“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.597 yazı içinden]

 *Bu sayfa, sitemize gelen, sitemizdeki ana sayfaların formatına denk düşmediği için bu sayfalarda değerlendirmediğimiz, ancak paylaşmaya değer bulduğumuz yazıların sunulduğu bir havuz olarak tasarlanmıştır.

 Uçamayan kuşlarımız

Özlem Uluğ

Yükler ağırlaştığında, hatta dolup taştığında, beden de ağırlaşır, hastalanır, hatta yaşam kararır. Puslu görünür tüm ekran. Karamsar bakış, taşan yüklerle, etrafa akar. Ve siz, bu taşmadan giderek artan bir mutsuzluk duymaya devam edersiniz. Tüm bu ağırlığın altında ezilen insan hep yorgun, ruh hep bitkindir. Sevgisizliğin garip bir ağırlığı vardır.



YALNIZLIK NEDEN ağır gelir, hiç düşündünüz mü? Neden ağır gelir sevgisizlik?

Yaşam, kim ne derse desin, çok ağır yüklerle doludur. Her geçen gün dolup taşan bir sistem var her bedende; her yürek ise, sanırım bu alışverişin odak noktası. İşte bu odak noktasının, bedende garip bir ağırlığı, garip bir yönetimi var gibi. Çünkü, yükler ağırlaştığında, hatta dolup taştığında, beden de ağırlaşır, hastalanır, hatta yaşam kararır. Puslu görünür tüm ekran. Karamsar bakış, taşan yüklerle, etrafa akar. Ve siz, bu taşmadan giderek artan bir mutsuzluk duymaya devam edersiniz. Tüm bu ağırlığın altında ezilen insan hep yorgun, ruh hep bitkindir.

Sevgisizliğin garip bir ağırlığı vardır. O ağırlaştıkça, beden de ağırlaşır. Nefretin bile, bir doğuşu vardır.

Sevginin, bedendeki bahsi geçen sistemde, çok önemli bir görevi vardır. Sistemin odak noktası olan yürek ruhun, ruh da sevginin odak merkezidir diyebiliriz bu bağlamda. Sevgiyi küçük bir kuş olarak düşünün, kanatlanınca yüreğinizden, karşı yüreğe gidip o yüreğin yüklerinden su içer kana kana. Güç alır oradan. Ve tekrar kanatlanır gökyüzüne. Sizin yüklerinizden doğup, hem kendi yükünüzü, hem de konakladığı yüreğin yükünü azaltır o kuş. Sevgi devam ettikçe bu kuşların devamlı kanatlandığını hesap ederseniz, ne sevende, ne de sevilende yükler kalacaktır. O kuşların kanatlarında hafifler, dinçleşir bedenler. Gözler taşmayan yüklerden, kuşların yarıp aydınlattığı gökyüzüne yönelir. Umudun kokusu siner sinelere. Geride, sevginin hoş bir hafifliği kalır.

Belki de bu yüzden, âşık olunca öyle hafifleriz ki, ayağımız yerden kesilir. Ve belki bu yüzden, sevdiğimizi görünce, kalbimiz yerinden uçacak gibi olur.

Kimbilir, belki o anda kanatlanan kuşların çokluğudur bizi buna inandıran...

Fikrimce, bu yüzden, güçlü bir sevgimizi kaybettiğimizde taşar yüklerimiz hiç durmadan gözlerimizden. Uçamayan kuşların çığlıkları kopar içerimizden.

Oysa o kuşlar nereden geldilerse, O’nda son bulurlar. Yüreklerimiz ise, sadece bir duraktır.

İçeride ve dışarıda bir tek O var, yalnızlık diye birşey o zaman nasıl var?

Yanılmıyorsam, yalnızlığı olmayanın, uçamayan kuşu da olmazdı.

  10.07.2005

© 2015 karakalem.net, Özlem Uluğ

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

2esrar, 20.08.2007, İstanbul

"Yanılmıyorsam, yalnızlığı olmayanın, uçamayan kuşu da olmazdı."

yalnızlık denilen bu kritik hadise, evrensel bir kavram ve dahası fıtrî bir temayüldür aslında. uçamayan kuşları yalnızlığa sebep göstermek kendine olan güven eksikliğini dışavurumu gibidir biraz da... çarpmaya devame den her kalp, mana aleminde bir duygusal yoğunluğu sahiplenmektedir. kişi bundan haberli veya habersiz olsun, o yoğunluğun adresi hep o kalptir aslında. yaşamak ne kadar bilinçli bir eylemdir ki, bizler sahibi olduğumuz o sevgi potansiyelini farkedebilelim. yalnızlığı acılara ve umutsuzluğu sebep saymaya hiç bir beşerin hakkı yoktur.

yalnızlık tazeler insanı, yeniler, yüceltir ve sabip olduğu değerleri revize eder. yalnızken karanlıkları farkeder ve aydınlığın hükmünü kavrarsınız. yalnızken sessizliği farkeder ve ses verenin kıymetini anlarsınız. yalnızken boğucu cümleleri yaşar, dost kelamına hasret kalırsınız. yalnızken dik durur, yaslanılacak yürekleri ararsınız.... yalnızlıktır arayışı tetikleyen, yalnızlıktır sözleri sıraya dizen, onlara ateşten aşk gömleiğin giydirip kalplerin peşinde gezdiren... hep yalnızlık... yalnızlıktan doğar insan, yalnızlıkla yaşar sevda sessiz ve sedasız... umutlar yalnızlıkta gizlidir, kırılan sevdalar "var"lıkta...

bulmanın tepkisi her daim yıpratmak olmuştur tarih boyunca... derdini yudumlayacağı bir kalbi değil, kendi dertlerini boşaltacağı bir kara delik aramanın adıdır modern zamanlarda aşk. sevgiyse manası çoktan kitaplara hapsedilmiş bir mecnun fenomeni... öylesine bir kaç söz, öylesine bir kaç zaman, öylesine birkaç kişidir topu topu arayanların yanlızlık ilacı... gerçek yanlızlar sözlerini sandıklara hapsedeli milyon yıllar geçti dünya üzerinden. milyon yıllardır görmedi dünya gerçek yanlızları... uçan kuşların kanatlarına mersiyeler düzmek, olsa olsa postmodern sevgilerin tirajıkomik dışavurumudur artık; senin, benim ve gelecek nesillerin... hepizim medet umduğu!!!

"

.............

.............

.............

Ve senin,üzerinde binbir düşünce,günden

Oynaşır hatıranla,kalbinle,ümitlerinle

Herşey düşünmektedir seninle

Birden,bir rüzgar eser,sana doğru senden

Seninle çoğalmaya başlar kendisiyle bitenler

Hatırlayan ellerinle,unutmayan gözlerinle

.............

.............

.............

özdemir asaf"

1supermeryem baltoprak, 27.07.2005, Ankara

aynen katılıyorum canım arkadasıma




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut