Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.629 yazı içinden]

 Arşiv

 Mü’minler nasıl kardeş olur?

Yazara Mesaj Gönder

SOSYAL HAYAT’ denildiğinde aklıma ilk gelen sûre, tereddütsüz, Hucurat’tır. Bu kısa sûre, yalnızca iki buçuk sayfa ve on sekiz âyetten ibaret olmakla birlikte, sosyal hayatta yüzyüze gelinen en temel problemlere temelli çözüm getiren ölçüler içermektedir ve bu bakımdan, mü’minâne bir sosyal hayatın belkemiği hükmündedir. Gıybet, sûizan, alaycılık, tecessüs, milliyetçilik, yargısız infaz.. gibi sosyal hayatı zehirleyen bir dizi probleme çözüm getiren sûrenin, hepimizin ezberine kazınmış “Mü’minler ancak kardeştirler” meâlindeki âyeti de içermesi, elbette bir rastlantı değildir.

‘Mü’minlerin ancak kardeş olduğunu’ bildiren bu sûre, getirdiği emirler ile, mü’minler arasında kardeşliğin nasıl tesis olunacağını da bilfiil gösterir. Kendi hayatımızda bizatihî tecrübe ettiğimiz üzere, bir kardeşlik ikliminin canlanması ve de canlı kalması, gıybetin, sûizannın, birbirimizin özel hayatına tecessüs yoluyla müdahalenin uzağında durmayı gerektirir. Keza, ait olduğumuz alt-kimliklere üstünlük atfetmek sûretiyle üretilmiş her türden milliyetçiliğin, yahut söylentilere kapılıp insanlar hakkında olumsuz ve haksız yargılar verme gibi tavırların da uzağında olmayı iktiza eder. Bu açıdan, “Mü’minler ancak kardeştirler” buyuran bu sûrenin diğer bütün âyetlerini, ‘mü’minlerin nasıl kardeş olacağının’ yolunu gösteren âyetler olarak okumak mümkündür, hatta gereklidir.

Bu noktada Kur’ân’daki her bir âyetin birbiri ardısıra gelişinde bir hikmet, bir anlam, bir ‘nazm-ı mâânî’ olduğunu gözönünde tuttuğumuzda ise, bu sûrenin “Mü’minler ancak kardeştirler” buyuran 10. âyetinden bir önceki âyet, özel bir anlam taşımaktadır.

Bu dokuzuncu âyet, mü’minlere, mü’minlerden iki topluluk ihtilâfa düştüğünde ‘hemen aralarını bulup onları barıştırma’yı emretmektedir. Dahası, eğer ‘aralarını bulmak’ mümkün olmuyor ve haksız olan taraf hakkı sahibine iade etmemekte ısrar ediyorsa, âyet, hakkı teslim edinceye kadar bu tarafla mücadele emrini vermektedir.

Bir ihtilâf vuku bulduğunda mü’minlerin arasını bulmayı ve hakkın sahibine iade edilmesini sağlamayı mü’minler topluluğunun boynunun borcu kılan bu âyetin, mü’minlerin ‘ancak kardeş olduğunu’ bildiren âyetten hemen önce gelmesi, elbette, derin bir hikmeti barındırır. Ki insan bizatihî kendi yaşadıklarına veya hayat seyri içinde gözlemlediği olaylara bakarak bu hikmeti bir ucundan kavrayabilir.

En başta, âyetin sözünü ettiği ‘ihtilâf’ hali, bir duygusal-zihinsel kilitlenme durumuna işaret eder. Bir tarafta haksızlığa uğradığını düşünen bir mü’min veya mü’minler topluluğu vardır, öte yanda yapılanın haksızlık olmadığını düşünen bir mü’min veya mü’minler topluluğu. Bir taraf, uğradığı haksızlığın giderilmesi konusunda ısrarlıdır, öte taraf ortada haksızlık diye bir durumun olmadığı konusunda. Âyet, böyle bir durumda, olayın doğrudan tarafı olmayan diğer mü’minleri ‘bizi ilgilendirmez, kendileri halletsinler, ne halleri varsa görsünler’ gibi bir tavırdan uzak durup ‘taraf olmaya’ çağırmaktadır. Olayın doğrudan tarafı olmayan mü’minler, ille de o tarafa veya bu tarafa meyledecek değillerdir; ama ‘çözümden taraf’ olacaklardır: “Hemen aralarını bulun, barıştırın.”

Ara bulup barıştırma deyince akla gelen en kolay çözüm ise, kendi hayatımızda defalarca tecrübe ettiğimiz üzere, bellidir. Böyle bir durumda, olayın doğrudan tarafı olmayan üçüncü kişiler, arabuluculuk gibi bir görev üstlenseler bile, maalesef bunu daha ziyade ‘güçlü’den yana kullanırlar. Genelde, haksız da olsa güçlüye karşı pek ses yükseltilmez ve haklı da olsa zayıftan olanları ‘sineye çekmesi’ rica edilir. Âyetin istediği ‘ara bulup barıştırma’ hali ise bu değildir. Zira bu, hakikat-ı halde, bir ‘barış hali’ değildir. Böyle bir durumda, haklı olduğu halde uğradığı haksızlık telâfi edilmeyen mü’min, içten içe tepkisini ve rahatsızlığını sürdürecektir. Üstelik, yalnız doğrudan kendisini haksızlığa maruz bırakanlara karşı değil, uğradığı haksızlığı sineye çeken ve ona da sineye çekmesini öneren üçüncü kişilere karşı da bu tepkisi genişleyecektir. Öte yandan, böyle bir durum, haksız tarafta ‘yapılanın yapanın yanına kâr kaldığı’ duygusu uyandırarak, yeni haksızlıklara, yeni mağduriyetlere ve bir bütün olarak toplum içinde adalet-eksenli yeni incinmelere zemin ihzar edecektir. Mağdurun haksızlığa uğradığı, ama buna seyirci kalındığı duygusuyla yaşadığı, haksızın yaptığının yanına kâr kaldığı duygusu edindiği ve yeni haksızlıklara yeltenebildiği, böylece ‘haksızlığa talip’ olanların cesaret bulduğu ve yeni mağduriyetlerin zuhur ettiği bir ortamda ‘kardeşliğin’ tesisi ve tahakkuku ise kesinlikle mümkün değildir.

İşte bu bakımdan, “Mü’minler ancak kardeştirler” buyuran Rabb-ı Rahîm, bir önceki âyette, bu kardeşliğin gerçekten tezahür ve tahakkuk etmesi için, mü’minlere ara bulma ve haksızlığı giderme emrini vermektedir. İki mü’min veya iki mü’minler topluluğu arasında bir çatışma varsa, mü’minler arabulucu olacaklardır. Ve eğer gerilim taraflardan birinin diğerine karşı haksızlığından kaynaklanıyorsa, hak yerini buluncaya kadar, haksız tarafa karşı mücadele edecek ve ancak haksız taraf haksızlıktan rücu ettiğinde yine adaletle aralarını bulacaklardır. Ve bütün bunları yaparken ‘kıst’ı, yani hak olanı, makul olanı, insaf ve adaletin gereğini gözeteceklerdir. Rabb-ı Rahîm’in mesel⠓Haksızlığa uğrayandan anlayış göstermesini rica edin, tahammül tavsiye edin, durumu idare etmesini isteyin” demeyip, ‘haksızlık çözülünceye kadar’ haklı tarafla birlikte ve onun lehine mücadeleyi niye emrettiğini ise, âyetin devamında son cümlesi bildirmektedir: “Çünkü Allah muksıt’ları [adaleti gözetip zulmü giderenleri] sever.”

“Mü’minler ancak kardeştirler” hükmü, işte bu âyetten sonra gelmektedir: “Mü’minler ancak kardeştirler. Onun için, iki kardeşinizin aralarını düzeltin ve Allah’tan korkun ki, rahmet olunasınız.”

Velhasıl, kardeşliğin aramızda kök salmasını istiyorsak, adaleti aramızda bir esas yapmamız ve gördüğümüz bir haksızlığı suskunlukla karşılamamamız gerekiyor. Gerçekten ‘kardeşler’ olmak istiyorsak, öncelikle ‘adaletle işgörüp zulmü giderenler’den olmamız gerekiyor. Haksızlık karşısında suskunluk ise, hem mağdurun suskunlara karşı incinmesi, hem de haksızın haksızlığa devamına imkân vermesi suretinde, kardeşâne bir hayat-ı içtimaiyeyi yıpratıyor ve zedeliyor.




Yeni Asya Gazetesi, 12.04.2005

  12.04.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


Ama

Kayıpları kazanca çevirmek

İmtisal

Şöhret neden riyadır?

Kazananlar, kaybedenler

‘Çırak’ın düşündürdükleri

Ölümün anlamı

Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Nereye yönelmeli?

İmanın asgarî şartı

İstenmeyen şahitlikler

Yüz aç adamın huzurunda

İhlâs ve iktisat

Bir haksızlık karşısında

Tektipleşmede son adım

Ne insan bu kadar basit, ne de hayat sıradan

Tutunamayanlar için

İki yanlış arasında

‘İslâm sanatı’nın söylediği

İnsancıl ve tepkisiz

Kırılma noktası

Namaz ve tesettür

Görüntünün iktidarı

Yarına hazır mıyız?

Tesettür karşıtlığı üzerine bir psikanaliz

Firavun sarayındaki mü’min

Dünü ve bugünüyle İstanbul’un söylediği

Öngörüler ve sonra görülenler

Başka bir açıdan Pakistan tecrübesi

Tarih okuyanlar, tarihin canına okuyanlar

‘Kamusal alan’ kimin alanı?

Milliyetçiliklerin milletlere ettiği kötülükler

Anneler, eşler

Sevgi tüketimi

“Bediüzzaman’ı anlamak”, ama nasıl?

Alenîlik

Şehit olsanız bile...

‘Mikro iktidar’ üzerine

Özenmek, imrenmek...

Bir göz hatırı için

Ehakkı ararken

Mâruf ve münker

Mü’minler nasıl kardeş olur?

Genişlik, derinlik

Yüzleşme noktası

Abdülhakim Murad’ı okurken

Ezber bozmak, oyun bozmak

‘Diyalog’a evet, ama kimlerle?

‘Ene’ üzerine bir hasbihal

Başka bir açıdan toptancılık

Bir bomba, bir Müslümanın elinde ise, ‘İslâmî’ midir?

Diyaloğun adresi!

Fazla mı temiziz sahi?

İçe dönük diyalog

Masumiyet, silâhtan daha güçlüdür

O yağmuru beklerken

Risale-i Nur ve tasavvuf: Doğru sözler, yanlış anlamalar

Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit

Söylenmesi doğru olmayan doğrular

Toptancılık kime yarar?

Üzülebilmek

Fakihlere övgü

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut