“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Tim’in tevhid arayışı
–İsmail Örgen

[*4.622 yazı içinden]

Güzellik Fetişizmi

Yazara Mesaj Gönder

MARMARA İLAHİYAT fakültesi mezunu bir müteşebbisin İstanbul'da dindar kadınlar için 2 milyon dolar harcayarak kurduğu güzellik merkezi haberinin düşündürdükleri...

İlahi Cemal ve Kemalin bir tecellisi, alem-i şehadetteki iz düşümü olarak güzellik, insan için bir lüks değil beşeri bir ihtiyaçtır. O yüzden güzel olmak aynı zamanda faydalı olmak ve insanın asli ihtiyaçlarından birini karşılamak demektir. Ama güzel olan nedir?

Her şey nihai olarak güzeldir. Ya bizatihi güzeldir, ya sonuçları itibariyle. Rahmet gazabı geçtiğinden Cemal ve Kemal her daim galiptir. Ve her kapı muhakkak güzelliğe açılır. Güzellik gerçekliğin iç boyutudutur. Güzel ahlak ile aydınlanmış akıl o güzelliğe her şeyden bir yol bulur.

Güzellik cevhere aitken çirkinlik arizidir. Tevhidi bilgi aşkınlığın celalini olumsuzlamaz. Bu celal olmaksızın İlahi yakınlığın güzelliği müşahade edilemez. Güzellik çirkinliğin varlığı sayesinde açılır, genişler, kamil anlamda görünür, anlaşılır hale gelir. Güzel ve çirkin bir arada, bu dünyada, Mutlak Güzeli anlamak için vardır.

İlahi güzelliğe müştak olan İnsan kosmosda mutlak ve sonsuz olanı aramak için yaratılmıştır. İlahi olanla irtibatı kesilse bile, bu mutlaklık, bu sonsuzluk, bu güzellik arayışı bitmez. Semavat ve arz arasında köprü olan insan, tüm kainatın emrine musahhar kılındığı bir halifeyken, semavatın bilgisini inkar edince kozmik hafızasındaki bu arayışı arza ve kendi bedenine çevirir.

Ne ki, aradığı şeye ulaşmasını temin edecek anahtarları kaybetmiştir. Ama arayışı canhıraş bir şekilde sürmektedir. Kabaran kesret dalgaları içinde yitirdiğini ararken hiçlik ve yokluk nefesini ensesinde hissettirmektedir. Varlığıyla varlığı varlıkta tutanın nuru olmadan tüm kesret zindandır,zulmettir. Tüm mevcudat Mutlak olanın nuru ile zulmetten, yokluktan, hiçlikten çıkıp aydınlanır, görünür hale gelir.

Nur ile zulmet paradoksunun ortasında ancak Vahyin aydınlığı ile yolunu bulabilecekken kesret kuyusunun içinde merdivensiz kalmıştır. Kendi başına her şeyin sadece hiçlik kutbuna hareket ettiği bu yerde aklına güvenmektedir. Fakat tecellisi olduğu ilahi ilkeyle bağlarını kopardığı aklı, yetmiş bin zulmet perdesine yetmiş bin perde daha ilave ederken karanlığını ve yanlızlığını daha da koyulaştırmaktan başka bir şey yapamaz.

Ruhunun derinliklerinde yankılanan ebediyet bilinciyle zamanın öğütücülüğü arasında sancısını dindirmek isterken kendine türlü türlü oyuncaklar icad eder. Bütüne dair bilgisini kaybettiği için bu dünyanın neden hep eksik ve sınırlı olduğunu bir türlü anlayamaz. Sürekli tamir etmeye, tamamlamaya, güzelleştirmeye çalışır. Her şeyi kendi zannına göre yeniden kurmaya, her şeyi bu kurguya boyun eğdirmeye çalışır. Tabiatı da, kendi bedenini de terbiye etmeli, ona sonluluğunu ve acizliği hatırlatan taraflarından kurtulmalıdır.

Kurtulmak, kovmak istediği, kötülüktür, çirkinliktir, aczdir, nihayetinde ölümdür. Tüm tıbbi başarılarına acıdan ve ölümden kaçarken ulaşmıştır. Tüm teknolojik becerisini aczini inkar edip kendi kaderine sahip çıkmaya soyunurken yakalamıştır. Ontolojik güven duygusundan yoksun olduğu için kendini bu dünyada güvende hissedebilmenin şiddet yüklü araçlarına yine bu teknolojiyle sahip olmuştur.

Ancak ölümü unuttuğunda gerçekten mutlu olabilmekte, bu yüzden ona ölümü, hiçliği, yokluğu hatırlatacak herşeyden kaçmaktadır. Yaşlılık ve çirkinlik bu yüzden ortadan kaldırılmalıdır. Enerjisinin büyük çoğunluğunu, artık mikrokozmos olarak öteye dair işaretler taşıyor olmaktan çoktan çıkmış, sadece kendi sınırlı varlığına indirgenmiş bedenini gençleştirmeye, güzelleştirmeye -mümkün olsa ölümsüzleştirmeye- çalışmaya harcamaktadır. Anti-agingler, estetikler, plastik bir kurguya, bir projeye dönüştürülen bedenin üzerinden zamanın izlerini silmeye çalışmak için vardır.

Bu arada varlığı kendi asli Merkezinden kopararak anlamaya kalkışmanın bilumum arızaları başka mecralardan akıp gelmiş, görüntü gerçeğin yerini almıştır. İnsanı neredeyse bedenden ibaret kılan, aklını fikrini görünüme takan bu kültür, ruhundaki dinmek bilmez güzellik ve mükemmellik arzusunu insan bedeni üzerinden tatmin etmeye azmetmiş, bu uğurda nev zuhur gen mühendisliğini de seferber etmiştir. Bu beyhude çabanın en hafif maliyeti, anlamını kaybetmiş 'mutant' simalar, varlığını sadece bedeninin güzelliği aracılığıyla hissedebilen, güzel olduğu sürece görünür/var olabilen imaj-insanlardır. Onlara modern standartlar haline gelmiş ölçüler aracılığıyla bir değer biçilmekte, bir kimlik ve bir statü bahşedilmektedir.

Güzellik modern insanın yaralı bilincinde, kaybedilen Mutlak Güzelliğin yerine ikame olunmuş bir fetiştir. Ve en çok da Cemal isminin muhatabı olarak kadın cinsini hedef almıştır. Ve daha da trajik olan şey, bu dünyada hiç bir zaman ulaşılamayacak bir projeksiyon olarak Mutlak Güzelliğin peşine, vücütları aracılığıyla düşenler furyasına dindar kadınların da katılmış olmasıdır. Oysa en başta modern kadınları, zamana karşı yapılan bu hazin, bu beyhude yarışın yorgunluğundan ve yılgınlığından kurtarıp sükuna erdirecek yegane şey bizim elimizdedir.

  25.12.2005

© 2015 karakalem.net, Pınar Demir

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

6NEDEN BURADAYIZsezgin, 12.01.2006, türkiye

Allahu tealanın yarattığı güzellikleri görmek için mi buradayız.Yoksa kendi ürettiğimiz bir güzelliği sergilemek için mi?

Allah kainatı kendi zatının cemalini görünsün diye taratmıştır.İnsanlar kendilerine ait olmayanı,ellerinden akıp gideni,geçici olanı,toprağa karışacak olanı teşhir etsinler diye değil.Güzelliğini teşhir eden bir insan ölümü unuttuğunu belgelemekten başka ne yapmış olabilir ki?

5HAKİKİ GÜZELLİK VE KADININ YERİGÜRCAN, 10.01.2006, ESKİŞEHİR

Bizim düşünce dünyamız ve değerler atlasımızda kadın, hilkat hâdisesinin en önemli rengi, insanlık âleminin en bereketli ve sihirli rüknü, evlerimizde Cennet güzelliklerinin kusursuz bir izdüşümü, varlık ve bekâmızın da en sağlam teminatıdır. O yaratılmadan önce Âdem Nebi yalnız, eko-sistem ruhsuz, insanoğlu inkıraza teslim, yuva ağaç kovuğundan farksız bir in ve insan da kendi ömür fanusunun mahpusuydu. Onunla ikinci bir kutup oluştu ve kutuplar birbirine bağlandı. Varlık yeni ve farklı bir sesle, bir görüntüyle şenlendi, yaratılış tamamlanma vetiresine girdi ve yalnız insan da bir nev’e dönüşerek, kâinatın en ehemmiyetli bir unsuru hâline geldi; geldi ve eşine değerler üstü değer kazandırdı.

Leon Tolstoy, evlilikle alâkalı hatıra defterinde; “Evlendiğim için çok mutluyum. Yuva saadeti bir güneş gibi ruhumu aydınlatıyor.” diyordu ki, bunlar yerinde ve doğru sözlerdi. Ama bir süre sonra yazdığı bir romanında roman kahramanını: “A, sakın evlenme; eşin ortaya iyi bir eser koymanı engeller. Alâkalarını baskı altına alır ve seni aşağı ve sıradan bir varlık hâline getirir. O bayağı bir varlık olduğu için kocasının ruhunu da bayağılaştırıp alçaltmak ister.” şeklinde konuşturarak, kadınlar hakkında gerçekten ne düşündüğünü açıkça ortaya koymuştu.

Evet, Allah kadını başka değil, erkeğe eş olarak yarattı. Âdem Havva’sız, Havva da Âdem’siz olamazdı. Bu ilk çift, hem Yaratıcı adına hem de varlık hesabına âyinedarlık ve tercümanlık gibi önemli bir vazife ile vazifelendirilmişlerdi.. iki ceset, bir ruh gibiydiler ve bir hakikatin ayrı ayrı iki yüzünü temsil ediyorlardı. Zamanla, kaba anlayış ve hoyrat düşünce bu birliği bozdu. Onun bozulmasıyla da hem aile düzeni hem de içtimaî nizam bozuldu.

Aslında, İbn Fârıd’ın da dediği gibi, kadının güzelliği de erkeğin güzelliği de, Güzeller Güzeli Yaratıcı’nın cemalinden birer parıltıydı. Bu iki hilkat harikasının, birbirlerini kendi konumlarında kabul edip el ele ve omuz omuza bulunmaları, onları olduklarının ötesinde ayrı bir güzelliğe ulaştırıyordu. Yaratılış plânıyla belirlenmiş bulunan çerçevenin dışındaki farklı yorumlar ve takdirler ise, onları çirkinleştiriyor, hoyratlaştırıyor.. ve bilhassa güzellik ve endamın en anlamlı yanı, “hiss-i mücerred” olması itibarıyla, Hak cemalinin çok buudlu bir aynası sayılan kadın, beşerî tabiatının kesif renkleriyle kendi kendini matlaştırıyor ve her şeyi cismâniyete bağlayarak o önemli âyinedarlık vazifesini daraltıyor ve âdeta bir fitne vesilesi hâline getiriyordu ki, ona fitne denmesi de bu özel tavrı itibarıyla olsa gerek.

4İki taraflı hataSami Deniz, 06.01.2006, Ankara

Dindar hanımların, kendi erkeğine süslenmeyi ihmal etmesi ve bunun sonucunda dindar erkeğin; başka hanımlara meyletmesine sebebiyet verdiğini düşünüyorum. erkeğin yaptığı bu hatayı onaylamıyorum. ama bu hatada kadının payının olduğunu düşünüyorum. Çözüm: Her Müslümanın Sünneti Seniyeye uygun hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

3Takva da DayatmacilikMustafa Tabanli, 06.01.2006, Missouri-USA

Helal daire keyfe kafidir. Unutmayalim bu gibi muesseseler bakimli olmaktan vazgecemeyecek insanlara helal dairede bir tercih sunmakta. Bu muesseselerin olmasi olmamasindan hayirli.

Zannediyorum Sahabe efendilerimizden takvada dayatmaci kimse yoktur, belki Ebu Zerr (RA), fakat O zaten fitratan bambaska bir insan.

2tebrikt d, 01.01.2006, Ankara

yazılarınızı beğenerek okuyorum. keşke daha sık yazsanız.

1acaba?AYFER ODABAŞ, 27.12.2005, bursa

dindar kadınları buna zorlayan dindar erkeklerin biraz palazlanınca genç ve güzel 2. bir hanımlarının olması olabilir mi acaba diye soruyorum...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut