Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.446 yazı içinden]

‘Yüz’süzlük

Yazara Mesaj Gönder

MODERN ZAMANLARA dair en yalın ve en berrak tesbitlerden birini, bir açıdan bakınca isyancı, bir diğer açıdan bakınca kahraman olarak gözüken bir Anadolu yiğidinin yaptığına inanırım. Bolu Beyinin zulmüne direnen Köroğlu’nun, “Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu!” sözü, gerçekte, modern zamanların ruhunu en iyi okuyan, tabir yerindeyse ‘röntgenini çeken’ bir sözdür bana göre.

Modern zamanlar, mertliğin yerini nâmertliğin aldığı zamanlardır.

Bu nâmertliğin görünür en önemli sebeplerinden biri, ortalıkta bu kadar çok dolaşan sûretlere; sûretlerin gazetelerde, televizyon ekranlarında, billboard’larda, başka nice yerde bu denli ziyadesiyle karşımıza çıkıyor olmasına rağmen, ‘yüz’süzlüktür. Modern zamanlar, ‘yüz’süz zamanlardır; arsızlığının, müstekreh suratsız çehresinin, bilinen anlamıyla yüzsüzlüğünün ardında da, mertliği bozan bu ‘yüz’süzlüğün kesin bir rolü vardır.

Nitekim, meselâ savaş sözkonusu olduğunda, tüfek icad olunup, topu, güllesi, mermisi, bombası icad olunup ‘yüz’ler savaştan çekildiğinde, mertliğin yerine nâmertlik, ‘delikanlılığın’ yerine kalleşlik alıp başını gitmiştir.

Hz. Ali’nin bir savaş esnasında sergilediği o destansı davranışı hatırlayın. Hani, kılıç tokuşturduğu kâfiri tam altettiği sırada kâfirin yüzüne tükürmesi üzerine kılıcını adamın üzerinden çekmesini; bunun üzerine adamın bu davranışın sebebini sormasını; “Sana kılıcı Allah için indirecektim, sen yüzüme tükürünce nefsim için indirmekten korktum ve indirmedim” cevabı alınca da adamın bir dakika öncesine kadar aleyhine savaştığı İslâm’a girmesini...

Benzer şekilde, ilim, takva ve cihadı mezceden bir şahsiyet olarak Abdullah b. Mübârek’in bir savaşta bir kâfirle olan ve yine kâfirin hidayetiyle sonuçlanan birebir mücadelesini hatırlayın.

Böylesi bir olay, tüfeğin icad edildiği zamanda olabilir miydi?

Bilakis, modern zamanlar, birebir ilişkiyi giderek azaltan, araya engeller koyan, giderek yüzleri yüzlerle değil, yüzleri nesnelerle buluşturan bir zamandır.

Dünün savaşçısı birebir savaşan ve gösterdiği yiğitlikle düşmanını ‘içten fethedip kazanan’ bir gönül kahramanı da olabilirken; bugünün en gözde savaşçısı ‘keskin nişancı’dır. Keskin nişancı. Olabildiğince uzaktan olabildiğince isabetle vurup öldürebilen adam yani. Mesafe o kadar uzaktır ki, karşınızdakiyle ne konuşabilme imkânınız vardır; ne de halini, yüzünü, gözünü görme ve ‘kalbin aynası’ olan gözleri üzerinden yüreğini okuma imkânınız.

O yüzden de, keskin nişancılar gencecik fidanları arsızca öldürür Bosna’da ve başka yerde.

O yüzden, Enola Gay pilotu arsızca indirir atom bombalarını Hiroşima ve Nagazaki’ye.

O yüzden, Amerikan pilotları evvelki gün Vietnam’a, dün Afganistan’a, bugün Irak’a indirir bombaları.

O yüzden, terörist, uzaktan kumandalı mekanizmayı yerleştirip patlatır bombasını.

Oysa yüzyüze gelseler, yaptıkları eylemin öldüreceği insanın yüzünü görebilmiş olsalar, aralarında yalnızca yüz görümlüğü kadar bir mesafe olsa, özellikle de öldürdükleri o çocuk yüzleri henüz hayatta iken seyredebilmiş olsalar, yine bu kadar arsız, bu kadar nâmert, bu kadar kalleş ve bu kadar gaddar olabilirler miydi?

Modern zamanların ‘savaş zayiatı’ rakamlarının, tarihin hiçbir dönemiyle karşılaştırılamayacak kadar kabarık; hele hele savaşlar dolayısıyla yol açtığı sivil ölümlerinin mutlak surette kabarık olması, bu ‘yüz’süzlükle; tüfeğin icad edilmesiyle ‘yüz’lerin birbirinden uzaklaşması ve böylece mertliğin bozulmasıyla ilgili değil midir?

Bu ‘yüz’süzlük, savaşlarla da sınırlı değil elbette.

Gitgide, hepimiz, farkına varmadan, bu ‘yüz’süzlüğün peşine takılıp gidiyoruz. Komşu yüzleri bile uzağımızda bizim. Otobüste, trende, tramvayda, yüzümüze değil, elimize bakıyor görevliler; bilet atıyor muyuz, jetonumuz var mı? Oysa yüzünü okusa, kimilerinin o bilet parasını bile zor bulduğunu görecek belki birileri; o gün jeton parasını zor denkleştirdiğini görebilecekler belki de.

Yahut, alışverişi marketlerde yapıyoruz artık. Süper’inin de yerini hiper’inin ve gross’unun aldığı marketlerde. Kasiyerler yüzünüze bakıyor mu sizin; ve siz hafızanıza yer etmiş bir kasiyer yüzü hatırlıyor musunuz?

Bir kasiyere, bir şoföre, bir gişe görevlisine, o gün ‘yüzyüze’ geldiği binlerce yüzden hatırladıklarını tarif etmesi istense, çıkacak sonuç ‘yüz’süzlük değil midir?

Aynı şekilde, bizden o gün ‘yüzyüze’ geldiğimiz kasiyerlerden, şoförlerden, gişe görevlilerinden hangilerinin yüzlerini hatırladığımız sorulsa ve tarif etmemiz istense, çıkacak sonuç yine ‘yüz’süzlük değil midir?

‘Yüz’ler yitip gidiyor hayatımızdan. Bir hadisin bildirdiği üzere, ‘sûret-i Rahmân’da yaratılmış, yani Rahmân-ı Rahîm’i en güzel biçimde tanıtır, bildirir sûrette var edilmiş yüzler.

‘Yüz’ler yitip gidince hayatımızdan, merhamet de, anlayış da, empati de, muhabbet de gidiyor aramızdan...

Onlar gidince, karz-ı hasen de, infak da gidiyor hayatlardan.

Yahut ‘yüzünü’ tanımadığı, dolayısıyla ‘ihtiyacını’ okuyamadığı yanıbaşındaki komşusu yerine uzaklara, yüzünü bile görmediği yerlere yolluyor infakını, fitresini, zekatını...

Bugünün şu çok konuşulan ‘kredi kartı çılgınlığı’nı bir de bu ‘yüz’üyle okumaya ne dersiniz?

  13.10.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3. English Version of the Article Bu yazının tercümesini okumak istiyorum.
  4.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

3yüzleşmehakim, 04.08.2008, manisa

'zaman büyük bir müfessirdir' diyor asrın müfessiri,ancak heyhat nerde bu zamanı bize anlatacak yiğitler. küçücük bir iktidarı elde eden kendi fikirlerini ahkam kesiyor (yanlışsa dahi). halbuki hüküm kuvvette değil haktadır düsturu nerelerde saklanıyor olduğu meçhul. fakat hamd olsun rahmanürrahim olan Allah(cc) bu asrın gariplerine de göndermiştir asrın ilmini, ona okuyalım hemde iz'anı kalple okusak işte o zaman gel görki ne yiğitler sarsar meydanı, hakkın tercümanlığıyla..

2yigitlerin tekrar aslına dönmesiyusuf çınar, 07.01.2008, istanbul

sizi yazılarınızı okumaya başlayalı 5-6 ay oldu.Geçmişteki yazılarınızı okuyarak sizi daha iyi tanımak istiyorum.bu yazınıza takıldım.bu sistem insanların birbiriyle diyologa girmesini istemiyor.meteryalist düşünce sebep ve sonuça öyle durumlar yüklemişki yükleri üstüne çıktıgın zaman seni 'deli,saf vb' kelimelerle dışlıyor.Onun için islam gibi elması elinde tutan insanların ona nezaman tam olarak sarılırlarsa ozaman bazı şeylerin düzelecegini inanıyorum.tahrip cemaati hiçbirzaman boş durmadı onların işi kolay!Tamir cemaati kolya talip degil zora talip eminim ki bu yola gönül verenler tekrar helmim mezid deyip insanlara dogruyu ve güzeli anlatacak.

1yüzleşmehülya kartal, 13.10.2005, İstanbul

maşaallah mühim bir hakikate işaret edilmiş. yer-yüzü, gök-yüzü halden hale geçer ama fondaki karakteri bellidir. insan-yüzünün ve yüzsüzlüğünün gıybet başta olmak üzere işaret edildiği gibi çok vecheleri var. Benim zihnime de şahsiyetsizliğin dışavurumu olan yüzsüzlüğün ikiyüzlülükten neşet ettiği ciheti de geldi. o da menfaate göre pekçok maskeyi takmakla bir manevi yüz sahibi olamamak. Hani Rahman suretinde yaratılıp ahlaken Allaha benzeyememekle asıl yüzsüzlüğü edinmek,ondan sonra da sadece aynada gördüğü kendi dış suretiyle uğraşmak gibi felaketler zinciri. tespitleriniz tam yerinde olmuş, baki selam.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut