Denemeler

 Tesettür Bahsinde Unutulan

YAŞADIĞIMIZ ÜLKEDE, yetmiş küsur yıldan beri, yönetime hâkim olan zümrenin tesettürsüzlük yönünde bir teşvik ve hatta dayatmasının; tesettür yönünde ise bir sakındırma ve hatta zecrî müdahalesinin olduğunu söylemek, zor değil. Ninelerimizden işittiğimiz bizatihî yaşadıkları tecrübelerden bugün tesettür karşısında yaşananlara kadar, bu vâkıayı izah sadedinde ortaya konabilecek bir dizi örnek hadise mevcut.

Bu noktada, özellikle son zamanlarda daha ziyade üniversiteli mesture kızlar vesilesiyle gündemde kalan bir konu, tesettür. Maamafih, 'tesettür' denildiğinde ehl-i dinin dahi atladığı iki önemli veçhe de mevcut.

Bunlardan ilki, tesettürün yalnız kadınlara farz olmadığı. Örtmeleri gereken alan kadınlara göre farklılık arzetse de, erkeklerin de vücutlarının belli bir kısmını kesinlikle örtmeleri emrediliyor. Yani, boyutları değişiyor da olsa, tesettür sadece kadınlara mahsus bir emir değil; erkeklerin de, kendileri için belirtilen ölçüler dahilinde, 'mestur' olmaları gerekiyor. Meselâ, son senelerde yaygınlık kazanma istidadı gösteren, dizüstünü örtemez vaziyetteki şortlar, erkeklere emredilen tesettürün ihlâli mahiyetinde. Keza, vücut hatlarını belli eden dar pantolonlar, özellikle de dar kotlar daÉ Lâkin, nedense, tesettürün erkeklere farz kılınan kısmında yeterli hassasiyet ve vurgu görülemiyor.

Atlanan ikinci husus ise, hanımların tesettürünün başörtüsüyle sınırlı olmadığı. Her ne kadar, mesture hanımların büyük kısmı bunun gerçekten farkında olsa da; 'tesettür'ün 'başörtüsü'yle özdeşleştirildiğine ve o yüzden, başı örttükten sonra, setrolunması emrolunan başka alanlarda lâkaytlıklar yaşanabildiğine de şahit oluyoruz. Kimi başörtülü hanımların, öte yanda yırtmaçlı etekler veya dar elbiseler giymeyi ihtiyar edebilmesi veya makyajlı vaziyette sokakta görünmesi vâkıasının ardında, herhalde, tesettürün bir unsuru olan başörtüsünü tesettürün tamamı imiş gibi görme şeklindeki bir zihin yanlışlığının izleri mevcut.

Bu kayıtları böylece izhar ettikten sonra, gelelim asıl değinmek istediğimiz konuya. Bir kesimin Türkiye'de ısrarla sürdürmek istediği tesettür yasağı, bugüne kadar hep 'kadın' cephesinden irdelendi, konuşuldu, tartışıldı. Hep, bir kadının 'inandığı gibi giyinme,' kamusal alanda kendisine farz olduğuna inandığı giyimle bulunma hakkı üzerinde duruldu. Bütün bunlar, elbette, yasağı ısrar ve inatla sürdürmeye çalışanlara karşı, haklı bir mukabele mahiyeti taşıyor.

Yalnız, buna ilave edilmesi gereken bir boyutu, hepimiz, hep unutageldik. O da, 'başörtüsü yasağı'nın sadece inandığı gibi yaşamak isteyen bir kadının bu hakkını engellemediği. Bu yasakçılığın bu kadar ısrarla ve inatla sürdürülmesinin, şu an görebildiğim kadarıyla, 'erkek hakları'na ilişen bir tarafı da var.

Çünkü, Aydınlanma sonrasında dünyayı saran koyu dinsizlik kasırgası uzunca bir süre bilim ve teknolojideki başarıları yedeğine alarak kendine meşruiyet sağlamaya çalışırken, özellikle İkinci Dünya Savaşı ile bu bilim ve teknolojinin aynı zamanda tarihin görmediği felaketlere de vesile olabildiği anlaşıldığından, yirminci yüzyılın ikinci yarısından beri dinsizlik yönündeki eğilimin ciddi geri çekilmeler yaşadığı görülüyor. Bu, bütün dünyada vâki olan bir gelişme. Nitekim, dünya üzerinde genel bir dine yöneliş vâkıasının varlığını belgeleyen bir dizi istatistik, gözlem ve araştırma mevcut. Buna karşılık, dün tavırlarını dine doğrudan karşı oluş üzerine kuran bazı kişi ve zümrelerin, bugün dine açıktan cephe almak yerine dine karşı lâkaytlığı öngördükleri anlaşılıyor. Bu şeytanî fitnede en önemli dayanak 'hedonizm;' yani hazcılık; yani nefsin haz ve lezzet peşinde koşması. Bu hedonizmi pompalamada en ziyade istimal olunan unsurlardan biri ise, kadın. Tesettür kadını vahşî bakışlardan koruyup özgürleştirdiği gibi; yine tesettür, erkeği de behimî arzuların bombardımanına maruz kalmaktan kalmaktan koruyor. Yani, tesettür, sadece kadını özgürleştirmiyor, erkeği de özgürleştiriyor! Yani, mesture bir hanım kendisini behimî bakışlardan koruduğu gibi, erkeklerin de zihinlerini daha ulvî melekelerden çekip behimî arzu ve heveslere atmıyor. Kendisini bakışların getirdiği duygusal tacizlerden korurken, erkeklerin gözlerini, akıllarını, duygularını ve kalblerini de taciz etmemiş oluyor. Tersinden alırsak, açık-saçık bir kıyafeti ihtiyar eden bir hanım, kendisini umuma bedeniyle arzetme suretinde âdeta kendi kişiliğini ete-kemiğe indirip kendisini nesneleştirirken, erkekleri de behimî arzuların esiri kılıyor.

Bu bakımdan, tesettüre karşı bu kadar katı bir inat sürdürenlerin, bu inatlarının sadece mesture kadınlara karşı olmadığını düşünüyorum. Tesettür karşısındaki bu inat, bu açıdan bakılırsa, tesettür dine karşı umumî bir lâkaytlaşma ve behimî arzuların peşinde yozlaşma gibi bir vâkıanın panzehiri olduğu için sergileniyor!

Velhasıl, tesettür yasakçılığının ardındaki hesap, birkaç bin başörtülü üniversite öğrencisiyle sınırlı değil gibi...

  16.08.2001

© 2021 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut