Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Sermayesi eriyen adam
–İsmail Örgen

[*4.669 yazı içinden]

ÇOCUK VE BEN

Yazara Mesaj Gönder

O MASUM, o ter temiz, o fıtrat halindeki çocuklarımız bir de bakıyoruz büyüyüp giderken diğer çocuklara karşı aşırı kıskançlıklar yaşayabiliyor. Hep kendileriyle ilgilenilmesini istiyor. Sonra biraz daha büyüdükçe “BEN” duygusu çok yoğun bir şekilde öne çıkıyor. Çocuklarımız birbirleriyle geçinemez, en ufak bir istemediklerine katlanamaz hale geliyorlar.

Bu hal okul yıllarında da devam ediyor, evde anne ve babasına karşı da. Ebeveynler bu zamanda çocuğun her istediğini yerine getirme gibi garip bir metot bulmuşlar çocuklarını yetiştirmek için. Onların istekleri bir emir gibi telakki ediliyor evlerde. Gerekirse kendi isteklerimizi sınırlandırıp onların isteklerini karşılıyoruz. Sanki evin kralı çocuk. Bu biraz da şefkatimizin yanlış istihdamından kaynaklanıyor. Çocuğun her istediğini yerine getirmeyi ebeveynlik görevi olarak düşünüyor, onları hiçbir konuda sınırlandırmadığımız gibi, hayatlarında sınırlandırılma gibi bir kavramı da sokmuyoruz.

Böylelikle çocuklarımızın nefisleri azdıkça azıyor. Anne ve babasını mahkum haline getiriyor. Ancak bu hal çocuklar kanatlarımızın altında kalıncaya kadar devam ediyor. Sonra topluma, okula, dışarı çıkınca çocuk çatışma başlıyor. Hepsi ben diyor ve diğeriyle anlaşamıyor.

Okulda samimi arkadaşlara bakıyorum –bunların sayısı dahi oldukça az- hep bir hakim, bir de mahkum var. Mutlaka biri hep ben diyor, diğeri de ona tabi oluyor. Her ikisinin de bir şahsiyet halinde belirdiği, ortak noktalarda birleşilen arkadaşlıklar bir türlü kurulamıyor.

Çocuklarımızın benlerinin böylesine küçük yaşlarda, böylesine tehlikeli bir şekilde ilahlaşmalarının en önemli sebebi zamanımızın enaniyet asrı olması diye düşünüyorum. Bunun içindir ki büyükler fert olarak bütün dünyanın kendi etraflarında döndüğünü düşünüyorlar. Enaniyetler o kadar kabarmış ki kimse kimseyi zaruret olmadıkça dinlemiyor, kimse kimsenin dünyası ile ilgilenmiyor. Ebeveynler kendi çocuklarını televizyonun kıskacına terk etmiş durumdalar. Televizyon programları ise, haberlerinden, Amerikan filimlerine, magazin programlarına, çizgi filimlere kadar hep enaniyeti ilahlaştıran yapıdalar.

Hele o çizgi filimlerde dünyaya meydan okuyan çocuklar, hep kazanan kahramanlar, güzel ve yakışıklı gençler hep enaniyeti okşayan unsurlar. Günümüzün bebekleri bile güzellikleri ve ideal ölçüleriyle eneyi kabartan bir mahiyette yapılmışlardır.

Bediüzzaman “bu zamanda terbiye-i İslamiyenin noksaniyetiyle ve ubudiyetin zafiyetiyle benlik, enaniyet kuvvet bulmuş” diyer Emirdağ Lahikası 2’de. Enaniyetin iki ilacını da veriyor aynı zamanda:

1. Terbiye-i İslamiye

2. Ubudiyet

Bu ikisinin zayıfladığı yerde enaniyet kuvvetleşiyor, şişip kişinin tüm hayatını kavrayabiliyor. Bunun içindir ki Bediüzzaman Risalelerde bir çok yerde zamanın enaniyet zamanı olduğunu söylüyor. Yukarıdaki iki maddeden de anlıyoruz ki enaniyet öyle kasti olarak olunan veya aşılan bir mefhum değil. Oturup karar almakla aşılabilir değil. Onun yerine enaniyetle mücadele için sürekli bir terbiye-i İslamiye ve sürekli bir ubudiyet gereklidir. Bunlarda kararla veya bir anda olabilen unsurlar değildirler. Belli bir devamlılık ve süreklilik isterler. Belli bir eğitim ve alışkanlıklar neticesinde elde edilebilir. Kendimize ve çocuklarımıza bu eğitimi, ubudiyet halini veremeyince enaniyetlerimiz kabardıkça kabarıyor ve hem bu dünya hayatımızı hem de ahret hayatımızı zehirliyor.

Bir çok ebeveynin çocuklarına çok pahalı ve ihtiyacı olmayan oyuncaklar, eşyalar, elbiseler almalarını hayretle seyrediyorum. Sonra da problem çıkınca anne ve baba, “Her istediğini yaptık, bir dediğini iki etmedik, niye bu çocuk böyle oldu” diye hayıflanıyorlar.

Çocuklarımızın o zayıf ve muhtaç dimağları enaniyetle tam şefkate ihtiyaçları olduğu bir dönemde lüzumsuz yarışlara, mücadelelere girerek çok acı çekiyorlar. Kendilerinin bile fark edemedikleri bir enaniyetle içlerine kapanık, arkadaşsız ve oyunsuz yetişiyorlar.

Kendimize ve çocuklarımıza her istediklerine evet diyerek zulmetmeyelim. Şefkatlerimizi onların nefislerinin eline vermeyelim. Yoksa bize de yazık olur, onlara da…

  17.10.2005

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

2Doğru/YanlışAhmet Demirkaya, 18.10.2005, Kocaeli/Türkiye

Doğrularla yanlışların iç içe olduğu ve bizim çaocuklarımıza hakim olamadığımız bir dönemde nasıl başaracağız bunu. İnanca ait her şey yasak, şeytani olan her şey serbest. Çocuklarımızı sürüye mi katalım, sürüden mi kurtaralım? Kendimizim yaptıkları hiç biri doğru dürüst inanarak yaptığım şeyler değil ki. İnandığımız gibi yaşayamıyoruz ki, çocuklarımıza da yaşatalım. Sorun sadece yanlış yönlendirmede değil yaşadığımız mevcut konjökterin etkisi daha büyük. Allah yardımcımız olsun.

1Suyun başıİbrahim Karadag, 17.10.2005, Senegal

Toplumu ciddi tehdit eden olumsuz hallerin başlangıçtaki sebeplerinden biri

Kücük insanları(cocukların) gerekli eğitiminin (şuurlu bir billinç ile) verilememesi. Bir farkındalığa vesile olacak bir yazı teşekkürler . . .




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut