Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.670 yazı içinden]

‘Gönül Yarası’

Sadık Yalsızuçanlar Yazara Mesaj Gönder

YAVUZ TURGUL’UN Gönül Yarası’nı dün seyrettim. Hep böyle yapıyorum. Görmeyi çok istesem de, filmleri gösteriminden epeyi sonra seyrediyorum. Hoş, artık film de seyretmiyorum. Kötü bir sinema seyircisi bile değilim. Belki yaşlılık, yorgunluk, biraz tembellik… Kapalı bir salonda iki-ikibuçuk saat hapis kalmayı göze alamıyorum. Evim şehrin hayli dışında, buradaki sessizliği bırakıp şehrin karmaşasına girmeye eriniyorum, hele Turgul’unki gibi kapalı gişe oynayan filmlerin bilet kuyruklarında beklemeye tahammül edemiyorum. Bir zaman sonra, dividi’si de çıkınca, evde rahatça seyredebiliyorum. Ama Gönül Yarası rahat bırakır mı insanda?

Herkesin bir gönül yarası mutlaka vardır. Gönlü yaralı olmayan kim var ki?

Hele bu hikaye, yaralı bir coğrafyadan büyük kentin vahşetine gelerek daha da yaralanan ve parçalanan insanların öyküsü olursa… Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Gönül Yarası’nı ardı ardına üç kez seyrettim. Henüz doyamadım. Çok çok sevdim. Yavuz Turgul’un senarist veya yönetmen olarak gönlünün değdiği her filmi severek seyretmiştim. Eşkıya’yı, Muhsin Bey’i, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’ni, Gölge Oyunu’nu, Züğürt Ağa’yı, Selamsız Bandosu’nu ne zaman televizyonda görsem, çivileniyorum ekrana. Turgul, bir yazar-yönetmen (‘yaratıcı yönetmen’ de diyorlar sanırım) televizyon dizisine de eli değdiğinde tadından seyredilmiyor, İkinci Bahar gibi.

Unutmadan belirteyim: Şener Şen, tartışmasız Türkiye sinemasının en yetkin, en derin ve en özel aktörü. Meltem Cumbul’un ilk adını duyduğumda (filmin oyuncusu olarak) tedirgin olmuştum. Ama iyi bir yönetmen ve iyi bir hikaye demek ki, öykü için uygun olmayan bir oyuncudan da başarılı sonuç alabiliyor.

Sulugözümdür, hele film izlerken. Gönül Yarası bittiğinde boğazımda hâlâ düğümler vardı ve gözlerim domates gibi kızarmış, şişmişti. Ne acıklı bir hikaye böyle!

Aynur’un yorumundan o güzelim Kürtçe şarkıyı dinlemek bir şanstı, ama insanın yüreğini eziyor, o topraklardaki acıların bütün renklerini ifade ettiği için, sözlerini anlamasanız da kalbinizdeki rikkati fena halde hareketlendiriyordu.

Neşet Ertaş’ın Gönül Yarası’na da şöyle bir değip geçti, değmeyip delip geçti Turgul.

Hele o Arguvan türküsü, ‘sevdiğin yar, Arguvan’a değmeli…’

Cumbul’un eski kocasını canlandıran aktörün oyunculuğuna diyecek yoktu.

Gönül Yarası, bizim sağcı olsun solcu olsun, bu topraklarda yaşayan pek çok insanın yaralarını deşen, bunu şefkatle, anlamaya çalışarak ve acıyarak anlatan bir hikaye.

Biz, yüzyılın başlarında travmatik tecrübeler yaşadık. Dinimize, geleneğe, tarihe mitik veya ideolojik kalıplarla bakmaya başladık.

Köktenci bir biçimde, kendi manevi geleneğimizle bağlarımızı kopardık.

Bu tecrübenin bizi getirdiği yer ayan beyan ortada.

Bu beladan en çok nasiplenen büyük şehirlerde yaşayan insanlar, bir kaosun, bir savaşın, bir dehşetin içinde soluk almaya çalışıyorlar. En çok onlar yaralanıyor. Ruhlarımız lime lime. Kalbimizi ve zamanımızı koruyamıyoruz. Çok konuşuyoruz. Kendimizi yüceltiyor, putlaştırıyoruz. Dokunduğumuz şeyi ağuluyor, ötekileştiriyoruz. Aşka, aşkın yüce hakikatine inanmıyoruz. Kağıtlardaki sözcüklere göre bakıyor ve düşünüyoruz. Oysa biz, kendimizle sınırlıyız. Bu sınırlı ve göreceli idrakimizle hakikat’in neyini, ne kadarını, nasıl kavrayabiliriz, görebiliriz? Çok yapay, çok sevgisiz, çok gerilimliyiz. Gönül Yarası, bu yaralarımıza dokunuyor. Gönlü kanayan bir adamın öyküsü bu. Kendi kendisini avutmuş, yıllarca kandırmış, bu aldatmacanın daracık hücresine kendisini sıkıştırmış bir adamın öyküsü. Çok az film içimi bu kadar acıtmıştı. Lillia Forever, Forever Lulu, Tutku, ilk elden hatırladıklarım. Gönül Yarası, tümünün üzerine tuz biber oldu.

Görsel ve dramatik dil, doğrudan duyularımıza seslendiği için, özdeşleşme yoluyla bilincimizi de etkiler, hatta belirler.

Bu yüzden, böylesi hikayelerde, kendimizi hep hikaye kişilerinin yerine koyarız.

Herhangi biriyle özdeşleşmedim, ama tümünde, kendimden birşey buldum.

Bu yüzden bu kadar çok canımı yaktı.

Aşk olsun Yavuz Turgul’a.

Sağolsun varolsun.

Bediüzzaman’ın şu Ricalar’ını, oradaki derin ve yüce hüznün hikayesini bir okusa; bize o güzelim gözüyle, kamerasıyla tekrar anlatsa, diye geçirdim gönlümden.

  14.12.2005

© 2015 karakalem.net, Sadık Yalsızuçanlar

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

7nasıl?salih mansur, 23.12.2005, Ankara

Tiyatro yeteneği olan bir dostum Bİlkent in tiyatro kurslarına katılmaktan vazgeçtiğini söylüyordu ısrarla. Ortamın rezil oluşundan falan bahsetti. Ben de ona başka bir yerde mutlaka bu yeteneğini değerlendirmesi gerktiğini, gerekirse müspet bir kurum bulabileceğimi söyledim. Teşekkür etti. Çıkışta bir "okuyucu" arkadaşım (kendisine böyle diyor) BENİ kolumdan tuttu ve sinema-tiyatro gibi GARB işi şeylerin caiz olmadığından bahsetti. Bunu şiddetle ve ısrarla yüzüme de vurdu. Çünkü bir tavsiye vardı ortada! Buna sebeb olmamalıydım. vs.vs.

Sadık Bey in yazısını okuyunca içten içe gülümsemedim değil...

6internet sitenizSalih Ozayturk, 19.12.2005, İstanbul

Oncelikle, bu sanal girisiminiz hayirli olsun, mevla hayirli islere vesile kilsin. Sitenizin icerisinden, sizinle dogrudan iletisim kurabilecegim, tebrigimi iletebilecegim bir link aradim. Sizin isminize ait olmayan bir e-mail adresi cikti. Emin olamadigim icin tebrigimi buraya buradan iletiyorum. Bilmeyenler icin de ifade etmis olalim. Sadik Yalsizucanlar'in sanal site adresi: http://www.sadikyalsizucanlar.com

5aczin celali celalin acziİsmail Süphandağı, 17.12.2005, Türkiye

gürcan sevgican ın teklifini görünce az önce Levent kardeşin bir yazısına yazdığım yorumu yazmadan edemeyeceğim. eski saiddeki aczin celal tezahürü ile yeni saiddeki celalin aczi tezahürü noktasında bir ayrımı görselleştirmek ne mükemmel olurdu.

4sadık abime bir senaryo teklifi !gurcan sevgican, 15.12.2005, eskişehir

sadık abiden istirhamım ve yoruma katılanlardan da ricam var.

acaba genç ve ateşin ve keskin zekalı GENÇ SAİD in trabzon üzerinden gemi ile istanbula ilk gelişi,istanbula gelmeden önce okuduğu bazı eserler ve o eserlerde okuduğu yerlerden kendisine soruların sorulmasını ve şekerci hanında ki odası ve o yazı levhasını sonra da eyüpdeki çayhane de çay yudumlayışını , müzakereler yapışını , sultan 2. abdülhamide fikirlerini söylemek istemesi ve o şartlarda ki fütursuz halini ve şark usülü ve herkesin dikkatini çeken giyinişini , kayık ile karşıya geçişini ve EN CAN ALICI YER OLARAK DA TIMARHANE YE ATILIŞINI VE ORADA KURAN OKUYUŞUNU VE DELİLERİN İYİLEŞTİĞİNİN GÖRÜLMESİNİ gösterir bir film projesi veya senaryolaştırma bekliyorum. sadık abi bunu yapabilir veya birilerine rica edilebilir. efendim bu senaryo hemi de gerçek yani.

HERKESTEN BU KONUDA LOBİ FAALİYETİ BEKLİYORUM. BİZ İSTEMEZSEK OLMAZ BU GİBİ ŞEYLER. TALEP EDENLER SESİNİZİ ÇIKARIN.

MUHABBETLERİMLE !

3yorumlara katılmıyorum...pınar demir, 14.12.2005, İzmir

ben de esasen çok film seyreden biri değilimdir. sinema konusundaki bilgisine ve yorumlarına güvendiğim ehl-i din bir arkadaşım tavsiye edecek de ancak öyle tutup bir filmi seyredeceğim...sadık yalsızuçanlar gibi "rüya sineması" kavramsallaştırmasıyla sinemanın bir "içginlik aracı" olup olamayacağının imkanları üzerine onca sene kafa yormuş birinin yazısını okuyunca bu filmi mutlaka seyretmem gerektiğini düşündüm.

hem ben sadık abi nin bilumum "ağır" meseleleri kitapları aracılığıyla hizmetimize sunduğundan olsa gerek bu patformu aktüel "hafif" mevzularla doldurmaya hakkı olduğunu düşünüyor, hatta bunu kendisinden talep ediyorum. bu meyanda, mesela, nobel edebiyat ödülünü kazanan harold pinter nam zatın ödül törenine gönderdiği konuşmasını görüp görmediğini merak ediyorum. ne düşündüğünü merak ediyorum.

"hafif yaz, hep yaz, ille de yaz sadık abi" diyorum.:-)

hatta maç yorumları bile yazabilirsiniz sadık abi! bakın ali bayramoğlu bile yapıyor. bizim de bir tane olsun;-)

2sadık filmsiz düşünülebilir mi? mehmet boyacioglu , 14.12.2005, aydin

sadık kardeşim; sinema dilini bize uygun hale getirmek için kafa yoran bir arkadaşımdır. onun için bu konuda yazdıkları ve seyrettikleri insallah israf olmaz.

1öncelik sırasımustafa mahir, 14.12.2005, Ankara

sadık yalsızuçanlar hocaya ben de saygılarımı sunmakla beraber sinema sektörü gibi menşei esasen eğlence ve oyalanma olan bir uğraşının olumlu anlamdaki yorumlarının bu site platformuna taşınmasını haddim olmayarak ben de uygun görmemekteyim. hani ben de seyrettim bu filmi ve diğer pek çok filmi. abuk sabuk filmlerden hoşlandığım da oldu. yakın arkadaşlarla paylaştım ama ne bileyim övesim de gelmedi. sanki babadan gizli sigara içmek tadında bir duyguyla seyrettim filmleri, yorumları da öyle yaptım.. sadık hocaya muhabbetlerimi sunarım tekraren..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut