Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Sen sana perde
–İsmail Örgen

[*4.670 yazı içinden]

DEĞİŞİM VE YETKİNLİK
veya
DÖNEKLİĞE ÖVGÜ

Yazara Mesaj Gönder

IŞIK GÖRMEK, göz anlamak içindir. Işığın akıl gibi bir bağlantısı yok. Göz ise akılsız yok. Görmek için gözün yanında ışık yeter. Işığın yanında yalnız göz yetmez. Gözü beyne bağlayan kudret onu görmek için olduğu kadar, gördüğünü anlamak için de yaratmıştır.

“Benden felsefeyi öğrenmeyeceksiniz, dermiş öğrencilerine Kant. Ama benden nasıl felsefe yapılacağını öğrenecek, tekrar edilecek düşünceleri değil, düşünmeyi öğreneceksiniz. Kendi payınıza düşünün, kendi payınıza inceleyin, kendi ayaklarınız üzerinde durun.”

Işık ve göz anlamaya geçemediği zaman hiç bir şey ifade etmez bizim dünyamızda. Nesneler de öyle. Bir çiçek veya nazlı bir kelebek hiç bir şey ifade edemez anlayışsız.

Hatta görmek, görülende takılıp kalındığı an karanlıklaştırmaktır çoğu zaman.

Hayatı okumak bir ibadettir. Çünkü ona muhatap olmak, yılların meşveretinden süzülmüş bir hülasayla yapılan fikri bir alışveriştir. Hayat okumalarımızda vazifemiz öğrenmek, düşünmek ve düşüncelerle beraber düşünmeyi öğrenmektir. Çok bilgilenmek, çok kültürlü olmak değildir. Hayatı ve eşyayı yorumlama yeteneği, onu anlamakla beraber doğar. Ancak etraflıca kavrayabildiğimiz şeyi yorumlayabiliriz.

Yalnız öğrenmek mümkün belki. Yalnız düşünmek değil. Düşündüğü her şeyin doğruluğundan emin olmak ise yanlışla yapılan izdivaç.

Dönekliğin meşruiyetinin tek ışığıdır düşünce. Hatadan dönmek fazilettir. Daha büyük fazilet ise hataya yaklaşmamak. Bunun yolu her düşünceye açık olabilmek.

Yıllardır inanıp savunduğumuz bir fikrin yanlışlığını biri çıkar da ispat ederse, tereddüt etmeden dönebilmek eski inancımızdan. Hayat okulunda çok iyi bildiğimizi sandığımız bir yeri bir gün biri çıkıp bizim bildiğimizden çok farklı bir şekilde açıklayabiliyor. Yeniliğe açık olabilmek. Bizden farklı ve üstün düşüncelerin varlığını kabul etmek ve ondan istifadeye çalışmak. İnsanoğlu bu dünyaya bir defa geliyor. Yanlışta ısrar edecek kadar basit fikirli olmamalıdır. Hayat okumalarımızda doğru ve güzel kimde ve nerede olursa olsun alınmaya, istifade edilmeye layıktır.

Bazen tevazudan dahi gurur çıkar. Enesiyle yaşayanlar ise ruhuyla yaşayamayanlardır. Okuyup düşünmek benlik mikrobuyla yatmak gibidir. Hayat okumalarında eneyi kül etmenin yolu; ihtiyacımızı, aczimizi, cahilliğimizi teslim etmek, bu konuda başkalarını kendimizden daha üstün bilerek istifade etmeye çalışmaktır.

“Aklım beni düş kırıklıkları karşısında yılgınlığa kapılma diyerek uyarıyor. Yılgınlığa kapılırsam ortama uyacağım ve beni düş kırıklıklarına uğratanların suçuna ortak olacağım.”

Oysa Risale-i Nur ümittir, ufuktur, varlığın, kâinatın ve insanın semavî yorumudur. Bu yorumu diğer hayat okumalarımızla paylaşma ihtiyacımız vardır. Başkalarının düşüncelerine açık olmak için ummana dökülen ırmaklar gibi, benliğimizden sıyrılmalıyız. Sadece kendisini beğenenler, başkalarının genişliğinden, derinliğinden mahrum kalırlar. Oysa her hayat okuyucusunun fikirleri bizim için ufuktur, yeni bir keşiftir.

Hayata olan bakış açımız, sevgimiz bütün yorumlara temkinli olmalı, ancak peşin fikirli olmamalıdır. Bu yolda her hayat okuyucusundan istifade edeceğimiz bir şeyler vardır.

Değişim, değişim, değişim. Monotonluktan kaçmak ve sonsuz değişim. Her an yeniden tazelenen kâinat, her saniye yeniden yaratılan insan her düşüncede bir değişime, bir yeniliğe gebe. Bir nesli, bir zümreyi canlı kılan en önemli prensiplerden biridir değişim. Tek değişmeyen şeydir bu dünyada. Çünkü hayatın kendisi de sonsuz bir değişimdir. Yeknesaklık istibdada, değişim hürriyete yakındır. Biri ademe, diğeri varlığa gider. Her istibdat tekdüzelik, askerî bir birlik ister. Hürriyette ise çokluk, çok çeşitlilik ve onun getirdiği zenginlik vardır. Bir kelamı, dolayısıyla hayatın hakikatlerini daima aynı kalıpta ve aynı bakış açısıyla görmeye çalışmak hayata ve insanlara tahakküm etmeye çalışmaktır. Hele “ben şu konuyu böyle görüyorum, herkes de benim gördüğüm gibi görmeli” anlayışı ilmî istibdattır. Hayat hakikatlerinin inkişafının önündeki en büyük engeldir bu ilmî istibdat. Kabiliyetleri körelten, arzu ve şevkleri kıran, değişimi ve terakkiyi engelleyen bir yapısı vardır. Değişime direnmekle fikir zayıflar, çürür ve ölür. Cins bir Arap atı gibi hayat hakikatlerinin yularını yelesi üzerine terk etmeliyiz. O bütün azametiyle yürüsün düşüncelerimizde. O zaman göreceğiz ki her adımı yeni bir keşif olacaktır. Çünkü değişim ve terakki bir zorlama, sûni bir yapı değil, bir yaratılış kanunudur. Her değişimde söz ve hakikat yeni bir hayat bulmuş gibi olur. Fikir gençleşir ve yenilenir. Tekdüzelik bilakis güzellikleri bile cansızlaştırır, soğutur ve yabani gösterir. Risale okumalarımızın başlıca hususiyetlerinden biri, devamlı bir değişim, devamlı bir yenilik ve terakki arayışı olmalıdır. Yeni bir fikir ise bir başka yeniliğin davetçisidir. Hayat hikayemiz klasik Türk filimleri gibi tekdüze yaşanmamalı. Düşünceye saygı duymalı, düşünce farklılıkları ile zenginleşmeliyiz.İnsanın sürekli ve anlamlı mutluluğu, sevgisi ve başarısı yetkinlikle, olgunlukla, faziletle mükemmelleşir. Hakikat adamının yeri her an fikir ve tefekkür cephesidir. Anlamlandırmadan kaçarak yaşamak ölmekle eş anlamlıdır. Büyük eserler olduğu gibi, önemli hayatlar da uzun doğum sancılarının ürünüdür. Monotonluğun değil.

Doğrudur, hepimiz yaşamak için öyle çok da istemediğimiz ve bizi çok da geliştirmeyen şeyleri yapmak zorundayız. Ama o mecburi hayatlardan çalacağımız anlamlı dakikalar, o mecburi vakitleri de güzelleştireceklerdir. Yeter ki zaruretlere teslim olup, atalet bataklığına düşmeyelim. Uyku ile uyuşukluk arasında raks eden hayatların yaşıyor olduklarından bahsetmek mümkün değildir. Ne yapıp edip canlanmalı, içimizdeki çocuğu açığa çıkarmalıyız. Elbet bizden bir Fatih, bir Sokrat olmamız beklenmiyor. Ama bizim de feth edeceğimiz bir dünya, bir hakikatler yumağı yok mu? Düşünce ve tefekkür dünyasını fethe koşanlardan biri de biz olamaz mıyız? Hayatın her tecellisine saygı beslemelidir insanoğlu. Önce saygı besleyip, sonra olumluya dönüştürmenin arayışına düşmelidir. Yaratıcı hiçbir derdi, hiçbir musibeti insana zulüm olsun diye vermez. O’nu hissettiğimiz her adımda bir anlam, bir mesaj, bir öğreti, bir hazırlık vardır.

Meriç’in dediği gibi; “Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir. Parçadan bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiştir.

  03.10.2005

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut