“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.593 yazı içinden]

 Arşiv

Küskünler ve kaplanlar

Yazara Mesaj Gönder

KAHIR, SAÇLARINA DÜŞEN İLK kırla küskün adamların yüreğine yerleşir. Dünyaya küserek, kahrederek, ondan el etek çekerek yaşamak, kırklı yaşlardan itibaren titizlikle sürdürülen bir meslek olur. Âdeta yeryüzünde tek bir şövalye kalmıştır ve bütün bir dünya yeldeğirmeni halinde onun saldırısını beklemektedir.

Küskünlüğün soylu bir tarzı vardır. Öfke sessiz ve kımıltısız orada durur ve şövalyesini güç ilişkilerinden, ahlâkî düşüşlerden, ruhu çürüten ne varsa ondan korur. Ruhun en ücra hücrelerine kadar kök salan o öfkenin diplerinde, mutlaka bir ‘haksızlığa uğramışlık’ hissi bulursunuz.

Küskün adam ona saldıran dünyaya karşı zırhına bürünür ve onun tarafından nüfuz edilmeyi reddeder. “Sunduğunuz iktidar ilişkileri, rütbe ve makamlar gönlümü okşamıyor” der gibidir.

Onların hayat bilgisi toplumun baskın değerleriyle uyuşmaz. Herkes kadar, ‘küskün adam’ın da bir yaşama hüneri vardır; ama bu hüner, yolların çatallandığı yerlerde onu çoğunluktan ayrı düşürür. Onların aldatılmaya, baştan çıkarılmaya karnı toktur. Ama kahretmekten de geri durmaz. Dünyayı istediği gibi tanzim edememiş olmanın hıncı içini sürekli kemirir.

Oysa geç modern çağ baştan çıkarmaların, ayartının, ilkesizliğin zamanı. İnsan ilişkilerinde tuhaf bir soğuma var. ‘Kullan-at’ tarzı ilişkiler sığlığın bayrağını burçlara dikiyor.

Modern kültür küskünlüğü de potasında eritip onu değiş-tokuşa müsait bir meta kılabildiği ölçüde başarılı sayılacak. Küskünlük de pazar ekonomisine tâbi kılınmalı, kenardakilere de satılacak bir mal mutlaka vardır. Dahası küskünlüğün de tanımlanabilir bir maliyeti olmalı ki devran dönsün, değil mi ya? Yeryüzünün küskünleri üzerine demokrasi ‘yağdırmalıyız’ ki hayatın ‘gerçek tadı'nı keşfetsinler, harcasınlar, harcansınlar, mutlu olsunlar.

Küsmek, boyun eğmeyi reddetmektir. “Gücüm sana yetmiyor; seninle dövüşemem, ama sana tâbi olmayı reddediyorum” diyebilmektir.

Orta yaşlı küskün adamlar, son yıllarda giderek daha fazla dikkatimi çekiyorlar.

Onlar hayatlarını ölümcül aşkların örsünde döven, beden ve ruhlarına eziyet ederek arınmaya çalışan vicdan mahkumlarından farklıdırlar. Kendilerini alkol ve aşk provalarında ağır ağır öldüren ‘abiler,’ hayatlarına, ülkülerine, tutundukları hikâyelere şurasından burasından ihanet etmiş, bunun getirdiği suçlulukla baş edemeyen kişilerdir. Oysa küskünler, ele geçirmeyi reddettikleri için zaten mağrurdurlar. Özür dileyecekleri bir merci yoktur. Ruhlarını rehin bırakmadıkları için de, dik durmayı başarabilirler.

“Kâşâne, sırma, köşk onların olsun/ Bir köhne kitab, bir sarı kandil neme yetmez?” diyen şaireyi izleyen nadir kuşlardır onlar. Terkedişin deli gömleğini giymiş ve dünyanın ağırlıklarından arınmışlardır.

Bu adamlar psikolojik açıdan sorunlu kimseler midir? ‘Kaybedenler kulübü’ne üye oldukları için, refah ve başarıdan pay kapamadıkları için mi küsmüşlerdir? Yoksa refah ve başarıya götüren yolları mübah kabul etmedikleri için mi?

İnsanın ruh sağlığının olmazsa olmaz koşulu olarak çevresine sağladığı uyumu öne süren kavramlaştırmalar, bize hırsızlar toplumunda hırsız, katiller toplumunda katil olmamızı telkin eder gibidir. Oysa insan ‘az gidilen yol’u seçebilir ve bu da hayatında büyük bir fark doğurabilir.

Biz bu hayat hikâyelerini gazetelerde ‘bir başarı öyküsü’ olarak okumayız. Afrikalıların söylediği gibi, “Kaplanların kendi tarihçileri oluncaya dek, bütün av hikâyeleri avcıları övecektir.” Oysa tarih inandığı değerleri dünya nimetlerine değişmeyen cesur ve kimileyin küskün adamların dokunuşlarıyla yazılır. Kurşuna dizilmeyi, zindana atılmayı göze alan ‘deli’ler tarihi yapar. Yozlaşmış ilişkilerden inzivaya çekilen bir adam, şen şakrak yaşayan kalabalığa, bir “Haydi uyan!” bildirisi bırakır.

Küskün adamların uğultusu; bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler diyen adamların kâbusudur. Markalara küsenler firmaları çıldırtır, televizyonlara küsenler reklamcıları çıldırtır, oy vermeyenler parti liderlerini çıldırtır.

Küsen adamlar kuvvetlidir ve onlardan korkulur. Onları ‘tutunamayanlar’ olarak görmek yanlış olur. Onlar kendi hikâyelerine, değerlerine, doğru bildiklerine tutunabilmiş, hayatın karşısında bir tavır geliştirebilmiş insanlardır. Mağaradaki gölge oyunlarına râm olmamış ve ‘terkedişin soylu dağı’na sığınmışlardır.

Bazen onlarla karşılaşıyorum. Soylu duruşları, o tunçtan öfkeyi hâreleyen nezaketleri gözlerimi kamaştırıyor. Terkederek dünyaya cevap veren adamlar. Küskünler. Lüzumundan fazla konuşmayan ve harcamayanlar. Tenezzül etmeyenler. Modern zamanların kavline göre, kaybedenler. Kaplanlar tarih yazımına başladığında, kazananlar...

  18.11.2005

© 2015 karakalem.net, Kemal Sayar

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

1gülden, 01.04.2006,

kimsenin küstürülmediği bir dünya özlemi uyanıyor insanın içinde uykusundan...küskünlerin asil başkaldırışı, acaba farketmeden birer küstürene mi dönüşüyoruz sorusunu getiriyor insanın aklına...sorgulamamızı sağlıyor. post-modern çağın tüketim kültürüyle yoğrulmuş toplum yapısına karşı iyi analizlerle eleştiri oklarını fırlatan güzel bir yazı olmuş.kemal beyin aklına ve yüreğine sağlık...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut