Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘İmam’ ve ‘Cemaat’
–Abdullah Taha Orhan

[*4.446 yazı içinden]

 Arşiv

 Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit

Yazara Mesaj Gönder

EMİRDAĞ LÂHİKASI’NIN, Bediüzzaman Said Nursî’nin talebeleriyle 1950’li yıllarda yaptığı yazışmaları içeren ikinci cildinde, nedense pek dikkatleri çekmemiş bir mektup vardır. “Mahkeme-i kübraya şekva ve müdafaatın bir haşiyesi olan parçanın hülasasıdır” başlıklı bahisten sonra gelen bu mektupta, Bediüzzaman, daha önceki bir dizi mektubunda dile getirdiği bir söze şerh koyar. Bu söz, ‘Risale-i Nur ve tarikat’ deyince akıllara gelen ilk söz olarak, “Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır” sözüdür.

Bu söze getirilen şerh, şu şekildedir: “... Şimdiye kadar ben yalnız iman hakikatını düşünüp ‘Tarikat zamanı değil, bid’alar mani oluyor’ dedim. Fakat şimdi, sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün on iki büyük tarikatın hülâsası olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine, her tarikat ehli kendi tarikatı dairesi gibi görüp girmek lâzım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi. Hem ehl-i tarikatın en günahkârı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor; kalbi mağlup olamıyor...”

İlgili mektupta, bu cümlelerin önünde ve sonunda yer alan ve buraya aktarmadığımız cümleler de dikkat gerektiren unsurlar barındırır; ama aldığımız bu kısım, Bediüzzaman’ın ehl-i tarikat ile Risale-i Nur müntesipleri arasında bir soğukluk sebebi olagelmiş o sözündeki kasdı, o sözü söylediği zaman ve zemin dahilinde, yeterince açıklar durumdadır.

Bu sözden anlaşıldığı üzere, bir vakit Bediüzzaman’ın ‘tarikat zamanı değil’ demesine sebebiyet veren iki unsurdan ilki ‘yalnız iman hakikatini düşünmesi,’ ikincisi ise ‘bid’alar’dır. Ki, Sünnet-i Seniyye Risalesi’nde, yani “Onbirinci Söz”de Bediüzzaman’ın ‘bid’a’ tabirine getirdiği açıklamayı hatırlarsak; “ahkâm-ı ubudiyette yeni icadlar, bid’attır.” İşte, Bediüzzaman’ın ‘Zaman tarikat zamanı değil’ sözünü söylediği zaman, ‘ahkâm-ı ubudiyet’in en birincisi olarak tevhid ve risalete, dolayısıyla bir bütün olarak iman esaslarına; ve hepsi de kökünü iman esaslarında bulan ve ondan beslenen İslâmî esas ve ölçülere topyekün bir hücumun sözkonusu olduğu bir zamandır. Bu zamanın en etkili kişisince söylenen “Biz ilhamımızı gökten ve gaipten almıyoruz” gibi, “Filhakika insan tabiatın mahlukudur. Natür insanları türetti, onları kendine taptırdı” gibi sözler; bu sözler ekseninde oluşturulmuş devlet ve özellikle de eğitim politikaları; ve bu çizgide, ‘ahkâm-ı ubudiyette yeni icadlar’ın bu çizgide dayatılmak istenmesi; bu dayatma dahilinde, bırakın başka şeyleri, Kur’ân harflerine dahi tahammül edilmemesi... o sözün söylendiği dönemin keyfiyetini açıklamak için yeterlidir.

Böylesi bir zamanda, imanlar elden giderken, seyr-i sülûk içinde şahsî terakkî ve kemalat için çalışmak, Bediüzzaman’a zaid görünmüştür. Böyle bir zamanda, yapılması gereken, şahsî terakkiyatından feragat edip, umumun imanının selâmetine çalışmaktır. Nitekim, ilgili sözüyle, Bediüzzaman, bütün himmetin buna sarfedilmesi gereğine dikkat çekmektedir.

İşte böyle bir zamanda böyle bir keyfiyetle söylenen “Zaman tarikat zamanı değildir” sözünün hikmetini ve zeminini anlama noktasında dikkat etmemiz gereken ikinci bir husus, sözkonusu zamanda bu icraatları yürüten yönetim mekanizmasının en etkili üç isminden birinin, şahsen bir tarikata mensubiyeti olan bir kişi olmasıdır. Bediüzzaman’ın her üç lâhikasından bu vesileyle taradığım mektuplardan anladığım kadarıyla, ‘mareşal’ ünvanı taşıyan bu kişinin şahsen ‘tasavvuf mesleği’ne intisabı olmakla birlikte böylesi bir icraatın—’seyircisi’ bile değil—’icracısı’ olması; dahası başka bazı tasavvufî kümelenmelerin de bu icraata müdahil ve seyirci bir konumda bulunması, Bediüzzaman’ın ilgili sözü söylemesinde son derece müessirdir. Bediüzzaman, tasavvufun ‘bâtınî’ yorumlara müsait tarafının ve ehl-i tasavvufun ‘muhabbet,’ ‘müsamaha’ ve ‘itaat’ gibi cemalî vasıflarla mücehhez oluşunun hakim güçlerce suiistimal edileceği; ‘bid’aların’ bu yoldan ehl-i İslâm içine gireceği endişesi taşımaktadır. Mektuplarında geçen, “yirmi beş seneden beri ehl-i ilmi, ehl-i tarikatı ezen; ya kendilerine dalkavukluğa mecbur eden eski partinin müfrit ve mason ve komünist kısmı...” gibi, “seyr-i sülûk-ü kalbî ile tarikat mesleğinde bu bid’alar zamanında çok müşkilât bulunduğundan...” gibi ifadeler bu açıdan dikkat çekicidir. Nitekim, en başta zikrettiğimiz mektubunda da Bediüzzaman, vaktiyle niye öyle dediğini “Tarikat zamanı değil, bid’alar mani oluyor” ifadesiyle dile getirmektedir.

Yazımızın en başında dile getirdiğimiz bu mektup, diğer taraftan, şartlarını bir parça dile getirdiğimiz sözkonusu zeminde söylenmiş bu sözü yumuşatır bir mahiyettedir. Zira, bir kere, bu sözün söylendiği 1950’li yıllar, ‘tesadüf, şirk ve tabiatın âlem-i İslâm’dan nefiy ve ihracına Risale-i Nur’ca verilen kararın infaz edildiği’ yıllardır. Yani, bundan böyle, getirilen küfrî yorumlar ve üflenen şüpheler mü’min akıllarda bir cevap, mü’min kalblerde bir mukavemet bulacak; iç dünyalara hakim olamayacaktır. İkincisi, ‘bid’alar’ galebe edememiş; Kur’ân’ın ve sünnetin esaslarına karşı ‘ahkâm-ı ubudiyette yeni icadlar’ kendilerine bir zemin, bir menfez bulamamıştır. Üçüncüsü, bu zaman zarfında, ehl-i tarikatın kâhir ekseriyeti, bid’alara mağlup olmamıştır. Yaşanan tecrübe, Bediüzzaman’a, “Ehl-i tarikatın en günahkârı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor; kalbi mağlup olamıyor” dedirten bir tecrübedir.

Buna binaen, Bediüzzaman, ilgili sözüne şerh düşerek, bu sözü belli bir zamanda belli şartlar dahilinde söylediğini dile getirmektedir. Bu sözle, ehl-i tarikat ve tasavvufa karşı bir husumet, bir düşmanlık ve rekabet kasdı olmadığını açıkça gösteren kelimelerle... Onun bu mektubunda kullandığı ‘sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün on iki büyük tarikatın hülâsası olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi’ ifadesi son derece manidardır. Bu ifade, bid’alara müsait ve müsaadekâr olmayan; bilakis ‘sünnet-i Peygamberi dairesinde’ yer alan anaakım tasavvuf çizgisine Bediüzzaman’ın kalbinin ve ruhunun sonuna kadar açık olduğunun nişanesidir. Onun bu ifadenin devamında, Risâle-i Nur’u sünnet-i seniyye dairesi içindeki ‘bütün on iki büyük tarikatın hülâsası’ olarak tarif etmesi ise, Risale mesleği ile tasavvuf mesleğinin özü itibarıyla ‘yoldaş’ ve ‘kardeş’ olduğunu ima ve ihsas etmektedir. Rakipler ve hasımlar değil; yoldaşlar ve kardeşler...

Sözün kısası, Risale-i Nur ve tasavvuf, Bediüzzaman’ın düştüğü şerhin açıkça gösterdiği üzere, iki hasım ve iki rakip değildir; aynı yolun, komşu iki şerididir.

Bu noktada “Hangi şeritte daha hızlı yol alınır?” gibi sorular da akla gelebilir. Ne var ki, öncelikli mesele, son tahlilde, ‘aynı yolun yolcusu’ olduğumuzun taraflarca anlaşılması meselesidir.

Aradaki buzlar eriyip kalbler yumuşadıktan sonra, her iki çizgideki mü’minler birbirlerinin kazanımlarından istifadeyi pekâlâ becereceklerdir.




Yeni Asya Gazetesi, 29.03.2005

  30.03.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


Ama

Kayıpları kazanca çevirmek

İmtisal

Şöhret neden riyadır?

Kazananlar, kaybedenler

‘Çırak’ın düşündürdükleri

Ölümün anlamı

Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Nereye yönelmeli?

İmanın asgarî şartı

İstenmeyen şahitlikler

Yüz aç adamın huzurunda

İhlâs ve iktisat

Bir haksızlık karşısında

Tektipleşmede son adım

Ne insan bu kadar basit, ne de hayat sıradan

Tutunamayanlar için

İki yanlış arasında

‘İslâm sanatı’nın söylediği

İnsancıl ve tepkisiz

Kırılma noktası

Namaz ve tesettür

Görüntünün iktidarı

Yarına hazır mıyız?

Tesettür karşıtlığı üzerine bir psikanaliz

Firavun sarayındaki mü’min

Dünü ve bugünüyle İstanbul’un söylediği

Öngörüler ve sonra görülenler

Başka bir açıdan Pakistan tecrübesi

Tarih okuyanlar, tarihin canına okuyanlar

‘Kamusal alan’ kimin alanı?

Milliyetçiliklerin milletlere ettiği kötülükler

Anneler, eşler

Sevgi tüketimi

“Bediüzzaman’ı anlamak”, ama nasıl?

Alenîlik

Şehit olsanız bile...

‘Mikro iktidar’ üzerine

Özenmek, imrenmek...

Bir göz hatırı için

Ehakkı ararken

Mâruf ve münker

Mü’minler nasıl kardeş olur?

Genişlik, derinlik

Yüzleşme noktası

Abdülhakim Murad’ı okurken

Ezber bozmak, oyun bozmak

‘Diyalog’a evet, ama kimlerle?

‘Ene’ üzerine bir hasbihal

Başka bir açıdan toptancılık

Bir bomba, bir Müslümanın elinde ise, ‘İslâmî’ midir?

Diyaloğun adresi!

Fazla mı temiziz sahi?

İçe dönük diyalog

Masumiyet, silâhtan daha güçlüdür

O yağmuru beklerken

Risale-i Nur ve tasavvuf: Doğru sözler, yanlış anlamalar

Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit

Söylenmesi doğru olmayan doğrular

Toptancılık kime yarar?

Üzülebilmek

Fakihlere övgü

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

12...fatih öz, 04.02.2007, ist/tr

Tashih için teşekkür ederim. Anlatan Musa Efendi olduğu için dikkat etmeden yanlış yazmışım. Musa Efendi arabasıyla hizmet etmiş ve hususi sohbetinde bulunmuştur Said-i Nursi'nin. Sami Efendi ile arasında gerçekleşen olayda ise Musa Efendi yoktur. Lakin geri kalan asıl kısım ise doğrudur. Said-i Nursi Hz.leri Kadiri'den ders almıştır.

Her yola müşteri lazımdır. Geri kalan kısım için bunu söyleyip yolunuz mübarek olsun diyorum..

Selametle..

11tarikat ve risale-i nurserhat , 27.12.2006, afyon/Türkiye

Esselamü Aleyküm Ve Rahmetüllahi Ve Berakatüh ebeden daima.arkadaşlar yazdıktan sonra arada bir tekrar bakarlarmı bilemem.ben acizane kendi anladığımı belirtmek istiyorum.burada kimse ye tarikatınızı terk edin demiyor.hatta orda oniki tarikatte bu tarikten ders almalı diyor.burda Risale-i Nuru tarikat olarak almayın.tarik yol demektir hepimizin malumu.tarikatle ilgilenen arkadaşlar bunu daha iyi bilir.bizim konumuz risalelerin ve tarikatlerin kardeş olduğudur.Sami Efendide,Süleyman Tunahanda ve diğerleride Said Nursiyle iyi ilişkilerde bulunmuşlar ve birbirlerini övmüşlerdir.yani bir yazı bu kadar rayından çıkartılıp tarikat-nurcu kavgasına dönüştürülemez.tanıyanlar bilir Rahmetli Timurtaş Uçar bir vaazında Risale-i Nuru övüp,elimde olsa ilkokuldan üniversiteye bütün okullarda Risale-i Nuru zorunlu tutarım demiştir.(birlikte okuyalım isteyen ankebut veya itibar haberden indirebilir.)kendiside bir tarikat mensubudur.bize düşen ister tarikatte olalım ister olmayalım elimizden geldiğince Risalelerden ve diğer eserlerden Kur'an ışığında Sünnet ışığında ders almaktır.Sami efendi ,Süleymen H.Tunahan, Esad efendiden,Bediüzzaman ve diğer İSLÂM'a hzmet eden büyüklerimizden ALLAH razı olsun.Umarım bizde onların yaptığı hizmetin milyonda birini bile olsa yapabiliriz.devir UHUVVET devridir ayrılmayalım,birbirimizden destek alalım.Esselamü Aleyküm

10Tahkik ve tashih...Edip, 20.12.2006, İstanbul

Musa Topbaş 1917 yılında doğmuştur. Sami Efendi ile ise 1950 yılında tanışmıştır. Gerçek anlamda Sami Efendiye intisabı ise 1956 yılında gerçekleşmiştir. Esad Erbili Efendi ise 1931 yılında vefat etmiştir. Peki nasıl oluyor da Sami Efendi’nin sorularına sabaha kadar cevap veren Bediüzzaman’ı Esat Efendi’nin yanına götürüyor, Musa Topbaş hazretleri...

Esad Efendiyle Bediüzzaman’ın karşılaşmaları 1908-1910 veya 1911-1913 yada 1918-1922 yıllarında İstanbul’da çakışıyor. Muhtemelen bu tarihlerde tanışıklıkları olabilir.

Bediüzzaman’ın Talebelerinden Abdurrahman Cerrahoğlu ise bu tanışıklığı şöyle aktarmıştır: “Bundan kırk yıl kadar evvel Şeyh Esad Efendi kardeşim bana geldi:"Kardeşim Said, tuttuğun bu yolu tarikatla birlikte devam edersen zamanın imam veya reisi olursun' dedi."Cevaben dedim: 'Kardeşim, öyle bir zaman gelecek ki, iman adet kabilinden sallantıda olacak. Biz,-tarikat bir tarafa-hepimiz bugünden tezi yok imanî hüccetlerin gönüllerde yerleşmesi için birleşirsek o zaman en faydalı, en lüzumlu vazifemizi yerine getirmiş oluruz.'

"Bana tarikatın lüzum veya adem-i lüzumunu şu veciz cümlelerle anlattılar: 'Kardeşim, öyle bir mürşid bul ki, hayatında Kur'ân-ı azimüşşan ve Peygamberimiz (s.a.v.)'in mübarek sözlerine ittiba edip, gayrı en küçük bir bidat işlememiş olsun. Böyle bir zatı bul da beraber intisab edelim. Ben ehl-i tarika muarız değilim. Benim on üç tariktan iznim var. Fakat bugüne kadar en yakınlarımın hiçbirisine tarikat dersi vermedim. Zamanımız onun zamanı değil..

"Zamanımızın büyük Üstadı, manâ ordularının büyük kahramanı mücahid Bediüzzaman Hazretlerine de bu yakışıyordu. O arada Abdulmuhsin Alev söze karıştı.

"Ben tarikatın en yüksek mertebesinde olmaktansan Risale-i Nur'un en geride kalan, Kur'ân-ı Kerime hizmet eden bir talebe kalmayı tercih ederim' cevabında bulundu.

"Sonra Üstadımız, 'Bize kemmiyet lâzım değil, keyfiyet lâzım' buyurdular. Çok yorulmuşlardı, müsaadelerini alıp ayrıldım. (Son Şahitler–1. s: 244- Necmeddin Şahiner, -İst–1993)

Bize abilerimiz böyle naklediyor.

Konu başka bir mecraya kaydığı ve muhatap bir sofu olduğu için bir kısım konuları mecburen teğet geçiyorum ve üzerinde durmuyorum. Durmaya hiç niyetim yok... Fakat yanlış anlaşılmayı önlemek için şunu da belirtmek zorundayım “Telvihat-ı Tis’a” dersini Risale-i Nur’dan alan hiçbir Nur Talebesi velayeti, muhteşem makamlı velileri inkar edemez. Benim de haddim değil, elbette. Bu sözlerim zehirlenme korkusundan kaynaklanmıyor! Hakkın hatırı âlidir hiçbir şeye feda edilmez. Yeter ki hak olsun. Bizim endişemiz yalnızca bu, yoksa muhatabın kim olduğu değil...

Diğer taraftan iman ve Kur’an hakikatlerine eskiden kırk günden kırk seneye kadar çıkmak mümkün iken bugün Allah’ın inayetiyle kırk dakikada çıkmak yolu Risale-i Nur’la açılmış. Milyonlarca Nur Talebesi bunun bir delilidir. Mesele üç beş kişi meselesi değildir ki. Buna bigane kalmak akıl kârı değildir. Bigane kalan kendisi mahrum kalır. Karabaşoğlu’nun bir yazısında çok güzel ifade ettiği gibi Risale-i Nur’u eski zamanın en hızlı ulaşım vasıtaları gibi kullanmak yerine, Allah’ın bu zaman hitap eden bir uçak gibi çok mükemmel hızlı bir vasıtası olarak görüp istifade etmeye çalışmak gerekir. Birileri eski zamanın vasıtalarına binmeye devam edebilirler. Fakat bu gerçekleri değiştirmeyecektir.

9iddia ve yaşanılanlarfatih öz, 19.12.2006, ist/tr

Tarikat(lar), şeriat dairesi içerisinde hakikate giden yollardır. Bunun başka bir yolu yoktur.

Belki abileriniz anlatmamıştır, benden duyun öyle ise. Musa Topbaş hz.leri, Said-i Nursi İstanbul’a geldiği zaman arabası ile hizmet edermiş. Bir gün Sami Sultan’ımıza götürmüş Nursi’yi. Bediüzzaman, Sami Sultan’ımızın sorduğu sorulara sabaha kadar cevap verince biraz mağrur olmuş. O zamanın şeyhi Pir-i Ekmel Efendimiz’in (Es’ad Erbili Hz.leri) yanına götürmüşler. Bediüzzaman’ın sormak istediği sorular varmış ama daha sormadan Efendimiz hepsini cevaplamış ve Bediüzzaman ben şimdi tatmin oldum deyip Kadiri tarikatından ders almış. Es’ad Efendi’nin yerine sonradan Sami Efendi Hz.leri geçmiştir. Bu bakımdan pirdeştirler, Sami Efendi ile Said-i Nursi. Hatta Nursi, kendisinden tarikat dersi isteyenleri Sami Efendi’ye gönderirmiş ve eklermiş “Biz sadece iman hakikatlerini yazmakla memuruz, irşadla görevli olan kişi Sami Efendi’dir”.

Mahmut Sami Efendimizin Peygamberimizin manevi emaneti devir almasını Üveysi veli Ladikli Hacı Ahmet Ağa (k.s.) anlatıyor: “Veraseti Nebeviyye makamına ait emaneti devir almak için Mahmud Sami Efendimiz Medine-i Münevvere'ye davet edilmişti. Haberi kendilerine tebliğ etmiştim. Birlikte Adana'dan Ravza'yı Mudahhara'ya dört dakikada yetişmiştik. Bütün ricaller, kutublar orada toplanmışlardı... Hocamda orada idi. Makam'ı Rasulullah’dan... 'Evladımız Mahmut Sami Efendiyi varisimiz olarak makamımıza tayin ettik!' emri peygamberiyyesi mühürlü olarak, icazetnamesi kendisine verilir. Toplanan ricaller ve kutuplar kendilerine hemen orada biat ederler... Hac dönüşü, Gavs-el Azam Abdülkadir Geylani (k.s.) Hazretleri ile görüşmüş ve kendilerine: - Sami Efendi; evlatlarına benim Kadiri dersimi de tarif et ve yolumu ihya et!' diye tavsiye etmiş ve mübarek Sultanım memleketlerine dönünce ihvana Kadiri dersini tarif etmişlerdir.

Demek ki Hz. Peygamber ve Geylani bilememişte sen/siz bilmişsiniz tarikat zamanı olmadığını! (Haşa)… Keşke orda olsa idin de uyarsaydın!

Ben kısa söyledim sen uzun anla inşallah. Tarikatı inkar etmek; şu an ki meşayihi, Sami Efendileri, Menzil şeyhlerini, Kıbrısi’yi, Haznevi ailesini vs. inkar etmek ve bunları yalancı saymak demektir. Şimdi tarikatı inkar eden Eyy Nurcu’lar; ya çıkın deyin ki şimdi ki meşayih yalancıdırlar ve sizi kandırmaktadırlar ya da maddi ve manevi selametiniz için dillerinizi tutun. Allah dostlarının etleri zehirlidir, O’nlara dil uzatan zehirlenirler.

Yorumlar bitmez tükenmez. Bizler yaşanılanlara bakalım. Herkes her şey için bir şeyler söylüyor. Yok şöyledir, böyledir. Müctehid hata yapabilir ve hatasına dahi sevap vardır. O yüzden yorumları mutlak hakikat bellemeyin. Bizim söylediklerimiz yorum değil, yaşanılanlardır. Siz meşayihin daha ne olduğunu anlamamışsınız, bari dilinizi tutunda risalenizi okumayı devam edin. Aman 3-5 adam daha kazanacağız diye meşayiha laf atmayın!...

8Bildiğini OkumakHasan Demir, 19.12.2006, İstanbul

Yazıyı eleştiren arkadaşlar bazı ezberlerini devam ettirmek istiyorlar.Bunu yaparkende yazıya kaynaklık eden paragrafı gözden kaçırıyorlar.O paragrafın ne anlama geldiğini açıklamadan yapılacak bir itirazın manası olmasa gerek.Çünkü Emirdağ Lahikasından alınan bu paragraf "Zaman tarikat zamanı değildir." ifadesinin niçin söylendiğini,hükmünün sürüp sürmediğini gayet güzel ifade ediyor.İtiraz edecekseniz önce şu paragrafı bir tahlil edin lütfen:

"“... Şimdiye kadar ben yalnız iman hakikatını düşünüp ‘Tarikat zamanı değil, bid’alar mani oluyor’ dedim. Fakat şimdi, sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün on iki büyük tarikatın hülâsası olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine, her tarikat ehli kendi tarikatı dairesi gibi görüp girmek lâzım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi. Hem ehl-i tarikatın en günahkârı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor; kalbi mağlup olamıyor...”

1.Niçin "Fakat şimdi" diyor?

2.Tarikatınızı bırakın anlamı çıkıyor mu?

3.Risale-i Nur imansızlık cereyanı ile uğraşıyorsa ve tarikat mensupları çabuk dinsizliğe giremiyorsa neden illa tarikatinizi terkedin demeye getiriyorsunuz?

4.Tarikat dairesini terkedin deniyor mu,gerçekten?

5.Başka risalelerde tarikatınızı terkedin mi deniyor,yoksa tarikatinizi ikmal mi edin deniyor?

7Şahsı değil fikri eleştir!Edip, 18.12.2006, İstanbul

"Selametle!" Fatih kardeşim...

Fikri olan şahsımı değil, fikrimi eleştirsin. Asıl Fanatizm, altı boş fikri olmak ve karşı fikre açık olmamak, hoşgörüsüzlüktür. Yoksa herhangi bir doğru fikri ısrarla savunmak değildir. Ben Risale-i Nur'dan okuduğum metinleri de yazarak bir kısım çıkarımlarda bulundum. Tabi bu çıkarımlar Nur Talebelerini doğrudan ilgilendiren çıkarımlardır. Ben bu sitenin daha çok Risale-i Nur'u anlamaya çalışan ve onu referans kabul edenlerin bir platformu olarak görüyorum ve düşüncelerimi de bu eksende ifade ediyorum.

Ayrıca, kendi fikirimlerimi bir yazar olarak yazmadım ve daire haricindekiler için tabi bu fikirlerin "elmas kılınç" olmaması gerektiğini de özellikle ifade ettim.

Kastetmediğim anlamları zorlamayla çıkaran ve beni herhangi bir kaynak göstermeden suçlayanlara asıl ben "selametle!" demeliyim, vesselam.

6Edip Beyyusuf emin, 18.12.2006, Ankara

Yazıdaki üslubunuz çok garip, tarikatlere hayat hakkı tanımayan bir düşünce dünyanız var. Biz buna fanatizm diyoruz. Mahlukatın nefesi adedince Allah'a ulaşan yol olduğu su götürmez bir gerçek. Böyle yapmakla insanları risale-i nur dan ancak uzaklaştırırsınız. Ayrıca risale-i nur bir parti ya da vakıf değildir fanatizmi olmaz. İnsanlar hidayete ersin ateşten kurtulsun da bu ister risale-i nur olsun ister başka bir şey...

5Selamfatih öz, 17.12.2006, ist/tr

Selam üzerine olsun edip kardeşim... (Furkan 25/63)

4Zaman tarikat zamanı değil, Sahabe mesleği zamanıdır.Edip, 14.12.2006, İstanbul

Yazıda tarikat ve Risale-i Nur farklı iki şerit gibi anlaşılıyor. Oysa ilgili mektupta Bediüzzaman'ın dikkati çektiği husus "on iki hak tarik"in Risale-i Nur'un içinde bir şerit olabileceği gerçeğidir. Metin abi buna hiç vurgu yapmamış.

Üstad aynı metinde onların "tam sarsılmaz, hakikî Nurcu" olmalarının yolunu açıyor, aslında. Yoksa kendi şeritlerinden rahatlıkla gidebileceklerinin ve Risale-i Nur'ların onları dinsizlik akımlarına karşı koruyup muhafızlık yaptığının bir ifadesi olmamalıdır, yazılanlar.

Ve Üstad sözlerini şöyle bitiriyor "Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşilik ve maddiyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var. O da Kur’ân’ın hakikatlerine sarılmaktır". Yani Kur'an hakikatlerinin en parlak delili olan Risale-i Nur'a sarılın diyor, tarikat ehline. Nurcu olun diyor. Yoksa, artık tarikatin önünde en kalmamıştır ve siz kendi şeridinizde devam edin demiyor.

Son olarak şunu söyleyeyim. Metin abi biraz araştırıp bu "zaman tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır" sözünün geçtiği yerleri biraz araştırsaydı, Emirdağ Lahikasında şu mektuba dikkat çekecekti ve yanlış anlaşılmayacaktı, bence. O da şu mektuptur:

"Hem, "Risale-i Nur mesleği, tarikat değil, hakikattir, Sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır." Risale-i Nur, bu hizmeti lillahilhamd en müşkül ve ağır zamanlarda yapmış ve yapıyor. Risale-i Nur dairesi, Hazret-i Ali ve Hasan ve Hüseyin in (r.a.) ve Gavs-ı Azamın (k.s.) ihbarat-ı gaybiyeleriyle, şakirtlerinin bu zamanda bir dairesidir. (Emirdağ Lahikası, s. 61)"

Benim bu mektuptan anladığım, "Zaman tarikat zamanı değildir"in anlamı onlarca asır sonra "Sahabe mesleğine" dönüşün yaşanması ve Risale-i Nur'un 5. halife olması sırrıdır. Ve bu sır her daim sürecektir. Sürdüğü müddetçe de "Zaman tarikat zamanı" olmayacaktır.

Dikkat edilmesi gereken, bu sözü tarikat ehline karşı "elmas kılınç" olarak kullanmamak olmalıdır, elbette.

3iddia ve gerçeklikfatih öz, 11.12.2006, ist/r

Kitaplardan istifade ile ehil bir mürşide teslim olmanın arasındaki büyük fark herkesce malum olsa gerek. Kişi değil risale, ilmihal kitabı temin edip onunla amel ederek de güzel bir müslüman olabilir. Ne var ki ihsan kıvamını yakalaması zordur. Rabbim dostlarına yoldaş eylesin bizleri...

2risaleyi anlamakyasemin eyüpoglu, 13.11.2005, viyana

R.nura hakettigi yeri verebilmemizde gercekten istifade edilecek bir ahlil..Allh razi olsun.."Sünnet-i Seniyye Risalesi’nde, yani “Onbirinci Söz”de " diye gecen yeri de 11.LEMA olarak düzelterek-gözünüzden kacmis olmali- merakla yazilarinizin devamini bekliyoruz.

1tasaffuv ve risale_i nurcem al, 08.10.2005, turkey

önce slm eder saygılarımı sunarım size düşüncelerinizi biz müminlerle paylaştıgınız içinmüteşekkirim.öncelikle sunu ifade edegim kikalpsizvucut motorsuz araba gibidir sizde konunun kalp hükmünde olanmevzularagirmemişsiniz...........




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut