“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Arz-ı hal
–Metin Karabaşoğlu

[*4.597 yazı içinden]

 *Bu sayfa, sitemize gelen, sitemizdeki ana sayfaların formatına denk düşmediği için bu sayfalarda değerlendirmediğimiz, ancak paylaşmaya değer bulduğumuz yazıların sunulduğu bir havuz olarak tasarlanmıştır.

 Arka odadaki güneş

Figen Ak

Sonra evin arka odalarından birine geçtim. Bu odanın penceresi apartman boşluğunun karanlığına bakıyordu. O an, salonu Asr-ı Saadet dönemi ve arka odayı da ahir zaman olarak tasavvur ettim.


EVİMİZİN SALONUNDAYDIM. Pencereden dışarıyı seyre dalmıştım. Bir taraftan insanları gözlüyor, diğer taraftan binaların perdelemesiyle gözlerden uzaklaşmış gökyüzüne bakıp tefekkür etmeye çabalıyordum.

Bu sıralar bir duygu kaplamıştı beni. Ne düşüneceğimi, nasıl hissetmen gerektiğini kestiremiyordum. Bu düşünce, bu his, kıskançlık mıydı, neydi, kestiremiyordum. Kime karşı mı duyuyordum bu duyguyu? Sahabilere karşı. Onlara olan sevgimi koruyordum, ancak ne olduğunu kestiremediğim bu his de yakamı bırakmıyordu. Okuduğum bir hadis duygularımda yoğunluğa vesile olmuştu. Allah Resülü (s.a.v) şöyle buyuruyordu: “Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz.”

Evimizin salonunda gökyüzüne bakıp güneşi seyrederken, işte yine bu hadis eşliğinde sahabiler hakkındaki o tarif edemediğim duygu gelip iç dünyama yerleşivermişti. “Ne muhteşem bir övgü, ne güzide bir övgü!” diye söylendim içimden. Onlar yıldız misal idiler, zira onların yanında Güneş vardı, onlar Güneşin hem ısısını hem ışığını yakinen görüp hissediyorlardı ve yıldız misal oluyorlardı, diye düşündüm.

Ve o esnada, salonun tam ortasına vuran güneşi farkettim. Güneş ışığıyla, ısısıyla salonun tam ortasındaydı. Salon evin ön tarafındaydı ve birçok açıdan güneşi alıyordu. Yani, güneş, günün büyük bir kısmında salondaydı.

Sonra evin arka odalarından birine geçtim. Bu odanın penceresi apartman boşluğunun karanlığına bakıyordu. O an, salonu Asr-ı Saadet dönemi ve arka odayı da ahir zaman olarak tasavvur ettim.

Güneş, apartman blokları arasından kaybolmuştu. Artık güneşi göremiyordum. Ama beni ağlatacak, beni titretecek derecede bir hakikati farkettim. Onun ısısını hemen hemen aynı derecede hissediyordum.

Allah Resülü, Güneş idi. Asr-ı Saadet onun (a.s.m.) ışığıyla aydınlanıyor, ısınıyor; sonra onun etrafındakiler yıldız oluyordu.

Onlar salondaydılar, biz arka odada. Güneşi göremiyordum buradan, ancak o ısısıyla yanı başımdaydı. Yani o hep benimleydi. O benimleydi de, ben onunla olduğumu fark etmemiş önceleri. Üstelik, buradayken onu görme arzusu, iştiyakı daha bir yoğun oluyordu sanki.

Salondakiler Güneşle (a.s.m.) daima beraber olmak duasındaydılar, biz ise onu bir kere bile olsa görme arzusuyla yanıyorduk. Bu yangınla güneş bizi daha bir ısıtıyordu sanki. Belki bu sebeple, o bizler için, görmediği halde ona iman eden bizler için “Kardeşlerimi özledim” demişti.

  10.07.2005

© 2015 karakalem.net, Figen Ak

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

1göremediğimiz gerçekfatma tan, 19.08.2005, malatya

ben müslümanım deyipte ama sorumluluklarını yerine getiremeyip azda olsa içinde pişmanlık duyan insanların,bu yazıyı okuyupta yüreğinin kıpırdadığını ve kendi için birşeyler yapacağına inanıyorum.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut