“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Bitirirken...
–Metin Karabaşoğlu

[*4.617 yazı içinden]

Mü’minin değeri

Yazara Mesaj Gönder

KOLAY OKUNAN, zihinden hızla akıveren ve kolayca hafızaya yerleşen cümleler beni korkutur.

Böylesi cümlelerin okunduğu ve hatırlandığı anda insanda bir duygu yoğunluğuna yol açmakla birlikte zihinden hızla akıverdikleri için üzerinde yeterince durulmama, hakkında yeterince düşünülmeme gibi bir talihsizlikleri vardır.

Risale-i Nur müellifinin böyle nice güzel sözü, hikmetli cümlesi vardır ki, sırf bu sebepten dolayı, hafızalara yerleşmiş olmakla birlikte üzerinde yeterince düşünülmemiş haldedir.

Uhuvvet Risalesi’nde yer alan “Mü’minin şe’ni kerîm olmaktır. Zâhiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerîmdir” sözü, benim açımdan işte böylesi sözler arasındadır.

Öyledir; çünkü bu sözle neredeyse otuz yıldır Risale-i Nur’la hemhal olagelen biri olarak, bu hemhal oluşun daha ilk yıllarında hafızama yer etmiştir; ama bu sözün gerçek içeriğiyle tanışmam ancak bu yılın içerisinde olabilmiştir.

Gerçekten, ne demektir bu? “Mü’minin şe’ni kerîm olmaktır. Zahiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerîmdir,” ne demeye gelir?

Yıllar yılı bir şiir mısraı gibi okuyup tekrar edegeldiğim bu söz, gerçekte, gündelik hayatın tam ortasında bin türlü yılgınlık ve kırgınlık yaşayan bizlere, Kur’ân’ın ‘ancak kardeştirler’ buyurduğu mü’minler arasındaki her türlü kalbî kırıklık ve kopukluğu nihaî planda izale edecek bir özelliği farkettirmektedir. ‘İman’dır bu özelliğin adı. Ve bu söz, imanın gücünü, yüksekliğini, değerini bize bildirmektedir gerçekte.

Hepimiz, hayatın içinde, bir yığın münasebet yaşarız. Bir kısmını isteyerek, bir kısmını ister istemez. Bu münasebetler içerisinde bin türlü insanla karşılaşır; kimiyle uzlaşır, kimiyle ayrışır ve hatta çatışırız. Bütün bunlardan geriye, ‘hayat-ı içtimaiye’ diye birşey kalır ; ve o şeyle birlikte gelen dostluklar, yardımlaşmalar, dayanışmalar, ama bir o kadar da kırgınlıklar, yılgınlıklar, üzüntüler... Bu hayat-ı içtimaiye içinde bize yanlış hareketinden dolayı bir mü’minle aramıza mesafe koyduğumuz olur; kimileri de, onlara göre yanlış bir hareketimiz dolayısıyla, bize bir mesafe koyarlar, hatta içlerinden üstümüzü çizenler bile çıkar.

Baktığımızda, ehl-i imanın hayat-ı içtimaiye karnesinde, bu şekilde ortaya çıkan nice kırık notlar görürüz her birimiz. Çokça yakındığımız üzere, ehl-i imanın birbirine karşı duruşu, Fetih sûresinde özelde sahabileri övgüyle tarif eden ‘mü’minlere karşı şiddetli, aralarında merhametli’ olmanın; bir başka sûrede beyan buyurulduğu üzere, ‘kâfirlere karşı izzetli, mü’minlere karşı mütevazi’ durmanın hayli uzağındadır. İş mü’minin mü’minle temasına gelince, gıybet peynir-ekmek yeme kolaylığında bir fiil olduğu gibi, iftira dahi yeri geldiğinde kolaylıkla istimal olunan bir fiil niteliğindedir. Mü’minler ‘ancak kardeş’ oldukları halde, kardeşin kardeşi kırdığı nice zamanlar vardır. Nitekim, kırmışızdır ve kırılmışızdır. Ve içimizden bazıları, özellikle bir şekilde maddî veya manevî iktidar peşinde koşanlar veya böylesi iktidar odaklarından maddî veya manevî rant elde etmeye çalışanlar, kırıcılık konusunda neredeyse uzmanlaşmış haldedir. (Sözün burasında, Guénon merhumdan ilhamla ‘iktidar’ ve ‘otorite’ arasındaki nüansa da işaret edelim ki, ‘iktidar’ düşkünlerini eleştirirken ‘iktidar’ âletine dönüştürmedikleri manevî otoriteleri ve yetkinlikleri ile nice mü’mine rehberlik etmiş müstakim mürşidleri incitmeyelim.)

Genel olarak, tablo budur. Bilgisine ve hikmetine ve bu ikisine eşlik eden tevazusuna imrendiğim aziz dostum, kardeşim Ahmet Yıldız’ın İktidar Herşey Değildir adlı kitabında belirttiği gibi, “Tarih boyunca Müslümanların temel problemleri hep kendileriyle olmuştur. ‘Kâfirlere karşı şiddetli, mü’minlere karşı merhametli olma’ ölçüsü, genelde ne yazık ki mü’minlere karşı zemm, gıybet, dedikodu ve şefkatsizlik şeklinde yansımıştır” demektedir bu kitabında. “Taraflar ‘biz’den olduğunda, her türlü gayriahlâkîlik ‘Hak’ adına revaç bulmakta zorlanmıyor. ‘Allah için’ işlenen manevî cinayetlerin haddi hesabı yok. İnsan gerçekten inanamıyor.” Sevgili Ahmet’in yüzdeyüz katıldığım tesbitiyle, “Müslümanların fikrî problemleri, ahlâkî problemleri kadar öncelik arzetmiyor.” Oysa, “Tam ihlası yansıtan bir ahlâkî bütünlük ortaya koymadıkça, ne mütehayyirlere, ne de muannidlere emniyet vermemiz mümkün değil. Emniyet duygusu olmadan da diyalog, dolayısıyla da tebliğ zemininin oluşması mümkün değil.”

İşte bu hâl-i pürmelâlin bir şahidi olarak Bediüzzaman’ın bir Kur’ânî deva ümidiyle yazdığı Uhuvvet Risalesi’ndeki o kolayca ezbere yerleşen ama zihinde yeterince tartılmayan güzelim sözü, meselenin hayatî noktasını işaretliyor: Mü’minin şe’ni kerîm olmaktır. Zahiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerîmdir.”

Yani, bir mü’minin ‘zahirinde’ kınanmaya, ayıplanmaya, kötülenmeye lâyık bir keyfiyet görebiliriz. Öyle ki, duruşuyla, haliyle, düşünceleriyle bizi sinir ediyor olabilir, onunla aynı ortamda bulunmaya bile katlanamıyor olabiliriz, bizi ‘gıcık ediyor’ dahi olabilir. Sözüyle veya tavrıyla eleştiriyi yüzde yüz hak ediyor olabilir. Ama bütün bunlar, o mü’minin sözünü veya tavrını eleştirme hakkıyla birlikte, onun şahsını da zemmetme hakkını asla bize vermez. Şahsına karşı hele gıybet ve iftira, Bediüzzaman’ın belirttiği üzere, “ehl-i adavet ve hades ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silahtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silaha tenezzül edip istimal etmez.”

Çünkü, herşeye rağmen, bütün kabalığına, fiilindeki veya fikrindeki yanlışına rağmen, o insan, ezelî doğruya şehadet etmiş biridir. Allah’ın varlığına, Kur’ân’ın Kelâmullah oluşuna, Hz. Peygamberin risaletine, cennet ve cehennemin hak oluşuna iman etmesi öylesi yüce bir hâsiyettir ki, bu büyük doğrunun yanında başka bütün yanlışlar küçülüp gitmektedir. Mü’min, bütün kusuruyla, eksiğiyle, zaafıyla, fikrî veya fiilî eksiği veya yanlışıyla ‘leîm’ bir hal sergiliyor ve bu özelliklere mahsus kalma kaydıyla eleştiriyi hak ediyor olsa bile; imanı cihetiyle ‘kerîm’dir ve imanı cihetiyle kazandığı değer bizi onun şahsını bir bütün olarak zemmetme gibi bir keyfiyetten alıkoymalıdır.

Alıkoymuyorsa, bu, imanın değerini ve büyüklüğünü anlayamadığımızın göstergesidir.

Oysa, iman öyle bir hâsiyettir ki, Hz. Peygamber, “Kim Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed’in de O’nun resulü olduğuna şehadet ederse, Allah ona ateşi haram kılar” demektedir.

Pazar günü, hadisler ekseninde bir müzakereyle, bu bahsi hitama erdirelim

  10.11.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

6zor anlaşılır olduğu doğru fakat...cünyt oğuz, 14.11.2005, İstanbul

Risalerin tabiiki zor anlaşılır bir dili var..

Yani müellifin günlük hayatta kullanılmayan bir dili ve anlatım tarzını tercih etmesi bilinçli bir seçim...

Bunu şundan anlıyoruz risalelerin telifinden çok önceleri yazılan eserlerde örneğin Reşat N.Güntekin in eserlerinde dil çok sadedir ve hemen hemen bu günkü konuşulan dille aynıdır..

Yani istenirseydi şu an herkes rahatlıkla anlayabileceği şekilde de yazılabilirdi..

Demek ki bu şekilde yazılmasında bir hikmet ve maksat var..

Böyle bir tercih bence eserlerin sanat ve belagat yönünden tesirini artırdığı gibi eski türkçenin unutturulma gayretlerine karşı bir muhalefet yönüde var.Ayırca yüce hakikatların henüz ehil olmayan ellerde çarçur edilmemesi gibi bir amaçta güdülmüş olabilir...

Daha bir çok neden belki vardır ama şu an benim aklıma gelenler bunlar...

5Kur an ı Ve Risale-i Nurları Anlamak.busranur sivritepe, 12.11.2005, İstanbul

Yazınızda geçen:"Kolay okunan....Kolayca hafızaya yerleşen cümleler beni korkutur..."cümleleriniz,binlerce insanın,tecrübe ederek söyledikleri:"Kur an kolay öğrenilir,kolay okunur,meali kolay anlaşılır ve akılda kalır." cümlelerini hatırlattı bana.Bir çoğu gibi ben de Kur an ı bu özellikleri nedeniyle seviyorum.Yazınız bende"zor anlaşılan cümleler,kolay anlaşılan cümlelere göre önemli ve üstündür."düşüncesine sahip olduğunuz gibi bir intiba uyandırdı. Ve bu nedenle size katılmıyorum.Risale-i nur ların zor anlaşılır, olduğu konusunda da sizinle hem fikir değilim.Öyle olsaydı müellifi vefatından önce ayrıca bir de açıklamasını yazardı veya insanlara kitabını açıklaması için,mutlaka birilerini görevlendirirdi. Fakat,böyle bir tasarrufu olmadığı gibi,O kendini dahi ön plana çıkarmamıştır.Evet bazen okurken zorlanıyoruz,bu durum,bu şaheserlerin zor anlaşıldığından değil,(özellikle sizin gibi,ilim sahibi insanları tenzih ederek,şahsım adına söylemek isterim;)bizler tarafından,unutulmaya yüz tutmuş lisanından. Dini ,fenni,edebi,sosyal vs ilimlereki eksikliğimizden.Bence af buyurun kendi cehaletimizdendir.Zira Bediüzzaman dahi Risaleleri telif etmeden önce var olan hemen hemen bütün ilimlerle donanmamış mıydı?Bizler kimiz ki gayretsiz oturup,"zor anlaşılır" deyiveriyoruz.Armut piş ağzıma düş deyiminde olduğu gibi,başkalarının izahatını almak dışında,çaba sarfetmeyerek,izahatını aldığımız şahsın, düşünce sınırları içine,haps oluyor,başkalarının kapasitesi ile yetiniyoruz.Bence bu konuda kendimizi eleştirmeliyiz. Suç cümlelerde değil,aksine suç ,zihnimizdeki ve hafızamızdaki tembellikte.Diğer yorumlarınız harika.Lakin, doğruluk ve yalanın birbirine çok yakın olduğu günümüzde,Bediüzzaman ın sözünü ettiği:"gıybet ve iftira gibi alçak silahlar"ı kullanan kişilere katlanabilmek,onlarla iyi geçinebilmek de çok çok zor.Hatta bu silahı sevmediğimiz insanlara karşı KULLANMA YASAĞINA UYMAKTAN daha da zor..Ruh ve beden sağlığımızın ne derecede zedeleneceği,imanımızın derecesine bağlı galiba.Baki selamlar...

4sureten yaşamakzehra altun, 12.11.2005, kocaeli

insan okuyunca neden ben bunu düşünemedim diye soruyor kendine acaba sureten mi yaşıyoruz allah korusun...........yazınız tam hedefine ulaşmış allah razı olsun bizlere de görmeyi nasip etsin

3Enfes tespitler...cüneyt oğuz, 12.11.2005, İstanbul

Yazılarını zevkle okuduğumuz Sn:Metin abimiz önce risalelerde kullanılan dilin ağırlığının hikmetiyle ilgili önemli bir tespit yapmış:

"KOLAY OKUNAN, ZİHİNDEN hızla akıveren ve kolayca hafızaya yerleşen özlü sözlerin tesirinin az oluşu..."

Ardından da bir RN. cümlesinin enfes tahlili gelmiş...

“Mü’minin şe’ni kerîm olmaktır. Zahiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerîmdir,”

sözüyle ilgili altını çizdiğim satırlarından örnek vermek gerekirse:

"...herşeye rağmen, bütün kabalığına, fiilindeki veya fikrindeki yanlışına rağmen, o insan, ezelî doğruya şehadet etmiş biridir. "

"Allah’ın varlığına, Kur’ân’ın Kelâmullah oluşuna, Hz. Peygamberin risaletine, cennet ve cehennemin hak oluşuna iman etmesi öylesi yüce bir hâsiyettir ki, bu büyük doğrunun yanında başka bütün yanlışlar küçülüp gitmektedir."

2muminler kardestirersoy ceylan, 10.11.2005, İstanbul

Yaziya iki hadisle katilmak isterim.

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız. Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter. Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.

1bıraktığımız yerden başlamak!--, 10.11.2005, --

"Rehberin hakikatiyle, hem imanımızı, hem ahlâkımızı tehlikeden kurtardığımız için deriz ki:"..., "mâsum ve muhtaç bir gencin imanını kurtarmak ve su-i ahlâktan kurtulmak için Nura talebe olması,..."

Üstad hazretlerinin beyan buyurduğu bu satırlar gösteriyor ki, ahlakımız da kurtarılmayı bekliyor... Daire-i itikad ve daire-i muamelat karıştırılmamalı hakikati ve ondan fersah fersah uzak bizler... Metin Bey belki de şu an cemiyet hayatında en fazla yara aldığımız, fakat yaralandığımızın da farkında olmadığımızın kelami bir haritasını çiziyor. Allah razı olsun.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut