Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

 Arşiv

 “Bediüzzaman’ı anlamak”, ama nasıl?

Yazara Mesaj Gönder

BİR ‘DENGE peygamberi’ olarak Peygamber Efendimizin ‘sevgi’ gibi sevilmeye en ziyade lâyık bir duyguda dahi ‘dengeli’ olmaya çağıran hadisleri vardır. Ölçüsüz sevginin bakışımızı körelttiğine, geçmişte nicelerinin sevgide ifrattan dolayı saptığına dair uyarılar da içeren bu hadislerin en meşhurlarından biri, ‘sevgide ihtiyat’ hadisidir.

Gelin görün ki, bu nebevî itidal ve ihtiyat uyarılarını, zaman zaman, hatta sıklıkla gözardı ederiz. “Biz sevdik mi adam gibi severiz” halet-i ruhiyesinin eşliğinde, esneme payı bırakmayan marazî sevgiler dayanır kapımıza. Öyle sevgilerdir ki bunlar, sevdiğimizi âdeta ‘kusursuzluk’ makamına yükseltmişizdir. O yüzden de, meselâ kendisinden bin hakikatli söz duyduğumuz bir insanı, bize göre ‘hakikatsiz’ tek bir sözü ile karalayabilir; kendisinden yüz hakikatsiz söz duyduğumuz bir başka insanı ise, bir hakikatli sözüyle aklayabiliriz.

Hayat tecrübemiz, buna dair nice örnekle doludur. Bu örneklerin büyük bir kısmının gelip dayandığı son nokta ise, vâkıanın ‘ehl-i dünya’ boyutunda müthiş hayal kırıklıkları, ‘ehl-i din’ boyutunda ise ciddi kalb kırgınlıklarıdır.

Oysa, Hz. Peygamberin ders verdiği üzere, başka herşey kadar, sevgilerimiz de ‘dengeli’ olduğu ölçüde değerlidir. Aksi takdirde, bin hakikatli sözünü duyduğumuz bir kardeşimizin hoşumuza gitmeyen bir sözüne tahammülsüzlüğümüz kalbî kırgınlık ve fiilî kopmalar üretebildiği gibi, söylediği hakikatsiz sözler ve sergilediği haksız duruşlar gözardı edilerek hoşumuza giden bir sözüyle yüceltilmiş kişiler de bizi çölün ortasında susuz bırakabilirler.

Bütün bunları bana düşündüren, Radikal’in Pazartesi nüshasında Neşe Düzel’in Hürriyet gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever’le yaptığı bir söyleşi oldu. Zaman zaman, daha doğrusu ‘bir zamanlar’ özgürlükler lehine cesur yazılar yazabilmiş bulunan Cüneyt Ülsever’in Risale camiası, özellikle de camianın bazı kesimleri nezdinde sahip olduğu itibar ise, bundan da ziyade, Bediüzzaman hakkındaki birkaç takdirkâr yazısına dayanıyor. Kendi namıma, özgürlükçü yazılar yazdığı bir dönemde yazılmış ‘takdirkâr’ yazıları daha değerli bulduğumu; ancak, o ‘takdirkâr’ yazılarda dahi ciddi bir ‘ihtiyat payı’nı hak eden satırlar ve satır araları gördüğümü belirtmeliyim. Sonuçta, bana, ‘benim tanıdığım’ Bediüzzaman’ın mı övüldüğü sorusunu sordurtan ‘takdir’lerdi bunlar. Edindiğim izlenim, Ülsever’in dünya algısının bir ‘protestanlaşmış İslâm’ anlayışını da içerdiği; Bediüzzaman’ın asla hak etmediği şekilde bu şablona ‘uydurularak’ takdir edildiği idi.

Yani, Bediüzzaman’ın ‘hak ettiği’ şekilde değil, ‘hak etmediği’ şekilde takdir edildiği bir durumdu ortada olan. Bediüzzaman’ı değil, kendisini ve kendi dünya anlayışını merkeze alan, Bediüzzaman’a ‘pozisyonel’ ve ‘araçsal’ bir gözle bakan ve Bediüzzaman’ın hayatı ve düşüncesiyle uyumsuz bir ‘işlev’ yükleyerek gerçekleşen böylesi bir takdir, bende pek de takdir hissi uyandırmamıştı.

Mesel⠓Muhteşem bir Weberian yaklaşımla, tıpkı Protestanlığın kapitalizme uyum göstermesi çabaları gibi, o da para kazanmanın, istihdam yaratmanın, iş kurmanın, verimli çalışmanın ibadet kadar önemli olduğunu daha 1900’lerin başında Müslüman bir ülkede ifade etmiştir” diyerek “Bediüzzaman’ı anlamak/anlatmak”tan bahsediyordu Ülsever.

Pazartesi günü, Ülsever’in Neşe Düzel’e söyledikleri arasında, başka bir dizi ‘falsolu’ cümlenin yanısıra, benim özellikle dikkatimi çeken, bu minvaldeki sözlerdi. Yanlış anlaşılmasın, Ülsever bu söyleşide Bediüzzaman’dan söz ediyor değildi; ancak Bediüzzaman’a olan övgülerinin de nasıl bir zihinsel işleyişin ürünü olduğunu ele veren ipuçları sunuyordu. Meselâ, Fethullah Gülen Hocaefendinin “Biz bir zamanlar dünyaya sadece Kur’ân’ın gözüyle bakıyorduk. Sonradan öğrendim ki, dünyaya sadece Kur’ân gözüyle bakılmaz. Daha geniş perspektifle bakmak lâzım” dediğini ileri sürüyordu; ki, böyle bir sözün söylenmiş olamayacağını ummak istiyorum. Umarım, muhterem Fethullah Gülen’e ve sözlerine daha yakından vâkıf olan iman kardeşlerimiz, ‘suizanna’ yol açabilme ihtimaline binaen buna ilişkin bir tavzihatta bulunurlar.

Ki, Ülsever’e göre, “İlâhî güç tarafından yazılmış olan benim inandığım kitabın içinde her şeyin cevabı vardır” yaklaşımı, yanlış.

Hem, ‘Devlet tarafından el konulan koca bir bankanın yönetim kurulu katında bugün namaz kılınıyorsa,’ bu işte bir sakatlık var. Bu sakatlığın menşei ise, ‘faiz’ değil, ‘namaz.’ Şu cümlelere bakar mısınız: “Namaz kılmak insanların en doğal hakkı ama beş vakit namaz kılacaksan, gidersin yakın bir camiye ibadetini orada yaparsın, sonra da gelir bankada işini yaparsın. Ama bugün koskoca bir bankanın yönetim katında namaz kılınıyor. Dedelerimiz, ‘Kâr edilen, para kazanılan, alışverişin, pazarlığın olduğu yerde din olmaz’ derlerdi.”

İşin 1 Mart tezkeresi, Amerikancılık vs. kısmına girmiyorum.

Herşeye rağmen, sayın Ülsever’i, aynı gazetede yazan ve din ve dindarlar lehine ‘pozisyonel’ dahi olsa olumlu bir görüş sergilememeye yeminli nice müseccel isimle bir tutma adaletsizliğine ve haksızlığına da asla razı olamam.

Ülsever örneğini irdeledim ki, takdir de etsek, memnun da olsak, bazı şeyleri abartmayalım.

Bediüzzaman’a ‘hakikî Bediüzzaman’ olarak ilgi gösterilmesi ile, zihinlerdeki veya fiiliyattaki bir projenin içinde ‘işlevsel’ bir pozisyon biçerek ilgi gösterilmesi arasındaki fark, her zaman için dikkat etmemiz gereken bir farktır.




Yeni Asya Gazetesi, 05.05.2005

  05.05.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


Ama

Kayıpları kazanca çevirmek

İmtisal

Şöhret neden riyadır?

Kazananlar, kaybedenler

‘Çırak’ın düşündürdükleri

Ölümün anlamı

Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Nereye yönelmeli?

İmanın asgarî şartı

İstenmeyen şahitlikler

Yüz aç adamın huzurunda

İhlâs ve iktisat

Bir haksızlık karşısında

Tektipleşmede son adım

Ne insan bu kadar basit, ne de hayat sıradan

Tutunamayanlar için

İki yanlış arasında

‘İslâm sanatı’nın söylediği

İnsancıl ve tepkisiz

Kırılma noktası

Namaz ve tesettür

Görüntünün iktidarı

Yarına hazır mıyız?

Tesettür karşıtlığı üzerine bir psikanaliz

Firavun sarayındaki mü’min

Dünü ve bugünüyle İstanbul’un söylediği

Öngörüler ve sonra görülenler

Başka bir açıdan Pakistan tecrübesi

Tarih okuyanlar, tarihin canına okuyanlar

‘Kamusal alan’ kimin alanı?

Milliyetçiliklerin milletlere ettiği kötülükler

Anneler, eşler

Sevgi tüketimi

“Bediüzzaman’ı anlamak”, ama nasıl?

Alenîlik

Şehit olsanız bile...

‘Mikro iktidar’ üzerine

Özenmek, imrenmek...

Bir göz hatırı için

Ehakkı ararken

Mâruf ve münker

Mü’minler nasıl kardeş olur?

Genişlik, derinlik

Yüzleşme noktası

Abdülhakim Murad’ı okurken

Ezber bozmak, oyun bozmak

‘Diyalog’a evet, ama kimlerle?

‘Ene’ üzerine bir hasbihal

Başka bir açıdan toptancılık

Bir bomba, bir Müslümanın elinde ise, ‘İslâmî’ midir?

Diyaloğun adresi!

Fazla mı temiziz sahi?

İçe dönük diyalog

Masumiyet, silâhtan daha güçlüdür

O yağmuru beklerken

Risale-i Nur ve tasavvuf: Doğru sözler, yanlış anlamalar

Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit

Söylenmesi doğru olmayan doğrular

Toptancılık kime yarar?

Üzülebilmek

Fakihlere övgü

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

7hocaefendiye saygısızlıkhüseyin kılıçaslan , 22.05.2006, kırşehir

efendim bazı kişiler bilmeden mi yorum yapıyor yoksa bilerek mi bunu yapıyorlar ama hocaefendinin böyle bir sözü kelam olarak ağızlarına almaları düşünülemeyecek bir şeydir.kimsenin dünyanın ilk var olduğu andan bu yana var olan Allah dostlarına böyle bir söz söylemesi düşünülemez bir şey.

6İsmet ÖzelLa-şey, 18.05.2006, Türkiye

““Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır” diyor İ. Özel. Göründüğü kadarıyla bu cümlenin kökeni Kurani olmaktan çok Heidegerci’dir. Yazıların-dan birinde İ. Özel, yabancı (yani Kurani olmayan) bir düşünce sisteminin sorunsalı kabul edilirse, sonradan bu sistemin tezleri reddedile bile seçmeciliğe varıldığını belirtiyor. Seçmeci olmakla, müşrik (Tanrı’ya eş koşan) olma arasında (Allah saklasın!) yalnızca bir adım vardır. Oysa Türk siyasi düşüncesinin tamamı seçmecilik üzerine kurulmuştur ve İ. Özel’in eserleri “yabancı düşünce sistemlerindeki” kavram ve sorunsalları bizat yadsıma yoluyla bile olsa kabul etmekte, meşru kılmaktadır.

İ. Özel’in çabaları nereye varabilir? Bir düşünce sistemine mi? Yoksa bir görüşler dizisine, “Batılı” düşüncenin İslâm üzerine varyantları dizisine mi? Tıpkı birçok Türk aydınında olduğu gibi, İ. Özel’de de acılı bir şekilde islâmi göndermelerin yersizliği hissediliyor ve islâmcı diye adlandırılan düşünce batılılaşmaya bağımlı kalıyor. Neden bunu itiraf etme samimiyetini göstermeyelim?” (Hamit Bozarslan, “İsmet Özel Üzerine”, Defter, 15, 1990, s. 93.)

“... benim yazılarımda cephe alınan nitelikleriyle Batı belli hâkimiyet odaklarını, belli denetim merkezlerini ifade eder. Bu da XVI. Yüzyıldan itibaren oluşumunu gerçekleştirmiş buluna dünya sisteminden başka bir şey değildir. Yani Ortaçağ boyunca batıda Batı yoktu. Eğer yerküre kültürü Doğu ve Batı diye ikiye ayrılacak olursa İslâm batıda kalır ve doğu diye adlandırılmayı hakedenlerin Hint ve bilhassa Çin kültürü (zihniyeti) olduğu anlaşılır. İslâm Akdeniz havzasına olan bağları yüzünden, İbrahimî gelenek içinde yer alması sebebiyle ve Batı’nın oluşmasına birinci elden katkıları bulunduğu için en genel düşünme çerçevesinde Batı ile sınırdaştır. Cermen dünyasının ne ölçüde Batılı olduğu sorulabilirse İslâm ve batı ilişkilerinin hangi düzlemde ele alınması gerektiği daha kolay anlaşılabilir.

“Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır” cümlesinin Kur’anî olmaktan çok Heideggerci bir kökene sahip olduğu görüşünü doğru bulmasam da itiraza dilim varmıyor. Doğrusu Heidegger okumalarımın beni birçok âyet-i kerimeyi, birçok hadis-i şerîfi daha derinden kavrar duruma sokmuştur. ...” (İsmet Özel, “Bir Cevap”, Defter, 15, 1990, s. 100.)

5MerhabaAlper Coşkun, 18.05.2006, İstanbul

Değerli Metin Bey, umarım Hocaefendi böyle bir şey söylememiştir diyor. Bir yerde su-i zan a kapı aralamıyor mu? Keşke kendisi önce küçük bir araştırma yapıp, yazısını öyle kaleme alsaydı.

4 tenzih özgür, 18.05.2006, kdz.ereğli

f.gülenin böyle bir söz söylediğini iddia eden Ülseverdir. Ve sözün ispatını yapacak olan da yine odur. Eğer yoksa böyle bir şey bu Ülsevere iletilmelidir. Metin bey in f.gülen i bu sözden tenzih etmesi de gerek miyor.

3tekzibcemil merdiven, 18.05.2006,

hocaefendi kendisine isnat edilen o beyani kesin bir tavirla yalanladi. takip edenler bilir. saygilarimla.

2f.gülenkayıp okuyucu,, 17.05.2006, türkiye

fethullah gülen e atfedilen sözün manası açık. o nu zerre kadar tanıyan birisi hocaefendi den böyle bir şeyin sadır olmayacağın bilir. muhtemelen yazar da bunu gayet iyi biliyordur. şahsen metin bey in o ifadeyi bu bağlamda dile getirmesinden ziyade fethullah hoca gibi bir allah dostunu bundan tenzih etmesini umardım. fakat hüsn-ü niyetinden emin olduğumdan üzerinde durmak istemiyorum bunun.

1biz de isterdikhasandemir, 31.01.2006, türkiye

İnsanların suizana düşmemesi için bazı şeylerin zamanında yorumlanması lazım fıtraten,testi kırıldıktan sonra anlamı yok.

Sahi öyle bir söz söylenmiş mi?




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut