“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Hayat felsefem
–Rabia Nazik Kaya

[*4.617 yazı içinden]

İmkânsız Devlet’ten ahlâkî dünyaya

Zeyneb Hafsa

Dışarıdan fizikî olarak görünen fakat arkaplanında derin bir ahlâkî yapı barındıran bu virüs hakkında nihai anlamda kendimize şunları sormalıyız: Bu, insanoğlunun ahlâkîliği hakkında bize ne demek istiyor ve buradan hareketle yönümüzü iyiliğe nasıl çevireceğiz?


MALUMUNUZ OLDUĞU ÜZERE bugünlerde birinci gündemimiz korona virüsü. İlgilendiğimiz, üzerinde konuştuğumuz her ne olursa olsun bir şekilde mevzu yine bu konuya çıkmakta. Buna dair sağlık, eğitim, ekonomi açısından pek çok şey söylenebilir fakat benim bugün burada söylemek istediklerim bunlardan farklı olacak.

İnsanoğlunun gündemini bu derece meşgul eden bir durum olduğunda şunun olması kaçınılmaz oluyor: algıda seçicilik. Bundan kasdım, en ilgisiz görünen de dâhil olmak üzere nereye bakarsanız bakın o aklınızdaki baskın mevzuya dair bir şeyler bulmanız. İşte benim için de böylesi bir durum gerçekleşmiş olsa gerek ki hiç tahmin edilemeyecek bir yerde, Wael Hallaq’ın İmkânsız Devlet’ini okurken aklıma koronaya dair bazı çıkarımlar geldi. *

Önce ahlâk

Hallaq, İslam’ın dünyaya bakışını güzel bir şekilde ortaya koyduğu kitabında şu ifadelere yer veriyor: Fiziksel dünya, soğuk ve yavan rasyonel açıklama ve hesaplamaya tâbi bilimsel bir alan değil. Aksine bu dünya, Allah tarafından yaratılan insanoğlunun bizatihi kendisince gerçekleştirilen ahlâkî eylemlere tamamen bağlı olan, maneviyat ve psikoloji (burada psikoloji genel anlamda insanın tabiatına vurgu içeriyor diyebiliriz) ile doymuş doğal bir dünyadır.

Bu ifadenin ilk elden yalnızca aşkın bir yaratıcının kabulünde anlam ifade edeceği tespitini bir yana bırakırsak ne kadar düşündürücü ve bir o kadar naif bir açıklamadır bu. Zira biz bugün bilimin de baskınlığı, Anthony Standen’in tabiriyle “kutsal bir inek” oluşu, dolayısıyla fiziksel dünyayı soğuk ve yavan rasyonel açıklama ve hesaplamaya binaen okumaktayız. Hatta farkında olmasak bile. Nasıl bir okumadır bu? Bulutlar birbirine çarptı yağmur indi; fay hattı kaydı deprem oldu; dünya küresel bir köy olduğu için virüs her yere yayıldı türünden basit sebep-sonuç ilişkilerine dayalı bir okumadır. Bu yanlış mıdır? Hayır, fakat eksiktir. Oldukça eksik hem de. Nitekim yazarın dikkat çektiği “ilave” bir okuma önerisi ise olayların arkasındaki insan faktörünü ve maneviyat ve psikoloji ile yoğrulmuş ahlâkî davranışlarını ön plana çıkarmaktadır. Dolayısıyla insanoğlu kendisini denklemden kolayca sıyıramaz. Etkisiz elemana indirgeyemez.

Sünnetullah ve ahlâk

Bu noktada Hallaq’ın önerdiği başat okuma şekline dair kendisinin verdiği örnek ise şöyle devam eder: Eğer dağlar titriyor, denizler yarılıyor ve kavimler yeryüzünden siliniyorsa bütün bunlar ahlâkî bir çöküş ya da en azından doğanın ahlâkî olarak çöküş yasaları dolayısıyladır. Aynısı güneşin doğuşu ve batışı, sürülmüş tarlaların bereketi ve iyi bir yeryüzü, kıtlıklar, depremler, fırtınalar ve yeryüzündeki üretilmiş şeylerin takip eden yıkımı için de geçerlidir. Zira evrendeki her şey “tespit edilmiş bir düzen” (küllün yecri li ecelin müsemme, Fâtır 35/13) içerisinde akıp gider. Bu akış, Yargı Günü gelene değin devam eder. O günde ise insanoğlu, yaptığı en ufak iyilik ve kötülüğe değin incelenecektir. Dolayısıyla Kur’an’daki doğa yasaları (her şeyden önce) fiziksel değil ahlâkîdir. Doğru, bu yasalar izah edilebilir, rasyonel sebeplerle harekete geçirilmektedir fakat bu sebepler nihai anlamda ahlâkî yasalarla temellenmektedir. Böylece, eğer şeyler varlık âlemine çıkıyor veya yokluğa gömülüyorsa bu, felsefecilerin İlk Muharrik dedikleri hareket ettirici gücün ahlâkî tasarımı tarafından belirlenmektedir.

Bu paragraf kendi kendisini zaten çok güzel açıklamakta. Burada ilave edilebilecek bir husus, yine bilimin baskınlığı dolayısıyla Kur’an’ı adeta bir bilim kitabı kılmaya çalışanlara verilebilecek olan şu cevaptır: Kur’an’daki doğa yasaları her şeyden önce fiziksel değil ahlâkîdir. Bu da bilim ile Kur’an’ın ortaya koyduğu bakış açısının temel ayrım noktasını oluşturur aslında.

Nihâî gaye

Peki bu ahlâkî yasalara bağlılığın gerisinde ne gibi bir amaç var? Hallaq bunu da şöyle açıklıyor: Bütün yaratma, yeniden yaratma ve öldürme işi, ilahi cömertlik ve güç tarafından tek bir amaca binaen tasarlanmıştır: insanları iyiyi yapmaya davet etme.

Dolayısıyla biz de dışarıdan fiziki olarak görünen fakat arkaplanında derin bir ahlâkî yapı barındıran bu virüs mevzusu hakkında nihai anlamda kendimize şunları sormalıyız: Bu, insanoğlunun ahlâkîliği hakkında bize ne demek istiyor? Bu söylenmek istenenden hareketle yönümüzü iyiliğe nasıl çevireceğiz?


* Yazı boyunca alıntılanan kısımlar kitabın İngilizce orijinali olan The Impossible State’den tarafımdan yapılan Türkçe tercümelerdir.

  09.04.2020

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut