Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

 Arşiv

 Yüz aç adamın huzurunda

Yazara Mesaj Gönder

Yoksulluğun yaygın olduğu, açların dahi bulunduğu şu diyarda, ‘bu fakr-u zaruret zamanında, aç ve muhtaç olanların elemlerinden ehl-i vicdana rikkat-i cinsiye vasıtasıyla gelen teellüm’ün ‘lezzeti acılaştıran’ sadâsı duyulmuyor ortalıkta. Neden böyle oldu? Nasıl oldu da, ehl-i din içinden dahi niceleri, ‘yüz aç adamın huzurunda kemal-i lezzetle fazla yer’ hale gelebildi?


YİRMİALTI YIL önce, onbeş yaşında bir genç olarak yaz mevsimini Risale-i Nur’u baştan sona okuyarak geçirmiştim. Risale’yi, ilk kez okuyordum. O ilk okumamdan, onbeş yaşında bir gencin alabileceği kadarını aldım; alamadıklarımı alma çabam ise hâlâ devam ediyor.

Risale’yi bu ilk okumam esnasında, uzun bahislerin içerisinden, birer vecize gibi, kısa ama özlü cümleler devşirip kaydettiğimi hatırlıyorum. Yazıp tekrar tekrar okuyarak hafızama kaydettiğim bu cümlelerden biri, Lem’alar’da, İktisat Risalesi’nde geçen, “Yüz aç adamın huzurunda, kemal-i lezzet ile fazla yenilmez” cümlesi idi. Sonraları, “Hakikat Çekirdekleri”nde, aynı mânâya işaret eden başka bir sözü de keşfedecektim: “Eskiden ekser İslâm aç değildi; tereffühe ihtiyar vardı. Şimdi açtır, telezzüze ihtiyar yoktur.”

İlk cümle, o ilkgençlik yıllarımda bir hayat düsturu olarak zihnime ve vicdanıma nakşolduğu gibi, zaman içinde keşfettiğim ikinci cümle de zihnime yerleştiğinde, elindeki nimetle başkalarını imrendirme gibi pest ahlâklar lillâhilhamd semtime yaklaşmayacak; dahası, ‘lüküs hayat’a, ‘telezzüz’ ve ‘tereffüh’e karşı iç dünyamda bir direnç oluşacaktı. Zaten, yine Bediüzzaman, ‘bu fakr-u zaruret zamanında, aç ve muhtaç olanların elemlerinden’ ehl-i vicdanın ‘rikkat-i cinsiye vasıtasıyla’ duyacağı hüzün ve elemden söz edip, bu teellümün o nimetlerden gelen lezzeti ‘acılaştırdığı’na da dikkat çekmiyor muydu?

Gelin görün ki, 80’ler, 90’lar ve 2000’ler derken, gözlerim, birbiri ardısıra gelen dünyevîleşme dalgalarının, aynen Bediüzzaman’ın 1930’larda gözlemlediği üzere, ‘dünyayı dine tercih rejimi’ dahilinde, ehl-i İslâm’ın dahi ‘hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye bilerek ve severek tercih edişi’ne şahit oldu.

Bu süreç, el’an devam ediyor. Rakamların gösterdiği üzere bu ülkede ve bir bütün olarak dünyada gelir adaletsizliği artar, zenginler ile fakirler arasındaki uçurum genişlerken, ehl-i din içerisinde de belli ilişkilerin rantını devşirerek zenginleşen bir zümre zuhur ediyor. Öte yandan, hemen belirtelim, elbette böylesi şaibeli ilişkiler yoluyla değil, helalinden kazanan, helalinden kazanarak zenginleşen insanlar da yok değil; ve onların kazancı için bize ancak ‘helal olsun’ demek düşüyor.

Ancak, orada dahi, kazancın helalliği kadar önemli bir husus, haram kazanç yasaklandığı gibi, helâl kazancın israfla harcanmasının yasaklandığı gerçeği kısmen ihmale uğruyor. Gitgide, zenginleşen ehl-i din aileler arasında, hem ehl-i dünyaya karşı, hem kendi içlerinde bir rekabet halet-i ruhiyesi, bir ‘kendini gösterme’ merakı boy gösteriyor. Açık yüreklilikle söyleyelim: Nice ehl-i din var ki, ehl-i dünya ile ve iman kardeşleriyle, aldıkları evin fiyatı, aldığı arabanın markası ve modeli, giydiği elbisenin markası ve fiyatı, gittiği lokantanın ‘karizması’ üzerinden yarışıyor.

Ve bütün bunlar olurken, bu diyarda, nice insanın açlık sınırında yaşadığı; nice ailenin bütün efradı çalışırken dahi zorlukla geçindiği; büyükşehirlerin varoşlarında ve de giderek yoksullaşan kırsal kesimde Bediüzzaman’ın “Şimdi ekser İslâm açtır” gözlemine ve ‘yüz aç adam’ teşbihine denk düşen manzaraların azalmayıp arttığı gerçeği gözardı ediliyor. Daha dün İstanbul’un göbeğinde gördüğüm üzere, çöp tenekesinden çıkardığı kirli ekmeği açlığın zoruyla yiyen insanların yaşadığı bir diyarda, İslâmî hassasiyeti öne çıkan bir yazar İslâmî hassasiyeti bilinen başbakanın davetinde yedikleri yirmi küsur yemeği anlatıyor. Ülkedeki yoksulluk ve yoksunluğun boyutlarını gözler önüne seren kimi programlar, ağızların suyunu akıtarak izleyenleri dünyaya, daha fazla tüketmeye sevkeden ‘reklam araları’ vererek yayınlanıyor. Ana sayfasında fakirlerin durumuna dikkat çeken bir haber yayınlayan dinî çizgide bir gazetenin, başka bir sayfasını dört kişilik bir ailenin yüzbin lira ödemeden çıkması imkânsız lüks bir lokantanın tanıtımına ve yemeklerinin tarifine ayırdığını; ve bunu bir kere değil, sürekli yaptığını görüyoruz.

Velhasıl, yoksulluğun yaygın olduğu, açların dahi bulunduğu şu diyarda, ‘bu fakr-u zaruret zamanında, aç ve muhtaç olanların elemlerinden ehl-i vicdana rikkat-i cinsiye vasıtasıyla gelen teellüm’ün ‘lezzeti acılaştıran’ sadâsı duyulmuyor ortalıkta.

Neden böyle oldu sahi? Nasıl oldu da, ehl-i din içinden dahi niceleri, ‘yüz aç adamın huzurunda kemal-i lezzetle fazla yer’ hale gelebildi? Vicdanlar mı karardı, kalbler mi katılaştı? Yoksa, “Ekser İslâm açtır” gerçeğinin artık geçersiz olduğunu mu düşünüyor birileri? Yoksa?

Oysa, bir Bediüzzaman gerçeği var bu zamanda mü’minâne hayatın bir nümune-i imtisali olarak.

Haydi diyelim ki Bediüzzaman’ı ‘bir nümune-i imtisal’ olarak görmeyenler var ehl-i din içerisinde; ya rahmet peygamberi kudsî nebinin hayatına ve Asr-ı Saadet hatırasına ne demeli? Ya “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz” emrinin yanısıra, “İsraf edenler, şeytanların kardeşleridir” de buyuran (bkz. İsrâ sûresi, 17:27) Kur’ân’ın apaçık beyanına ne demeli?

Dün, Şeyh Sâdi’nin Gülistan’ını okuyordum. Şu cümleler özellikle rikkatimi ve dikkatimi celbetti:

“Yusuf Peygamber, Mısır’ın kuraklık yıllarında, açları unutmamak için, doyunca yemezdi. Üzümün tadını dul kadın bilir, meyve sahibi değil. Nimetin içinde rahat yaşayan, açın hali nedir, nasıl bilecek?”

  05.07.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


Ama

Kayıpları kazanca çevirmek

İmtisal

Şöhret neden riyadır?

Kazananlar, kaybedenler

‘Çırak’ın düşündürdükleri

Ölümün anlamı

Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Nereye yönelmeli?

İmanın asgarî şartı

İstenmeyen şahitlikler

Yüz aç adamın huzurunda

İhlâs ve iktisat

Bir haksızlık karşısında

Tektipleşmede son adım

Ne insan bu kadar basit, ne de hayat sıradan

Tutunamayanlar için

İki yanlış arasında

‘İslâm sanatı’nın söylediği

İnsancıl ve tepkisiz

Kırılma noktası

Namaz ve tesettür

Görüntünün iktidarı

Yarına hazır mıyız?

Tesettür karşıtlığı üzerine bir psikanaliz

Firavun sarayındaki mü’min

Dünü ve bugünüyle İstanbul’un söylediği

Öngörüler ve sonra görülenler

Başka bir açıdan Pakistan tecrübesi

Tarih okuyanlar, tarihin canına okuyanlar

‘Kamusal alan’ kimin alanı?

Milliyetçiliklerin milletlere ettiği kötülükler

Anneler, eşler

Sevgi tüketimi

“Bediüzzaman’ı anlamak”, ama nasıl?

Alenîlik

Şehit olsanız bile...

‘Mikro iktidar’ üzerine

Özenmek, imrenmek...

Bir göz hatırı için

Ehakkı ararken

Mâruf ve münker

Mü’minler nasıl kardeş olur?

Genişlik, derinlik

Yüzleşme noktası

Abdülhakim Murad’ı okurken

Ezber bozmak, oyun bozmak

‘Diyalog’a evet, ama kimlerle?

‘Ene’ üzerine bir hasbihal

Başka bir açıdan toptancılık

Bir bomba, bir Müslümanın elinde ise, ‘İslâmî’ midir?

Diyaloğun adresi!

Fazla mı temiziz sahi?

İçe dönük diyalog

Masumiyet, silâhtan daha güçlüdür

O yağmuru beklerken

Risale-i Nur ve tasavvuf: Doğru sözler, yanlış anlamalar

Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit

Söylenmesi doğru olmayan doğrular

Toptancılık kime yarar?

Üzülebilmek

Fakihlere övgü

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3. English Version of the Article Bu yazının tercümesini okumak istiyorum.
  4.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

3iman problemibülent, 14.03.2006,

sorun her zaman ki gibi iman zaafiyetinden kaynaklanıyor. "dindarlık" sadece bir etiket. din bir yaşam tarzı. ve insanın kalbine ne kadar yerleştiyse iman, o oranda din hayatına hayat olacak.

sahip olduğu nimetlerin bizzat alemlerin Rabbi ve Esma-ı Hüsna sahibi Yaratıcı tarafından onun için yaratıldığını ve ona verildiğini gören bir insan nasıl israf edebilir ki? Ya da gerçek mülk sahibinin Allah olduğunu anlayan bir insan nasıl diğer insanları düşünmez ki?

Çözüm her zamanki gibi imanımızı/imanları kuvvetlendirmektan ve tahkiki iman seviyesine ulaştırmaktan geçiyor.

2haklısınızmustafa neriç, 30.09.2005, İstanbul

selamun aleykum metin abi

evt yazınızı okudum artık kaleminize yüreğinize"üstadın tabiriyle bin barekallah"demek istiyorum..

maalesef bizde dindarlar olarak bir "dindar dünyevi" kavramını icad ettik..

maalesf

dua edin sealmetle

avcılardan mustafa

1çok güzelmzahir, 24.07.2005, Ankara

hayatı dünyeviyeyi uhrevi hayata tercih etmek kaide oldu.velakin islamın istismar edilerek olması çok kötü.hz. muhammed s.a.v kendi tebasında bulunan en fakir olanların seviyesinde yaşardı üstad da öyle.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut