Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.663 yazı içinden]

 Arşiv

 Dünü ve bugünüyle İstanbul’un söylediği

Yazara Mesaj Gönder

İNGİLİZ TARİHÇİ Philip Mansel, İstanbul üzerine yazdığı Konstantinopolis: Dünyanın Arzuladığı Şehir adlı kitabında Osmanlı dönemi İstanbul’una dair dikkat çekici bilgiler verir. Osmanlı İstanbul’u, üç semavî dine ve bu dinlerin farklı mezheplerine mensup, farklı dilleri konuşan ve farklı etnik kökenleri olan insanları buluşturup kaynaştıran bir pota gibidir. O günlerde, bir İstanbul konağı farklı işleri gören hizmetkârlarıyla bir ırklar hamulesi gibidir ve bir konakta yaklaşık on ayrı dil konuşulmaktadır. Şehir, Müslüman çoğunluğa sahip olmakta birlikte, bazı yüzyıllarda yüzde 50’lere kadar yaklaşan hatırı sayılır bir gayrimüslim azınlığı da barındırmaktadır. Bu çeşitlilik, şehrin ismine de yansımış durumdadır. Osmanlı İstanbul’unun İslambol ve Dersaadet’ten Kostantiniyye ve Konstantinopolis’e uzanan yirmiyi aşkın ismi vardır.

Mansel, bir ‘şeriat devleti’ olarak Osmanlıda İstanbul’un bir dinler, ırklar ve diller hamulesi olmasına karşılık, seküler yeni devletin zuhuruyla birlikte Osmanlıdaki bu çeşitliliğin dumura uğrayışına da dikkat çeker. 1926’da Posta İdaresinin bundan böyle adres hanesinde ‘İstanbul’ yazan mektupları işleme koyacağını, şehrin bunun dışındaki isimlerine yer veren mektupların işleme alınmayacağını açıklaması, Mansel’e göre bu paradoksal durumun bir sembolü hükmündedir.

Osmanlı İstanbul’unu ‘çok kültürlü bir ortamda barış içinde birarada yaşama’ örneği olarak da irdeleyen Mansel’in yazdıkları, gerçekte, başkaca ortamlar için de geçerlidir. Meselâ, o günlerin Selanik’i, Kahire’si ya da Delhi’si de benzer özellikler taşır. Özellikle İslâm coğrafyasında, şehirler kadar, ülkeler de benzer bir çeşitliliği barındırır. Bu çeşitlilik, Rumeli’de de okunur, Anadolu’da da, hatta Hindistan’da da.

Gariptir ki, ‘din’in belirleyici olduğu yapılanmalara bedel ulus-devlet modelinin ve sekülerizmin hükümferma hale geldiğinde, bu çeşitlilik kaybolacak; meselâ, ‘şeriat devleti’ Osmanlının zamanında nüfusunun yarıya yakını gayrimüslimlerden müteşekkil İstanbul, laik Türkiye Cumhuriyeti döneminde yalnızca ‘eser miktarda,’ yüzde 1-2 düzeyinde gayrimüslim nüfus barındırır hale gelecektir. Aynı şey, Anadolu ve Rumeli için de geçerlidir. Meselâ, Ege’nin iki yakasında, yüzyıllar boyu Müslümanlar ve gayrimüslimler, özelde Türkler ve Yunanlılar beraberce yaşamış iken; seküler ulus-devletlerin teşekkülünün akabinde, Anadolu’dan Rumlar, Yunanistan’dan Türkler, tabir yerindeyse, ‘arındırılacaktır.’ Gerçi, iki ülke arasında yapılan anlaşma, durumu, ‘nüfus mübadelesi’ olarak tanımlar. Ancak Balkanlarda İslâm yazarı Aleksandr Popoviç’e göre, esasen, bir ulus-devlet oluşturma sürecinde gerçekleştirilen ‘etnik arındırma’ politikalarının ‘kibarca’ bir ifadesidir bu.

Öyle ya da böyle, ortadaki tablo açıktır: On yıllardır duymaya alışık olduğumuz iddiaların aksine, din, kendisi gibi olmayanı bölücü ve dışlayıcı bir işlev görmemiş; bilakis, meselâ şu topraklarda dinî hissiyat ve fikriyatın hükümferma olduğu dönemde farklı dinlerin, mezheplerin, dillerin ve milliyetlerin mensuplarına daha fazla müsamaha gösterilmiş; beraberce bir ‘birarada yaşama tecrübesi’ ihdas edilmiştir.

Farklılığa tahammülsüzlük, hakikat-ı halde, dinlerin değil, ulus-devlet modelinin nişanesidir.




Yeni Asya Gazetesi, 24.05.2005

  24.05.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


Ama

Kayıpları kazanca çevirmek

İmtisal

Şöhret neden riyadır?

Kazananlar, kaybedenler

‘Çırak’ın düşündürdükleri

Ölümün anlamı

Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Nereye yönelmeli?

İmanın asgarî şartı

İstenmeyen şahitlikler

Yüz aç adamın huzurunda

İhlâs ve iktisat

Bir haksızlık karşısında

Tektipleşmede son adım

Ne insan bu kadar basit, ne de hayat sıradan

Tutunamayanlar için

İki yanlış arasında

‘İslâm sanatı’nın söylediği

İnsancıl ve tepkisiz

Kırılma noktası

Namaz ve tesettür

Görüntünün iktidarı

Yarına hazır mıyız?

Tesettür karşıtlığı üzerine bir psikanaliz

Firavun sarayındaki mü’min

Dünü ve bugünüyle İstanbul’un söylediği

Öngörüler ve sonra görülenler

Başka bir açıdan Pakistan tecrübesi

Tarih okuyanlar, tarihin canına okuyanlar

‘Kamusal alan’ kimin alanı?

Milliyetçiliklerin milletlere ettiği kötülükler

Anneler, eşler

Sevgi tüketimi

“Bediüzzaman’ı anlamak”, ama nasıl?

Alenîlik

Şehit olsanız bile...

‘Mikro iktidar’ üzerine

Özenmek, imrenmek...

Bir göz hatırı için

Ehakkı ararken

Mâruf ve münker

Mü’minler nasıl kardeş olur?

Genişlik, derinlik

Yüzleşme noktası

Abdülhakim Murad’ı okurken

Ezber bozmak, oyun bozmak

‘Diyalog’a evet, ama kimlerle?

‘Ene’ üzerine bir hasbihal

Başka bir açıdan toptancılık

Bir bomba, bir Müslümanın elinde ise, ‘İslâmî’ midir?

Diyaloğun adresi!

Fazla mı temiziz sahi?

İçe dönük diyalog

Masumiyet, silâhtan daha güçlüdür

O yağmuru beklerken

Risale-i Nur ve tasavvuf: Doğru sözler, yanlış anlamalar

Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit

Söylenmesi doğru olmayan doğrular

Toptancılık kime yarar?

Üzülebilmek

Fakihlere övgü

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut