“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Mezhep Karşıtlığı Problemi
–Abdülhakim Murad

[*4.597 yazı içinden]

Başörtüsü meselesi nasıl çözülmez?

Yazara Mesaj Gönder

GEÇEN HAFTA içinde, bir gazetede, mü’mine ve mesture bir kardeşimin bir konuşma anında çekilmiş fotoğrafını gördüm. Haklar ve özgürlükler için, bu meyanda hakları ve özgürlükleri ‘anayasal garanti altına almış’ şu ülkede özellikle görmezden gelinen, bilakis engellenen haklar ve özgürlükler için mücadele eden bir derneğin de başkanı olan bir mü’mine kardeşimizin fotoğrafını.

İş inancını ifade özgürlüğü gibi, bu meyanda meselâ inandığı şekilde tesettürüyle okula gitme özgürlüğü sözkonusu olduğunda üç maymunlardan öte kaplanları oynayan bir gazetede bu fotoğraf yayınlanmış olsa, özellikle bir suiniyet arardım. Ama fotoğraf ‘bizim mahalle’nin gazetelerinden birinde yer alıyordu; ve bu mü’mine kardeşimizin ağzının açık olduğu anda çekilmiş bu fotoğraf, bana kalırsa, duyarlı gazetecilik adına yakışmıyordu.

Yazımın asıl konusu, elbette ağız açık iken çekilen bir fotoğrafın seçilmesi değil. Fotoğrafta, ellerin ve yüz hatlarının aldığı biçimden okunan ‘mücadeleci mü’mine kadın’ imgesi üzerinde de durmayacağım—durulmaya değer olduğu halde, bu konuyu başka bir yazıya bırakarak...

Bu fotoğrafın da içinde yer aldığı yazı, bu hamiyetli mü’mine kardeşimizin başkanı olduğu derneğin, Ramazan ayı içinde başörtüsü yasağını protesto için ve başörtüsüne özgürlük adına her Cumartesi günü bir meydanda protesto toplantısı yapacağını bildiriyordu; ki tam da bu konu üzerine yazmak istiyorum.

Başörtüsü yasağı, Türkiye’nin en anlaşılmaz ve kamu vicdanını en ziyade yaralayan yasaklarının başında geliyor. Anlaşılmaz; zira ‘üniversitelerde kılık kıyafet serbesttir’ yazılı bir kanun maddesine ve ‘üniversitelerde kız öğrencilerin kıyafetini yasaklayan’ hiçbir kanun hükmü olmamasına rağmen bu yasak icra ediliyor. Yasağa dayananların diline pelesenk ettikleri ve anayasada ‘değiştirilmesi teklif edilemez’ nitelik izafe edilmiş ‘devrim kanunları’nda da, kadınların kıyafetine dair bir hüküm, dolayısıyla da kadınların kıyafetine dair bir yasak, hatta bir ima dahi yer almıyor.

Dolayısıyla, özellikle üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağı, gerçekte, bir ‘keyfîlik’ simgesi, bir ‘ben yaptım oldu’ gösterisi, bir ‘güçlüyüm; kanunmuş, hak ve özgürlükmüş tanımam’ manzarası...

Bu yönüyle de, kamu vicdanını yaralıyor, dahası o dilimizden düşmez hale gelmiş ‘toplumsal barış’ı dinamitliyor.

Buna rağmen, sosyal bilimci Ali Bayramoğlu’nun yazılarında sıkça kullandığı tabirle ‘toplumsal fay hatları’ndaki ‘enerji birikmesi’ni de sembolize ediyor başörtüsü yasağı. Yani, nasıl bir deprem fay hatları çizgisinde enerji yoğunlaşan yerde gerçekleşiyorsa, bu toplumun eşitlikçi ve özgürlükçü kesimleri ile ‘biz daha eşitiz’ci kesimleri arasındaki kırılmanın yoğunlaştığı bir nokta başörtüsü yasağı. Birileri, gereğinde ‘kanırta kanırta,’ yani yasağın yol açtığı bireysel mağduriyetlere de, toplumsal yaralanmalara da asla aldırmadan yasağı ‘ebedîleştirme’ derdinde.

Buna karşılık, başörtülüler yanında ille de kendisi veya bir yakını başörtülü olmayan ‘özgürlükçü’ insanlar nezdinde de bu ülkenin en önemli sorularından biri bu: Yasak nasıl çözülür?

Bu soru, bu ülkenin en önemli sorularından biri. Ve açık söylemek gerekirse, bu ülkenin başbakanı bile bu sorunun cevabını bilmiyor. O yüzden, ‘toplumsal uzlaşma’ ile bu sorunun çözüleceğini belirtirken, bana göre, cevabı bulma yolunda zaman kazanmaya çalışıyor; ama bu arada, ‘toplumsal uzlaşma’yı özellikle baltalayanların varlığını görmüyor, göremiyor.

Başbakanın, etrafındaki bunca danışmanla ve elindeki bu kadar iktidarla çözemediği bir sorunun anahtarının elimde olduğunu iddia edecek durumda değilim.

Ancak, en azından, “Başörtüsü yasağı nasıl çözülmez?” sorusuna dair bir cevaba sahip olduğumu düşünüyorum.

Zannımca, benimle birlikte, herkesin de kolaylıkla sahip olabileceği türden bir cevap, bu.

Akıl deneme-yanılma yoluyla çalışır ve ‘denediğimiz’ bir yoldan sonuç alınamıyorsa, o yolu denerken ‘yanıldığını’ kavrayarak başka bir yol ve usul arayışına girişir.

Bu çerçevede, görülen o ki, ‘başörtüsü yasağı’nı çözme yolunda bugüne kadar yapılıp denenenler dışında bir yolla bu yasak çözülebilir. Bugüne kadar yapılıp denenenlerin tekrar be tekrar yapılması ise yasağı çözmez, bilakis daha da ‘kronikleştirir,’ yasakçıları yasağa dair daha fazla gerilim ve enerji biriktirmeye tahrik eder.

Bunu görmenin hiç de zor olmadığını düşünüyorum.

Dolayısıyla da, bu yasaktan fiilen, fikren, vicdanen mağdur olan âkıl ve âkılelerimizin meselenin bu yönü üzerinde yeterince zihin yormuş olmadıklarını görünce üzülüyorum.

İşte, alın yazımın başında sözünü ettiğim mü’mine kardeşimin ‘çözüm’ yolundaki ‘yeni’ girişimlerini... Her Cumartesi günü, yasağı protesto için bir meydanda (bu ister Taksim meydanı olsun, ister bir üniversite giriş kapısı veya bir cami önü) toplanmak, bize neyi kazandıracaktır?

Bu yol ile başörtüsü yasağı çözülecek olsa idi, bugüne kadar zaten çözülmez miydi?

Bu yolun tekrar denenmesi, ‘yasağı hatırlatmak’tan öte bir yarar sağlamayacaktır.

Ama tam da burada, gördüğüm ve anladığım üzere, bu yasağın ‘hatırlanması’na ve ‘hatırlatılması’na değil; ‘unutulması’na ihtiyaç vardır.

Bu toplumun büyük kesimi, başörtülü arkadaşlarının başlarını açmıyorlar ise ancak okuldan atıldıklarını ve başlarını açtıkları takdirde okula alındıklarını gören ‘başörtüsüz’ hanım ve erkek öğrenciler, öğretim üyelerinin de büyük kısmı bu yasağın devamından yana değildir.

Nitekim, geçmişte de, başörtüsü yasağı sözümona uygulanır durumda iken, üniversitelerin pek çoğundan pek çok öğrenci başörtülü biçimde okuyarak mezun olabilmiştir.

Öyle ki, bugün yasağa karşı mücadele edenlerin önemli kısmı yirmi yıl önce, onbeş yıl önce böyle bir durumda başını açmadan okuldan mezun olabilen kişilerdir.

Bütün bu verilerden hareketle, bu ülkede ‘başörtüsü yasağının nasıl çözülmeyeceği’ bir türlü anlaşılmaz, anlayamıyorum.

Üstelik, bütün bu veriler, başörtüsü yasağının nasıl çözüleceğinin de ipuçlarını verdiği halde...

Başörtüsü yasağı, bu noktada ‘çok güçlü’lere karşı bir ‘güç mücadelesi’ ile çözülmeyecek; her türden güç mücadelesi, tam aksine, yasağın daha bir inatla ve ısrarla sürdürülmesi sonucunu getirecektir.

‘Ütopik’ ve ‘fazla romantik’ olduğumu düşüneceklerin, cesaretsizliğimi ve sinip pısmışlığımı ileri süreceklerin varlığını gözardı etmeden söylüyorum: Başörtüsü yasağı, hatırlatılmadığı müddetçe çözülecektir. Ve başörtüsü yasağını çözme uğruna girişilen her protesto girişimi veya her güç gösterisi, yasağı uygulamamaya yatkın olanlara karşılık yasakçılara bunu hatırlatarak problemin ‘fiiliyatta’ ve ‘kendiliğinden’ çözülmesini güçleştirmektedir.

Bilinmelidir ki, bu ülkede erkeklerin başlarında şapka olmadan sokakta dolaşmaları da yasaktır ve yetmiş-seksen yıl kadar önce bu yüzden bu milletin erkeklerine neler neler yapıldığını bilen bilir.

Bir önceki cümleme dikkat edilsin; ‘geçmişte yasaklanmıştır’ demiyorum, hâlâ daha ‘yasaktır,’ zira ‘şapka iktisâsı hakkındaki’ değiştirilmesi teklif edilemez surette anayasal koruma altındaki kanun, erkeklerin açık alanlarda şapka takmasını mecburî kılmaktadır. Ama bu kanunun yol açtığı mağduriyet, tekrar tekrar bu kanun hakkında konuşarak, bu mecburiyetin absürdlüğünü pankart açıp haykırarak, bu uğurda gösteri yürüyüşleri yaparak çözülmemiştir; ma’şerî vicdan, kamu vicdanı meseleyi zaten çözdüğü için, ‘soğumaya bırakıldığı andan itibaren’ mesele kendiliğinden çözülüp gitmiştir.

O yüzden ey mü’min ve mü’mine kardeşlerim, bunca tecrübeye karşılık lütfen biraz hikmet!

Masumiyet, her zaman için, güç gösterisinden daha güçlüdür. Ama sonuç alması zaman ve sabır gerektirir.

  20.10.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

30dun nefret aracidir turban bugun ise degildir / dun dundur bugun bugungrcn, 25.02.2008, nrvc

(Katı laik Türkler, dindarlardan nefret eder ) IDDIASINA KARSI ERTUGRUL OZKOK`UN DEDIGI: "Buna şiddetle itiraz ediyorum. Bu ülkenin laik insanları, dindarlardan asla nefret etmiyor. Ne geçmişte etti, ne bugün ediyor, ne de yarın edecek. Tam aksine, laik insanlar dindarlara, bazı dindarların onlara gösterdiği saygıdan çok daha fazlasını gösteriyor."

23 Şubat 2008

HURRIYET

YAYIN YONETMENI

ERTUGRUL OZKOK

(Katı laik Türkler, dindarlardan nefret eder ) IDDIASINA KARSI ERTUGRUL OZKOK`UN DEDIGI:" "Son günlerde bu soru yakama yapıştı. 'Türban siyasal bir simge olmaktan çıkıp bir nefret simgesi haline mi dönüşüyor?' Bu siyasal sembol, Anayasa ile teminat altına alınmalı mıdır? Ben ısrarla 'Hayır alınmamalı' diyorum. Çünkü türban, siyasal bir nefretin ifadesi haline gelmiştir ve buna Anayasal teminat getirmek, 'mahalle ve arkadaş baskısını' meşrulaştırmak anlamına gelecektir. Bu da Türkiye'yi, çok uzun süre çözemeyeceği sosyal sorunlara, kavgalara götürecektir."

4 Aralık 2007

HURRIYET

YAYIN YONETMENI

ERTUGRUL OZKOK

dun dundur bugun bugun ekolunun bugunku koskoca utanmayan temsilcisi.

29zehra toprak, 24.02.2008,

basortusu bir nisandır İslamın nişanıdır başortusu takan bir bayan manen ben islamım Allaha ve kanunlarına teslimim der işte o yuzden 1400 senedır din duşmanlarını fasıkları emre itaati kucumseyenleri rahatsız eder boyle bir nişanın krunması muhafazası sadece bayanlara degil erkeklere de has olmalı zira medineli yahudilerle yapılan savaşlardan bir tanesinin sırf sebebi bu idi.ben basortusu için smbol kelimesini kullanmak istemiyorum cunku nişan sembolden daha ote. yasaklara gelince bu yasak erkeklerin şapka takıp takmamasına benzemez bence cunku orada dini bir vecibe olmadıgı gibi takmama meselesi de gozden ırak tutup meseleyi dediğiniz gibi sogutuyor. ama basortusu dini bir vecibe her an her yerde karsılarına cıkıyor ve bu ameli ve bir cok ameli terkedenler ve hatta Allahı unutup unutturmak isteyenler,boyle her an Rabbi ve Ona tesimiyeti anımsatan bir nişandan rahatsız oluyorlar ve onu okullarından iş yerlerinden hastanelerinden ellerinden gelse her yerden uzaklastırmaya calısıyorlar. o yuzden yasak olmasını istemeleri her zaman sıcak olacak.ben basbakanın referandumla cozmesini isterdim belki o zaman ne rektorlerin ne de medyanın bu kadar sesi cıkabilirdi Allahu alem .Fakt basortusu meselesinde muslumanların birlik olmayısları dunyalık makamlarını fedada korkaklıkları ve bayanların hep yanlız bırakılmaları bu işi bu kadar uzun surdurdu.Yinede sabırlı ve sebatlı olmalı

28PECE , CARSAF = KEFEN / CAMIYI SEVMEYEN KISININ ELINDE PAMUKLA BEKLEYEN IMAMLA IMTIHANI. grcn, 18.02.2008, nrvc

Turkiye de Bayanlar kanadinda carsaf-turban-basortusu-ve eskiden dolayli yollardan islam dusmanligi yapan simdilerde ise aciktan gemi aziya alan neseb-i gayr-i sahih T.Saylanlar, N.Sertellerin temsil ettigi guruh ne yaparsa yapsin , ne ederse etsin ve salya ustune salya akitsinlar bir gun realite ile karsi karsiya gelecek ve adeta carsafin daha da kapalisi olan ve peceden daha da ortulu bulunan bir KEFENE girecekler. Ve erkekler kanadini temsil eden ayni guruhun T.Ozkanlar ve I.Selcuklari istedikleri kadar imam-din-islam dusmanligi yapsinlar birgun bir gariban cami imaminin onunde bizzat o imam tarafindan PAMUKLARLA karsilanacaklardir. Ben aklini kullanmalarini tavsiye edip hizli giderek pece-turban-carsaf-sakal-imam dusmanligi yapmamalarini tavsiye ederim. zira PAMUK , sevmedikleri imam efendi tarafindan ve KEFEN , bir nevi pece gibi kendi uzerlerinde istimal edilecek kacari yok. eger yurekleri var ise aziz nesin gibi 8 tane cukur kazdirirlar ve kimsenin bilinmedigi bir tanesini sallayiverin ve atin derdim. kendilerini kadavra olarak avsiye etmeye calisacaklar belki de ama tip fakulteleri bunlarinkini kullanilamaz diye kabul etmiyor maalesef. dusunsenize beton kafali bir din ve kitap dusmani soyle bir ruya goruyormus mesela ELINDE BIR PAKET PAMUK VE BIR PECE GIBI KEFENLE SAKALLI VE SARIKLI BIR IMAM ONU BEKLIYOR RUYASINDA. :))))))

KULLU ATIN KARIB - HAFIZENALLAH !

27Yanlış Tevilhasandemir, 21.02.2006, türkiye

Abdullah Taha nın yaptığı te vil doğru ise bediüzzaman niye sarığından hiç vazgeçmemiş o zaman.

Bediüzzaman ın yazdıklarının gerçek te vili yaptıklarıdır.Ötesi laf ü güzaf..

26Herşey mümkünHasan demir, 21.02.2006, türkiye

Türkiye de erkekler islami giyim konusunu yetmiş küsür yıl önce rafa kaldırdılar.İstenen her yere devletlulerin istediği kıyafetlerle girdiler çıktılar.Sonuç ne oldu?Gayri islami giyim tarzı meşrulaştı,sadece.Bugün hiç bir erkek giydiği laik kıyafetten gocunmuyor.Farklı bir giyimi düşünmüyor.Çünkü gayri meşru olan meşru(!)laştı.

Başımızı açalım kamusal hayata girelim diyen kadınlarda bu duruma gelecekler,trent devam ederse.Bugün örtüsüzlüğünden gocunanların yerini bunu yadırgamayanlar alacak ve

Örtüsüzlük meşru(!)laşacak.

25NEREYE KADARahmetinan, 11.02.2006, türkiye

vERİLEN TAVİZLERİ SAVUNAN ARKADAŞLARA NEREYE KADAR DİYE SORMAK İSTİYORUM.BAKIN ARTIK SOKAKTA BİLE BAŞÖRTÜSÜ YASAKLANIYOR.BUNUN SEBEBİ EYLEM FALAN DEĞİL.ZATEN ŞU ANDA BAŞINI AÇAN AÇIYOR,AÇMAYAN EVİNDE OTURUYOR.DEMEK Kİ EYLEM NE SORUN NE DE ÇÖZÜM..

AMA BAŞINI AÇ OKULUNA GİR DİYENLERE ŞİMDİ NE YAPACAKLARINI SORUYORUM.

SOKAKTADA AÇILSIN NE OLACAK DİYORSANIZ ONDAN SONRA SIRA NEYE GELECEK.MESALA OKULA MİNİ ETEKLE GİRMEK MECBURİ DERLERSE NE YAPACAKSINIZ.DAHA İLERİ KOŞULLAR İLERİ SÜRERLERSE NE DİYECEKSİNİZ.

Aslında biz dünayı dine tercih ettiğimiz zaman kaybetmedik mi?

Aslında biz "Hacat-ı beşeriyeyi tezyid" eden medeniyete kendimizi benimsetmeye çalışırken kaybetmedik mi?

Aslında biz ekonomik özgürlük derken kaybetmedik mi?

Aslında biz peygamberimizin zamanını feminist anlayışımıza göre değerlendirirken ve haremlik selamlık anlayışını tarihe gömerken kaybetmedik mi?

Koca eline bakmayalım derken el eline bakarken kaybettik?

Yitirdiğimizi kaybettiğimiz yerde bulacağız?

24" TEPKİ[SİZ]SİNİZ ! "gürcan, 10.02.2006, eskişehir

toplumumuz hassas bir dönemden geçiyor.

Herkesin bunu göz önüne alması lazım. Bir taraf bunu kavga sebebi yapmamalı, diğer taraf da tepkileri kavga başlatıldı diye görüp üzerine gitmemeli...

Hukukçu bir dostumuz yazdığı kitaba "MÜNTESİPLERİNİN CEHALETİ , HASIMLARININ KÖR DÜŞMANLIĞI ARASINDA TALİHSİZ MÜZLÜMANLIK " adını koymuş.. Çok doğru.. Durumumuzu özetliyor kitabın ismi.

İki taraf da cehalete yenik düşüyor.

MÜSBET HAREKET - AKSİYONDUR.

MENFİ HAREKET İSE - REAKSİYON.

AMA UNUTMAMAK LAZIM GELEN BİR ŞEY İSE " TEPKİ[SİZ]SİNİZ ! "

tepkiniz ise müsbet olmalı. metin karabaşoğlunun teklifi yani gün yüzüne çıkarılmamalı ve soğutulmalı teklifi , bütün sonuç vermiyen ve daha çok etki- tepki olayına sebebiyeti açısından reaksiyoner imza kampanyaları ve yürüyüşlerden çok çok daha etkili.

mü miniz ve yılan hep aynı yerden saldırıyor ve ısırıyor.

23maalesefs t, 09.02.2006, kayıpşehir

artık sokakta bile örtünmek yasaklanmaya başlandı.hem de başörtüsü gündemden düşmüşken,gündem yüzlerce önemli maddeyle doluyken.sessiz kaldığımız sürece kimbilir daha neler göreceğiz..

22bir iktibasabdullah taha, 29.11.2005, İstanbul

"ve keza bazan kötülük ifşa edilmezse tedricen(!)[vurgu benim.a.t] zail olması ihtimali var.fakat teşhir edildiği takdirde.. kötülüğü yapan kimsenin hiddetini tahrik eder.fenalığı daha fazla yapmasına bais olur."-İşaratu l İ caz[abdulmecid nursi tercemesi]bediüzzaman said nursi

21"Soğumaya bırakma" süreci ne kadar sürer?Ahmet M., 27.10.2005, İstanbul

Metin Bey in meseleye değinmesi ve çözüm için zihin yorması takdire şayan bir durum olmakla beraber, önerisi için olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Zira bir konuyu/sorunu gündeme getirmeyerek hassasiyetlerin zayıflayacağı öngörüsü genellebilirlik arzetmiyor. Verdiğiniz örnekten yola çıkarsak, acaba şapka kanununun uygulanmasındaki esneklik, meselenin bilinçli olarak "soğutmaya alınması"ndan mı yoksa şapkaya atfedilen değerin geçerliliğini yitirmesinden mi kaynaklanıyor? Ya da şapka bahane edilerek başlatılmış bir sindirme harekatının başarıya ulaşmış olmasından mı kaynaklanıyor uygulamadaki yumuşama ? Bu tür yasakların arkasında yatan mantığı iyi anlarsak sanırım çözüme ilişkin tahlillerimiz de o derece isabetli olacaktır.

Başörtüsü bir semboldür ! Ama siyasi bir sembol değil, inançla ilgili bir sembol. Başörtüsü karşıtları herhalde islamı dininin sembollerinden olan başörtüsünü, "islam ın emri olduğu" için yasaklanması gereken bir obje olarak sunmayacaklardı. Onlar da meseleyi siyasi platforma çekip başörütsünün "Siyasi simge" olarak kullanıldığını ve bunun bazı siyasi partilerce de açıkça sömürüldüğünü filan söylediler. Dolayısıyla burda bir siyasi çatışma varmış gibi bir hava oluşturuldu ve bazı siyasi partiler gerçekten bu sorunu oya çevirmeyi düşündüler. Tam zıt düşüncede olan siyasiler ise yasağın yanında saf tutmayı bir tavır olarak benimsediler. Sonuç olarak gelinen noktada başörtüsü sorununun bir insani hak olduğu noktasından ziyade siyasi bir dava olduğu kabulü yerleşti. Bu noktada biz ne kadar susarsak susalım, meseleyi gündemin alt sıralarına itersek itelim mesele siyasi olarak algılanmayı sürdürdükçe ve yasağın devamını isteyen zihniyet mevcut konumunu devam ettirdikçe başörtüsüyle okula girmeye çalışan ilk kardeşimiz yine aynı linçle karşılaşacak ve gündem yine hızla değişip yara derinleşecektir. Hani bir söz vardır "su uyur düşman uyumaz" diye, siz ne kadar uyuyormuş gibi yapsanız da düşmanlarınız uyumaz. Peki ne yapmak lazım ?

Bunun cevabını ben net verebilseydim, bu meseleyi benden daha iyi bilen, çok daha yetkili olan insanlar şimdiye kadar çözerlerdi. Ama bildiğim birşey var, o da "görmezden gelerek sorunları çözme/zamana bırakma" diye bir metod tarihte örneğine çok rastlayabileceğimiz ve de başarılı olmuş bir metod değil. Acizane olarak ancak şunu söyleyebilirim ki, sorunun insan hak ve özgürlükleri açısından değerlendirilmesi çözüme kapı açabilir. Çünkü Avrupa Birliği ne girme gayesiyle birçok düzenlemeler yapıldı _ki bunların bazıları ciddi tehlikelere yol açabilecek niteliktedir_, başörtüsü yasağının da bir hak ve özgürlükler meselesi olduğu işlenir ve gerektiği gibi savunulursa yasağı kaldırıcı düzenlemeler yapılabilir diye düşünüyorum.

20İşte müsülman feraseti..Cüneyt Oğuz, 26.10.2005, İstanbul

Sayın Metin abimizi tebrik ediyorum..

Bence harika bir çözüm önerisi sunmuş..

"gördüğüm ve anladığım üzere, bu yasağın ‘hatırlanması’na ve ‘hatırlatılması’na değil; ‘unutulması’na ihtiyaç vardır"

Vede bunu destekleyen çok güzel bir örnek vermiş:

"Bilinmelidir ki, bu ülkede erkeklerin başlarında şapka olmadan sokakta dolaşmaları da yasaktır ve yetmiş-seksen yıl kadar önce bu yüzden bu milletin erkeklerine neler neler yapıldığını bilen bilir."

İşte müslüman feraseti..

19Hak ve hukuk ile Rızayı İlahiMehmet TayyipArslan, 24.10.2005, İzmir

Mütedeyyin ve her insaf sahibi bir birey olarak başörtüsü yasağından elem duymamak mümkün değil elbet. Buradaki tüm yorumlarda gerçekten hakikat daesi bulmak mümkün. Ancak bu dünyaya misafir olarak geldiğine inanan ve zevk almak için değil Allah ın rızasını kazanmak için geldiğine inanlar için tüm musibetler birer imtihandır. Bu musibetleri tabii ki çözmenin yolunu bir mü min feraseti ile devalı olarak değerlendirmeli ve fakat musibetlere kesinlikle boyun eymemeliyiz. Bu sorun bizim bu musibeti kendi iç muhasebemiz olarak değerlendirip kendimize çeki düzen verdikçe düzelecektir diye düşünüyorum. Bu arada iç muhasebe yaparken sorunun çözümü için hiç uğraşılmamalı demiyorum elbet. Özetle bir kul edasıyla musibetin bizden ne istediğine vakıf olup onu deruhte etmeye çalışırken musibeti de ortadan kaldıracak fiili dualara da tevessül etmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Selam ve dua ile...

18dua ve icraat ve birlikkerem yeniada, 24.10.2005, d.bakır--- türkiye

Bismillahirrahmanirrahim

bu baş örtüsü için çok konuşan oldu çok yorum yapan ve çok meselelere çözüm bulmak istedi. Ama çok önemli bir şeyi unuttular kendi akıllarını bırakıp gerçek ve herşeyi bilen Yüce Rabbimin şu güzel kelamının Ayetini "ey Resülüm Kadınlar kendilerini örtsünler ve örtülerini omuzlarından aşağı sarksınlar..." şimdi neden konuşulduğunu anlayamıyorum Allah bunu demişse Müslüman olarak bir müslümanla bu konuda tartışmak tok iken yemek yemeye benzer. ha gayrı müslime gelince Resülüllah (s.a.v.) metodu olarak tartışmak değil göstermektir çözüm yok bu bize ağır heldiği için konuşmayı tartışmayı karıştırmayı seçiyoruz bence biz Allah ve Resülünün (s.a.v.) kelam ve irşadlarını tam olarak kavrayamamış bu yüzden muvaffak olamamışızdır vesselam Allah a emanet olunuz. Allah bize doğru yolu bilip yapanlardan eylesin amin...

17iZİ HEP KALACAKFeyza KELEŞ GİZLİGİDER, 23.10.2005, nevşehir

Bu hiç acısı dinmeyecek bir sancı içimizde…Hiçbir zaman telafisi de olmayacak. Kapılardan dönen kaç kuşak insan ve kapılardan bir başkası olarak giren kaç kuşak insan. Bunu ancak yaşayan bilir. Bir insanın aynada kendinden bir başkasını görmesinin ne denli zor olduğunu ancak yaşayan bilir. Her vakit namazından sonra ızdırarla gözyaşları içinde dua eden bilir. Ya da başını kaldırıp aynadaki tanımadığı yüze bakamayan bilir. Yıllar geçti bu yarayla, haberler sırayla gazete manşetlerinden geçti, meydanlardan onlarca miting geçti. Ama bunu bizzat yaşayanlardan inanın hiçbir şey geçip gitmedi. Okul koridorlarında başını yerden kaldıramayıp, duvar kenarlarında yürüyenler başını yerden kaldıramamaya, sindirilmeye, utanmaya o kadar alıştı ki asla eskisi gibi olamayacaklar. Öğle araları fakülte mescidinde namaz kılarken utanan ve 4 yıl her gün ağlayanlar asla eskisi gibi olmayacak. Ve o fakülte kapsından içeriye girmek zorunda kalanların da, kapıdan dönüp gidenlerin de psikolojik tedavileri, terapileri aynen çözüme giden yol gibi çok uzun sürecek.

AK Parti nin başörtüsü girişimlerine gelince. Genel başkan yardımcısı ve bakan düzeyinde çok kişiyle birebir bu konuyu görüşme imkanın oldu. İlk başörtüsünü sordum. Cevaplar gösteriyor ki başörtüsü hala gündemin ilk maddesi ama medyaya yansıyan değil iç gündemin ilk maddesi. Onlarda yazıda da denildiği gibi “artık farklı yolların denenmesi gerekiyor” dediler. Bu da gösteriyor ki yara kapanmayacak daha da çok yerimizi acıtacak.

Ama bu zaman içerisinde yazık ki insanlar alışacak ve enfilasyon gibi sıradanlaştırılmaya devam edilecek başörtüsü sorunu. Yine bu geneller içerisinde sayacak bazıları, bazıları ise artık bunun çok uzatıldığını söyleyecek umursuzca.

Bunu o kadar önemli görmeyenler açın okuyun canım diyecek anlamalarındaki yetersizliği gösterircesine. Ne denli önemli olduğunu anlayanlardan bazıları ise bayansınız okumasanız da olur diyecek ortadaki meselenin okumak yada okumamak değil, bir hak hukuk meselesi olduğunu anlamaktaki yetersizliklerini gösterircesine…

Belki bir gün bu mesele çözülecek ama yaşayanlar asla eskisi gibi olamayacaklar.

Ve önümüzdeki yıllarda da bu konuda en az konuşanlar en az yorum yapanlar başörtüsü mağdurları olacak.

Teşekkür ederim hep bıkmadan değindiğiniz için…

Dua ile…

16Şeytan ve Nefsin Oyununa Gelmemek!Murat Karaca, 22.10.2005, İstanbul

Sevgili Metin abi gene çok önemli bir probleme çok ciddi bir tespitle yaklaşmış ve net apaçık bir çözüm önerisi sunmuş. Olayları hadiseleri hikmetle okumak bu olsa gerek.

Bizler Yaratıcı ya karşı sorumluyuz. Ve sadece Yaratıcı dan (c.c.) istemekle, medet ummakla mükellefiz. Bu sebeple bu problemdede çözüm isteme makamı gene Allah c.c. olmalıdır. Biz sadece vazifemizi yapmalıyız. nefsin ve şeytanın tuzaklarına düşmekten gene Allah a sığınmalıyız.

Bu meseleyi iktidar ve güç gösterisi zeminine çekersek herkes zararlı çıkar. İnatlaşmalar başlar. Hissiyat olaya hakim olur. Sorun kronikleşir. Bu ise nefsin ve şeytanın apaçık bir oyunudur.

Bu konu biraz vesveseye benziyor. Üzerine giderseniz şişiyor büyüyor kronikleşiyor. Üzerine gitmezseniz sönüyor küçülüyor ve kayboluyor.

Bize düşen iffetimizi koruyup, sadece Allah c.c. el açıp sabretmektir. Sadece O ndan istemektir. Ve sabretmektir.

Bu meseleye hikmetle bakacak olursak. Başörtüsü meselesi belkide memurdur. Böyle imanı muhafaza etme zamanının çok zor oldugu bir dönemde cennete vesile bir memur.

Cennet kolay mıdır? Allah ı hoşnut etmekten daha büyük bir dava var mıdır?

Sabretmek hem bu davayı kazanmaya, Hemde bu sorunun Metin abinin değindiği şekliyle Rahmetle çözülmesine vesile olabilecektir kanaatindeyim.

Mutlah Hikmeti sadece O (c.c.) biliyor.

Saygı ve Sevgilerimle...

15boşunaTuba, 22.10.2005, Ankara

Çözüm yok bence kabullenildi çünkü...

14Hasan TATAR a teşekkürler...Sadık Gürbüz, 22.10.2005, Mersin

Erzincandan yazanHasan TATARa %100 katılıyorum. Allah ondan razı olsun. Benim demek istediklerimi daha akıcı daha güzel delller getirerek desteklemiştir. Hasan TATARın yorumunu okumanızı tavsiye ediyorum. Sayın Metin Bey ve yazarın görüşünde olan din kardeşlerim. Allah a emanet olun.

13Birlik yokSadık Gürbüz, 22.10.2005, Mersin

Şu ana kadar okuduğum yorumlara göre çeşitli fikirler var. Ama malesef hale fikir birliği yok. Fikren birleşemediğmiz noktada ise malesef birlikte hareket etme kabileyitimiz yok. O mana da zaten bir sonuç alınmayacak. Ama benim yorumlarıma katılmayanlara söylemek istediğim sonuçta takılıp kalıyorsunuz. Ayrıca hudeybiye barışının olaylarla hiç sir bağlantısı olmadığını düşünüyorum. Size bir misalle olayı anlamamızı netleştirecektir. Diyelim ki düşman ordusu kapımıza dayandı ve bizden sayıca ve tknolojik olarak üstünler. Bize şöyle bir teklif getirdiler. Eğer bize karşı koymazsanız size dokunmayacağız ama kadınlarınız başı açık gezecek. Camiler kapatılacak ama evde namaz kılabilrisiniz, oruç tutabilirsiniz dediler vegerçekten dediklerini yaptılar. Şimdi biz susup da bunların bizi serbest mi bırakmasını bekliyeceğiz. ashab Bedir de, Uhud da, Hendek de ve diğer tüm savaşlarda yarayı kaşımadılar. Ağacı sudadılar ve ağaç gürleşti, kök saldı ve boy verdi. ümmet ne zaman cihadı (sadece savaşı kastetmiyorum, nefisle cihad fikri cihad vb. dahil) bıraktı. Ağaç kurumaya, dalları kırılmaya başladı. Ama hala kökleri mevcut eğer mücadele edersek budama sonucu yeniden gürleşecek zira 28 şubat bir budamaydı ve gürleştik. Anladığım kadarıyla bir budamaya daha ihtiyaç var. Ayarıca eleştirmenlerden biri her ortamda yine de tartışmalı diyerek yazara destek çıkıyor bu durumda da kendisiyle çelişiyor. o zaman sizin fikrinize göre yara yine kaşınıyor. diğer bir mesele de sabrın yanlıy anlaşılması. Sabır öyle olmaz. Mücadele ederek sabır. Mücadeleden sonuç alamasanda sabır. Yineliyorum sonuç değil niyet ve mücadale önemli.

Lütfen biraz daha düşünün.........

12dua edelim...ruveyda nur, 21.10.2005, Ankara

dikkatimi çeken bir şey oldu bu sorunu bizatihi kendi yaşayan bir kardeşimiz bir yorum yazmamış...sadece yaşayan anlar gibi bir kısır döngüye girmek değil niyetim..ancak birebir yazarın dikkat çekmek istediği noktada bulunduğumu görünce sessiz kalmak istediğim..belki bu şekilde mücadelemi gösterme yolunu seçtiğim -ki sessizlik de bir tepki yoludur- halde kendimi tutamadım..tek bir örnek vermek istiyorum kendi bölümümde artan başörtülü arkadaşların sayısıyla yaşadığımız mutluluğumuz kısa sürede mücadele-biraz da cesaret gibi kavramların yanlış yerlerde kullanılması yüzünden hüzne dönüştü...herşey söylendiği kadar kolay yaşanmıyor hayatta..başörtülü olarak girebildiğimiz sayılı derslerimiz de yok artık...bir yerlerde bişeyleri yanlış yapıyoruz..bu yerleri tespit edip, lokal tedavi uygulamak yerine..vücudun tamamını antibiyotiğe mahkum edip sağlam hücrelerimizi ve onların yavaş da olsa derin ve istikrarlı mücadelelerini hiçe sayıyoruz...biraz daha düşünmeli ve dua etmeliyiz özellikle böyle mübarek bir ayın içinde...

11hikmet ve adaletmehmed doğan, 21.10.2005, bolu

evvelen neden mücadeleyi bırakalım ayet var deniyor.amenna!yazarın da ayeti bildiği aşikardır.bunu da geçtik mücadele sadece mitıng yapmak mı ?tartişma ortamı için çalışmıyorum fakat buyrun asrı sadete gidelim hudeybiyede olanları ince bir şekilde ruhumuzda ve kafamızda tekrar süzelim?başta bizim aleyhimize olan anlaşma nasıl sonuçlandı.ve halen basını açıp okumayı garipsemeyen bacılarımız mevcut.acaba adil bir şekilde bunu düsündükmü?vucutta bir yara var ve oldukçada tehlikeli.buyrun kaşıyalım.buyrun yarayı kavlatalım.buyrun kan aksınne de olsa gececek ya kan cıksın zarar gelmez dimi. zaman ne kadar zarar gördüğümüzede en güzel örnek.yara geçmedi ve üstüne vücutta iz bıraktı.ne oldu onca kişi okul deyince yürek pınarı cız ediyor.buyrun madem çözüm bulacağız.denenmedik hangi yol kaldı.şunu da belirteyim ki hadi türbanını açanlar gitmaesin.orası beni hiç ilgilendirmez.ama bilinçli olmak!okuyanlar okumayanlar ne kadar bilinçli?yazara katılmak yada katılmamak degil asıl mesele şu ana kadar yaptıklarımız bzi nereye getirdi bundan sonra ne yapmalıyız ki neticeye varalım?birde şu geliyor aklıma bırakanlar şunu söylüyor.rahmana havale ettim.adil olan rabbime havele ettim.sanki sabır saklı.şuda varki herkes kalitesini göstermek için elinden geleni yapıyor.mücadele ediyor,kulluğunun daha da şuruna varıyor,yada kendince okula gidip okulunu okuyor.cennet ucuz değil......selam ve dua ile

10mücadele ama nasılcemal baki, 21.10.2005, İstanbul

Yazıda kast edilenin sessiz kalmak olmadığını; yazıda da söz edildiği gibi meydanlarda bağırmanın sonuç almaya yardımcı olmadığının görülmesi gerektiğini; ve nihayetinde bu konunun konuşulduğu her ortamda elbette doğru olanın söylenmesi ve savunulması gerektiğini düşünüyorum.

Kanaatimce, davet edilen hal, dilsiz şeytan olma değil hikmet i okuma halidir.

9anlamakcan kar, 21.10.2005, bursa

sayın karabaşoğlu kısmen haklı.Sorun dernek başkanı arkadaşımızın yöntemiyle çözülmez.Ama zamana bırakacak kadar zamanımızda yok.Biz bu hükümete boşuna oy vermedik.

8Ayrıca...Sadık Gürbüz, 21.10.2005, Mersin

Ayrıca yazar şapka kanunu yürürlükte olduğu halde şu an itibariyle sessiz kalındaığından kimsenin şapka takmadığını belirtti. Sayın yazar şun gözden kaçırıyor. Zira şapka devrimiyle beraber sarık yerine şapka takıldı. Şapka çıkarıldı ama sarık takılmadı. Saygılarımla... Sayın Metin Karabaşoğlu gerçekten yanlış düşünüyorsunuz. Bence bu eleştiriler ışığında tekrar düşünün derim.

7bu yasak nasıl çözülmezhasan tatar, 21.10.2005, erzincan-türkiye

Müslümanların fikirlerini paylaşmaları çok güzel. Bence hedefimiz sonuç değil niyet ve cehd dir. Bu açıdan bakılmazsa eğer, Peygamberimiz (sav) hariç bir çok peygamber (örn:Hz Nuh, Hz.Lut Hz. Şuayb, Hz. İsa vd.) cehennemi boylardı. Mesela Allah, çok az inananı bulunan ve iktidar açısından hiçte güçlü olmayan Musa (as) ya Firavun gibi bir zalime git dermiydi? Yada Meryem e "Şehre dön" dermiydi? Ve yazımın başlığındaki sorumun cevabını ben vermeye çalışayım: "Bu yasak böyle yazılar (dergi yazarının yazdığı) yazılmadığı sürece inşaAllah çözülecektir. Müslümanın derdiyle dertlenmeyelim mi ne diyorsunuz? Siz onları değil yeterince destek vermeyen bizleri kınayın. O zaman gidin "Deniz Feneri" , "Kimse Yokmu" ve "İHH" gibi kuruluşlarada söyleyin o fakir ve mazlumların görüntülerini yayınlamasınlar ve olay da hatırlatılmadığı için kendi kendine çözülsün. Bu tip yardımlar biraz daha kolay ve devletinde işine geldiği için (sosyal patlamanın önlenmesi vs) bir sorun çıkmıyor. Ama Başörtüsü eylemleri sistemle alakalı olduğu için çok ciddi tedbirler alıyor (coplama,fişleme,mahkeme, hapis,sürgün gibi). Bundan dolayıda katılım az olduğu için ve o müslümanlar yalnız bırakıldığı için hadisenin çözümü uzuyor.Hele her şehirde Allah tan başka kimseden korkmadan yüzbinler-milyonlar yürüsün siz o zaman semadan gelen müjdeyi görün.Ama yazarın dergisinden böyle bir çağrı yapmasıda, derginin kapanmasına, yazarın tutuklanmasına ve bunun gibi mahrumiyetlerin oluşacağına sebebiyet verceğinden olsa gerek böyle bir yazı yazmış. Allah a emanet olun.

6Yazık...Sadık Gürbüz, 21.10.2005, Mersin

Yazarın görüşüne katılmadığım yönündeki yazı ve benim yazıma benzer yöndeki yazılara malesef katılmayanların sayısının fazla aksi yöndeki yazılara (yani yazarın görüşüne katılan) katılanların sayısının fazla olması beni derinden üzdü. Dünkü eleştirimde ileri gitmek istemedim. Ama şartlar bunu zorluyor. Başörtüsü ve diğer ilahi hükümler hakkınad sessiz kalırsak H.Ali nin dediği gibi Allah muhafaza dilsiz şeytan olma ihtimalimiz var. Lütfen biraz hikmet... Cennet kolay değil...

5çıkmazs t , 20.10.2005, Ankara

bir yönüyle yazara hak vermemek imkansız gibi fakat geçici olarak da olsa ilahi emirlerin çiğnenmesine ses çıkarmayalım demeye gelebilir bu fikirler.zulme sessiz kalmak da zulümdür aynı zamanda.aracın meşru olmasını nereye sığdırırız bu sessizlik süresince onu da düşünmek gerek.ilk okuyuşumda hak verdim fakat tetkik ettiğimde tasvip edilir bulmuyorum.şapka takmak bizi günahkar kılmaz ama açık baş hanımlar için haramdır.bahsettiğiniz eylemler en azından hz.ibrahim e yardım eden karıncanın durumuna benziyor.fakat karıncanın bunu yapması da gerekiyor.selamlar..

4lütfen biraz hikmet...ali içer, 20.10.2005, İstanbul

Selamın aleyküm

İlk önce Sayın Karabaşoğluna ve diğer yazarlarımıza , bizlere böyle bir platform sağladıkları için teşekkür ediyorum. Evvela sorunun sorun olarak devam etmesi yazara göre meseleyi sürekli gündemde tutup tahrik ederek sorun yaratan bir çözümde ısrar etmek. Buna hayatımdan bir örnek vermek istiyorum. Lisede matematik dersinde hocamız sınıfın bazı davranışlarından şikayetçiydi. Bunu her fırsatta ele alarak çözmek istiyordu. Birgün bana tahtaya çıkıp ona destek vermemi istedi.bu mesele o kadar çok konuşulmuştu ki artık af edersiniz işin cılkı çıkmıştı. Ben de sayın hocama bazı şeylerin sürekli konuşarak çözüm değil sorun oluşturacağını söyledim .ne yazık ki hocam biraz kırıldı, fakat biliyordum ki onun istediğini yapmak hiçbir şekilde çözüm getirmeyecekti. Elhasıl, savunduğunuz konu doğru da olsa, bunu birilerinin damarına basarak yapmak ancak ipin gerilmesine yol açar.siz bir yandan çekersiniz diğer yandan onlar.mücadele konusuna gelince, durumu zorlaştıracak bir şey için mücadele olmaz.onlara karşı protestolar etmek sloganlar atmak ille de bu mücadele olacak diye bir şey yok...

3Pasivize olmak da çözüm değil..Zeynep Ünal, 20.10.2005, Ankara

bekleyelim bakalım ne olacak şeklinde bir görüşe katılmam asla mümkün değil. Yazarın bu ülkede şapka kanunu başörtüsü meselesiyle bir tutmasını şahsen yadırgadım.Sizce amacı halkı batılı bir tarza büründürmek ve tektipleştirmek olan bir hareketin Allah(c.c.) ın yüce kelamıyla karşılaştırılması ne derece mantıklıdır?

2İlk defa katılmıyorum...Sadık Gürbüz, 20.10.2005, Mersin

Yaklaşık 3 aydır yazarın yazılarını takip ediyorum ve ilk defa katılmadığımı üzülerek belirtiyorum. Bunu söylerken yazarın kendi görüşünün tamamen yanlış olduğunu da söylemiyorum. Ama unutulmamalı ki İslam da netice değil mücadele önemlidir. Vatanınıza yapılan bir saldırıda kendinizi Allah yolunda savunmanız Allah ın bir emri olduğu halde kaybetmekten sorumlu olmazsınız. Zira şehit olursunuz ve en yüce mertebeye ulaşırsınız (kazandığın halde de şehit olabilirsin). Bence neticeden ziyade yaptığın mücadele önemlidir. %99 u müslüman olan bir ülkede böyle bir yasak olması istatistiklerin yanlışlığını ortaya koyuyor. Zira demokrasi varsa o zaman müslümanların oranı en fazla %49 dur. Ki %49 u da müslüman olsa yine yasak olamaz. Zira ashabın sayısı az olduğu halde nice başarılara imza atmışlar. Yineliyorum başarı da önemli değil. Mücadele önemli.

1...merve murat, 20.10.2005, Ankara

bu konuda duyduğum tek çözüm önerisi..çözümsüzlük mü demeliydim....:) çok da mantıklı....

ne demişler zaman her şeyin ilacıdır...sabır yani....ben bu konuda üzerime düşen ağır görevi yapıyorum ve bundan sonra hiç bir eyleme katılmıyorum:)

saygılar selamlar




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut