“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Salvele
–İMAM ŞÂTIBÎ

[*4.597 yazı içinden]

Rabb var, problem yok

Yazara Mesaj Gönder

İÇİNDE ÇALI çırpı dolaştırılıyormuş gibi yaşamanın nasıl bir şey olduğunu tahmin ediyorum. Sızım sızım akan bir hüznün, acının orta yerinde çıplak ayakla kalmanın derin yalnızlığını...

Bunu görmek ve yaşamak kötümserlikle izah edilemez. Hayır, kötümserlik başka bir şey; olup bitene anlam verememek, dolayısıyla anlamsızlık içinde boşluğa yuvarlanmaktır o. Oysa biz anlama sahibiz çok şükür. O var ve hiçbir şey O'ndan bağımsız değildir. Evet, O öyle diyor; şunun bunun omuz vermekten çekindiği bir 'hayat'a insanın hemencecik kabullenmesinden bahis açıyor. Hikmetle göbekten bağlı bu kabullenişin nasıl bir şey olduğunu yaşayanlar bilir, bütün doğanlar değil, sahiden yaşayanlar bilir. Kalbini diri tutan ve vicdanlarını parlatanlar fark eder, o kadim kabullenişin ne büyük bir iş olduğunu. Hem çok isteyen hem de çok aciz insanın trajikliğini... Ancak ellerinin uzanabildiği alana hükmeden insanın sonsuzluğu arzulaması trajik değil de nedir?

Evet, zor bir hayata yazgılıyız. Üstad Nursi’nin tespitini hatırlayalım: 'Ölüm, mümin için bir terhis belgesidir.' En dip, en gizli kuytularına kadar hayatı hissetmemişlerin ve bir şekilde 'askerlik' denen şeyi bilmeyenlerin farketmekte zorlanacakları bir tespit bu. Askerlik ki, yirmi dört saatin kurallarla yaşanmasıdır. Düğmenizi nasıl ilikleyeceğiniz, lavaboda neyi ne şekilde yapmanız, yürürken neye dikkat etmeniz, banyo saatleriniz, uyku aralıklarınız, neredeyse kalp atış saatleriniz tespit edilmiştir. Gününüzün en küçük noktasında dahi 'ölçülü' olmanızın, ona uyum göstermek kaygısı içinde yaşamanın nasıl bir gerilim yaşattığını yaşayan bilir. İnsanın iç istekleriyle kendisini kuşatan mekânın dayattığı şartlar arasında çatışma oldu mu, rahatsızlık ve gerginlik başlar. İç ile dışın çatıştığı yerde kavga vardır; güven duygusu alıp başını gider, kaygı gelir onun yerine. Kaygı ki, içte dolaştırılan çalı çırpıdır.

Büyük bölümü, hayat üzerine konuşmalar olan felsefeye baktığımızda çok şey söyleniyor. Özellikle varoluşçuların kazıyıp kazıyıp ortaya çıkardıkları şey, bu durumdan uç verir. Kendi okumalarımdan, dahası kalbim ve zihnimle yaşadığım serüvenimden, içsel tarihimden çıkardığım sonuç şu: insan olarak omuzladığımız ya da yaşamak durumunda bırakıldığımız şey zor bir şey. Hayat hem kışkırtıcı hem de acıtıcı... Şuna inanırım: herkes insan olma imkânıyla doğar, ama herkes insan olarak ölmez. Ya da şöyle; kimileri beraberinde taşıdıkları insani tohumların (özetle, 'iyi' ve 'kötü') çatışması, karşılaşması ve birliktelikleri içinde 'iyi' olanı köpürtmek mücadelesini verir, içindeki 'kötü'yü terbiye eder. Böyle yaşamakla da; çoğunlukla hazla soslanmış arzunun kışkırtıcı çağrılarına kulak tıkamanın dayanılmaz ağırlığıyla omuzları çöker. Bu çağrılar, özetle 'dünya'yı esas alır, dünyanın kalıcılığı yanılsaması üzerinde kurumsallaşır.

İnsanız ve de isteriz! Doğu’nun da, Batı'nında; buranın da, ötenin de sahibi elbette ki bizi bütünüyle hazdan yoksun, coşkudan mahrum bir hayata yazmamıştır; meşru daire denen yerde insanı doyurabilecek şeyler vardır. Ancak biliyoruz ki insanın gözü doymaz, çünkü o 'sonsuzluğa' yazılmıştır, sonsuzu ister. Bunun için tatminsiz ve gözü doymazdır. İnsan ne yapsın, böyledir biraz, böyle yaratılmıştır.

Çözüm mü?

Birinin çözümü başkasının çözümü olmaz. En azından her zaman... Herkesin kendi serüvenini yaşaması en iyisi. Yolu acıya varacaksa insanın, varsın. Bize sahici bir hayatı vermeyen, içimizi adam akıllı doldurmayan bir lay lay lom'un sonunda farkedeceğimiz şey, koca bir hiçse, anlamı doğuran hüzünlü ve ağır bir hayat daha iyidir. Kalbimizin acılarını çekmek en doğrusu. Bu acıları, yalan şeylerle bastıracağımıza, onların diplerine, çıktıkları yere bakmalı, varsa oralarda bir boşluk oraları doldurma yoluna girmeliyiz.

Böylesi ağır bir hayatı yaşarken, onu bize dayanılır kılan şeyin ne olabileceği konusunu konuşuyoruz. Kendimce çözümü, 'okuma'ya kaçmakta buluyorum. En has insanların, kalplerine kadar inebilmiş insanların hayatla karşılaştıklarında neyi hissettiklerinden, hissedip neyi konuştuklarından, üzerlerine gelen hayata karşı hangi sözü söylediklerinden kendime dersler çıkarıyorum. Kendi sığınağımda yaşamaya devam ediyorum. Hüzne dairim çünkü buralara ait olmadığımı biliyorum. Ait olmadığımız bir yerde, buraya aitmişiz gibi yaşamanın yanılgısının yurdu bu yerde düşmemek telaşı içindeyim. Düşüp kalkmalar içinde, içim ile dışın arasında geçen kavgalarda az yarayla kurtulmaya bakıyorum.

İyi ki, acılarım var diyorum, iyi ki hisseden bir kalbim var. Ya hiç hissetmeseydim. En büyük problemi; tuttuğu takımın şampiyon olup olmaması, gireceği sınavı geçip geçmemesi.. gibi durumlar olan biri olmak da vardı hesapta. Evet, insani acılarım var. Ama bütün bunların bir anlamı olduğunu biliyorum. Acılarımın da anlamı olduğunu ve nihayette, mutlak kötü diye bir şeyin olamayacağını... Günün içine sıkışıp kaldığımızdan, bugün canımızı acıtan şeyin sonraki hayatımıza neyi taşıyacağını bilmiyoruz. Bu bilmeyiş bizi kötücül kılıyor. 'Hayr' ve 'şer' üzerindeki yorumlarımız, 'gün'ün 'dar'lığından epey nasipleniyor.

Oysa O var. Ve O var olduğu için anlam var. Yaşananlara bir anlam buluyorsak, yaşanan her neyse, hiçbir şey bizi boşlukta bırakmayacaktır.

  17.12.2005

© 2015 karakalem.net, Nihat Dağlı

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

9, 22.06.2006,

Harika bir yazıydı.keşekkür ederim.

8fahri yar, 20.06.2006, türkiye

nihat beyin alışageldiğim bir yorumlama biçimi

hayata ait,insanı birincil etkilenen bütün duyuları kendine has yorumuyla yorumlamış:bence herşeyden etkilenen çağın insanının temel problemi dört birtaraftan ona dokunan acılara tam olarak sağlıklı bir anlam zeminine oturtamaması:

dolayısıyla belirtilen iç ve dış huzursuzluğunu yaşamasına sebebiyet veriyor. böyle velüd yazarlara ihtiyacımız var slm

7arifabdurreşid, 20.02.2006, hiç

esselamu aleyküm

kalbiyle kalabilmiş kalb olmamış kişi.

arif gurbeti yaşar. gurbeti yüreğinde yaşar ve garip kalır bu diyarlarda. sonra arif olur kelimenin tam manasıyla. gurbet O nsuzluk olur. O nsuz bir yer bulamaz. ölmeden önce ölür. gurbetten kurtulur.

bunlar arifçe sözler olsa da arifin sözleri değil. çünkü hala gurbette.

SELAM VE DUA İLE

Fİ EMANİLLAH

6yüreğine sağlıknihat dağlı, 19.02.2006, İzmir

değerlendirmenizi dikkatle okudum. yani yazıyı devam ettirseydim, yazdıklarınıza benzer şeyler söylerdim. katılıyorum. yüreğinize sağlık... cemil meriç, bilirsiniz, roman özelinde bir şey diyor. mealen şöyle: bizde roman olmaz, olmaz çünkü, bizde trajedi yok. mutlak doğrularımız var. inanan bir adamın ne trajedisi olur ki... mutlak sükun içindedir o. çatışmadan uzaktır o. oysa roman trajedinin, çatışmanın bitirdiği bir şeydir. üstadın bu yorumu üzerinde çok düşündüm. mümin gerçekten çatışmadan, gerilimden uzak bir yürek midir? vardığım sonuç, hayır dır. müminin gerilimi çok daha dayanılası zordur. inancıyla yaşadığı arasındaki o derin uçurum, en azından böyle bir uçuruma yuvarlanmamak kaygısı adama neler yaşatmaz ve yazdırmaz? üstad bediüzzaman ın, ölüm, mümine bir terhis belgesi gibi gelir mealindeki yaklaşımı bu açıdan çok iyi bir tespittir. selam ile...

5Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu...zühre, 18.02.2006, İstanbul

Çileli bir kalemin, sancılı cümleleri mi bunlar gerçekten...

Yüreğin kağıda akışı, kendin olma cesaretinin korkunç cezası mı...

Sadakatin, mayın tarlalarındaki yazgısı mı...

Bir çeşit uyum problemi mi dünya izdivacındaki...

ne garip....

Başlıkta anlaşamadım sizinle, biraz farklı düşünüyorum, "Rab var, öyleyse problem var" veya "Problem var çünkü Rab var Yar var..."

Belki sizin yazınız bir adım ilerisini anlatıyor, ancak hakikatimiz bildiklerimizle yaşamımız arasında korkunç bir uçurum olduğu ve bizlerin pratikteki gevşekliğimizin acılı faturalarını ödediğimiz ...

O’ndan kopuşun cezaları bu mayın tarlaları,

sahteden Asla, fenadan Baki’ye dönmenin ... zorlu yolu...

Düşünün hocası olmayan bir sınıfı, yarını olmayan bir hapis gibi...

Kemale gidilmezse, yarın bir başka olunmayacaksa, ne anlamı var bu anın...

Bir başka duymak, şahit olmak O’na, yarın...

Bir an sonrası yarın....

Ateşlerde kalmadıkça İbrahim, İbrahim(as) olamazdı..

Nereden bilecekti, ateşin yakan olmadığını...

Kemiğe dayanan hançerin acısını kim kaldırabilir...

Hissetmezsek nerden bileceğiz...

Sahte, kurgulu dünyaların ne güzelliği var...

Yalancılar olmazsa, kandıranlar olmazsa, aldatanlar olmazsa ve bizlerde bu ateşlerde yanmazsak, nasıl olacak hakikatimiz, yürekten duyuşumuz...

Nasıl bileceğiz, bu hayatta yalnızlığı, O’na muhtaç olmanın ne demek olduğunu..

Nerden bileceğiz, Rasulullah(as)ın nasıl bir dost olacağını...

Ona nasıl muhtaç olduğumuzu..

Nasıl bileceğiz....

Yetimliğimizi...

Düşünebiliyor musunuz, en masum olanı, en sadık olanı, en dürüst olanı,

en emin olan El-Emini...

İçten olmayan her an, yani yürek ile hallenmemenin, mide bulandıran sancılarını bilmezsek...

Evet “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”

Düşünün yetimliğin ne demek olduğunu, bir emniyet atmosferi içinde olamamak...

Nasıl bir şefkat yaratılır yetimin yüreğinde...

Yetim olamayan bir yetim gibi duyabilir mi...

Evet daha neler neler...

Acılar kutsaldır der Cemil Meriç, çünkü insana insanlığını en güzel öğretir...

Acılar içinde kalmak, evet ne güzel...

Yaşatana ve yaşayana ve inşallah yarına birer yatırım bunlar....

Hayatı eminlerle paylaşıp El-Emin ile kucaklaşmak duası ile...

4Yazıdan aldığım notlarSemih Özer, 20.12.2005, İzmir

Merhabalar, bu siteyi tasarlayanları tebrik ediyorum. Üst tarafta yazarların adlarının soldan sağa kayarak gelmesi çok estetik olmuş.

Ayrıca Nihat Ağbinin burada yayınlanan yazılarındaki rahat okunur üslubu çok hoşuma gitti. Okur olarak bizelere onun gözlerinden bu dünyaya bakma zevkini veriyor. Bu yazısından kendime aşağıdaki ifadelerini not aldım.

"Birinin çözümü başkasının çözümü olmaz. En azından her zaman...

Şuna inanırım: herkes insan olma imkânıyla doğar, ama herkes insan olarak ölmez.

Acılarımın da anlamı olduğunu ve nihayette, mutlak kötü diye bir şeyin olamayacağını...

Bu bilmeyiş bizi kötücül kılıyor. Hayr ve şer üzerindeki yorumlarımız, gün ün dar lığından epey nasipleniyor.

Yaşananlara bir anlam buluyorsak, yaşanan her neyse, hiçbir şey bizi boşlukta bırakmayacaktır."

Şimdi sırada "Hiç yoktan iyidir" isimli kitabını okumak var bana.

Bu sitenin tüm yazar ve okurlarına selam, sevgi ve saygılarımı sunarım.

Semih Özer

Baz Lüks Yaşam ve Yorum Dergisi Yazarı

3Bir hadis iki ayetYasin Secgin, 20.12.2005, Ankara

peygamberimizden Hadisi Şerifler ve Ayeti Kerime -Ben size iki şey bıraktım ki, onlara sımsıkı sarılıp tutunduğunuz müddetçe, katiyyen sapıtmazsınız. Birisi Allahın kitabı, diğeri ise Resulullah Aleyhisselâmın sünnetidir. (İmâm-ı Mâlik, Muvatta)

Hepiniz topluca sımsıkı Allahın ipine sarılın! (Âl-i imran: 103)

Kim Allaha ve Peygamberine itaat ederse, o gerçekten büyük bir kurtuluşa ermiştir. (Ahzab: 71)

2ey dağ çiçeğiseyit_erkal, 17.12.2005, İstanbul

Sevgili dağ çiçeği

senin yazın ben de bu paragrafı tahattur ettirdi

sema ve dua ile..

İzmir kahvaltılarında b uluşmak dileklerimle

"Ey Zühre-misâl! Sen gidiyorsun. Fakat çiçek olarak git. İşte gittin. Terakkî ede ede tâ bir mertebe-i külliyeye geldin. Güyâ bütün çiçeklerin hükmüne geçtin. Halbuki, Zühre kesif bir aynadır. Onda ziyâdaki yedi renk inhilâl ve inkısâr eder; şemsin aksini gizler. Sen sevdiğin güneşin yüzünü görmekte muvaffak olamazsın. Çünkü, kayıtlı olan renkler, hususiyetler dağıtıyor; perde çekiyor, gösteremiyor. Sen, şu halde, sûretlerin, berzahların ortaya girmesiyle neşet eden firâktan kurtulamazsın. Lâkin bir şart ile kurtulabilirsin ki, sen kendi nefsinin muhabbetine dalmış olan başını kaldırasın ve nefsin mehâsini ile telezzüz ve iftihar eden nazarını çekesin, gökyüzündeki güneşin yüzüne atasın. Hem, baş aşağı celb-i rızık için toprağa bakan yüzünü, yukarıdaki şemse çeviresin. Çünkü, sen onun aynasısın. Vazifen, âyinedarlıktır. Bilsen, bilmesen, hazîne-i rahmet kapısı olan toprak tarafından senin rızkın gelecektir. Evet, nasıl bir çiçek güneşin küçücük bir aynasıdır; şu koca güneş dahi gök denizinde Şems-i Ezelînin "Nur" isminden tecellî eden bir lem’anın katre-misâl bir aynasıdır. Ey kalb-i insanî! Sen, nasıl bir güneşin aynası olduğunu, bundan bil. Bu şartı yaptıktan sonra, kemâlini bulursun. Fakat güneşi, nefsü’l-emirde nasıl ise, öyle göremezsin. O hakikati, çıplak anlamazsın. Belki, senin sıfatlarının renkleri, ona bir renk verir ve kesâfetli dürbünün bir sûret takar ve kayıtlı kabiliyetin bir kayıt altına alır. "

1ne kadar masrafli istekler...asim, 16.12.2005, kiraz

yazinin ilk baslarinda insanin sonsuzu istemesinin ne kadar trajik oldugu cumlesi sunu dusunmeme vesile oldu.evet ya ben sonsuz yasamak istiyorum,ama benim sonsuz yasayabilmem icin gunesin de sonsuz yasamasi lazim...havanin suyun yiyeceklerimim sevdiklerimin kisacasi hayatim icin gerekli herseyin sonsuz miktarda olmasi ve bana devamli sunulmasi lazim...sonsuz yildizli bir otelde sonsuza kadar kalmaliyim hemde hic param yokken...cok masrafli bisey istiyomusum gibi geliyor...ben bu kadar degerli miyim...ne yaptim ki bunu hakedecek...cehennemde bile olsa sonsuz kalma devamli tutusturulan bir atesin olmasini gerektiriyor ve oda aslinda ayri bir masraf ,su kis gunlerinde evlerimizi isitmak icin harcadigimiz masraflari dusunursek..rabbim ben ne yaptim ki bana sonuzluk nimetini veriyorsun...sonsuzlugu cehennemde bile olsa yasayabilmek cok buyuk bir nimetken haddimiz olmayarak cennetini istiyoruz...ne masrafli seymisim...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut