“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.602 yazı içinden]

Orta Asya'nın Kendine Özgü Milliyetçiliği

Yazara Mesaj Gönder

DÜNYADA SÜREKLİ gezen biri için milliyetçiliği yazmak oldukça zor bir durum. Zira, gezilen yerlerde toprak üzerindeki aidiyet duygularından çok, ‘farklılıkların farkında olmak’ önem kazanıyor. Hele yer küreden uzaklaşınca, milliyetçiliklerin sınırları çok hayali ve farazi kalıyor.

Ama aşağılara doğru inildikçe, isterse dünyanın en yüksek yerleri olan Himalaya dağları olsun, mutlaka bir yerlere ait olduğundan dolayı, sınırlar görünmeye başlıyor. İliklerinizde hissediyorsunuz bu sınırları. Her bir sınır, kendisine ait olmadığınız sürece yabancılıyor sizi.

Himalaya dağlarının uzantısı, Asya’nın ortalarında, Kazakistan sınırları dahilinde, haşmetli Alatay(Aladağ) dağlarının eteğine konmuş ‘bir nokta’ gibi görüyorum kendimi. Dağların şahit olduğuna, ben de şahit olmaya çalışıyorum.Yıllarca Rusların yaptığı mezalimi görmüş olan bu dağlar, şimdilerde yeni milliyetçiliklere şahitlik ediyor.

Burada milliyetçilik, devlet seçkinleri arasında yükselen bir değer. Buraların milliyetçiliği de kendisine özgü. Yıllarca Rus emperyal milliyetçiliği altında inim inim inleyen Kazaklar, bu sefer aynı şeyleri kendileri yapıyor. Bir Kazak bilinci geliştirmeye çalışıyor ve Rus kültürü yerine kendi kültürlerini ikame etmeye çalışıyorlar. Nüfusun yaklaşık yüzde otuzunu teşkil eden Rusları sindirmeye çalışıyorlar. Burası ilginç bir mozayik. Kazak ve Rusların dışında, Kırgızlar, Uygurlar, Türkistanlılar ve Kürtler(nereden buralara geldilerse, sayıları da 500 bin civarında) yaşıyor bu topraklarda.

Okullarda daha önce var olan Rusça dilinin zorunlu olmaktan çıkarılması, en büyük adım olarak kabul ediliyor. Daha sonra da, Kazakça okullarda zorunlu dil haline getiriliyor. Bu durumdan en çok etkilenen tabii ki bu ülkede azınlığı teşkil eden Ruslar. Rusların burada azınlık durumuna düşmesi ilginç bir psiko-sosyal durum. Yıllarca bu ülkeleri kendi çiftlikleri gibi görmüş olan Ruslar, bu durumdan oldukça hoşnutsuz. Bazıları ülkeyi terk ederek başta Rusya olmak üzere diğer ülkelere göç ediyorlar. Kazakistan’ın dışında yaşayan Kazaklar ise, Kazakistan’a dönmeye başlamış durumda.

Ancak Komünizmin etkisiyle din elden gidince, kültürün ve dilin de korunması mümkün olmamış ve bu gün, kendi dillerinden çok fazla şey kalmamıştır. Rus diline savaş açmışlar; ancak kendi dilleri hala kiril alfabesiyle okunup yazılıyor. Rusların dinini kabul etmemişler, ancak kendi dinlerini ikame için çok fazla bir şey yapılmamış. Kültür, dil, din ve diğer değerlerin tamamı Rusların etkisi altında. Kazak müziği diye bize dinlettikleri müzik, Rus müziğinin değişik bir versiyonu gibi.

Gerçi domuz eti konusunda biraz hassasiyetleri var. Ancak, aynı hassasiyeti alkollü içecekler konusunda beklemek hayal olur. Zira, onlar da Ruslar kadar tüketiyor alkollü içecekleri. Bir de giyim kuşam konusunda hala kendi kültürlerinin kırıntıları var. Şimdilerde, Kazak giysileri, başka ülkelerden gelenlere olarak sunulmak üzere yapılan bir hediyeden öteye geçmiyor. Küreselleşen bir moda rüzgarı onları da esir almış durumda. Rusların yapamadığı giyim kuşam değişimini, bu günün küresel modası yapıyor. Kırsal alanlarda, nisbeten bir Kazaklara özgü bir giyim kuşam şekli görebilirsiniz. Ancak kent merkezlerinde, bu klasik giyim tarzı oldukça azalmakta ve yeni nesilde ise geleneksel giyim tarzının esamesi okunmamaktadır.

Doğu Türkistan’da (Kazakistanda bir şehir adı) Ahmed Yesevi Üniversitesi, Almaty’de de Süleyman Demirel Üniversitesi kurulmuş. Ahmed Yesevi Üniversitesi, Türk ve Kazak hükümetlerinin desteğiyle kurulmuş durumda.

Türkiye’nin amacı Türklük şuurunu Orta Asya’da bu üniversite üzerinden güçlendirmek, Kazakların da amacı Türkiye’nin desteğiyle, öğrenim kalitesini biraz arttırmak olmuş. Bu mozayikte, din de kendisine düşen rolü oynuyor. Aslında milliyetçi bir mozayik oluşturulmaya çalışılıyor. Biraz da ‘din harcı’ ekleyelim demişler. Zira, dinsiz olmuyormuş, Rusya da yıllarca dini kaldırmaya çalışmışmış, ama becerememişmiş! Bu yüzden milliyetçilik toprağında dini de ekmeye çalışmışlar.

Türkiye’de Özal Devrinin Kültür bakanının desteğiyle(halen) bu üniversite’de Türki cumhuriyetlerinde yaşayanların Türklük bilincini geliştirmek, üniversitenin kuruluş gayesini oluşturuyor. Yani, mesela bir Kazak vatandaşına ‘sen aslında Türksün’ veya bir Özbek vatandaşına ‘Senin soyun Türk’ demek veya diğer bölge ülkelerinde yaşayanlara ‘Siz, aslında Türksünüz, ama unutmuş ya da unutturulmuşsunuz!’ demek ne kadar gerçekçi görünüyor bilinmez. Üniversite’den tanıştığım bazı türk öğrenciler de ciddi ciddi bu ideali benimsemiş ve bu uğurda fedakarane çalışmalar yapıyorlar. Adeta misyonerce kendilerini yetiştirip, Türki cumhuriyetlerinin dört bir yanına dağılıp bu ideolojiyi yaymaya çalışıyorlar.

Peki bu ülke vatandaşlarına ‘Siz, aslında Türksünüz’ dediğinizde onlar nasıl karşılıyorlar?

Sorduğum bazı Kırgız ve Kazak vatandaşları, bu iddialara karşı, gülüp geçiyorlar. Ayrıca, Rus tecrübesi kazandıkları için olsa gerek, ‘Siz, aslında Türksünüz’ iddiasına karşı biraz soğuk ve mesafeli bakıyorlar. ‘Acaba, yeni bir emperyal ideoloji ile mi karşı karşıyayız?’ diye mesafeli bakıyorlar bu işe. Düşünsenize, bir Kazak Türkiye’ye gelecek ve bize, ‘aslında siz Türk değilsiniz, Kazaksınız’ diyecek. Ortalık toz dumana boğulur herhalde. Söz gelimi, böyle bir iddia, kendisini has be has Türk zanneden bir Türkçü’ye karşı ileri sürülse, bizim Türkçü’nün cevabı, hemen dem ve damarları kabarıp, gururuyla oynayan bu adama hemen haddi bildirmek olacaktır büyük bir ihtimalle.

Devlet büyükleri, Kazakistan SSCB’den ayrıldıktan sonra, İslam ülkelerine biraz yanaştılarsa da, kendi otoriter yapılarına zarar verebileceği endişesiyle dini, kendilerinden uzak tutmaya çalıştılar. Bir süre sonra da dindarları tutuklamaya ve hapislere atmaya başladılar. Ne Ruslarla tamamen bağlarını kopardılar, ne de diğer Türkiye gibi kendilerini yakın hissettikleri ülkelere yanaştılar.

Hatta bir Orta Asya ülkesi yöneticisi, kendi otoritesini güçlendirmek için, neredeyse din denilebilecek ilkeler ortaya koymuş, ‘yeşil kitap’tan bile ileri derecede, kendi türünün son örneğini ortaya koymuştur. Milliyetçiliğin Orta Asya versiyonu, böyle oluyor herhalde.

Bu satırların yazarı, Türki cumhuriyetlerin siyasi olarak bir araya gelmesinde ise hiçbir beis görmemektedir. Ancak, pan-islamizm kadar bir pan-türkizmin de modern bir ideoloji olduğu konusunda hiç kuşku duymamaktadır. Burada yanlış olan, din ve dini değerlerin milliyetçiliğe, siyasete ve uluslar arası siyasete alet edilmesidir.

Yakın bir gelecekte, Çin-Rusya-Amerika üçgeninin menfaat çatışmasının odağında yer alabilecek bir potansiyele sahip bir ülke için, önerebileceklerimiz, milliyetçi bir bakıştan farklı şeyler olmalıdır. Osmanlı Devleti’nin, son demlerinde Türkçeyi resmi ve zorunlu bir dil haline getirmesi, diğer milliyetçilikleri kışkırttığı ve bir bir Osmanlı’dan ayrılmaya başlaması hafızalarımızdan silinmedi ki…

  12.09.2005

© 2015 karakalem.net, Ahmet Nazlı

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

7turkski narod ( turki milletler ) ve kabirde sorulan sorular grcn, 27.12.2007, nrvc

kazaklara TURKLUK bilincini asilamaya calisan namik kemal zeybek denilen ve adeta siyasi alemin yasar nurisi olan ve ne idugu oralarda anlasilan bir garip adamdir. ve onun konferanslarina katilan arkadaslarim vesilesiyle biliyorum ki turk okullarina karsi dusmanlik ve nefret tohumu ekmeye calismaktadir. kimlerle mi? turkiyeden ozellikle ulkucu cevreden secilen universite ogrencileri sayesinde. yazarin bahsettigi her yana yayilip irkci soylemlerle gezinenler iste o kurulan hayali kizilelmacilardir. halbuki oralarda hayali kizil elmaya bedel hakiki sogani tercih eden ve ozellikle turkcu ve irkciliga kacan soylemlerden - ozellikle kazaklar arsinda - hakiki vatanperver ve hicret ve gonul insanlarindan mutesekkil insanlarimiz bu panturkistciler tarafindan kotu tanitilmaktadir ki bu isin ardindan da turkiyede ki derin devletin olmayacagini dusunmek imkansiz gibi.

kazaklar zaten milliyetci olan bir millettirler. onlara kabul ettirebileceginiz sey ortak bir kelime olan ve oralarda kullanilan bir tabir olan rusca tabiriyle TURKSKI NAROD ( TURKI MILLETLER ) tabiridir. bunun disinda kazaklar rusca konustukalri halde ruslugu ve direkt bir turklugu kabul etmezler.

zaten osmanli ile irtibatlarinin cok saglam olamamasi ayri bir tarihsel kopukluk yeridir. bunu ifade sadedinde hocaefendi " keske osmanli sultanlari sarka-doguya yonelselerdi. ne olurdu keske oraya gitselerdi. kardeslerimizle ortak bir tarih birligimiz olsaydi"-manasinda demektedir. yani orada zamana ve ilgi ve alakaya muhtac bir surec yasanacak.

baskurtistanda , turkiyede yetistirilip oralara gonderilen ve turkcede bilen ulkucu baskurtlar yuzunden bazi okullarimiz ve ogrencilerimizin ciddi skntlar cektiklerini biliyorum.

onlari kendi tarih-kultur-adet ve toreleriyle ve hatta bize ters gelen timurlenk ile kabulenmek zorundayiz. yoksa hersey ters teper.

not :

kabirde

RABBIN KIM?

KITABIN NE ?

PEYGAMBERIN KIM? sorularinin disinda TURKMUSUN ? KURTMUSUN ? YOKSA KAZAKMISIN? sorusunun soruldugunu bir tane akl-i evvel turkcu veya her milletin asiri milliyetcisi bana isbat etsin !

6orta asyadaki Kürtler zafer rişvanoğlu, 26.12.2007, istanbul

"...ve Kürtler(nereden buralara geldilerse, sayıları da 500 bin civarında) yaşıyor bu topraklarda..."

orda yaşayan Kürtlerin birinci dünya savaşında Rus ve Ermenilerin Doğu anadolu yu istila ettikleri zaman Van ve Bitlis'ten Orta asya ya nefyedilen müslümanlar olsa gerek.

5Pantürkizme dair...Eymen Erdem, 01.11.2005, İstanbul

Erhan kardeşimizin ifadesine dair bir-iki sözcük yazmak istiyorum. Osmanlının aslen türk olduğuna dair tarihi kaynakların tekrar bir gözden geçirilmesi gerekir. Çünkü güvenilir bazı tarihçilerimiz Osmanlı hanedanının seyyid olabileceğini ifade ediyorlar. Ve buna dair de ellerinde bu iddiayı ispatlar mahiyette belgeler var. Ayrıca, tarihen de sabittir ki milliyetçilik ve özellikle Fransız İhtilaliyle dünya gündemine gelen ve yıkıcı, bölücü ve parçalayıcı yapıda olan ve ırkçılığa sonu dayanan bir milliyetçilik hem bireysel hem sosyal açıdan hem insanlık huzuru hem de medeniyet açısından zararlıdır. Bunun canlı delilini Hitler örneğinde görebiliriz. Bediüzzamanın isimlendirdiği Menfi Milliyetçilik ve Irkçılık otomatik olarak Üstün ırk idealini ortaya koyar ve bütün ırklar kendisinin üstün ırk olduğunu ve bundan dolayı diğer ırkların onların altında olduğunu ve bu yüzden kendilerinin onları ezebileceğini, yutabileceğini iddia ederler ve savaş açarlar. Bunun misallerini Yahudilerin Vaad Edilmiş Topraklar örneğinde, Yunanlıların Megalo İdealarında, İngilizlerin Üstünde Güneş Batmayan İmparatorluklarında görebiliriz ve görüyoruz. Şu an yeryüzünde görünen savaşların çoğunluğu bu yıkıcı ve insanlık huzurunu ve medeniyeti tahrip edici milliyetçilik ve ırkçılıktan çıkmaktadır. İslamiyette bu iki illetin kökünü kazıyacak çareler vardır ve İslam tarihinde İslam ın emirlerinin hakkıyla uygulandığı dönemlerde bu iki hastalığa rastlanmamıştır. Dinin emirlerinden el gevşetildiği Emeviler döneminde ve diğer bazı İslam devletlerinin yönetimleri zamanında yanlış uygulamalar oldu. Fakat bu, Kur an ı ve İslam ı bağlamaz. Kur an ırkçılığın anlamsız olduğunu kimsenin kan bağından dolayı kimseye üstün olmayacağını çünkü bu kan bağının onları o şekilde yaratanın bir tercihi olduğunu ifade ettikten sonra, Cenab-ı Hakkın niçin bu tercihi yaptığını da " Sizi böyle yarattık, ta ki tanışıp birbirinizi sevesiniz, madden ve manen kaynaşıp huzur içinde yaşayasınız " ifadesiyle anlatır. Oysa biz sanki kendi kararımızla Türk, Kürt, Arap olmuşuz gibi bir iddiayla ortaya çıkıyoruz. Milliyetçilik ve ırkçılık insanı otomatikman Cenab-ı Hakka iman noktasında yaralıyor ve ona saygısızlığa ve edebsizliğe ve Onun tercihlerini beğenmeyip Onu suçlamalara kadar insanı götürüyor. Bu yüzden, böyle yersiz ve anlamsız fikirlere insanı götüren milliyetçiliği ve ırkçılığı İslam yasaklamıştır ve böyle iddiada olan bir müslümanın de " Cahiliye ölümü " üzere öleceğini yani müşrik olarak öleceğini haber verir. Bunu bizzat Peygamberimiz in (ASM) Bilal-i Habeşi yi (RA) " renginin siyahlığından dolayı eleştiren " Ebu Zerr e (RA) karşı sergilediği sert uyarı örneğinde görüyoruz. Cahiliye ölümü insanı cehenneme götürür. Cehenneme gitmek isteyen milliyetçiliğini yapsın, ırkçılık da yapsın. Cennet ucuz değil, hem dahi Cehennem lüzumsuz değil.

Bir gün şu karanlık hislerimizin esaretinden kurtulur ve istikametli bir akılla düşünürsek burada olduğu gibi daha bir çok dünyevi ve uhrevi meselelerde hata yaptığımızı göreceğiz. Hak-perest olmadıktan sonra bize ne dünya rahatı olacaktır ne kabir ne de ahiret rahatlığı. Hak-perest olabilmenin yolu da ancak ve ancak Kur an a ve Kur an ın hayata aktarılış şekli olan Sünnet-i Resulullah a tabi olmaktır. Başka çare yok.

selam ile

4ÇÖZÜM YALMIZ VE YALNIZ PANTÜRKİZİMERHAN ŞEN, 01.11.2005, İST/TÜRKİYE

SAYIN AHMET NAZLI OSMANLININ SON DÖNEMİNDE TÜRKÇE NİN ZORUNLU OKUTULMASINI OSMANLININ YIKILMASINDA ETKİLİ OLAN ETNİK AYRIMCILIĞIN TETİKLEYİCİSİ OLARAK ANLATIYOR.KURUCU UNSURU TÜRK OLAN BÜTÜN KURUMSAL YAPILARININ TÜRK TÖRE ÖRF VE ADETLERİNİN ÜZERİNE İNŞAA EDİLDİĞİ BİR DEVLET TE KENDİ ÖZ DİLİNİ 450 YIL SONRA ZORUNLU KILMAK MECBURİYETİNE DÜŞÜYORSA BU DİĞER ASLİ OLMAYAN UNSURLARIN PATAVATSIZ SİYASİ TUTUMLARINI GÖSTERİR.BUNA MUKABİL BU YAZI YI YAZAN ŞAHIS FİKİR ACZİYETİ İÇİNE DÜŞMÜŞTÜR.BU GÜN AYNI DİN VE COĞRAFYADA YAŞAYAN ARAPLAR BİR DEVLET OLAMAMIŞLARDIR DEMEKKİ DEVLET KÜLTÜRÜNDE TAMAMLAYICI UNSUR MİLLİYETÇİLİKTİR.ORTA ASYA HALKLARI TÜRKTÜR VE TÜRK KALACAKTIR.

3Din ve MilliyetçilikEymen Erdem, 17.10.2005, İstanbul

Yazarımızın temas ettiği mesele ülkemizde cumhuriyet görüntüsü altındaki "cebr-i keyfi-i küfri"de de uygulanmaya başlanmıştır ve şu an iyice su yüzüne çıkmıştır. Mesela, dinin hiç bir emri için ölmeyi göze almayan veya alamayan ama dinin dairesi haricinde hiç bir kutsallığı ve ehemmiyeti olmayan "vatan ve bayrak için" ölmeyi seve seve kaul eden binlerce belki de milyonlarca Türkiyeli var. Milliyetçilik ancak İslam dairesi içinde yapılabilir ve o da müsbet olmalı yani yapıcı olmalı. Yıkıcıysa ona da izin yok. Üstad Bediüzzaman da bunu ifade için bizim milliyetimiz İslamdır der. Milliyetçilik uhuvvet duygusunun eseridir. Her hissin ifrat ve tefrit hali vardır. Bu kardeşlik hissinin ifratı yani aşırısı ırkçılıktır yani yalnızca kendi kanından olanı kardeşi kabul etmedir. Tefriti ise vahşettir, vahşiliktir, tek başına yaşayış ve hiç bir kardeşliği kabul etmemedir. Bu iki hal de yasaktır ve İslamda bunların yeri yoktur. İslama göre kan bağı değil din bağı esastır. " İnananlar ancak kardeştirler " ayeti bunu anlatır. Dinde bütün her şey boyut ve evrensel ve uhrevidir. Bunun haricindeki her fikir ve ideal ve akım somutçu, dünyevi ve nefsanidir. Irkçılık ve vahşilik böyledir. Menfi milliyetçilik de böyledir. Yazarımız eleştiriye değil bilakis Kur an i bir meseleyi tespit ettiği için takdire layıktır. Tebrik ediyorum kendisini. Evet, Bediüzzaman ne güzel der:

Din hayatın hayatı, hem nuru hem esası/ İhya-yı dinle olur bu milletin ihyası... Selam ve dua ile

2türk kültür ve medeniyetiAslınur Barlalı, 15.10.2005, afyon

Ömür Çelikdönmez e katılıyorum. Ziya Gökalp in dediği gibi gün gelecek;"düşman yurtları viran olacak/türkiye büyüyüp turan olacak"

1türk kültür ve medeniyetiömür çelikdönmez, 30.09.2005, Ankara

yazınızı dikkatle okudum.bir gezinin değerlendirmesiydi sanırım.bazı doğru tesbitlerinizde yok değil.ancak aslen turani olan ve türk kültür ve medeniyetinin müntesibi türk cumhuriyetlerinin birlik ve dirlik sürecinde bir araya gelmelerine yönelik itizarınızı yerine bulmadığımı ifade etmeliyim.tiflisi bitlisle eşdeğer gören bir çizgiden sonra bu yazılanlar biraz acayip kaçmıyormu?




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut