“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.617 yazı içinden]

Zaman cemaat zamanıdır

Yazara Mesaj Gönder

BU BAŞLIĞI ve altındaki ismi gören birçok dostumuzun ilk anda düşündükleri şey, sanırım, ‘şaka yapıyor olduğum’dur. Zira, bizi ‘cemaat’in yanında değil, karşısında görenler azımsanmayacak sayıdadır; ve birçok dostumuz, hakkımda ‘cemaatle arasının iyi olmadığı,’ ‘cemaate karşı olduğu’ türünden bir ‘enformasyon’a—daha doğrusu, ‘dezenformasyon’a—muhatap olmuşlardır. Dahası, bazıları açısından, bu satırların yazarını okuyor olmak dahi, ‘cemaatle sorun yaşama’ sebebi olabilmiştir.

Gelin görün ki, bu olan bitenlerin hiçbiri, yazıma başlık olarak seçtiğim ve üstadım Bediüzzaman’a ait olan söze dair kanaatimi değiştirmiyor. Zaman cemaat zamanıdır; ve ben hayatımın hiçbir döneminde aksini düşünmedim.

O halde, sorun ne peki? “Zaman cemaat zamanıdır” diye düşünen bir insan isem, ‘cemaatle aramın iyi olmadığı,’ ‘bir sorun yaşandığı’ türünden sözler neyin nesi?

Açıkça belirteyim ki, sorun, benim “Zaman cemaat zamanıdır” diye düşünmüyor olmamdan kaynaklanmıyor. Benim ve benzer durumdaki birçok dostun dile getirdiği, başka birçoklarının ise kalbinin derinliklerinde yahut dilinin altında saklayıp dilinin ucundan dışarı çıkarmadığı ‘cemaat’ gerçeği ile, bizim ‘cemaatle sorunlu’ olduğumuzu ileri sürenlerin ‘cemaat’ tasavvuru arasındaki farktan kaynaklanıyor.

Ve bu fark, öyle az-buz bir fark değil; bayağı büyük bir fark.

İşin burasında, Bediüzzaman’ın zihin dünyasında ve risalelerinde ‘cemaat’in neye tekabül ettiğini uzun uzadıya irdeleyecek değilim. Sevgili dostumuz Ömer Faruk Uysal’ın, Köprü dergisinin Yaz 98 sayısında çıkan “Hizmet Metodu Olarak Cemaat ve Cemiyet” başlıklı uzun makalesi okunduğunda, Bediüzzaman’ın ‘cemaat’ten kasdı ile Bediüzzaman’dan sonra ‘cemaat’ten kasdedilen arasındaki kayma kendini kolayca gösterecektir.

Uysal’ın Risale-i Nur içerisinde ciddi bir kelime taraması dahilinde gerçekleştirdiği bu araştırmasında irdelediği üzere, Bediüzzaman’ın ‘cemaat’i, yalnızca Risale-i Nur okuyanları ve hatta onların da belli bir kişiyi önder edinmiş belli bir grubunu değil; bir bütün olarak mü’minleri kapsamaktadır. Ömer Faruk Uysal’ın tesbit ettiği üzere, Bediüzzaman, cemaat derken, “Müslümanların din kardeşliği esasına dayalı olarak gerçekleştirdikleri ve katılmak zorunda oldukları birlik, beraberlik”i ve “Müslümanların büyük çoğunluğu”nu kasdetmektedir. Kendisi, “Tam bu noktada çok enteresan bir durumu ifade edelim” demektedir. O ‘enteresan durum’ ise şudur: Risale-i Nur’da ‘Nur Cemaati’ veya ‘Risale-i Nur Cemaati’ diye bir tabire biz rastlayamadık. Halbuki ‘Risale-i Nur dairesindeki şakirtler,’ ‘Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi, ‘Nur Talebeleri,’ ‘Risale-i Nur Şakirtleri,’ ‘Risale-i Nur Mesleği,’ ‘Risale-i Nur Hizmeti’ gibi tabirler sıkça kullanılmıştır. ‘Nur Cemaati’ tabiri kullanılmadığı halde, ‘İslâm cemaati tabiri kullanılmıştır: ‘Umum ehl-i iman dahil oldukları ve üç yüz milyondan ziyade efradı bulunan bir mukaddes cemaat-i İslamiyeden başka mabeynimizde medar-ı bahs olmadığı...’ (Şualar, s. 238)”

Risale-i Nur içinde yaptığı taramadan hareketle, Uysal, şu sonuca ulaşmaktadır: “Özet olarak; üstadın cemaat ve cemiyetle ilgili beyanlarından şu formülleri çıkarabiliriz: “Biz bir cemaatiz. Bu cemaat bütün ehl-i imandan müteşekkildir. Bu cemaat iç içe girmiş daireler halindedir. Nur hizmeti bu dairelerden biridir. ‘Risale-i Nur dairesindeki şakirtler’ de mütedahil dairelerden oluşur.”

Bu satırların yazarı, işte bu çerçevede, bir ‘cemaat adamı’dır; “Zaman cemaat zamanıdır” sözünün hakikatine yürekten inanmaktadır; Bediüzzaman’ın iki İhlas Risalesi’nin ilkinde bir ihlas ölçüsü olarak koyduğu “Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadesine taraftar olmak” sırrının hayata geçmesini de, bu ‘cemaat sırrı’nın tahakkuku açısından vazgeçilmez görmektedir; dolayısıyla, Bediüzzaman’ın miras bıraktığı bu geniş ‘cemaat’ tarifini önce ‘Risale-i Nur okuyanlar’a, ardından ‘Risale-i Nur’u da belli bir tarzda okuyanlar’a doğru daraltan ve kapatan bir ‘cemaat’ tasavvurunun Bediüzzaman’ın mirasıyla çeliştiği ve çatıştığı kanaatindedir.

Açıkçası, bir temsil dahilinde ifade edecek olursak, Bediüzzaman’ın tasavvurundaki ‘cemaat,’ suyu birbirine akan açık denizlerin birlikteliğidir. Karadeniz’in, Akdeniz’in, Marmara’nın, Ege’nin, Adriyatik denizinin ayrı ‘deniz’ler olmakla birlikte; suyu birbirine karışan, birbirine açık, birbiriyle alışverişi olan denizler olması gibi...

Bediüzzaman’ın tasavvurundaki ‘cemaat,’ bugün Risale-i Nur dairesi içinde nicelerinin zihnine ne yazık ki ve her nasılsa yerleşmiş ise, ‘deniz’ denilen şeyi kendinden ibaret gören ve hakikat-i halde başkalarına ‘kapalılığı’ dolayısıyla ‘deniz’likten çıkıp ‘göl’e dönüşen bir yapı değildir. Ki, denizler birbirinin suyunu paylaşır ve birbiri sayesinde derinleşip zenginleşirken, başka sulara kapalı göller, hariçten gelen kuvvetli bir tazyik, bir hararet karşısında buharlaşıp sığlaşma riskine her zaman maruzdurlar.

Zaten, işte bu bakımdan, “Zaman cemaat zamanıdır.”

Cemaat mânâsı bu şekilde alınmadığında, zaman içinde, buharlaşma, sığlaşma veya mineralce fakirleşme kaçınılmazdır. Hatta, yakınlarda bir küçük göl olarak Mogan gölüyle ilgili haberlerin gösterdiği üzere, oksijen yetersizliği yüzünden, içindeki balıkların bedenlerinin kıyıya vurması misali, tefekkür ve tahassüsün dumura uğraması da...

Ne mutlu o damlaya ki, “Zaman cemaat zamanıdır” diye bilir de, büyük de olsa bir ‘kapalı göl’e değil, küçük de olsa bir ‘açık deniz’e düşer. Marmara gibi küçük bir denizin içinde, Ege gibi büyük bir denizin, Ege üzerinden Akdeniz gibi çok daha büyük bir denizin, Akdeniz üzerinden Atlas Okyanusu gibi bir ummanın, Atlas okyanusu üzerinden de Büyük Okyanus’un ve bir bütün olarak o büyük ‘açık denizler cemaati’nin bir ferdi olur.

Sözün özü, zaman cemaat zamanıdır—aşiret zamanı değil!

  15.09.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

15CEMAAT TEK, HAYIRDA YARIŞAN ÇOKSelahattin Karakök, 16.11.2007, ÇAYCUMA

Yazı inşirah verdi.

Ezeli Hatırlatıcıdan

ŞU SİZİN ÜMMETİNİZ TEK BİR ÜMMETTİR;

BEN İSE HEPİNİZİN RABBİYİM. ONUN İÇİN BANA KARŞI GELMEKTEN SAKININ.

Fakat onlar işlerini parça parça ettiler; her topluluk kendisininkiyle övünüp durur.

Sen onları bir süre gafletleriyle baş başa bırak.

Onlar, kendilerine verdiğimiz servet ve oğullarla,

Hayırlarına koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkında değiller.

23/52-53-54-55-56

HERKES İÇİN YÖNELECEĞİ BİR KIBLE VARDIR.

SİZ HAYIRDA YARIŞMAYA BAKIN.

Nerede olursanız olun Allah hepinizi bir araya getirir. Çünkü Allah herşeye kadirdir.

2/148

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve Müslüman olarak ölün.

Hep birden sımsıkı Allah'ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah'ın üzerinizdeki nimetini de hatırlayın ki, siz birbirinize düşman iken, kalplerinizi kaynaştırdı da Onun nimeti sayesinde kardeş oluverdiniz.

Siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız; O sizi oraya düşmekten kurtardı.

Doğru yola erişmeniz için, Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor.

İÇİNİZDEN ÖYLE BİR TOPLULUK BULUNMALI Kİ, HAYRA ÇAĞIRSIN,

İYİLİĞİ TEŞVİK ETSİN, KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRSIN.

İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERİN TÂ KENDİLERİDİR.

Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra anlaşmazlığa düşüp de parçalananlar gibi olmayın.

Onlar için büyük bir azap vardır.

3/102-103-104-105

Dinlerini parçalayıp da bölük pörçük olanlara gelince, senin onlarla hiçbir ilgin yoktur.

Onların işi Allah'a kalmıştır; işlemekte oldukları şeyi onlara O bildirir.

Allah'ın huzuruna bir iyilikle gelene, onun on katı sevap vardır.

Kötülükle gelen ise, sadece onun misliyle ceza görür; hiç kimseye haksızlık edilmez.

De ki: Rabbim beni dosdoğru bir yola iletti—bâtıldan uzaklaşarak hakka yönelmiş olan İbrahim'in sapasağlam dinine ki, o hiçbir zaman müşriklerden olmamıştı.

De ki: Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.

Onun ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum; Müslümanların ilki de benim.

De ki: O herşeyin Rabbi iken, ben kendime Allah'tan başka rab mi arayacağım? Herkes ne kötülük işlerse kendi aleyhine işler. Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. Sonunda hepinizin döneceği yer Rabbinizin huzurudur; anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri O size bildirecektir.

6/159-160-161-162-163-164

Hayra ermek demek, yüzünüzü doğuya, batıya çevirmek demek değildir. Hayra eriş, o kimsenin erişidir ki, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanmış; yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolculara, ihtiyacından dolayı isteyene, esaret altındakilere malından seve seve vermiş; namazı dosdoğru kılmış, zekâtı vermiştir. Onlar, sözleştikleri zaman sözlerinde duran kimselerdir. Onlar, darlıkta, sıkıntıda ve çetin şartlar altında sabredenlerdir. Onlar sadıkların tâ kendisi, onlar takvâ sahiplerinin tâ kendisidir.

2/177

O kimseler ki, Rablerinin korkusundan ürperirler.

Rablerinin âyetlerine iman ederler.

Ve Rablerine asla ortak koşmazlar.

Verdiklerini de, Rablerinin huzuruna varacaklarının bilinci içinde, kalpleri ürpererek verirler.

İşte onlar hayırda yarışanlar ve öne geçenlerdir.

23/57-58-59-60-61

İMAN EDEN VE GÜZEL İŞLER YAPANLAR İSE YARATILMIŞLARIN EN İYİSİDİR.

98/7

Sonra kitaba kullarımızdan seçtiklerimizi vâris kıldık.

Onlardan kimi vardır, nefsine zulmeder. Kimi vardır, orta yolu tutar.

Kimi de vardır, Allah'ın izniyle hayırda öne geçer. Bu ise pek büyük bir lütuftur.

35/32

Yarattıklarımız arasından bir topluluk da var ki,

hak sözle insanlara doğru yolu gösterir ve hak ile hükmederek adalet ederler.

7/181

Paylaşmak dileğiyle

14Cemaat ümmet demektir.Ali Yılmaz, 10.09.2007, İstanbul

Risale-i Nur'da cemaat tabiri ümmet anlamında kullanılır.Risale-i Nur cemaati diye bir kavramı Bediüzzaman hiçbir zaman kullanmaz.Risale-i Nur talebeleri tabirini kullanır.

Dolayısıyla "Zaman cemaat zamanıdır." sözü islam ümmetine yapılmış bir ittihad-ı islam çağrısı iken,hiziplere ayrılma,gettolara bölünme çağrısı olarak okunamaz.

13lütfen bir daha....., 04.10.2006, ....

Risale-i nur u tanıyalı 4 senedir hayatım bu cemaatin içerisinde geçti.Kendi nefsimi tezkiye ile temize çıkarmak şöyle dursun,en kötü ve en ami makamda -ciddi olarak- bulunduğumu söyleyebilirim.

İnsanlara değil,hakikate sarılmayı bir kaide olarak dile getiren Üstad'ım,cemaat olarak ta tesanüdü esas kuvvet yapmamızı nazara vermektedir.

Kimseyi tenkit etmek gibi bir niyetim yok açıkçası.Cemaatin algılanışı ile ilgili bir problemim var.

Hayatımda ilk defa cemaatin bir ferdi,cemaatin dışına -kendisine göre meşru bir şekilde- ittiğini yaşadım diyecektim ki,Metin Abi hislerime tercüman oldu,ikinciyi gördüm.Ve üzülerek söylemek istiyorum ki Metin Abi,örnek olarak da, bana, sen verildin.

Lütfen buradaki hakikatı-yanlışı- tekrar gündeme getirin.Yoksa çok masumun canı yanacak...

12göl- denizhusrev, 01.05.2006, tr

Okuduklarımızı sadece kendi aramızda mütaala edebiliyor olup diğer islami kaynaklardan yabancılaşmamızı fark edeli risale yi dah iyi anlıyorum. kapalılığın hiç bir şekilde savunuculuğu yapılamaz.müellifin itihadı Muhammed i cemiyeti tanımı metin abiyi haklı çıkarıyor. artı eleştiriler yapıcı oldukça abi kardeş gibi sohbet etmemeiz çok faydalı

.... wesselam

11aşiretlere çağrı!edip, 01.05.2006, İstanbul

Cemaatlerin meşveretin hakikatini tam anlamıyla yerleştirememe ve yeni hizmet alanlarında faaliyet gösterme vb. birçok sorunları var elbette. Fakat "kapalı göl" yada "aşiret" benzetmeleri hiç hoş değil. Metin Ağabey in yazısında bulunmaması gereken ifadeler. Ben Ağabeyimizden bir başka yazısında bunu tashih eder bir yazı yazmasını beklerim.

Doğru bir hakikati -hangi fikirden yada duygusallıktan kaynaklanırsa kaynaklansın- yanlış mecralara çekmenin gereği yok bence.

Bir kişiyi hele Risale-i Nur u -bence tabi- çok iyi tahlil eden ve nüanslarını yakalayan bir kişiyi "cemaatlerle sorunu var" gibi lanse etmek ne kadar yanlışsa, cemaatleri "aşiret" yada "kapalı göl" gibi görmek tepkiselliği de aynı oranda yanlıştır.

En kapalı bir görünüme sahip bir cemaat bile birçok kişinin Risale-i Nurla tanışmasına vesile oluyor. İstenilen oranda ve kalitede olmadığını düşünmemiz bunu görmezlikten gelmeyi ve durgun bir yapı olarak algılamayı gerektirmez, sanırım.

Niye bu konuya biraz daha soğukkanlı ve çok daha dengeli yaklaşmıyoruz.

10ihata-i nazarennuri, 28.04.2006,

Hakikatın farklı renklere girmemesi için Bahr-i nura gözü açık dalmış gavvas olmak lazımdır. Ancak fertlerin nazarları mahdut, fikirleri mutlak hakikatleri ihatadan uzak olduğu için cemaat ve şuralara ihtiyaç vardır. Nurlarda cemaat kavramıda bu minvalde değerlendirilmeli, ve "diğer talebelerin fevkinde olarak değil "..... diye başlayıp "tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört beş adamı mutlak vekil ya­pıyorum. Ben öl­sem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizme­timin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tâhirî, Sungur, Ceylân, Hüsnü ve bir iki adam daha mutlak veki­lim olarak vasiyet edi­yorum." şeklinde devam eden vasiyetin gözden kaçırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu saff-ı evvel, nurların bugün bizim elimize geçmesine ve istifadelerimize sunulmasına vesile olan bu muhterem ağabeylerin şu an hayatta olanları da bizim için hizmette istikamet nümunesi olarak faalane örnek yaşamlar sunmaktadırlar. Kötü niyet ve nurları şahsi menfaatlere alet etmek yada düsturları göz göre göre çiğnemek gibi fiilleri irtikab edenler hariç, hangi isim ve ünvan altında olursa olsun samimane hizmet edenleri teşvik ve tebrik etmektedirler. Bu ağabeyler vekalet ettikleri zat namına meşveretede en layık zevattırlar. Diye düşünüyorum. Birde Mehmet feyzi ağabeye cemaatlerin bölünmesi hakkında sorulan bir suale verdiği cevap çok manidardır. Bir ağacı misal veren mehmet feyzi ağabey ; gövde kemale erince dalların ve budakların gövdeden ayrılıp semaya uzanmasını ve gövdenin ulaşamadığı yerlere binler el ve kollarla o AĞACIN uzanmasını örnek vermiştir.

9şahs-ı manevifethi nur, 18.12.2005, İstanbul

bu pek hoş, zihinlerdeki tozu toprağı tamik edici yazı sebebiyle tebriklerimi iletmek isterim.

ayrıca talha tarık bey in laf gayet kavramsal doğrudan muhatabı bulunmayan bir yazıya bile laf atma gözlüğüyle bakması ayna tutulunca manzaradan duyulan rahatsızlığın mı bir neticesidir pek meraktayım?

8Risale-i Nur "Mesleği"ismail uzun, 18.12.2005, Bursa

Bir yönüyle kaygı ve eleştirilerinizi takdir etmekle beraber aynı zamanda cemaat zamanındaki cemaati kuvvetli kılacak "vahid-i sahih"lerin keyfiyetleri -kaliteli oluşları- de önem arzediyor , enazından bu kısma da vurgu gerekiyor. Zira Üstad; dost, kardeş ve talebe tanımı yapmasıyla "hususi daire"den, adına cemaat yerine "Meslek" tabiriyle adlandırdığı hususi daire ve bunların katmanlarını da gözardı edemiyoruz. Risale i Nur da bütün müminlerin malıdır amma sadece müminlere değil tüm insanlara hitabediyor. Hususi daire olsa da umuma bakan hizmeteri olabilecektir...

Hem mesela Risalelerde nisbeten seyrek geçse bile "Nurcu" tabiri de geçer ama bu bile hususi daire elemanlarını ifade eder ancak aynı zaman da bu daire içinden değil de dışından yapılmış bir tanımlamadır, lakin kabul görmüş , reddedilmemiştir diyorum. Konuya bir nebze katkısı olur inşaallah. Selam ve muhabbetlerimle.

7istibdat cemaati kisirlastirir.Metin Donmez, 28.09.2005, Ankara

"Cemaat" kavramini sadece kendi gibi dusunenlere hasreden anlayis Cemaati kisirlastirir. Kendinden baska herkesi hatali gormek aslinda enaniyetin, nefisperestligin gayr-i suuri birtezahurudur. Mevlana gibi bir ayagi RisaleiNurda sabit duran, diger ayagi dunyayi dolasan ve butun ehl-i imani kucaklayan bir anlayis Risale-i Nurun da daha kolay benimsenmesini ve kabul gormesini saglayabilir. Bu hususta aslinda Munazarattaki ilmi istibdat kavramina dikkat etmek gerekir. Cemaat lideri oldugunu iddia edenler bazan bilerek bilmeyerek cemaatin istidatlarinin nesvu nemasina perde ve golge oluyorlar. Allah rizasi icin liderlik davalarindan vazgecip hizmetkarlik makamina yukselmeleri rica olunur.

6temsilSELDA, 26.09.2005, denizli

bana göre önem arz eden osundan busundan ziyade birilerine birkaç kelime anlatıp gönüllerinde ilahi aşka yol açabiliyormuyuz savunucusu olduğumuz hakikatleri temsil edebiliyormuyuz.........???

5Herkes içinSarahi Sağlam, 24.09.2005, Ankara

Nur dairesi içindeki gruplar va hatta onların kendi içindeki mensupları dahi birbririnden farklı düşünebilir. Risale-i Nur da geçen hakikatları da keza farklı biçimde algılayabilirler. Bunun sonucu olarak herbirisinin algıladığı da hak olabilir. Zira "Kelam-ı vahidde ahkâm-ı müteaddide vardır.". Fakat kişiler bunları ifade ederken Risale-i Nur ve Üstad adına konuşurlarsa işte o zaman meşrep farklılıkları ciddi olarak sorun oluşturur ve derin yaralar açar.Zira malum kari nin ilmine münhasır değildir.Yani şahsın Risale-i Nurdan istihrac ettiği manalar tam tamıma hakikat bile olsa yine de bu, ona Nurlar adına konuşmak hakkını vermez.Bu Risale-i Nur u inhisar altına almak demektir.Yani "Bediüzzaman ın cemaat tasavvuru şöyledir, böyledir demek." doğru bir yaklaşım olmasa gerek.Peki o zama ne yapılabilir?Hem istihrac ettiğimiz hakikatların kendimizden menkul olmadığını Risale- Nur kaynaklı olduğunu belirtmek hem de ona halel getirmemek gerçekten çok önemli.İşte Bu noktada Zübeyir ağabey in bir sözü var ki bu tılsımı hakkıyla çözüyor:"Kusurlar bendendir, kemal ve güzellikler istifade ettiğim Risale-i Nur eserlerine aittir.".Eğer halimizle hareketlerimizle ve uslubumuzla bu manayı ihsas edersek sorun olmaz inşallah.

4neden?talha tarık, 24.09.2005, çanakkale

neden sürekli eleştiri ona buna laf atmalar

3Ihlas&UhuvvetHasan Yukselten, 16.09.2005, İstanbul

Bu degerli yazinin uzerine Uhuvvet ve Ihlas Risaleleri bir de bu gozle okunmali bence...

2tebriklert.d, 15.09.2005, Ankara

tebrik ederim metin bey. sonuna kadar hak veriyorum. yoruma hacet yok aslında. Allah yardımcınız olsun, yolunuz açık olsun..

1çok dogru bir tespitözlem çolak, 15.09.2005, Ankara

çogu zaman düsündügüm bir mesele bu hatta sorun benden mi kaynaklaniyor diye de düsünüyordum bazen kapana kisilmislik hissi veriyor bazen bizdeki cemaat anlayisi sahsin cemaatten bekledigiyle cemaatin beklentileri örtüsmüyor.Bazen çok kati bazen de çok disa kapali bir anlayis ,ferd kendini bir yere koyamiyor.insallah zamanla degisir .




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut