnsanın köklü bir değişim geçirmesi için uzun bir soyutlanmaya girmesi gerekir” diyor. Kendimizi sorgulamak bu soyutlanmanın farklı bir boyutunun ifadesidir. Bu soyutlanmayı belki bizler münzevi bir adam gibi değil ama, kendi iç dünyamızda mutlaka yaşamalı, o ıssız ve engin ufuklara yelken açmayı göze alabilmeliyiz.

Cesaretiniz ve merakınız varsa buyurun kurtların artık giremediği şehre. Belki biz de şehrimizden kovalarız artık kurtları...

  09.01.2006

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

2anadolu ve kıyma makinasıismail süphandağı, 20.01.2006, vilayet-i şarkiyye

anadolu coğrafyasının insan tüketen bir sosyol psikolojik mekan olduğunu söyleyenler var. özgürlüğü hiç bir vakit tanımamışların yeri ve yurdu. anadoluya ilişkin hamasi gönedirmler ciddi değil.

ne aşık olma özgürlüğü var ne de günah işleme özğürlüğü. aksi takdirde insan nasıl tekamül edecekti. kemal tahirin tahlillerini bir kez daha gözden geçirmek elzem gözüküyor.

1Allah Razı OlsunKamuran Ali Timurağaoğlu, 17.01.2006, Mardin

Tamamiyle iç dünyama hitab eden bir makale....

İnşallah yakında çağrı yaptığınız Özgürlüğü insanoğlunun nasıl elde edebileceyinide dile getiren bir makale yazarsınız

Özellikle dini açıdan özgürlüğe deyinirseniz memnun olurum...

Allah yardımcınız olsun




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut