Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Arz-ı hal
–Metin Karabaşoğlu

[*4.669 yazı içinden]

Vazgeçilmezlik

Yazara Mesaj Gönder

BİR ÖNCEKİ yazımızda sözünü ettiğimiz olayın gerçekleştiği dönemlerde, Hz. Peygamber, merkezinde eşlerinin yer aldığı bir başka sıkıntıyla daha yüzyüze gelir. Devir, mü’minlerin büyük ganimetlere kavuştuğu Hayber zaferi sonrasıdır; ve bunca yıllık darlık döneminden sonra herkesin yeni gelen refahla sınandığı bir dönem yaşanmaktadır. “Asıl olan ahiret yurdudur” ve “Dünya hayatı aldanma metaından öte birşey değildir” gibi âyetleri, darlık zamanlarında duyup bir sekinet ve teselli vesilesi olarak kalbe yerleştirmekten daha zoru şimdi yaşanır. Dün elde avuçta zaten birşey olmadığı için yapılan, bugün elde avuçta çok şey olduğu halde yapılma durumundadır: ahiretin tarlası olan dünyayı arzularının doyum yeri yapmamak, şu dünyadan ‘ihtiyaç miktarında’ nasiplenmekle yetinmek...

Medine’nin her evinde yaşanan bu imtihan, Peygamber evine de sirayet eder. Medine’nin mü’mine hanımlarının birinin yeni bir elbise, öbürünün yeni bir takı, berikinin yeni bir eşya ile gözüktüğü sırada, Hz. Peygamberin ‘melek’ olarak değil ‘insan’ olarak kemal yolculuğuna çıkmış eşleri de böylesi talepler dillendirirler.

Hakikat-ı halde, Peygamber ‘herhangi bir eş’ olmadığı için, onlar da ‘herhangi bir hanım’ gibi davranmama durumundadırlar. Hz. Peygamber nasıl başka bir mü’minin evine yollamakta beis görmediği süslü perdeyi kızı Fâtıma’nın evinde görünce içeri girmeden evi terketmişse, eşlerinin de başka mü’mine hanımların yaptığını yapıyor olmasını istemez. Peygamber ailesinin hanımları; yani onun eşleri, kız çocukları ve hatta halaları, birer ‘nümune-i imtisal’ ve ‘nokta-i istinad’dır. Başkalarına helâl olan kimi şeyler, onlara uygun düşmez. Başka hanımların kocalarından istediği şeyleri Hz. Peygamber’den istemeleri de... Her nimetin bir külfeti vardır. Peygambere eş olma eşsiz nimetinin külfeti de, Peygamberin sergilediği ‘en güzel örneklik’ hatırına dünyadan nasibini az kılmak; dünyaya dair taleplerle Hz. Peygamber’i bunaltmamak ve Peygamber eşleri olarak ‘örneklik’ konumunu dumura uğratmamaktır.

Gelin görün ki, o refah döneminde, Peygamberin hanımlarında, ‘hanım’ oldukları duygusu, ‘Peygamberin hanımı’ oldukları duygusundan daha ağır basar. Başka hanımların kocalarından istediklerini onlar da Peygamberden isterler. Sonuçta, Peygamber de bir insandır; bunalır ve eşlerinin odalarını terkederek, mescidin yanındaki bir odada inzivaya çekilir.

Bir ay süren bu inziva döneminde, Peygamberin hanımları, birçok şeyi tecrübe ederler elbet. Tecrübe ettikleri ilk şey, Peygamberin hanımı olmanın, Peygamberle her gün hemhal olmanın dünyanın başka bütün nimetlerinden, süsünden, takısından, elbisesinden daha büyük bir nimet olduğudur. İkincisi, Peygamberin ‘onlara mecbur olmadığı’dır. Peygamber nezdinde ‘vazgeçilmez’ olmadıklarıdır. Hz. Peygamber, eşlerinin odalarını terkederek, Peygamber olarak risalet vazifesini dumura uğratacak talepleri karşısında, vazifesinden değil onlardan feragat edeceğini, edebileceğini, buna muktedir olduğunu göstermiştir.

Nitekim, bu inziva döneminin 29. gününde gelen âyetler (Tahrim sûresi, 66:5), bu mânâyı ders vermektedir:

“...Eğer o sizi boşarsa, pek yakında Allah, sizin yerinize sizden daha iyi, müslime, mü’mine, itaatkâr, tevbe eden, ibadet eden, Allah’a göç eden dul ve bakire kadınları ona verir.”

Bu âyet, gerçekte, Hz. Peygamber’in aile hayatı ve hanımları örneğinde, bütün aile hayatları ve bütün hanımlar için bir mesaj getirmektedir.

Âyetin bu mesajından anlaşıldığı üzere, eşlerinin Hz. Peygamber’e karşı taleplerinde bu kadar ısrarcı olmalarının ardındaki hâlet-i ruhiye, ‘vazgeçilmezlik’ hâlet-i ruhiyesidir. Görünen o ki, Peygamberin hanımları, kendilerine yönelik bir ‘seçilmişlik’ duygusu edinmişlerdir. Peygamber için kendilerinden ‘daha hayırlı, daha müslüman, daha mü’min, daha itaatkâr...’ hanım düşünemez duruma gelmişlerdir ki, Tahrim sûresinin 5. âyeti, berrak bir biçimde onlara “Vazgeçilmez değilsiniz!” mesajı vermektedir: Vazgeçilebilirsiniz. Peygamber sizden ayrılırsa, bu sizin için iyi olmaz. Ama Allah, ona sizden daha hayırlısını nasip eder!

Sonuç, mâlûmdur.

Peygamber’in eşleri, annelerimiz, bu ilâhî müdahale karşısında almaları gereken dersi alırlar. Vazgeçilmez olmadıklarını Peygamberin bir aylık inzivası ile zaten öğrenmişlerdir. Üstüne üstlük, gelen âyet ile Kadîr-i Zülcelâl de ‘vazgeçilmez olmadıkları’nı bildirip Hz. Peygamberi vazgeçip geçmemekte muhayyer bırakmıştır. Ve, onlar bu mesajı aşikâr biçimde alıp kalblerine yerleştirince de, Hz. Peygamber de ‘boşama’ şıkkını ihtiyar etmez; evine, eşlerinin yanına döner. Sonraki aylar ve yıllar boyu da, ‘vazgeçilmez’ olmadığını bilen hanımlar, bu bilginin gerektirdiği halet-i ruhiyeyi takınır, ona göre davranırlar. Bir daha, risalet vazifesini incitecek bir tavır takınmazlar. Bir daha da Efendimizden (a.s.m.) ayrı kalmazlar.

O zaman Peygamber ailesinde yaşanan bir krize ‘ilâhî müdahale’ anlamındaki Tahrim sûresi âyetinin (ki, sûrenin merkezî âyetinin bu olduğunu; ismini bu âyetten aldığını hatırlayalım), her zamanın ve de bu zamanın aile hayatları için yol gösterici olduğuna inanıyorum.

Bu âyetin kadınlara verdiği mesaj ‘vazgeçilmezlik’ halet-i ruhiyesinin evlilik hayatını mahveden en önemli unsurlardan biri olduğu ise, erkeklere verdiği mesaj da budur. Erkeğin hanımına “Sensiz yapamam” dediği veya böyle hissettirdiği evlilikler, yürümesi riskli evliliklerdir.

Erkek için olması gereken, çizgiyi “Sensiz yapabilirim; ama seni seviyorum ve bunu tercih etmiyorum” düzeyinde tutmaktır. Kadın için olması gereken ise, “Bensiz yapamaz” duygusuyla gelişen rıza dayatmacısı, pazarlıkçı ya da baskın gelme sevdalısı hal ve tutumların semtine uğramamak...

Biliyorum; bu analiz, özellikle şu zamanın hanımlarına özellikle hanımlara ters gelecek.

Ama ne yapalım, kadını da, erkeği de yaratan Zât-ı Zülcelâl, aile içindeki bir gerilimin sebebini de, çözümünü de burada göstermişse, bizim baktığımız ve durduğumuz yeri düzeltmemiz gerekiyor...

  11.09.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

11dikkatseyda, 09.01.2007, bursa

öncelike metin abinin yazsında ayine i samed olan kalbin başka mahbublara O'nun muhabbeti haricide ve üzerinde bir sevgi beslemek uygun düşmeyeceğinden şefkatli hemşerilerimizinde sahip olduğu bu hissiyatın asr-ı saadet numunelerinden bir temsille evlilik müessesinde yıkılmalara yol açtığını çok manidar bir şekilde anlatmış.Anzak fikirlerde külli düşünmek gerektiğini hepimiz biliyoruz.Haticenur kardeşimizin de dediği gibi Allah insanı biribirine muhtaç şekilde yaratmış. Ve ayetin işaretiyle kadın ve erkeği birbirinin tamamlayıcısı olarak halketmiş.Yani biribirinin fıtratının mütemmimi.Metin abinin başka yazısında deddiği gibi erkek celal kadın cemal fıtratı üzerine yaratımış ve bunların izdivacı celal cemal birleşmesi kemali netice veriyor.Ve insanın kalp dairesinden sonra en mühim ve önemli hizmet bulunan dairenin aile olduğunu söylüyor üstad.ismet Seyfullah kardeşim lütfen, ifadelerimiz mahzı hakikat olsa bile üstad hazretleri bile bir hakikatın alt yapısını oluşturmadan zihni haikata hazır etmeden bir direk hiç bir şeyi söylemiyor ki o üstad olduğu için onun söylemesi iknamıza yeteceği halde en ufak ehemmiyetsiz görünen bir meseleyi bile aklı mukni hale getirdikten sonra söylüyor.Böyle en çok gündeme getirilip zihinler kurcalaan bir mevzuda en az üstad kadar yazısında oluğu gibi(vazgeçilmezlik mevzusunu bir iki cümleyle söyleyebilirdi) metin abi kadar şefkati mesleğinin iktizasıyla dikkatli olalıyız.En azından Hadislerin zahir manası hakikat olduğu gibi tefsiri iktiza ettiğni hepimiz biliyoruz.safi zihinleri etileyebilecek manaları onlardan sarfı nazar açıklamaksızın ifade etmek bir civanmertlik veye imanın kemali değildir.Muktezayı hale mutabık olmayan bir haldir.Üstadın dediği gibi her hüküm heryerde her kişi üzerinde hayrı mahz olamaz.fakat mutlaka hayırdır.(sünuhat- çok evlilik bahsi)

10hislerimi daha net ifade etmek gerekirse...nilay yıldırım, 07.01.2007, İzmir

Rabb kimseden vazgeçmedi.Peygamber de kimseden vazgeçmedi... Allah insanoğlundan vazgeçmedi.vazgeçeceği hiçbirşeyi yaratmadı. metin karabaşoğlu vazgeçebilirmişş.... inş. bir öceki yorumum ulaşmıştır!

9herkes dersini alıyor inş.nilay yıldırım, 07.01.2007, İzmir

selamlar..bu ayetlerden hanımlar dünyevi beklentilerini sınırlı tutmaları gerektiği dersini anlamışlardır umarım.erkekler de neden almaları gereken dersin her ne olursa olsun (malayani meşguliyetler de olsa)eşlerini ikaz ile birlikte yine onlarla yola devam olması gereğini anlamazlar ki..hoş bu devirde peygamber ahlaklı erkekler görmek zor olmakla kalmayıp peygamber (a.s)örneğinin tam tersi durumlar sıkça vakidir.şahsen yazılarınızı ısrarla takip etmekle beraber bu konularla ilgili yazılarınızda duraksıyorum.Allah'ın erkeğe verdiği göreve ya da konuma göz dikmemekle beraber kadının konumunun olduğundan az sunulmasını hazmedemiyorum.böyle bir niyet taşınmasa da sunumun bunu hissettirmesini de onaylamıyorum. allah a emanet olunuz.. .rabbim güzelliklerimize güzellik katsın.herhalimizi güzel eylesin inş.

8haticenur, 05.01.2007, İstanbul

Vazgeçilmezlik diye bişey hiçbir konuda olmamalı.Efendimiz A.S.M "dost seçseydim ebubekiri rh seçerdim diye buyuruyor ama ben onunlada iman kardeşiyim"-BİLMANA- diye hadis i şerifte buyuruyor vazgeçemediği bir dostu dahi olmamış ki yaşamımızda büyük gereksinim olarak algıladığımız yani dostumuzdan,kıyafetlerimizden ve dünyadaki herşey bizim için vazgeçilmeZ olmamalı ama bu demek değildir ki insanlara hak ettikleri değeri vermeyelim.Kırıp incitelim.Bu dünyada saygıya,hürmete,sevgiye,saygıya,şefkate en layık ve en de muhtaç EŞİNİZDİR.Çünki aile hayatı insanın tahassüngahıdır DİYOR ÜSTADİMİZ.. Allahtan gayrı en ufak başka bişeye kayarsa kalp anında firakla veya başka bişeyle tokat yiyor zaten o yüzden riskli demiş heralde metin abi ki çokta müşahede etmişizdir hatta herşeyde bunu yaşamak mümkündür.Evet kadın ve erkek bilinçliyse bunun zaten dozajını ayarlarlar24.lema ve 3. lema okunursa herşey anlaşılır.Ama efendimizin A.S.M hayatındada eşlerine bahsi geçen vakıa dışında böyle birşeyle karşılaşmamışızdır8Yani un ufak kırıcı bir söz bile)Çünkü kadınlar herzaman özel bir ilgiye muhtaçtır kendileri şefkat kahramanları olduklarından mukabele isterler incedirler o yüzden incelikten hoşlanırlar,ama çoğu zaman göremezler o ayrı mesele oyüzden idareci de olmuşlardırSensiz yapabilirim ama bunu seçmiyorum ise nefsi manada yani zaaflarından ötürü olabilir yoksa normalde bu nankörlüktür halen kalbde yaşanır fakat vurgulanmaz vesselam

7aylin, 31.12.2006,

bu yazının kadınlarıda kapsadığını düşünürsek hata yapmış olmayız gibi geliyor.....

6sahabe mesleğizühre yılmaz, 14.03.2006, ...

Onların üstünlükleri seçilmişliklerinden değil, seçilmişlikleri üstünlüklerinden ileri geliyordu. Bu zaviyeden bakarsak, onlar için seçilmişliğin üstünlük konusu olması, insanın kulağının olmasını üstünlük olarak addetmesine benzer ki, bu gülünçtür. Dolayısıyla onların seçilmişlikleri onlarda bir ukalalık, bir haddi aşma, yani kulluğa engel değildi, bilakis üstün kullukları onları seçilmiş kıldı. Buradan hareketle modern kadının kendini karşısındakine “vazgeçilmez” olarak empoze etmesinin altında yatan şımarıklığın, ukalalığın onlarda da olabileceğini düşünmek veya bu halinin bir çeşidi olabileceğini düşünmek doğrusu bana pek sıcak gelmedi. Günümüzde bırakın iman ile derdi olan bayanı, dürüst, yani vicdanlı bir ehli dünya bayanı dahi böyle bir tavrı kendisine yakıştıramaz diye düşünüyorum. Üstelik ukalalık, veya şımarıklık öyle tek başlarına insanda olabilecek hemen silinebilecek, çok masum özelliklerde değillerdir. Bu hadise öyle vahyin ilk döneminde de olmuyor. Yani belli bir olgunluğun oluştuğu bir dönem söz konusu, o halde iman ile yoğrulmak nasıl böyle bir şeye müsaade edebilir? Düşünün ki izzet müminin her halinin gereğidir. Vazgeçilmezliğini empoze etmek veya daha kötüsü bunda inat etmek, tavır almak nasıl bir basitliktir? Açıkçası buna içim elvermedi.

Sahabe mesleğine dair okuduğumuz, onların yaşamından süzmelerden soluklar aldığımız, içlerine girmeye çalıştıkça inceliklerini gördüğümüz ve hayran kaldığımız, gölgelerinden fevz umduğumuz, anarak yaşama sarıldığımız, her biri ayrı bir sığınak olan o insanlar için böyle konuşmak, içimi sızlattı. Yazınızı ilk okuduğumda gözümden kaçan bu düşünceler sonraki günlerde kafamı kurcaladı ve ben de bu konuya biraz eğilip araştırdım. İlk karşılaştığım bu ayetin bahsettiğiniz gibi ganimet arttığı dönemde ve peygamber eşlerinin daha refah yaşama gibi isteklerinden sonra gelmediği oldu. Sizin bahsettiğiniz olay tahyir hadisesi olarak anılıyor ki, bu olayda gelen ayet Ahzab 33/28-29 yani, “Ey peygamber! Hanımlarına söyle: ‘Eğer dünya haya......” ancak bu hadisenin veya ayetin sizin verdiğiniz ayetle ne ilgisi var göremedim ve acizane yaptığım araştırmada da bulamadım. Sizin söylediğiniz ayetin nüzulüne sebep olan hadise ise iki farklı görüşle naklediliyor ki, bunlara ayrıntılı girmek istemiyorum, bunu Tahrim suresi biraz araştırıldığında ulaşılacak bir bilgidir. Ancak orada anlatılanlar, yani bal hadisesi veya Maria ile ilgili anlatılanlara baktığımızda Hz. Aişe ve Hz. Hafsayı anlamamak pek öyle zor gözükmüyor. Yani onların “vazgeçilmezlik” havalarında olduklarından ziyade Rasulullah(as)a olan muhabbetlerinin yoğunluğundan kaynaklanan bir kıskançlık durumu söz konusu gibi geliyor ki, bu çok ters değil.

Gelelim İsmet Bey’in yazdıklarına:

Erkeğin kadından bir çok açıdan üstün yaratıldığını söylememdeki maksat belki Rasulullah(as)ın erkek oluşu veya sevdiğim bir çok sahabenin erkek olması ya da ahlaklarıyla, halleriyle onların çok anlatılmış olmalarından dolayı o güzel insanlara olan muhabetimden kaynaklanıyordu veya bugün en iyi cerrahlar, hocalar hep erkek ondan mı, bilmiyorum ancak bunlara mukabil kadının arka planda kalmayı tercih etmesi veya onlara yeteri imkanların sunulmaması onların bizlere uzak kalmasına yol açtığından mı yoksa gerçekten bir haset duygum mu vardı, bana sorarsanız hayır ancak belki de geçmişten kırıntılar vardır farkında olmadığım. Bilmiyorum. Ancak yakınlarda okuduğum bir yazı ve bu ayet bilgilendirici oldu Allah razı olsun, hatalardan beri olamıyoruz.

“En zorlu savaş, kadınların fitnesinden korunabilmektir.” Bunda sizinle hem fikirim bayanların duygusallıkları onlarda aynı zamanda korkunç bir zayıflık meydana getiriyor ki, bu halden kurtulmak samimi dua üzere olanların kazanabildiği bir cihad. Allah bizleri korusun.

“insanlara muhtaç olmaktır.” Allah kimseyi kimseye düşürmesin, ancak Rabbim aynı zamanda bir kardeşimizin ihtiyacını gördüğünde o sormadan o ihtiyacı karşılamaya çalışanlardan eylesin bizleri ki bu insanın yüreğine vefasıdır.

Ve son olarak, hadisleri ciddi bir alt yapı oluşturmadan gündeme getirmek ki, bunu İsmet Bey’e yazıyorum, yani bilmeyenlere sunmak, vesikalık bir resimle masumlarla o mübareklerin arasını açmak gibi olur. Bir derste, medeniyetin kafasıyla hadislere muhatap olmak, “Ayşe teyzenin evinin pis olduğunu, onun çöp kutusundan çekilen bir resme

bakarak karar vermeye benzer.” denmişti, dolayısıyla bu hadisleri

gündeme getirmeniz masum okuyuculara yapılan bir haksızlık olmaz mı?

5VAZGEÇİLMEZ YOKTUR!İsmet Seyfullah, 09.03.2006, İstanbul

“… Peygamber ailesinde yaşanan bir krize ‘ilâhî müdahale’ anlamındaki Tahrim sûresi” ve Ötesi

“Hadis :

Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Ahiretin) en hayırlı kadını Meryem Bintu İmran`dır. (Dünyanın) en hayırlı kadını Hatice Bintu Huveylid`dir." Ravi bunu söylerken, eliyle semaya ve arza işaret etti.[Rezin bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Erkeklerden pek çokları kemale ermiştir. Kadınlardan ise İmran`ın kızı Meryem, Firavun`un karısı Asiye, Huveylid`in kızı Hatice ve Muhammed`in kızı Fatıma`dan başka kimse kemale ermemiştir. Hz. Aişe`nin kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yiyeceklere üstünlüğü gibidir." Bu rivayet Buhari`de Ebu Musa hadisi olarak gelmiştir.]

HadisNo : 4483” (Kütüb-ü Sitte)

“Hz. Peygamber ilk davetini hanımı Hz. Hatice’ye yaptı. Nâzil olan ayetleri ona okudu. “Şimdi bana kim inanır?” deyince Hatice “Kimse inanmazsa ben inanırım” cevabını vererek Hz. Peygamber’in peygamberliğini ilk olarak tasdik etme şerefine nail oldu. Hz. Peygamber daha önce Cebrâil aleyhisselamın kendisine öğretmiş olduğu abdest ve namazı Hz. Hatice’ye öğretti. Hz. Peygamber’in kızları Zeyneb, Rukıye ve Ümmü Gülsüm de anneleri ile aynı zamanda İslâm a girdiler.” (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=735&yid=28&sayfa=5)

“MUHAMMED SURESİ

(19) Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.”

“Nisa-32. Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, onun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”

“Kadınlar size Allah’ın emanetidir.” (Veda Hutbesi)

“Kadınlar beyinsizdir, ama kocalarına itaat eden kadınlar başka.” (Hadis-i Şerif)

“Enes’ten (r.a) rivayetle:

En zorlu savaş, kadınların fitnesinden korunabilmektir. İnsanın karşılaşmayı en uzak gördüğü şey ölümdür. Bu ikisinden daha zorlusu ise, insanlara muhtaç olmaktır.”

(Câmi’ü’sağir Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, Yeni Asya Neşriyat, 1996, s. 289.)

4bu kadar kolay mı kesip atmakzühre yılmaz, 26.02.2006, İstanbul

Selam...

Sevgili Metin abi,

Bu yazınız beni cidden incitti, gerçi siz de bu yazının bayanları inciteceğini söylüyorsunuz, ancak ben gene de yazmak istedim. Açıkçası ben erkeğin bir çok açıdan kadından üstün yaratıldığına inanıyorum, hatta eğer hakikati varsa, “ kadının kocasına secde ...” hadisinin doğruluğunu dahi anlayabiliyor ve inanıyorum. Elbette ki koca başı secdeye değen...... ise. Ancak vazgeçmek. Nasıl acı? Bizler kapımızdaki kediden, solan ağaçtan bile vazgeçemiyoruz, gel ki bir çok şeyi paylaştığın hayat arkadaşından vazgeç... çok acı...

Bir kadın için boşanmak ne demek, düşünebiliyor musunuz? Dünyaları yıkmak, harap etmek... Bundan nasıl kayıtsız kalınabilir? Rasulullah(as) boşamazdı eşlerini, hangisi daha kolay, bir insanı enkaz etmek mi, sabredip dua etmek mi? Eğer bir insanın hatası varsa ve bunu görmüyorsa her şeyden önce kendini tüketiyordur, bu tüketişe seyirci mi kalacağız. Çözüm onu çözümsüzlüğe itmek mi, çözüm? Cidden tercihiniz bu mu olur? Hayatımızda hangi olay çok kolay, hangi şey istediğimiz gibi her zaman gidiyor, üstelik nereden bilebiliriz hangisinin hayr olduğunu? Yıkmak ile ne kazanılabilir? Hatalar düzeltilir inşallah, yeter ki biz karşılaştığımız olay karşısında sebat edenlerden olalım. Yapıcı olacak tutumlarda istikrarlı, dengeli tutumlar sergileyelim. Bilmiyorum, ilgilenilecek çok daha önemli şeyler var gibi geliyor, kendi içimizde birbirimizi yersek, zamanı böyle geçirirsek ....

Acizane düşüncelerim paylaşmak ve sormak istedim.

3erkeğin alacagı dersabdurreşid, 14.09.2005, İstanbul

allah razı olsun oldukça isabetli bir yorum. ben erkeğe bakan veçhesiyle bu olayı şöle yorumladım

rasulullah talepler karşısında cevap vermek yerine susmayı ve karşısındakilerin düşünmesi için ayrı kalmıştır. bizse genellikle sabredip mühlet verme yerine cevap vermeyi onları kendi anlayışımıza uydrmayı deneriz. zaaflarımızdan dolayı müddet tanıma manasında ayrı kalamayız rasulullah ne istediğini biliyordu ve isteğini gerçekleştirme noktasında işi allha havale etti. karşısındadinin vicdanıyla yüzleşmesine müsaade etti. biz allahla aralarına girip nefsi savunmaya zemin hazırlıyoruz böylece olaylar çözümsüz kalıyor . herkes kendini haklı görebiliyor

2bir yanılgıfigen ak, 13.09.2005, muş

herkes özel olmak , vazgeçilmez olmak isteyebilir. Ancak buda hocamın dediği gibi bir imtihan . Burda durup her konu ve her kişi için şu soruyu sorabiliriz,"ne için vazgeçilmez"? Eger bizi vazgeçilmez kılan imani ölçülede ki hassasiyetlerimiz ise zaten böyle birisi böylesi bir düşünceye kapılmaz. Bunun dışanda birşey ise onun durumu zaten aşikar, o zaman susmalı ve vazgeçilmez olmaya değil VAZGEÇMEMEYE çalışmalıyız diye düşünüyorum. ALLAH razı olsun hocam.

1Tebrikhüseyin sobe, 12.09.2005, türkiye

Metin Abi ; Yine yapmışsın yapacağını.....Seni tebrik ediyorum.

Güzel bir tespit......Barekalllah...Selam ve dua ile........




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut