“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ümit çiçeği
–Metin Karabaşoğlu

[*4.593 yazı içinden]

İlginçlik

Yazara Mesaj Gönder

TELEVİZYON EKRANLARINDA, bilhassa haber programlarında, hemen her Allah’ın günü bir ‘ilginçlik’ manzarası çıkar karşımıza. Dünyanın her bir yanından acayip ve garip nice iş, ‘ilginç’ sıfatı altına nazarımıza sunulur. Bu görüntü karşısında bizden istenen de, hayret ve hayranlık karışımı bir ruh halidir. Yürümek yerine amuda kalkarak bir yerden bir yere gitmeyi iş edinen insanlar da, birbuçuk dakikalık bir görüntü için koskoca bir spor salonuna iki yıl yüzbinlerce domino taşı dizen insanlar da hayran olunası bir yetenek olarak sunulurlar karşımıza. Yaşadığı şehrin telefon rehberini ezbere bildiği için alkış bekleyenler, bir oturuşta otuzbeş yumurtayı yiyebilenler.. derken, akla hayale gelmedik her türlü tuhaf davranış bir yetenek, bir irade gücü göstergesi olarak karşımızdan gelir geçer.

Büyük çoğunluğu haber ajansları marifetiyle bütün dünyaya yayılan böylesi manzaraları televizyon ekranlarından izledikçe, hele dindarâne bir hassasiyet umduğum kanallarda da böylesi ‘ilginç’liklerin filtrelenmeden ve eleştirel bir tutum takınmadan sunulduğunu gördükçe, hayıflanırım. Zira, ‘marifet iltifata tabidir’ ve iltifatın, böylesi ‘marifet’lere edildiği ölçüde, şahikasına marifetullah suretinde erişen hakikî marifete talep nisbeten az olacaktır. Bir çocuğun veya bir gencin hafızasına, ‘iltifat’ için böylesi bir ‘marifet’in izi kazınacaktır çünkü...

Diğer taraftan, bu durum, Bediüzzaman’ın Barla Lâhikası’na dercettiği “Mesâil-i Müteferrika”daki bir ince nükteyi bana hatırlatır. İncelikler üstadı, bu bahsin “dördüncü mesele”sinde, “Ne için ehl-i küfür ve dalâlet dünyada ehl-i hidayete galip oluyor?” sorusuna, şu cümleyle başlayan cevabı vermektedir:

“Çünkü, küfrün divaneliğiyle ve dalâletin sarhoşluğuyla ve gafletin sersemliğiyle, ebedî elmasları satın almak için verilen letâif ve istidadat-ı insaniye sermayesini, fani şişelere, soğuk buzlara veriyor. Elbette ham cam ve câmid cemed, elmas fiyatıyla alındığı için, en âlâ cam ve en eclâ cemed alınır.”

Aynı bahsin sonunda, meseleyi şöyle bağlar Bediüzzaman:

“Küfür bir divaneliktir, dalâlet bir sarhoşluktur, gaflet bir sersemliktir ki, bâki metâ yerine fani metâı alır. İşte şu sırdandır ki, ehl-i dalâletin hissiyatları şiddetlidir. İnadı, hırsı, hasedi gibi herşeyi şediddir. Bir dakika meraka değmeyen birşeye bir sene inad eder. Evet, küfrün divaneliğiyle, dalâletin sekriyle, gafletin şaşkınlığıyla fıtraten ebedî ve ebed müşterisi olan bir latife-i insaniye sukut eder; ebedî şeyler yerine fani şeyler alır, yüksek fiyat verir.”

Gördüğüm her ilginçlik haberi karşısında, belki her zamanın, ama bilhassa bu zamanın bir hastalığı olan ‘ilginçlik’ hastalığının derûnuna nüfuz eden müthiş bir ontolojik analiz olarak okurum bu satırları.

Ki Bediüzzaman, küfür ve dalâlet eksenli bu analizinde mü’minlere arız olan bir duruma da dikkat çekmektedir. Allah vergisi ebede namzed o güzelim istidadını böylesine ucuz ve anlamsız marifetler için sarfeden, haydi bırakalım bu kadar ucuzunu zahiren gerçekten iltifata medar olup yine dünyanın fani yüzüne münhasır kaldığı için ‘ucuz’ düşen marifetler için o güzelim yeteneklerini heba eden ehl-i küfür ve dalâletin yanısıra, ehl-i iman için de şu kaydı düşer. “Mü’minde dahi bir maraz-ı asabî bulunuyor veya maraz-ı kalbî var. O dahi ehl-i dalâlet gibi, ehemiyetsiz şeylere ziyade ehemmiyet verir. Lâkin çabuk kusurunu anlar, istiğfar eder, ısrar etmez.”

Televizyon ekranlarının, gazete haberlerinin kamçıladığı ilginçlik hastalığını, Barla Lâhikası’ndaki bu analiz eşliğinde analizin değerine inanıyorum.

Bediüzzaman’ın da dikkat çektiği üzere, ‘bir maraz-ı asabî ve maraz-ı kalbî ile’ mü’minlere dahi sirayet edebilen bu ‘ehemmiyetsiz şeylere ziyade ehemmiyet verme’ durumunun izalesi için ise, iyi bilinen ama çabuk unutulan bir gerçeğin, “Dünya fanidir; insan başıboş değildir” gerçeğinin tekrar be tekrar hatırlanmasını gerekli görüyorum.

Hayatımda bir kez, kısa bir sohbet ortamında kendisini şifahî olarak dinlediğim şair İsmet Özel, o kısa sohbette eski Çinlilerin bir bedduasından söz etmişti. Eski Çinliler, birine beddua etmek istediklerinde, derlermiş ki, “İlginç insan olasın, ilginç işler yapasın.”

Aman dikkat! Bedduaya gelmeyelim.

Bedduaya geldiğini ‘ilginçliği’ ile sergileyene de iltifat etmeyelim, dua edelim ki, Allah hidayet ve iz’an versin. Bekaya namzed istidadını fenada tüketmesin...

  20.11.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

4Mor İnek..Öznur Çolakoğlu, 07.05.2006, Bursa

Meşhur bir mor inek hikayesi vardır. İlginç olmaya, diğer ineklerden farklı olmaya çalışırken halden hale giren ve komik duruma düşen.. Kendi özünden utanan diğer inekleri küçümseyen ve en sonunda tüm çabaları hüsran ile neticelenen Metin Hocamın yazısı bana o hikayeyi ve günümüz kişisel gelişimcilerinin, tv kanallarının insanları ilginç ve daha meziyetli kılmak adında gösterdikleri enterasan çabalarını hatırlattı..

Allah sizden razı olsun..

3bence yaşamamız ilginçömer, 05.05.2006, bursa

dün hocamız insan hayatından bahsederken aslında büyük bir kumar üzere kurulmuş bi yaşam olduğunda bahsetti. anne karnında yerleş memiz den tutun doğana kadar ve hatta ondan sonra da yaşamımızın her anı kendi kontrolumuz da değil bibakıma haklı fakat imani düşünceye göregönderiiş amacın belli dünyaya yalnız allaha ibadet etmek içiin. başka bi şey için değil yani. salt bu noktadan bunun haricinde bizim yaptığımız bizi amacımızdan saptıran herşey manasız lüzumsuz aslında ilginçlik uyandırmayacak kadar basit olması gerekir.ama burada herhalde önümüze en çok çıkan düşman olarak vakitgeçirme diye bi lüksümüz olma sı ilginçliği ve bunun için tv denen alet lerin icadıve daha yapılan nice garip işler ve uğraşlarher hal de dördüncü meseley di sanırım ordan alacak çok dersimiz var ne kadar ilginç değil mi okuyoruz fakat ihtiyaç tekerrür ediyor

2Dahada ilginci..Yusuf Demir, 29.04.2006, İstanbul

Zıraatçiler bilirler, ağaç hastalandığı zaman ilacı tek tek yapraklara sürmek yerine, bazen ağacın köküne dökerek tedavi ederler. Müslümanın aile yapısına televizyonun yaptığı tahribat tartışılmaz. Aslında "elmas fiyatıyla alınan cam" televizyon camının ta kendisidir. Velev ki faydalıya kullanılmaya çalışılsın, eksileri artılarını tüketmiştir. Programların bozuk olduğunu anlamak için izleyerek test etmek, zarardan kar etmeye çalışmaktır. Bozuk yumurtayı yiyerek anlamak mideyi hasta eder. Amerikalılar bile şimdi bu illetden kurtulabilmek niyetiyle " T.V. kapatma günleri" ilan etmeye başladı. Biz ahireti kazanmak isteyenler, heba olan saatleri kurtarmak için neden televizyonsuz bir hayatı tahayyül dahi edemiyoruz? Şair der ki..

"Mir ne kadar saftır ki eczacının yüzünden hasta kalır/ Yine gidip aynı eczacıdan ilaç alır.

Hastalığın sebebi olan şeyin, şifa için kullanılması çok daha ilginç değil mi. Yoksa bedduaya geldik de hepimiz ilginç mi olduk ?

yoksa hala istidatlarımızı fenaya mı kullanıyoruz..?

1derin bakışnurefşan yalçın, 21.11.2005, Ankara

metin beyin kitaplarını ve yazılarını gerçekten beğenerek ve eleştirel yaklaşarak okuyan biriyim fakat her okuduğumda mest olarak ayrılıyorum yazılardan! şu an okuduğum yazıda da aynı tecrübeyi yaşadım! özellikle risale_i nurdan bu kadar ince mevzuları yakalayıp üzerinde tetkik yapması çok güzel! mümkünse eğer yeni yayımlanan her yazısının mailimde olmasını isterim! tesekkürler!




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut